24 Temmuz 2015 Cuma

Mahkeme, Kısırkaya Toplama Kampını Mevzuata Aykırı Buldu

Mahkeme, Kısırkaya barınağının mevzuat hükümlerine açıkça aykırı olduğunu söyledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kısırkaya davasını kaybetti.


İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Kısırkaya’da inşa edilen binlerce hayvan kapasiteli barınak projesinin iptal edilmesi için gelen talebi reddetmesi, hukuka aykırı bulundu. Barınak inşaatının mevzuat hükümlerine açıkça aykırı olduğunu ifade etti.

Davayla ilgilenen avukatların ortak yorumu, bu kararın projenin iptali anlamına geldiği.

Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği, Kısırkaya’daki barınak projesinin mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle iptali için İBB’ye başvurmuş, İBB bu talebi reddetmişti. Dernek, bunun üzerine 22 Temmuz 2014’te İBB’ye dava açmıştı.



Mahkeme, tesisin “kısmen mera, kısmen de korunacak kumsal ve sahil kumullu alanda yer aldığını” ve söz konusu barınak inşaatı için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan izin ve görüş alınmadığı söyledi. Kararda şu ifadelere yer verildi:

“Uyuşmazlıkta, ihtilafa konu hayvan barınağı inşaatının bulunduğu alanla ilgili 1/1000 ölçekli imar planının onaylanmadığından 1/5000 ölçekli imar plan notları kapsamında uygulama yapılamayacağı, yine imar planında mera ve korunacak kumsal ve sahil kumullu alanlar lejantında kalmakla birlikte Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla 1. ve 2. derece doğal sit alanında kalan ve ilgili Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan izin alınmadan yapılmış olması yönü ile söz konusu inşai faaliyetin yukarıda anılan mevzuat hükümlerine ve alıntısı yapılan ilke kararına aykırı olduğu açıktır.”

“Mevzuata da, hayvan haklarına da aykırı”


Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nden Burak Özgüner, içinde 500 hayvanın bulunduğu tesisin derhal işlevsiz hale getirilmesi gerektiğini söyledi:

“Buranın hukuka mevzuata aykırı olduğunu en başından beri söylüyoruz. Mahkeme ne karar verirse versin, bu tesisin en başta hayvan haklarına aykırı olduğunu da söylüyorduk. Şimdi mahkeme de toplama kampının mevzuata aykırılığını gördü. Biz de sokak hayvanlarına karşı bir soykırım merkezi olmaktan çıkana kadar mücadeleyi sürdüreceğiz.

“Mahkeme 3. Köprü yol güzergahıyla ilgili de iptal kararı verilmişti. 3. Köprü yol güzergahı, zaten Kısırkaya barınağının 3 km ötesinde yer alıyor. Bu iki kararla Gümüşdere-Kısırkaya bölgesindeki doğal alanlar korunması için önemli bir adım atıldı.

“Bu hukuksuz işlemlerin hepsinin durdurulması gerekiyor. Çünkü aylardır hayvan toplama çalışmaları devam ediyor ve şu an Kısırkaya barınağında 500 civarında hayvan bulunuyor.

“Mahkeme kararıyla bu tesisin derhal işlevsiz hale getirilmesi gerekiyor.”

Onlarca eylem yapılmıştı

Hayvan hakları savunucuları, sokak hayvanlarının doğal yaşam ortamları olan sokaklardan alınıp şehirden uzak bir tesiste tecrit edilmesine karşı çıkarken, tesise ulaşımın olmadığını, denetimden ve hayvanların ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğunu söyleyerek projeye karşı çıkmıştı.

Barınak inşaatına karşı hem Kısırkaya’da hem de İBB önünde eylemler yapılmış, CHP ve HDP konuyla ilgili soru önergeleri vermişti.

Kaynak: bianet

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Suruç'ta Katliam Var!

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu ile Kobanê'ye gitmek üzere yola çıkan ve Suruç'taki Amara Kültür Merkezi'nin önünde basın açıklaması gerçekleştirirken yoldaşlarımıza, dostlarımıza yapılan bombalı saldırıyı kınıyor ve lanetliyoruz.


Bombalı saldırıda, hayvan özgürlüğü aktivistlerinden, Eskişehir Anarşi İnisiyatifi'nden Alper Sapan'ın hayatını kaybettiğini, Caner Delisu'nun ise bacağından yaralanarak tedavi altına alındığını üzülerek kamuoyu ile paylaşıyoruz.  Alper Sapan, Eskişehir'de Tepebaşı hayvan barınağını, hayvan katliamlarına, açılan katliam çukurlarına karşı işgal eylemini organize eden Eskişehir Anarşi İnisiyatifi üyesi idi.


Katillere tırlar dolusu silah taşıyanlar, tank hibe edenler, çocuklara oyuncak götüren yoldaşlarımızı, dostlarımızı katlettiler. Bizler de saat 19:00'da Barış Bloku'nun yaptığı çağrı ile Taksim Tünel'de olacağımızı duyuruyoruz.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği

Basına ve Kamuoyuna,

Kobane’nin inşa çalışmalarına katılmak üzere dün İstanbul’dan yola çıkarak Urfa’nın Suruç ilçesine ulaşan 300 gencin basın açıklaması yapmak üzere toplandığı Amara Kültür Merkezi bahçesinde meydana gelen patlamada çok sayıda insan hayatını kaybetti; pek çok yaralı var.

Bu patlamanın sorumlusu savaş kışkırtıcılığını bir yönetim anlayışı haline getirmiş olan siyasi iktidardır. IŞİD çetelerine gösterilen müsamaha içeride ve dışarıda sürekli bir gerilim ortamı üretmiş ve provokasyonlara zemin hazırlamıştır. Türkiye’yi savaşın bir tarafı haline getiren AKP Hükümeti’nin zeminini açtığı katliamların ve savaş halinin son bulması talebiyle:

20 Temmuz Pazartesi (Bugün)
Saat 19.00’da Tünelden Galatasaray’a Yürüyoruz

BARIŞ BLOKU

18 Temmuz 2015 Cumartesi

Cudi'de yangın çıkaran TSK'yi, yangına müdahale etmeyen devleti kınıyoruz!


TSK'nin havan topu atışı nedeniyle Cudi Dağı'nda çıkan ve iki gündür süren yangın, yöre halkının ve belediyelerin kendi çabaları ile, büyük oranda kontrol altına alınmış durumda. Birçok yaban hayvanına yuva olan ormanları hayvanlarla birlikte yakan TSK'yi ve yangını izleyip müdahale etmeyen devlet yetkililerini kınıyoruz. Doğaya, hayvan haklarına, haklara duyarlı tüm kesimleri Cudi'deki katliama karşı tepki vermeye çağırıyoruz. Aşağıda yer verdiğimiz, Hayvan Hakları İzleme Komitesi - HAKİM'in Cudi Dağı'ndaki doğa ve hayvan katliamına karşı vicdanî ret çağrısına Yeryüzüne Özgürlük Derneği olarak katıldığımızı bildiriyoruz.

TSK'nin sebep olduğu, hayvanlar ve ağaçlar yanarken izlemekle yetinen, bir yangın helikopterini bile çok gören devletin katliamını lütfen teşhir edin!

Yeryüzüne Özgürlük Derneği





ŞIRNAK CUDİ'DEKİ DOĞA KATLİAMI HAKKINDA AÇIKLAMA ve VİCDANÎ RET ÇAĞRISI:

Türk Silah Kuvvetleri'nin, Şırnak’taki Çalışkan Hudut Taburu’ndan yapılan top atışları nedeniyle Cudi Dağı’nda 2 gün önce başlayan yangın dün ancak kontrol altına alınabildi. Birçok yaban hayvanı ile bu hayvanlara birer yuva olan ormanlar da yangında katledildi. İki gün boyunca süren yangına, yöre halkı kendi çabaları ile müdahale edip yangını söndürürken devlet yetkilileri konuyla ilgili bir açıklama bile yapmadı. Ana akım medya ise her zaman olduğu gibi, iki günde binlerce canlıyı kasıp kavuran, kıyım yapan yangını görmezden geldi. Ormanlardan, yaban hayvanlarından sorumlu Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve diğer devlet birimleri, yangının kontrol altına alınması için, yangın helikopteri göndermek bir yana, bölgeye takviye itfaiye ekibi bile göndermedi.

Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde olan Şırnak ilindeki ormanlar ve yaban hayvanları yanarak can verirken, devletin neden harekete geçmediğini, konuyla ilgili bir açıklama yapmadığını, ana akım medyanın neden konuyu gündeme getirmediğini ve sessiz kaldığını merak ediyoruz. Onlarca kuş türüne ve geyik, yaban keçisi, çizgili sırtlan, yabanî kelebekler, oklu kirpi, çöl varanı gibi birçok yaban hayvanına yuva olan Cudi ve çevresinde, devlet ve Türk Silahlı Kuvvetleri, yaptığı saldırı ve bu saldırıya olan bilinçli tepkisizliği ile bölgenin yaban hayatına, doğasına da bir darbe indirmiştir.

Cudi'deki doğa katliamını kınıyoruz, bu katliamdan devleti ve TSK'yi sorumlu tutuyoruz. Konu ile ilgili, kamuoyunda oluşan soruların cevaplandırılmasını yetkililerden merakla bekliyoruz.

Hak kavramının, tartışmasız bir şekilde siyasetler-üstü bir konu olduğunu hatırlatıyor, Cudi'de yaşanan bu doğa katliamı karşısında tüm yaşam savunucularını tepki vermeye davet ediyoruz. İki günlük yangında kıyım yapan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin şiddetine karşı herkesi, vicdanî ret açıklamaya, bu militarist yıkım anlayışını reddetmeye çağırıyoruz. Bu katliamın parçası olmak zorunda değilsiniz. Şiddeti, hiçbir şeyden habersiz olan yaban hayvanlarını katletmeyi, onların yuvalarını yıkmayı reddedebilirsiniz.

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)

12 Temmuz 2015 Pazar

Kemal Ördek'in Yanındayız!

Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği'nin kurucusu ve LGBTİ bireylerin ve seks işçilerine yönelik hak ihlâllerine karşı mücadele veren trans aktivist Kemal Ördek birkaç gün önce evinde, erkeklerce tecavüz ve gasba uğramıştır. Yaşadığı şiddet ve nefret söylemi karakolda ve hastanede de devam etmiş, failler ise mahkemeye çıkarılmadan serbest bırakılmıştır.


Hiç kimse mesleği, kıyafeti, sözleri, davranışları vb nedenlerle şiddete maruz bırakılamaz, haklarından mahrum edilemez. Kanunlarda dahi açıkça suç olarak tanımlanmış haksız fiillerin, kolluk kuvvetleri ve şikâyetleri değerlendiren, soruşturmaları yürüten makamlar tarafından cezalandırılmayarak meşrulaştırılmasını kabul etmiyoruz.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği olarak Kemal Ördek'in yanındayız. Kemal Ördek'in ve onunla dayanışan herkesin verdiği hukuk mücadelesinin takipçisi olacağımızı duyuruyoruz. LGBTİ bireylere, trans varoluşlara, seks işçilerine yönelik saldırılar, ayrımcılık ve nefret üreten söylemlerin birer cinsel şiddet biçimi olduğunu, kolluk kuvvetleri ve soruşurma makamlarının, tecavüzcüleri yüreklendiren, tecavüze teşvik eden tüm keyfi davranışlarının ve kararlarının tecavüzü olumladığını söylüyor ve bu tecavüzü, gasbı lanetliyoruz.

Kemal Ördek'e saldırıda bulunan şahısların yanında, bu tür saldırıların bir diğer failinin de, homofobik, transfobik, "orospufobik" saldırıları ısrarla önlemeyen, yaşama karşı suç işleyen şahısları cezasızlıkla "mükâfatlandıran" hükûmet, devlet ve tecavüzü olumlayan, erkek yargı sistemi olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Hak ve özgürlüklere saygılı olan tüm bireyleri, hak savunusu yapan tüm oluşumları Kemal Ördek'le ve türü, ırkı, cinsel kimliği, cinsel yönelimi ne olursa olsun, şiddetin "nesnesi" haline getirilmiş tüm bireylerle dayanışmaya, hukuk mücadelelerinin takipçisi olmaya çağırıyoruz.

Kemal Ördek yalnız değildir, yanındayız!
Hayvana, insana, yeryüzüne özgürlük!

Yeryüzüne Özgürlük Derneği

* Kemal Ördek'le dayanışma amacıyla açılan facebook sayfasına buraya tıklayarak ulaşabilir, hukuk mücadelesini takip edebilirsiniz.

* İllüstrasyon kaynak: adimizi.blogspot.com

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Roboskî'deki katır katliamı hakkında basın toplantısı ve vicdanî ret açıklamaları

Dün, Hayvan Hakları İzleme Komitesi ile, Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Merkezi'nde, Şırnak Roboskî'de bitmek bilmeyen katır katliamları hakkında bir basın toplantısı düzenledik. Roboskî'deki katliamların durması için girişimlerimizden bahsettik ve tüm muhalif kesimlere vicdanî ret çağrısında bulunduk.


Basın toplantımızın sonunda, TSK'nin sebep olduğu tüm katliamlara karşı, birer sivil itaatsizlik örneği olarak, üç hayvan özgürlükçüsü arkadaşımız, Neşe D. Akbaş, Barış B. Atal ve Burak Özgüner vicdanî ret açıklamasında bulundu.

Nisan ayında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden yaptığımız suç duyurusu konusunda hiçbir gelişme yaşanmazken, Orman ve Su İşleri Bakanlığı'na yaptığımız başvuruya, bakanlık cevap verdi. Derneğimize gönderilen yazıda, 24. dönem milletvekili Melda Onur'a "katırların kargaşadan korkarak uçurumdan düşerek hayatını kaybettiğini" belirten Şırnak Valisi Ali İhsan Su'nun beyanının aksine, Bakanlık, başvurumuza ilişkin olaylarda 20 kadar katırın ateşli silahla vurularak öldürüldüğünü açıkladı. Yaptığımız suç duyurusunu, Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın cevabî yazısını basın mensupları ile paylaştık.

Basın toplantımıza katılan Kamp Armen Dayanışması, Vicdanî Ret Derneği, Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Merkezi, İstanbul Kent Savunması, Kuzey Ormanları Savunması'na ve tüm basın emekçilerine teşekkür ederiz.


Basın toplantısında okuduğumuz basın açıklamasının tam metni:

Bundan 3,5 yıl önce, 28 Aralık 2011 günü Roboskî’de, çoğu çocuk yaşta olan 34 insanla birlikte, savaş uçaklarının yaptığı bombardımanda 59 katır da katledilmişti. Bu katliam karşısında, tüm dünya ayağa kalkmışken insanlarla birlikte hayatını kaybeden katırlar, ne konuyla ilgili haberlerde, ne de -birkaç hayvan hakları ve özgürlüğü oluşumu dışında- hayvan hakları savunucuları tarafından anıldı. Roboskî katliamının üzerinden tam 1284 gün geçmesine rağmen, katliam emrini verenler ve bu katliamı yapanların yargılanması yolunda hiçbir adım atılmamıştır ve Roboskî’de devlet eliyle yapılan katliamların sonu gelmemektedir.

Birkaç ay önce Roboskî’de katırlar hakkında itlaf kararı verildiğini öğrendiğimizde, hukukî bir dayanağı varmış gibi gösterilse de, haklar bağlamında hiçbir geçerliliği olamayan bu katliam kararına karşı çıkmıştık. İtlaf kararının geri çekilmesi için seferber olmuştuk. Bu infaz kararının üzerinden birkaç gün dahi geçmeden, basın aracılığıyla ve doğrudan görüşmeler yoluyla bölgedeki idarî amirlere aktarılan kamuoyu tepkisine rağmen, 24 Mart 2015’de sınırı geçmek üzere olan ve zaten insan faydası için köleleştirilmiş 8 katır, yine sadece insanları ilgilendiren bir meselenin nesnesi haline getirilmiş ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) askerleri tarafından vurularak katledilmiştir. Bu katliamları takip eden aylarda, oluşan ciddi toplumsal infiale, yapılan tüm hukuki başvurulara, girişimlere ve görüşmelere rağmen, TSK, katliamlarında kararlı olduğunu defalarca göstermiştir. Son olarak, 30 Haziran'da sabaha karşı Robosi’den geçen TSK'ye bağlı askerî birlikler, tekbirlerle, kahkahalarla, naralarla köye saldırmış ve rastgele ateş açmış, açılan ateş sonucunda 8 katır hayatını kaybetmiştir. Sıraladığımız tüm bu katliamlardan önce de çıkan çatışmalarda birçok katır, yine askerlerce katledilmiş ve yaralanmıştır.

Artık çetelesini bile tutamadığımız katır katliamlarına devam eden TSK'dan konu ile ilgili tatmin edici bir açıklama gelmez iken Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, katliamın yasal ve rutin bir uygulama olduğunu beyan etmiştir. Katliamı kimin gerçekleştirdiğinin bizim nezdimizde hiçbir önemi olmasa da, Bakan Eker, itlaf konusunda kendi Bakanlığının yetkili ve görevli olduğunu bile bile katliamın neden TSK tarafından gerçekleştirildiğini  sorgulamamaktadır. Orman ve Su İşleri Bakanlığı bürokratları ile yaptığımız görüşmeler de son derece ciddiyetsiz geçmiş, kasıtlı ve sistematik olan bu katliamın üstü, ilgili bakanlıklar tarafından kapatılmak istenmiş ve istenmektedir.

Bölge halklarıyla birlikte hayvanlar da savaş, soykırım ve katliam politikalarından nasibini almaktadır. On yıllarca sınır bölgelerindeki mayınları temizlemeye sürülerek katledilen hayvanlar, “barış” günlerinde de sınır ticaretinde kullanılarak sömürülmektedir.

Kana bulanmış bir coğrafyada, tahakküm ilişkilerinin en altında kalan, yaşam hakkı yük ve mal taşıma işleviyle sınırlandırılmış bu hayvanlar, bölgede on yıllardır devam eden savaşın ismi anılmayan kurbanlarıdır. Bombalanan dağlarda ve köylerde binlerce insanla birlikte, sayısını dahi bilmediğimiz yabanî-evcil hayvan ve ekolojik bir toplumsal dönüşüm ile barışın yegane unsuru olacak olan doğa da katledilmektedir.

Bu nedenle, barışın ve adaletin öncelikli amaç olduğu her türlü siyaset; öncelikle katliamın, sömürünün ve tahakkümün en yaygın ve en acımasız biçimde uygulandığı isimsiz kurbanlar olan hayvanlara yer açmak , onların yaşam hakkını savunmak ve onları sömürmekten vazgeçmek zorundadır. Toplumsal şiddete, savaşa ve devlet terörüne karşı örgütlenen tüm siyasi yapıları,
başta tür ve ırk olmak üzere hiçbir ayrım yapmayan bir muhalefet örgütlemeye; toplumsal dönüşüm tahayyüllerinde hayvanlara yalnızca mülkiyet ilişkileri bağlamında ve ekonomik değerleri üzerinden değil, müzakereye tâbi olmayan yaşam haklarıyla birlikte yer açmaya çağırıyoruz. Tahakküm ilişkilerine karşı bütünlüklü bir muhalefet perspektifini benimsemeyen, hayvanları doğuştan gelen canlı olma vasıfları ve yaşam hakları ile değil mal olarak tanımlayan, onları gözden çıkarılabilir ve yaşamı ikincil gören, ölümü “zaiyat" olarak tanımlayan, yaklaşım, görüş ve haberleri kınıyoruz.

Türkiye, hem insanlar hem de hayvanlar için can güvenliğinin ortadan kalktığı bir coğrafya haline getirilmiştir. Son derece keyfî uygulamalara hukukî dayanak sunan yasal düzenlemeler ve de resmî otoritelere ve güvenlik güçlerine verilen sonsuz yetkiler, Türkiye’yi tam anlamıyla bir katliam diyarı hâline getirmiştir. “Kaçakçılık” bahane gösterilerek insanların, hayvanların başına bombalar yağdırılmakta, düşman hukukuyla hız verilen bu uygulamaların adına “iç güvenlik” tedbiri denmektedir. Şiddetin bizzat devlet eliyle tırmandırıldığı, katliamların giderek daha yasal, kılıfına uygun hale getirildiği, türlü zorbalığın uygulandığı Türkiye’de, ölümlerin gündelikleşmesiyle, kamuoyu tarafından, katledilenler arasında tür, etnik kimlik, ırk, sınıf ayrımcılığına dayanan hiyerarşik bir değer sıralaması yapılmasından endişe duyduğumuzu ifade ediyoruz. Roboskî’de TSK'nin katlettiği her katır, Türkiye’de yaşam, umut, barış ve adaletin katledilmesi demektir. Üzerlerine açılan ateş sonucunda yaralanan onlarca katır için, mevzuat nezdinde “güçten düşmüş” olarak tanımlanmasına ve bu hayvanlara bakmakla yükümlü olmasına rağmen ısrarla harekete geçmeyen devlet de bu vurdumduymazlığı ile asıl niyetini ortaya koymaktadır.

Çok ciddi bir hayvan hakları ihlâli olan ve yaşama karşı işlenen bu katliam karşısında, devletin tüm kurumları ve birçok hayvan hakları kuruluşu da sessiz kalarak Roboskî'de hayvanlara yaşatılanları görmezden gelmeyi seçmiştir. Şırnak Valisi Ali İhsan Su ise 24. dönem milletvekili Melda Onur'a "katırların vurulup öldürülmediğini, ancak silah sesinden korkup, uçurumdan düştüklerini" söylemiş ancak Orman ve Su İşleri Bakanlığı, katırların ateşli silahla vurulduğunu açıklamış, başvurumuza istinaden gönderdiği yazılı cevabında devletin valisini yalanlamıştır.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kanalı ile yaptığımız suç duyurusunda, birçok katırı, görev ve yetkisinde olmadığı hâlde, kanun ve nizama aykırı olduğunu bilerek öldüren ve yaralayan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin askerî personelinin yargılanmasını talep ettik. Gerek suçu doğrudan işleyen gerekse emir ve talimat vererek suçun işlenmesini sağlayan kişilerin tamamının tespit edilerek, görevi kötüye kullanma, kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi, kişilerin malları üzerinden usulsüz tasarrufta bulunulması, kamu görevine ait araç ve gereçlerin suçta kullanılması suçlarından cezalandırılmalarını istedik. Şırnak Valiliği, Şırnak İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Uludere İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Şırnak İl Orman ve Su İşleri Müdürlüğü'nün idarî personeli ve Şırnak Belediyesi'nin yetkilileri hakkında da görevi kötüye kullanma, kamu görevinin terki veya yapılmaması suçlarından ayrı ayrı yargılanarak cezalandırılmasını istemiştik. Bu konudaki soruşturmada en ufak bir gelişme dahi olmazken ısrarlı ve kararlı bir şekilde katır katliamlarının devam etmesini kınıyoruz.

Canlıların üzerine hiç düşünülmeden bomba yağdırılmasını, kurşun sıkılmasını sağlayan yasaların varlığı, tüm bu yapılanların meşru ve doğru olduğunu göstermez. Yirminci yüzyılın soykırımları, katliamın yasal ve hatta neredeyse gözler önünde yapıldığı, çarpıcı örneklerle doludur. Gerek coğrafî gerekse sosyo-ekonomik koşullar nedeniyle bölgede, sınır ticaretinden başka hiçbir geçim kaynağı olmayan, devletin resmî politikası haline gelmiş işsizlikle, yoksulluk ve savaşla, baskı altında tutulan bölge halklarından, örgütlülüklerinin, devlet terörüne karşı duruşlarının ve barış taleplerinin intikamı alınmaktadır. Devletin, şiddetin bir gün bile durmasına izin vermediği coğrafyada, toplumsal barışı talep eden bölge halklarının canına devlet tarafından kastedilmekte, katledilen insanlara "kan parası" gibi bedeller biçilmekte, katliamların sorumluları ödüllendirilerek halkların adalete olan inancı taammüden sarsılmaktadır.

Tüm bu katliamlar yetmezmiş gibi, Roboskî katliamının aydınlatılması için hak mücadelesi veren aktivistler, katliamda akrabalarını, yakınlarını kaybeden aileler, adlî soruşturmalarla, keyfî gözaltılarla sindirilmek istenmektedir. Büyük acılara sebep olan katliamdan beri, Roboskî asker ablukası altında tutulmakta, gündelik yaşam sekteye uğratılmaktadır.

Devletin ana akım medya başta olmak üzere tüm propaganda araçlarıyla hafızasızlaştırdığı, iktidarın kendi suretinde yarattığı bu katliamları, kanıksamış toplum imgesinin aksine, bizler unutmuyoruz. Roboskî katliamını da, dönemin İçişleri Bakanı’nca “hata” olarak tanımlanan ve altı aylık Solin bebeğin pek çok kardeşi ve komşusuyla birlikte öldürüldüğü Ranya katliamını da; Türkiye’nin sebep olduğu diğer katliamları da unutmadık, unutmayacağız. İnsanlara, hayvanlara bomba yağdırılırken operasyonları yönetenler hâlâ görev başında, yetki sahibi ve iktidarda olduğu sürece barış ve adaletin mümkün olmadığını biliyoruz.

Canlılara bomba yağdıran, kurşun sıkan, cenazelere, insanların kutsal saydığı mekânlara saldıran, mezarlıkları talan eden, demokratikleşme hamleleri adı altında kamuoyu gündemini meşgul ederken her türlü hukuksuzluğu meşru kılan, kan üzerinden siyaset yapan iktidar düzenine karşı, Roboskîli katırların ve insanların yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz. Orada hiç olmamaları ve var oluştan gelen hakları ile özgürce yaşamaları gerekirken, sınır ticaretinde, silahların, bombaların, mayınların gölgesinde insanlarca sömürülen katırların katledilmesinde devleti, hükûmeti ve TSK'yi sorumlu tuttuğumuzu belirtmek istiyoruz.

Adaletin, barışın, eşitliğin, özgürlüğün yeşermediği yerde, iç güvenlik, terörle mücadele, sınır yönetimi adı verilen faşizan uygulamalar yasallaşırken kanunun dışına itilen halkların, hayvanların, ormanın, en masum ve savunmasızların kanının durmayacağını bir kez daha hatırlatıyoruz.

İnsan-hayvan demeden yaşama karşı suç işleyen, halklar arasında nefreti körükleyen devlet politikalarına, katliamlara karşı hak ve özgürlüklere duyarlı tüm kesimleri dayanışmayı büyütmeye; katliamları, sınırları değil, tür, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim ayrımı yapmadan yaşamı savunmaya çağırıyoruz.

Adalet yoksa barış da yok!
Hayvana, insana, yeryüzüne özgürlük!



VİCDANÎ RET AÇIKLAMALARI:

Burak Özgüner'in Vicdanî Ret Açıklaması
3 Temmuz 2015, Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Merkezi

Uzun yıllardır, hayvanları da doğayı da insanları da öğüten, öğütmekte hiçbir sakınca görmeden, adaletsizliği birer karakteristik haline getirmiş olan "malûm" sistemin ve uygarlığın modern bir ürünü olan devletin, ordunun askeri olmayacağımı açıklamak istiyordum. "Kısmet" ne yazık ki bugüneymiş: Her devlette olduğu gibi, sınırları kanla ve katliamla çizilmiş olan bu ülkede, hayvanlar için 20 yıldır mücadele veren bir insan olarak vicdanî reddimi açıklıyorum. Şırnak, Roboskî'de bitmek bilmeyen katır katliamının son furyası olan 30 Haziran'daki gözü dönmüş Türk Silahlı Kuvvetleri'nin saldırısından sonra, her devlet ve ordu gibi katil olan Türkiye Cumhuriyeti'nin ve onun katliam emirlerini uygulayan TSK'nin hiçbir şekilde parçası olmayacağım. Masum hayvanları kurşunlayan, dağlarda, ormanlarda gezen yaban hayvanlarının tepesine bomba yağdıran tüm ordulara lanet okuyorum!

Militarist bir ülke olan; okulundan ailesine, iş hayatından toplumdaki gündelik yaşantısına kadar tektipleştirilmek istenen Türkiye'de ve hiçbir ülkede, hiçbir kademede emir-komuta zincirine dahil olup üniforma giymeyeceğim ve elime silah almayacağım. Çünkü biliyorum ki üniforma giydiğimde, bundan tam 1284 gün önce olduğu gibi, Roboskî'de 34 insanı ve 59 katırı katletmek için ya da sırf bir komutanı rahatsız ettiği için, kışlanın etrafındaki köpekleri öldürmek için emir alabilirim. Bizzat TSK tarafından yıllar boyunca bombalanan dağlarda, yakılan ormanlarda, hiçbir şeyden habersiz hayvanların katili olabilirim. Kışlada "şakalaşırken" arkadaş kurbanı olabilirim ya da ana akım medyada sık sık haberlerini duyduğumuz gibi, her an "eğitim zaiyatı" olabilirim. Sizler bir gazete haberinden "intihar ettiğimi" okuyabilirsiniz. Ya da en basitinden askerdeyken "kaybolmuş" olabilirim. "Kaybolmak" demişken kendisinden 23 günden beri haber alınamayan er Osman Karadeniz nerede?

Son 27 senede, devletin "güvenlik" gücü olarak tanımlanan birliklerce katledilen 489 çocuğun katlinden hiçbir rahatsızlık duymayan çocuk katillerinin, "hata" yapıp canlılara bomba yağdırdıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam edenlerin sırtını sıvazlayarak terfi ettiren eli silahlı, bombalı, geçmişinde asit kuyuları olan bir kurumun parçası olmak, emri altına girmek istemiyorum.

Canı olmayan camı kırmayı şiddet olarak tanımlarken, canı olanı kırmayı, imha etmeyi şiddet olarak tanımlamayan, kendine göre suç tanımları uydurup adaleti hiçbir şekilde sağlayamayacağı ortada olan yasaları çıkartıp insan-hayvan-doğa demeden, tüm yaşam üzerinde her türlü tahakkümü bizzat kuran ve güçlendiren, devletin ikiyüzlü adaletine de düzen sağlayıcılığına da inanmıyorum. Devletin düzen, otorite ve hatta Türkiye’de çoğu zaman “adalet” adına topluma yaptığı müdahaleleri tehlikeli buluyorum ve benim için tek düzenin anarşi olduğunu söylüyorum. Kendini ayakta tutmak, kendini güçlendiren endüstriyi korumak için her türlü zulmü her türlü canlıya reva gören devletin ölüm ve infaz kararlarını, kötücül yargı kararlarını uygulamak için her daim hazır bekleyen bir ordunun, ne içeride ne de dışarıda bir parçası olmak istiyorum.

Yasalar dahilinde, hayvanları, hayvanat bahçesine kapatıp insana seyirlik malzeme yapıp ölene kadar esaret altında tutmakta; deneylerde işkence ile sömürmekte ve katletmekte; ticarî kaygılarla okyanus ötesi mesafelerden avlayıp küçücük havuzlara tıkmakta; insanın kan görme arzusu ve zevki uğruna türlü hileler ile ve ihaleler açarak avlatmakta; bir "tecavüz" metodu ile sürekli üretip cehennemi andıran entegre çiftliklere kapatıp sömürdükten sonra mezbahalarda gırtlaklattırmakta ve hayvanların, işkence ile öğretilen doğal olmayan hareketlerini eğlence diye pazarlatmakta; dirisinden ölüsüne kadar her şekilde paraya çevrilmesinde hiçbir sakınca görmeyen devletler, kirli işlerini ordularına yaptırıyor. Kapalı kapılar ardında başka devletlerle, şirketlerle gizli gizli yaptıkları kirli pazarlıklarını uygulatmak için silahlı kuvvetlerini, ordularını öne sürüyor.

Hâl böyleyken, sadece bana ait olan bedenimi ne Türk varlığına ne de başka bir ulusun varlığına armağan edeceğim. Artık gerçekten kokuşmuş bu düzenin karşısında, bir anarşist ve hayvan özgürlükçüsü olarak, tahakküm ilişkilerini ve şiddeti mümkün olduğunca kendimden uzak tutmaya çalışarak yaşadığım bu hayatı, kimseden emir almadan, hiçbir otoriteye itaat etmeden, kimseyi öldürmeden yaşamak istiyorum. İnsanı canından usandıran militarizm; tektipleştirme, itaati dayatan ordular, "millî savunma", "savaş", "terörle mücadele" gibi gerekçelerle dünyanın en büyük ve kanlı endüstrisi olan silah endüstrisini beslemekte. Bu endüstri ürettiği silahlarla, yok etme projeleriyle ve uyguladığı deneylerle milyonlarca canlının yaşamına kastetmektedir. Silah endüstrisi için yapılan laboratuvar deneylerinde ise kaç milyon hayvanın can verdiği bilinmiyor bile; çünkü "millî güvenlik", "devlet sırrı" kelimelerini ağzımıza bile alamıyoruz. Silah endüstrisinin kardeşi olan, devletin mevzuatıyla onaylanan ve devlete kaynak sağlayan avcılığın sebep olduğu sonsuz bucaksız soykırımdan ise bahsetmeyeceğim...

Mevzunun özeti; çocukluğumuzdan bu yana kutsal, dokunulmaz, eleştirilemez ve koşulsuz biat edilmesi gereken bir varlıkmış gibi öğretilen ama büyüdükçe hiç de öyle olmadığını gördüğümüz devlete de ordusuna da verecek ne canım ne de zamanım var. Kısacası, devlete diyeceğim odur ki: Zorlamayın, dayatmayın! Çünkü zorla, insan ikna edilmez! Düşün insanların da hayvanların da doğanın da yakasından... Bir "savaş" vereceksem o da hayvanları ve doğayı daha çok özgürlüğe, kurtuluşa yaklaştırmak için olabilir, bu mücadelede yaşama düşman olan devlet de ordu da benim tarafımda yer almıyor. Dolayısıyla benim, o ya da bu şekilde, bahsettiğim kurumsal otoritelerin bir parçası olmam da mümkün değil.

Belki sayımız çok değil, devlet ya da benzeri organizasyonlar kadar -ki hiç istemem, korkarım bundan- örgütlü değiliz, imkânımız yok belki ama hayvanlar, insanlar ve doğa için yani istisnasız herkes için topyekûn özgürlük isteyenler olarak, "bulunduğumuz yerden dünyayı değiştirmeye devam edeceğiz", reddedişimiz, neşemiz, öfkemiz ile…

Bu naçizane reddiye ile, 2012'de kaybettiğimiz Türkiye'nin ilk vicdanî retçisi, anarşist yoldaşım ve arkadaşım Tayfun Gönül'ü, geçen sene kaybettiğimiz anarşist yoldaşım, dostum Kerem Kamil Koç'u, Batman'ın Gümüşgörü Jandarma Karakolu'nda askerliğini yaparken nefret cinayetine kurban giden Sevag Balıkçı'yı, kışla cinayetine kurban giden ve başta TSK'nin ve tüm orduların canını aldığı bütün hayvanları, ağaçları ve insanları anıyor, dünyanın dört bir tarafında hayvanların ve doğanın kurtuluşu için yüreği çarpan, tutsak edilen tüm yoldaşlarıma selam gönderiyorum.


Son olarak bir klasik: Öldürmeyeceğim, ölmeyeceğim, kimsenin askeri olmayacağım!

Barış B. Atal'ın Vicdanî Ret Açıklaması
3 Temmuz 2015, Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Merkezi

Balta, bıçak, mızrak, yay, kılıç, gürz, topuz, mancınık, tabanca, tüfek, top, obüs, havan, torpido, el bombası, mayın, roket, makineli, tank, taarruz gemisi, savaş uçağı, güdümlü mermiler, lav makinesi, gaz odaları, asit kuyuları, kan zehirleyiciler, boğucu gazlar, yakıcı gazlar, sinir gazı, füze, atom bombası, hidrojen bombası, nükleer başlıklı denizaltı, insansız avcı hava aracı, yapay virüsler, kitle imha salgınları, lazer atıcılar. Geçmişten günümüze kullanılan yıkım araçları. Devletlerin, canlıları, dünyayı yok etme konusunda birbiriyle sidik yarıştırırcasına kibirlendikleri, yetmezmiş gibi medeniyetin gelişimi olarak lanse edilen silahlar. Ne bu tür bir uygarlığı kabul ediyorum ne de bu uygarlığın sağladığı hukuğun adaletine ve geçerliliğine inanabiliyorum. Bana dayatılan militarist tahakkümü vicdanen reddediyorum.

Neşe D. Akbaş'ın Vicdanî Ret Açıklaması
3 Temmuz 2015, Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Merkezi

Bizler hayvan özgürlükçüleri olarak işi, amacı ya da eylemi masum canlıları katletmek olan her tür kurum, kişi ya da oluşumun yanında, yakınında ya da arkasında hiçbir zaman olamayacağımızı söylüyoruz. Yaşamın, kendi türümüzün ürettiği ideolojik ve siyasî söylemlerin üstünde olduğunu, onun bir tarafı olamayacağını ve ona yöneltilen her zorbalığın bedelini kolektif olarak ödeyeceğimizi unutmadan ve bir zorunluluk olarak tür, ırk, cinsiyet gözetmeden her türlü hak mücadelesine bütünsel bakılması gerektiğini savunuyoruz.

Hayvanların ve doğanın her tür tahakküm, şiddet ve sömürünün en korkuncuna maruz bırakılmasını meşrulastıran başta insan merkezci ve türcü soylemler olmak üzere ırkçı, cinsiyetçi ve her tür ayrımcı söylemin uygulayıcı kurumları ve zihniyetiyle hiçbir zaman uzlaşamayacağımızı ve dolayısıyla devletlerin yaşama düşman, şiddeti besleyen militarist dayatmaları karşısında vicdanî reddimi açıkladığımı bildiriyorum.

30 Mayıs 2015 Cumartesi

31 Mayıs İzmir: Mutlu Kulaklar Özgür Kuyruklar Festivali

31 Mayıs Pazar günü İzmir Karataş'ta, Çocuklar için Ekoloji ve Sanat Atölyesi, İzmir Vegan Vejetaryen Topluluğu ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nin ortaklaşa düzenlediği bir günlük hayvan hakları buluşması var.

Çocuklara hayvan hakları atölyesi, palyaço gösterileri, büyüklere hayvan hakları filmleri, söyleşiler, vegan kermes ve bir de vegan yemek paylaşımı olacak. Etkinlik ücretsiz ve herkese açık.

Tarih: 31 Mayıs 2015, 14.00
Yer: Barbaros Mah. 304.Sokak no:9, Karataş Konak İzmir
İletişim: 0554 442 3720, 0553 622 2676
Facebook etkinlik: https://www.facebook.com/events/653073698129101/


"Bazı hayvanları sevip besliyor, bazılarını kesip yiyoruz. Uğradıkları her tür zulmü meşrulaştırıyor, gözlerimizi kapayınca et,süt,balık ve besicilik endüstrisindeki büyük problemleri yok zannediyoruz. Hayvansal protein olmadan yaşayamayız sanıp çocuklarımızın ağzına zararlı oldukları artık kabul edilen kutu sütleri dayıyoruz. Arılar balı, tavuklar yumurtayı bizim için yapıyor, inek,keçi bizim çocuklarımıza süt veriyor zannediyoruz. Hayatımız boyunca bu algıyla büyüdük ve çocuklarımızı bu algıyla büyütüyoruz: "Her şey sana hizmet eder!" Bu, her tür sömürüyü meşru kılan anlayışı değiştirmek, farklı bir açıdan bakabilmek, hayvanların yaşam hakkını savunmak ve hayvanları anlayıp gerçekten sevebilmek için, hayvan ve hayvansal ürünleri tüketmeden de sağlıklı yaşanabildiğini görmek için tüm yetişkin ve çocukları bu etkinliğe bekliyoruz.


Çocuklar İçin Ekoloji ve Sanat Atölyesi açıldığından beri sürdürülebilir, doğaya uyumlu, hayvan ve çocuk haklarını sonuna kadar savunan bir üretim ve yaşam algısı içinde doğaya zarar vermeyen bir temizlik; doymak için de hiç bir hayvanın ölmediği yani vejetaryen bir yeme alışkanlığını benimsemiştir. Şimdi bir adım daha ileri gidip hayvansal ürünleri tümden reddedip vegan bir yaşama geçtik. 

Çok az olsa da tüm canlılara eşit mesafe ve sevgiyle yaklaşan anne ve çocukların olduğunu biliyoruz. Vejetaryen-vegan beslenen, Vegan yaşamı merak eden, günlük vegan pratiklerini öğrenmek isteyen ve vegan yaşam ilgi duyan herkesi bekliyoruz.

Etkinliğimiz İzmir Vegan Vejetaryen Topluluğu'nun çok değerli katkılarıyla gerçekleşecektir.

Kulaklarına seri numaraları damgalanmamış,güzel sözler duyan mutlu kulaklar ; doğada özgürce sallanan kuyruklar göreceğimiz günler için..."


12 Mayıs 2015 Salı

Toplama kamplarına karşı tepkiler İBB'ye iletildi

Arazi seçimi nedeniyle mevzuata aykırı olarak Kısırkaya'da inşası tamamlanan ve Pendik'te de inşa edilecek olan hayvan toplama kamplarının neden olabileceği hak ihlâllerine karşı bir izleme heyeti oluşturuldu. Hayvan sağlıkçılar, hayvan hakları aktivistleri ve hukukçulardan oluşan heyet, dün ilk görüşmesini İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkilileri ile yaptı. 


İnşaatların, hayvan toplama ve itlaf pratiklerinin devam etmesi üzerine, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) yetkilileriyle yüz yüze görüşen heyet, “toplama kampları” olarak tanımladıkları, kent, doğa ve yaşam haklarına karşı işlenen birçok suçu birleştiren, denetimden uzak ve dev ölçekteki bu tesislerin kapatılmasını istedi. Görüşmede, İBB'nin duyurusunu yaptığı ve Bayraktar İnşaat tarafından yürütülen 250 milyon dolarlık Tuzla Marina ve AVM projesi içindeki yunus gösteri merkezi ve hayvanat bahçesi de gündeme geldi.

İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Av. Hülya Yalçın, Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nden Veteriner Teknikeri Burak Özgüner, Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği'nden Elif Narin, Dört Ayaklı Şehir İnisiyatifi'nden Av. Eren Paydaş, Yunuslara Özgürlük Platformu'ndan Öykü Yağcı ile Barınak Gönüllüleri ve Hayvanlara Yaşam Hakkı Derneği Kurucu Üyesi ve İBB Tuzla Geçici Hayvan Bakımevi Gönüllüsü İnci Kutay'dan oluşan heyet, İBB Gıda, Tarım ve Hayvancılık Daire Başkanı Bayram Ali Çakıroğlu başkanlığında, İBB Veteriner Hizmetleri Müdürü Muhammed Nuri Coşkun ve İBB Veteriner Hizmetleri Müdür Yardımcısı Mahmut Eker ile görüştü.

Hem kavramsal hem de uygulama düzeyinde mevcut sorunları iki farklı eksende dile getiren heyet, görüşmede özellikle hayvan haklarının bir bütün olduğunun altını çizdi. "Lüks" bir barınağın, hayvan haklarını gözetmeyen mevcut zihniyet ve uygulamaların devamı halinde, hayvanların yaşadığı sorunları çözmeyeceği vurgulandı.

Heyet; yalnızca sokakta yaşamını idame ettiremeyecek olan, engelli, yaşlılıktan dolayı güçten düşmüş, hasta ve bakıma muhtaç hayvanların doğal ömürlerini tamamlayacak şekilde, her türlü tehdit ve tehlikeden uzak, mahalli 'sığınak' modellerini desteklediklerini belirtti. Heyet üyeleri, İBB'nin ve yetkili kurumların dâhil olduğu hayvan haklarının bütüncül olarak ele alınmadığı tüm süreçlerde izleme çalışmalarına devam edeceklerini söyledi.


Uygulama düzeyinde ise görüşmede öne çıkan maddeler şöyleydi:

Hayvan haklarının politik ve siyasetüstü bir mevzu olduğu, hayvanları ilgilendiren tüm mevzu ve çalışmalarda hayvanların doğal haklara sahip olduğunun unutulmaması; hayvanların ihale adı altında ticarî faaliyetlere konu edilmemesi,

Türkiye'nin kendine özgü koşulları olduğu, sokak hayvanlarının yüzyıllardan beri sokaklarda insanlarla beraber bir yaşamı paylaştığı bilinciyle, sokak hayvanlarının bir “sorun” olarak tanımlanmaktan vazgeçilmesi ve hayvanların sorunlarının çözülmesi için çözüm arayışlarına girilmesi,

Hayvan bakımevi arazilerinin mevzuata ve hayvan haklarına uygun bir şekilde seçilmesi, uygun arazilerde kurulan ve kurulacak bakımevlerinin hayvanların ihtiyaçları gözetilerek ve haklarına saygı gösterilerek tasarlanması, bakımevlerinde geçici olarak tutulacak olan hayvanların mizaçlarına, cüsselerine ve sağlık durumlarına göre sınıflandırılması,

İBB'nin mevcut hayvan bakımevlerinde yaşanan, ölümlere varan hak ve hukuk ihlâllerinin son bulması için periyodik ve habersiz denetimlerin bağımsız denetçi ve gözlemcilerle şeffaf bir şekilde yürütülmesi,

Kent genelinde sistematik şekilde yapılan hayvan toplamalarda yaşanan hak ihlâllerinin sonlandırılması; toplamalarda gönüllülerle eşgüdüm sağlanması ve toplama sürecinin önceden bölgedeki gönüllülere bildirilmesi,

Sokaklardan kısırlaştırma amacıyla toplanan tüm hayvanların öncelikle sağlık durumlarının izlenmesi ve operasyona elverişli olup olmadığının tespit edilmesi,

Sokaklardan aşılama ve kısırlaştırma işlemleri nedeniyle toplanan hayvanların yasa gereği alındıkları yere bırakılmaları ve bu süreçte yine gönüllülerle eşgüdüm sağlanarak ormanlara ya da insandan uzak ıssız bölgelere terkedilmemeleri,

Deneyimsiz ve ehil olmayan sağlık personellerinin ve yardımcı personellerin istihdam edilmemesi; hayvan bakımevlerinde çalıştırılacak personele yönelik, “hayvan haklarını temel alan” bir istihdam politikasının benimsenmesi; sadece hayvanlara duyarlı kişilerin bakımevlerinde çalıştırılması,

Mevcut şartlarıyla kısırlaştırmanın bir soykırım aracı haline gelmesi nedeniyle, kısırlaştırmanın kriterlerinin belirlenmesi; sağlık şartlarının elverişsiz olduğu durumlarda kısırlaştırmanın istisnasız bir şekilde yapılmasından kaynaklanan ölümlerin önüne geçilmesi; çok genç ve hasta hayvanların önce tedavi edilmesi, ardından kısırlaştırma yapılarak gerekli nekahat döneminin tamamlanmasının beklenmesi,

Sokak hayvanlarının yaşam haklarının gözetilmesi gerektiği, birer mahalle sakini oldukları bilinciyle toplamalar/geri bırakmalar esnasında olası şikâyet ve tepkiler karşısında bölge halkının mevzuat hakkında bilgilendirilmesi,

İBB'nin görüşme sırasında özellikle altını çizdiği “sokak hayvanlarını öldürme değil, yaşatma” niyetinde oldukları iddiası üzerine, sokak hayvanlarını gözettiklerini belli eden uygulamaların ve tedbirlerin alınması (örn: billboard'larda hayvanların korunmasına yönelik doğru mesajların verilmesi, mahalli ölçekte belediye logolu kulübelerin yerleştirilmesi, vb.)

Mevzuatın belediyelere yüklediği görevlerden biri olan hayvanların korunmasına yönelik çalışmaların mama-su kabı yerleştirilmesi ve mama dağıtımı ile sınırlandırılmaması, son derece soyut ve profesyonellikten uzak şekilde yürütülen “hayvan sevgisi aşılama” faaliyetlerinin daha somut ve hayvan yararına olacak şekilde, haklar bağlamı temel alınarak yürütülmesi,

İBB'nin hayvan haklarına saygılı olduklarına yönelik iddiası üzerine, İBB'nin sahip olduğu ve/veya desteklediği yunus parkları, akvaryumlar, hayvanat bahçeleri gibi hayvan hapishanelerinin teşvik edilmemesi, yenilerinin açılmaması ve mevcut olanların da ruhsatlarının yenilenmeyerek esaret altında bulunan hayvanların yaşam hakları güvence altına alınarak lağvedilmesi.

Toplama kampları hakkında detaylı bilgi için: https://olumkamplarinahayir.wordpress.com 

10 Mayıs 2015 Pazar

BASINA DAVET: YARIN TOPLAMA KAMPLARINA KARŞI İBB'DEYİZ

Değerli basın mensubu ve dostlarımız,



Hayvan toplama kampı ve tecrit merkezlerine karşı ilkini 31 Ocak'ta Kısırkaya toplama kampı, ikincisini 28 Şubat'ta İBB'nin Saraçhane'deki Başkanlık binası önünde gerçekleştirdiğimiz protestolarımızın ardından oluşturduğumuz, hayvan hakları aktivistleri, hukukçuların, kentsel dönüşüme karşı mücadele eden oluşumların ve sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı heyet, 11 Mayıs 2015 günü saat 13.00'da İBB Genel Sekreter Yarımdıcısı Eyyüp Karahan'la görüşecek. 



İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Av. Hülya Yalçın, Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nden Burak Özgüner, Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği'nden Elif Narin, Dört Ayaklı Şehir İnisiyatifi'nden Av. Eren Paydaş, Yunuslara Özgürlük Platformu'ndan Öykü Yağcı,  İBB Tuzla Geçici Hayvan Bakımevi gönüllüsü İnci Kutay ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi Bora Arlı'nın oluşturduğu heyet, mevzuata aykırı olarak inşa edilen toplama kamplarının neden olduğu hak ihlallerini, hayvan sağlığı açısından arz ettiği tehlikeleri, yaygınlaşan hayvan toplama ve itlaf pratiklerine karşı duyulan endişeleri, hayvan hakları savunucularının taleplerini dile getirecek. 



Görüşmeye, hayvan barınaklarıyla ilgili idarî yöneticilerin de katılması bekleniyor. Heyetimiz, görüşmenin ardından basın mensuplarına değerlendirme yapacaktır.

TARİH: YARIN, 11 Mayıs 2015, Pazartesi
SAAT: 14:00
YER: Kocatepe Mah. Kantarcılar Sk. No:10/1 Bayrampaşa/İSTANBUL, İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlık binası

8 Mayıs 2015 Cuma

İstanbul Üni'de bu Salı: İnsan Hükmüne Karşı Topyekün Özgürlük

Yeryüzüne Özgürlük'ten Güray Tezcan, İstanbul Üniversitesi’nde 12 Mayıs Salı günü 12.30-14.00 saatleri arasında İnsan Hükmüne Karşı Topyekün Özgürlük isimli bir sunum gerçekleştirecek. Sunumun ardından üniversite bahçesinde konu hakkında forum düzenlenecek. Etkinlik herkese açık ve ücretsiz. Etkinlikle ilgili güncel bilgilere Facebook etkinlik sayfasından ulaşılabilir.


İnsaniyet, hayvanları yüzmek, doğayı kesmek midir? Kapitalist bilime dayalı uygarlığımızı şu ana kadar onların üstüne, onlara karşı kurmuşuz. Çizilen bütün ötekiliklerin bugün en yalını, halen fiilen kölemiz olan hayvan; ancak ötekileştirmenin ve köleliğin tarihi hayvanla sınırlı değil; aksine, ancak bütün köleleştirmeleri ve ötekileştirmeleri birlikte ele alabilmek, tahakküm karşıtı mücadeledeki hedefi keskinleştirebilir. 

Yeryüzüne Özgürlük aktivisti ve Etin Cinsel Politikası kitabının çevirmenlerinden Güray Tezcan, bu sunumunda türcülüğün ırkçılık, cinsiyetçilik ve militarizmle bağlarına değinecek, ardından da hayvan özgürlüğünün bazı farklı pratiklerine yer verecek. Sunumun sonrasında kısmetse bol güneşli bir açıkhava forumu oluşturulması amaçlanıyor.

Dikkat: Bu konuşma, sağlıklı vegan beslenme veya hayvan sevgisiyle ilgili değildir. 

Sunum: Güray Tezcan 
Forum moderatörü: Hazar Tunca

12 Mayıs Salı, 12.30-14.00
Edebiyat Fakültesi Amfi-9, 
Ordu Caddesi no:196 Beyazıt


7 Mayıs 2015 Perşembe

Kandıra'daki Vegan Tutsaklardan Dayanışma Çağrısı

Kandıra'daki 4 vegan ve 2 vejetaryen tutsak, aylardır yeterli beslenme için sürdürdükleri yemek boykotu ve yazışma trafiğinin sonuç vermemesi üzerine tüm hak savunucularını kendilerine destek olmaya çağırdı.


Cezaevindeki vegan-vejetaryenlere hayvansal içermeyen gıdaların temin edilmesi için üç yıl önce yayınlanan yönetmelik değişikliğinin cezaevi idarelerince suiistimal edildiği ortaya çıktı. 2011'deki 42 günlük açlık greviyle yönetmelik değişikliğinin ana aktörlerinden biri olan Kandıra'daki vegan-anarşist tutsak Osman Evcan, Yeryüzüne Özgürlük Derneği'ne gönderdiği son mektupta "Sebze ve bakliyatın iaşe maliyeti ete göre çok daha düşük. Vegan yemeklere yağ, tuz ve baharat da konmuyor. Bunlara rağmen bize sunulanlar yetersiz, sağlıksız ve dengesiz. Tutsaklara her öğün 5 TL’lik iaşe sağlamak zorundalar; ama veganlara daha azını vererek insan hakkımızı tanımıyorlar. Bu yaptıkları, veganlığı sapkın bir düşünce olarak görüp bize tek tip yaşama biçimini dayatmaktır." dedi. Yeryüzüne Özgürlük Derneği sözcüsü Güray Tezcan “Talepler gayet meşru ve hukuken zorunlu. Cezaevi doktorları da talepleri haklı bulmuş. Bunların karşılanmaması eşitsizlik demek. Kahvaltıda vegan olmayana beyaz peynir verirken veganı çürük zeytinle geçiştirmek kabul edilemez. Herkesi bu haksızlığa karşı telefon ve dilekçe yağmuruna çağırıyoruz.” diye konuştu.

Kocaeli Kandıra’daki 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde Osman Evcan’ın dışında üç vegan ve iki vejetaryen tutsak daha var. Hayvansal ürün tüketmeden sağlıklı beslenme haklarını savunmak için bir araya gelmişler. Kasım 2014’ten beri cezaevinin temin ettiği sera ve konserve ürünleri almıyorlar. İhtiyaçlarını kantinden gidermeye çalışıyorlar; ancak kantinin kâr mantığıyla fiyatları yüksek tutması ve kuru maya, ruşeym, keten tohumu, yulaf ezmesi, humus gibi veganlar için kritik besinleri sunmaması onları zora sokuyor. Osman Evcan, cezaevi yemeklerinin ağzında yaralara ve midesinde yanmalara sebep olduğu gerekçesiyle Ocak 2015’te boykotunu ileri götürmüş; talepleri yerine getirilene dek cezaevinden gelen hiçbir gıdayı kabul etmiyor. 10 yıldan uzun süredir vegan olduğu halde Kocaeli’ne naklinden beri sağlık sorunları yaşamasını buradaki yetersiz ve kalitesiz besinlere bağlıyor.


Kocaeli Açık Ceza İnfaz Kurumu 2. müdürü, yetersiz beslenme iddialarını yalanlarken daha iyi beslenme için kantini işaret etti. Vegan-vejetaryen tutsaklar, taleplerini Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığı’na taşıdıklarında ise “Bizi ilgilendirmiyor. İdari konudur” cevabıyla geri çevrildi. Altı tutsağın yeterli ve sağlıklı beslenme mücadelesine destek olmak isterseniz, hemen altta özetlenen taleplerini aşağıdaki kurumlara yazılı veya sözlü olarak iletebilirsiniz.

TUTSAKLARIN TALEPLERİ: 

-Topluca haftalık mevsim sebzeleri: Sera veya konserve değil

-Yeterli bakliyat, tahıl ve kuruyemiş: Protein için

-Kantine daha fazla vegan ürün: Brokoli, mantar, yulaf ezmesi, humus vs.


BAŞVURULACAK KURUMLAR: 

-Kocaeli Açık Cezaevi Kurum Müdürlüğü: Kandıra Yolu 20.Km Çal Mevkii Kandıra / KOCAELİ

Tel: 0262 581 51 31, 0262 581 51 34; Faks: 0262 581 53 49

-Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığı: Akdurak Mah İzmit Cad No: 1 Kandıra / KOCAELİ

Tel: 0262 551 22 40, 0262 551 22 41; Faks: 0262 551 43 38

- - - - -

Örnek dilekçe:

KOCAELİ AÇIK CEZAEVİ KURUM MÜDÜRLÜĞÜ’NE,

Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi’ndeki hükümlüler Osman Evcan, Kemal Toka, Cevdet Bayır, Ramazan Şevket Yılmaz ve Ergül Çiçekler’in vegan-vejetaryen beslenmeyi seçtikleri için yetersiz-dengesiz gıdalara mecbur bırakıldığını ve sağlıklarının idari ihmaller sebebiyle kötüye gittiğini üzüntüyle öğrendim.

2012’de Resmi Gazete’de yayınlanan "Hükümlü ve Tutuklular İle Ceza İnfaz Kurumları Personelinin İaşe Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"e göre vegan-vejetaryenlerin talepleri iaşe miktarıyla sınırlı kalmak üzere karşılanır. Diğer hükümlülere düzenli olarak et, peynir gibi gıdaların verilmesi iaşe sınırını aşmazken, hayvansal ürünlerden daha ucuz olan çiğ sebze ve taze baklagilin iaşe sınırı gerekçe gösterilerek veganlardan sakınılması bir ayrımcılık örneğidir. Yukarda adı geçen hükümlülerin

“(1) Sera veya konserve yerine haftalık topluca mevsim sebzelerinin verilmesi”,

“(2) Bakliyat, tahıl ve kuruyemiş temininin artırılarak protein ihtiyaçlarının karşılanması”,

“(3) Kantine veganlar için önemli brokoli, mantar, humus, yulaf ezmesi, kuru maya gibi yeni ürünlerin getirilmesi”

şeklindeki talepleri kurumunuzda çalışan hekim tavsiyeleriyle de desteklenmiştir. En temel insan haklarından biri olan sağlıklı beslenme hakkını kurumunuzda en kısa zamanda tam anlamıyla uygulamanızı arz ve rica ederim.

İSİM SOYİSİM.......
TC NO..............
E-POSTA.......

5 Nisan 2015 Pazar

Almanya erkek civcivleri öğütmeyen ilk ülke olacak

Almanya 2017'den itibaren yumurta endüstrisinde civcivleri canlı canlı öğütme makinesine göndermeyen ilk ülke olacak. Sadece Almanya'da her sene 45 milyon erkek civcivin doğar doğmaz öldürüldüğü hesaplanıyor. Almanya Tarım Bakanı Christian Schmidt, döllenmiş yumurtaların cinsiyetini tespit edebilen ve henüz yumurta içindeki civciv gelişmeden erkek olanını kuluçka yerinden ayıran bir teknolojiye dayanarak bu kararı aldıklarını açıkladı.



Dünyanın hemen her tarafında yumurta endüstrisi tarafından gizlenen bir standarttır bu. Dişi civcivler daha sömürülebilir olduğu için yumurtası ve eti para getireceği için sağ tutulur, erkek civcivler ise "işe yaramadığı" için doğar doğmaz öğütme makinesinde parçalanır. Türkiye'de ileri teknoloji kullanan tavukçuların da bu yönteme başvurdukları, bu makinelere sahip olmayan işletmecilerin ise erkek doğanları bidon veya poşetlere kapatarak boğdukları geçtiğimiz günlerde yeniden gündeme gelmişti. (http://bit.ly/1CFm6ei) Bu tür acımasız imha yöntemleri pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de yasal. 


(Bu video öğütme anını çok yakından gösterdiği için kan görmek istemeyenlere tavsiye edilmez.)



Bir canlı grubunun doğar doğmaz kitleler halinde öğütme makinesine gönderilmesinin bir devletin ve sanayi odasının iki dudağı arasında olması şu dünya düzenine isyan için yeter sebep değil mi? Erkek civciv mi yoksa dişi civciv mi daha fazla zulüm görüyor diye kıyasa gitmek yerine hissedebilen tüm canlılar için özgürlük talep etmenin vaktidir. Öğütme makineleri de belli ki adım adım diğer ülkeler tarafından terk edilecek, artık hayvanların gelişmiş dünyada bilim sayesinde sömürülmediği söylenecek; ancak bu vicdan temizlemeden başka bir şey değil. Öğütme makinesinin olmadığı bir yumurta üretim ortamında da hayvanlara insanlardan aşağı canlılar muamelesi yapılacak, onlara yine yalnızca kadınlıkları sömürülebildiği kadar yaşam şansı tanınacaktır. Pek dillendirilmeyen bir gerçek, vejetaryen hayvansal ürünlerin neredeyse hepsinin kadın sömürüsü ve kadın cinayetleri ile elde edildiğidir. Günümüzün piyasa koşullarında, dişi hayvanın bedeni esir alınmadan, doğurganlık kötüye kullanılamadan peynir, sahanda yumurta veya dondurma elde edilemez.

Yeni teknoloji sayesinde hayvanların kurtulduğu algısı yanlış; hayvanlar uzun süredir toprak yerine teknolojiyle tasarlanan büyük üretim bantlarında doğuyor ve teknolojik öğütme makinelerinde öldürülüyor. İnsan ve hayvan köleliği tarihinin uygarlaşma tarihine paralel olduğu, gelişmiş ülkelerin yalnız ve ancak sömürdüğü canlı kadar, işgal ettiği doğal alan kadar geliştiği bilinir. Bilim ve teknoloji desteğiyle ötekiler üzerindeki tahakkümünü sağlamlaştıran otoritelerin şimdi yine bilim-teknoloji desteğiyle bu tahakkümü zayıflattığını "müjdelemesi" iki şeye işaret olabilir: (1) Bilim-teknoloji güçlünün daha güçlü olmasının aracı olmaktan öteye gidememiştir. (2) Bilim-teknolojinin canlılara getirdiği faydalar, olsa olsa aynı canlılara kendi verdiği zararları temizler.

30 Mart 2015 Pazartesi

ORTAK BİLDİRİ: Erinç Pütün'ün ölümü üzerinden sokak köpeklerine yöneltilen linç kültürünü kınıyoruz

ORTAK BİLDİRİ
30.03.2015

Eskişehir’de Erinç Pütün’ün ölümünün sokak köpeklerine mal edilmesini ve medyanın, sokak köpeklerine yönelik toplumsal şiddeti kışkırtarak itlaf ve tecrit politikalarını meşrulaştıran haberlerini kınıyoruz.

Gelinen son noktada, Erinç Pütün’üölü bulunmasını takiben, bedenine sadece ölüm muayenesi yapıldığı görülmüştür. Pütün’ün başkaca sebeplerle yaşamını yitirmiş olabileceği ihtimali üzerine gidilmediği ve bu olaydaki bütüşüpheleri ortadan kaldıracak klasik otopsinin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Henüz otopsi raporu dahi açıklanmamışken, yaşamını yitiren kişinin hatırasına saygı gösterilmeden ve hatta olay ile ilgili başka gerçeklerin ortaya çıkmasını engelleyecek nitelikte mesnetsiz haberlerin ivedilikle kamuoyunda paylaşılması, hâlihazırda ciddi yaşamsal tehdit ve tehlikelere maruz bırakılan sokak köpeklerini açık hedef hâline getirmiştir. Bu nedenle bu olay ile ilgili tüm olasılıklar soruşturulmadan, klasik otopsi sonucunda olay kesinlik kazanmamışken, büyük  başlıklarla kamuoyuna Çok sevdiği köpekler sonu oldu, “Her gün beslediği sokak köpekleri parçaladıKatil köpekler” gibi hedef gösterici ve sorumsuzca yapılan haberlerden son derece rahatsızız.

Sokak hayvanları katil değildir

Sokak köpekleri katil değildir, insan yemezler; insanların aksine taammüden ya da planlayarak yaşam hakkına ya da beden dokunulmazlığına kastetmezler. Buna rağmen, ilgili haberlerin yeterli delil olmaksızın hayvanları suçlu göstermesi, Türkiyede iktidarın söylem ve pratiklerine meşruiyet sağlamayı ilke edinmiş, sorumsuz habercilik anlayışının bir göstergesidir.

Hayvan katliamlarının, toplamaların, ormana ve insansız alanlara terk ederek, sürgüne göndererek öldürmelerin arttığı, tecrit politikalarının ve soykırım mantığının merkez üssü olacak olan toplama kamplarının inşa edildiği, hayvanlarışehirlerdeki varlığının tehdit altında olduğşu günlerde, bu tarz haberler, yaklaşan felaketlere kamu nezdinde meşru zemin yaratmayı hedeflemektedir.

Hayvan psikolojisi ve davranışları hakkında uzmanlığı bulunmayan akademisyenlerden hayvanlar aleyhine görüş alınması, sokak ortasında köpek kurşunlamış bir avukatın demeçlerinin kullanılması, bu haberlerin arkasında yatan politik itkiyi de ortaya koymaktadır.

İnsana ve hayvana yönelen nefret söylemlerini köpürterek, temkinsizce, magazin malzemesi ve sansasyon unsuru olarak kullanan medya organları, toplumsal cinnet, histeri ve şiddetin artmış olduğşu günlerde, birçok katliama ve drama adeta kapı aralayan, farklı kesimleri birbirine düşman eden birer manipülasyon aracı haline gelmiştir. Bu tür haberler, Türkiyede medyanın iktidar pratiklerini meşrulaştırma itkisiyle, adaleti ve hak arayışını sabote ettiğinin en önemli kanıtlarıdır. Medya, yalnızca hayvanların katledilmesine gerekçe sunmakla kalmayıp, Erinç Pütün’ün yaşamını yitirmesine ilişkin başlatılan adlî süreci de manipüle etmekte, dolayısıyla işlenmiş suça ortak olmaktadır.

Medyayı "etik ilkelere" davranmaya çağırıyoruz

Benzer bir yaklaşım, üç sene önce Ankarada İranlı bir şahsın yine sokak köpekleri tarafından öldürüldüğü iddia edildiğinde yaşanmıştır. Medyanıçarpıtıcı ve manipüle edici haberlerinin akabinde, bu kişinin ölümünü takip eden üç gün içerisinde yedi sokak köpeği yakılarak katledilmiştir. Eskişehirde ve farklı illerde de benzer bir katliamın yaşanabileceğini, böyle bir olayın yaşanması hâlinde, bu katliamın sorumlularından birinin de sokak köpeklerini hedef gösteren yayın politikalarıyla,  medya etik ilkelerine aykırı davranan yazılı ve görsel medya olacağını şimdiden duyuruyoruz.

Çünkü sokak köpeklerinin sürü psikolojisinden dolayı saldırganlaştığını iddia eden bu haberlerde kullanılan demeçler, makul mantık silsilesinden mahrum oldukları gibi, insan-köpek ilişkisine, köpek doğasının ve psikolojisinin bilinen ve yıllardır deneyimlenen temellendirmelerine de ters düşmektedir. Bu olayda yaşandığı üzere, iddia veya varsayım düzeyindeki henüz aydınlatılmamış durumlarda,  köpekleri kendinden menkûl birer tehlike olarak yorumlamak doğru, bilimsel ve ahlakî bir yaklaşım olmaktan uzaktır.
  
Bu durumların, devletin insan-hayvan bir arada yaşama pratiklerine son vermeye yönelik yanlış uygulamalarını, bunun sonucunda topluma sirayet etmiş olan düşmansı tavrı, yaşatılan hak ihlâllerini de kapsayan bir çerçevede değerlendirilerek yorumlanması daha doğru olacaktır. Sokak hayvanlarına bir sorun ve tehditmiş gibi yaklaşıldığı sürece, haklara saygılı bir anlayışın oluşturulamayacağı aşikârdır ve bu yaklaşım sonucunda var oluştan gelen yaşam hakkı gibi temel hakların gasbı karşımıza çıkmaktadır. Daha doğal, korumacı ve bütünlükçü önlemler almak yerine, köpeklerin saldırgan davranışları bahane edilerek sokak hayvanlarının ortak yaşam alanlarımızdan tecrit edilmesi, hedef haline getirilmesi veya insan-hayvan-doğa ilişkisinin kökten zedelenmesi kabul edilemez.

Özellikle ana akım medyanın, temel yayıncılık  ilkelerine ters biçimde, araştırma ve sorgulamadan uzak bir politika izlediğini, kamu erkinin dilini kullanarak sokak hayvanları  üzerinde tehlikelidir algısı yaratmaya uğraştığınıdoğal yaşam alanı”hayvan refahı”, modern şehirler, gelişmiş toplumlar ya da benzer süslü tanımlamalarla sokak hayvanlarını tecride sürükleyecek bir yaklaşımı  topluma empoze etme çabasında olduğunu  görüyoruz. Daha önce insanlar üzerinde de uygulanmış bu politikalarışimdi sokak hayvanlarına uyarlanmaya çalışıldığı son derece açıktır. Bizler hayvanlarla ortak yaşam alanlarımız olan sokaklarda, hayvanlarla uyum içerisinde birlikte yaşama kültürünü bitirmek isteyen, sokak hayvanlarının akıbetini tamamen kamu erkinin eline bırakan, bunu olumlayan habercilik anlayışından da, uygulamalarından da oldukça endişeliyiz.

Medyayı, medya etik ilkelerine uygun haberler yapmaya davet ediyor, sokak köpeklerini potansiyel katiller olarak göstererek  hedef haline getiren, sorumsuz habercilik anlayışı ile hareket eden, nefreti körükleyen medya organlarını kınıyoruz. Erinç Pütün’ün ailesine sabır diliyoruz.

İMZACILAR:

Av. Bektaş Şarklı, Gaziantep Barosu Başkanı
Adana Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Ankara Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri
Bursa Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği
Derin Ekoloji Derneği
Dört Ayaklı Şehir
Engelli Hayvanları Koruma ve Hayvan Hakları Derneği
Eskişehir Hayvanları Koruma Derneği
Gaziantep Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Gaziantep Doğa ve Hayvan Dostları Derneği
Hatay Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Hayvan Dayanışma Ağı
Hayvan Hakları İzleme Merkezi (HAKİM)
Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD)
Hayvanlara Adalet Platformu (HAD)
Hayvanları Koruma Derneği Manisa (HAKDEM)
İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu
İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Kadın Dayanışma Ağı
Kayseri Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Kayseri Hayvanları Koruma Derneği
Kırklareli Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Kocaeli Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Lambdaistanbul LGBTİ Dayanışma Derneği
Mersin Hayvan Dostları Derneği
Ordu Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Sarıyer Kent Dayanışması
Sosyal Kalkınma ve Cinsiyet Eşitliği Derneği
Yeryüzüne Özgürlük Derneği
Yunuslara Özgürlük Platformu


*Bu bildiride Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği (TODAP) üyelerinin makalesinden de yararlanılmıştır.