29 Ocak 2015 Perşembe

Kısırkaya: Tecrit, Zulüm ve Rant! 28 Ocak 2015 Tarihli Basın Açıklaması

Kısırkaya Ölüm Kampı’na karşı yaşam savunucuları 28 Ocak Çarşamba Makina Mühendisleri Odası’nda bir basın toplantısı düzenleyerek 31 Ocak 2015 Cumartesi günü saat 12.00’da Kısırkaya’daki hayvan tecrit merkezi önüne çağrı yaptı.

Basın toplantısında Kuzey Ormanları Savunması’ndan Balaban Cerit, Yeryüzüne Özgürlük’ten Burak Özgüner, Mimarlar Odası’ndan Mücella Yapıcı ve İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu’ndan Avukat Hülya Yalçın Kısırkaya’daki hukuksuzlukları ve hak ihlallerini anlattı. Basın açıklamasında Kadir Topbaş’ın Mart 2014’te katıldığı bir televizyon programı görüntüleri gösterilerek (https://www.youtube.com/watch?v=DgF1GtnYYVQ), İBB’nin 27 Ocak’ta yaptığı açıklaması da yalanlandı.

Basın açıklaması şöyle bitirildi:

“Kısırkaya’daki bu proje; kent, doğa ve yaşam haklarına karşı işlenen birçok suçu birleştirmiştir, bu bağlamda tüm yaşam savunucularının doğal mücadele alanıdır. Gerek sokakta gerekse hukuki süreçte konunun takipçisi olacağımızı duyuruyoruz. 31 Ocak 2015 Cumartesi günü saat 12.00’da Kısırkaya’daki hayvan tecrit merkezi önünde buluşmaya davet ediyoruz.”
---



















BASINA VE KAMUOYUNA,                                                                                                         

İstanbul’un Sarıyer ilçesine bağlı Kısırkaya köyünde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından, 72 hektarlık bir arazi üzerine “Kısırkaya Geçici Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Bahçeli Yaşam Alanı” adı altında, toplama kamplarından farksız bir hayvan tecrit merkezi inşa edilmiştir. Bu inşaat, binlerce hayvanın, yaşadığı yerden toplanarak merkezde alıkonması, bu canlıların doğalarına aykırı şekilde birlikte yaşamaya mecbur bırakılacağı anlamına gelmektedir.

Kısa süre içinde bir hayvan soykırımı merkezine dönüşecek olan bu tesis, hayvanların yaşam haklarının yok edilmesinin yanında, imar mevzuatı, doğa ve kent suçları, arazilerin niteliklerinin hukuksuzca değiştirilmesi ve ranta açılması tartışmalarını da beraberinde getirmektedir.

Kamuoyuna hayvanlar için neredeyse 5 yıldızlı bir otel konforunda tesis hazırlandığı şeklinde pazarlanan bu süreç, fiili olarak binlerce hayvanın hapsedilmesi sonucunu getirecektir. Bu sözde “iyi koşullar”ı diline dolamakta olan Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın ve İBB’nin en üst düzey yöneticilerinin ve bu kurumların, hayvanların yaşam haklarının ihlâli konusunda sicili son derece kabarıktır. Yıllarca usulsüz ve yasa dışı köpek toplamalarıyla, binlerce köpeğin ölümünden sorumlu olan İBB, kendi kontrolünde olan Hasdal Geçici Hayvan Bakımevi’nde, 2009’da 70 kadar yavru köpeği hastalık şüphesini öne sürerek katletmiştir.  Hasdal Geçici Hayvan Bakımevi haricinde de İstanbul sınırlarında bulunan hayvan barınaklarının utanç verici koşulları tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir. Barınaklarda hastalıklardan ve sıfıra yakın bakım koşullarından, sayısız hayvan hayatını kaybetmektedir. Barınakların durumunu ortaya koyan birçok video, internet üzerinden kolaylıkla erişilebilir durumdadır. Kısırkaya’da açılmak üzere olan bu tesis, İBB’nin şimdiye dek İstanbul genelinde küçük barınaklarda sürdürdüğü bu uygulamalarını merkezîleştireceği, hayvan katlini sistematik hale getireceği bir yapı olacaktır. Bunun yanında, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik öngören ve şu an TBMM Genel Kurulu gündeminde olan tasarıda yer alan, toplanan hayvanların “okul, hastane, ibadethane, çocuk oyun alanı gibi toplumun yoğun olarak kullandığı yerler”in yakınına bırakılamayacağının ifadesi, hayvanlara kentte yaşatılmayacağını işaret etmektedir. Bir yasa tasarısında belli bir alanı, “gibi” kelimesiyle muğlak şekilde tarif etmek, uygulamada keyfiliğin önünü açmaktadır. Ayrıca, yürürlükteki 5966 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 9. maddesinin ikinci fıkrasındaki aşağıdaki b ve c bentleri de devlete son derece geniş ve keyfi bir hayvan imha yetkisi tanımaktadır:

b) Akut bulaşıcı bir hayvan hastalığının önlenmesi ya da eradikasyonu amacıyla veya insan sağlığı için risk oluşturan durumlarda,
c) Davranışları insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen durumlarda, veteriner hekim tarafından ötenazi yapılmasına karar verebilir.

Söz konusu tesis, başta Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği’ne ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın barınak kriterlerine dair yayınladığı genelgeler olmak üzere birçok mevzuat hükmü çiğnenerek inşa edilmiştir. İBB’nin iddialarının aksine tesis; Karadeniz’i, kıyısında korunaksız bir şekilde karşısına alan dik bir yamacın üzerinde, su yoğunluğunun fazla olduğu, ulaşımın kolay olmadığı, kötü hava koşullarına ve sert rüzgârlara sahip olan, toprak kaymalarının gerçekleştiği bir noktada inşa edilmiştir. Bu demek oluyor ki, devlet burada kendi çıkardığı mevzuatı bizzat kendisi çiğnemektedir. Ayrıca İBB, 27 Ocak 2015 tarihinde yaptığı açıklamada, tesisin tedavi, ameliyat ve yavrulu anne bölümlerinin  yerden ısıtmalı olduğunu ifade etmektedir. Bu açıklama, belirtilen bu birimlerin dışında barındırılacak hayvanların yerden ısıtma imkânından mahrum bırakılacağına işaret etmektedir. Bu hayvanların, Karadeniz’den esen sert rüzgârlara karşı içine kapatılacakları dört duvar tarafından korunamayacağı açıktır.

Kısırkaya’da devlete sadece mevzuat ihlâli yetmemiştir. İnşaatın yapılabilmesi için doğal alanlar üzerinde bir dizi yasal düzenlemeye gidilmiştir. Orman ve Mera Kanunları ve bu kanunların uygulama yönetmelikleri üzerinde gidilen değişikliklerle doğal alanlar sermayenin tahribatına açılarak rant alanları haline getirilmiştir. Kısırkaya’da bu tesisin inşasının önü de Mera Kanunu’nda gidilen değişiklikler sonucu mümkün olmuştur.

İBB’nin bu inşaatı gerçekleştirme sürecindeki yöntemlerinden bir diğeri de bilgi saklamadır. İBB, kendisine projenin arazi tahsis kararı ve ilgili yazışmaları hakkında bilgi almak için, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında yapılan başvuruları yanıtsız bırakmıştır. İBB’nin bu kanuna uygun hareket etmesi, ancak Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na yapılan başvuru ile mümkün olmuştur. Yine İBB, inşaatı yaklaşık 2 sene süren ve şu an tamamlanmış olan bu projeyi imar planlarına işlememiştir. Bu yolla İBB, projenin imar planlarının askıya çıkmasını ve itiraz yolunun açılmasını da engellemiştir. Projenin inşa edildiği arazi, imar planlarında hâlâ 2. derece SİT ve mera alanı olarak görünmektedir. Arazinin bu projeye tahsisini sağlayan karar, Belediye Encümeni tarafından alınmıştır. Fakat Belediye Encümeni’nin kararı, bir arazinin mera alanı niteliğinin değişmesi için yeterli değildir.

İBB projeye dair gerçekleri gizlemeye çalışırken, tesisin hayvan barındırma kapasitesi hakkında birden farklı yerde değişik veriler paylaştığını unutmuştur. İBB, 27 Ocak 2015’te yaptığı açıklamada tesisin köpek barındırma kapasitesini 1650 olarak açıklamıştır. Fakat yine İBB, tesisin yürütmesinin durdurulması ve projenin iptali talebiyle geçtiğimiz sene kendisine açılan dava kapsamında İstanbul 6. İdare Mahkemesi’ne verdiği savunmada, hayvan barındırma kapasitesinin toplam 4 bin olduğunu belirtmiştir. Kadir Topbaş ise 14 Mart 2014’te tüm Türkiye’ye yayın yapan bir televizyon kanalında bu kapasitenin 20 bin olduğunu vurgulamıştır. Topbaş, aynı televizyon programında Kısırkaya’dakine benzer bir dev tesisin de İstanbul’un Anadolu yakasında inşa edileceğini duyurmuştur. Sizlere, bu kadar net bir şekilde çelişerek İBB’nin canlı yaşamına yaklaşımını ifşa eden Topbaş’ın bu konuşmasını izletmek istiyoruz.

Projenin gerçekleşmesini sağlayan tüm bu süreç, arazi seçim ve tahsisinde usulsüzlükleri, mevzuat hükümlerinin çiğnenmesini ve birçok uygulamada keyfiyetin önünün açılmasını içinde barındırmıştır. Tesisin faaliyete başlaması halinde hayvanların sistemli bir tecrit ve imha tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı, başlayamaması veya arazi tahsis amacında olası bir değişiklik yapılması halindeyse, tüm bölgenin imara açılacağı ve rant politikalarıyla tahrip edilerek İstanbul’un ekosistemine onarılmaz zararlar verileceği kaygısını taşımaktayız.

4342 sayılı Mera Kanunu’na 10 Eylül 2014 tarihindeki değişiklikle “Bakanlar Kurulunca kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilen yerlerin, ilgili müdürlüğün talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun görüşü üzerine, valilikçe tahsis amacı değiştirilebilir” bendi eklenmiştir (Madde 14/ı bendi). Bu tarihteki torba yasa değişikliğiyle Mera Kanunu da meraların kentsel dönüşüm projeleri kapsamında kullanılabilmesinin önünü açmıştır. Kısırkaya toplama kampının arazisi de statüsü değiştirilen bir meradır. Arazinin bir kilometre ilerisinde ise İstanbul’un Kuzey Ormanları’nı yok etmekte olan üçüncü köprünün yol güzergâhı bulunmaktadır. Kısırkaya’ya komşu olan ve İstanbul’un meyve sebze kaynaklarından olan Gümüşdere de, mera ve tarım alanlarına bazı sermaye gruplarının göz diktiği bir başka doğal alandır.

Siyasî iktidarın sermayeyle kurduğu rant ittifakı, günümüz Türkiye’sinin ayyuka çıkmış bir gerçeğidir. Bu gerçek kendini Kısırkaya’da da göstermiştir. 17 Aralık sürecinde yapılan yasal dinlemelerde, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ve İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Ahmet Ayyıldız arasında geçen konuşmalarda, Emine Erdoğan’ın ricası üzerine Kısırkaya ve Gümüşdere çevresinin imara açıldığı iddiası birçok haber kaynağına girmiştir.

Sorun sadece İstanbul’la sınırlı değildir. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 10 Ocak 2014’te gerçekleştirdiği basın toplantısı ve çıktığı programlarda, bu tesisin takip eden örneklerinin Kocaeli ve Trabzon’da da açılacağını belirtmiştir. Bu demeç, hayvanların yaşam haklarının ihlâlinin ve özgürlüklerinin gaspının tüm Türkiye’de rutin uygulama haline geleceğinin ilanıdır.

Kısırkaya’daki bu proje; kent, doğa ve yaşam haklarına karşı işlenen birçok suçu birleştirmiştir, bu bağlamda tüm yaşam savunucularının doğal mücadele alanıdır. Gerek sokakta gerekse hukuki süreçte konunun takipçisi olacağımızı duyuruyoruz. 31 Ocak 2015 Cumartesi günü saat 12.00’da Kısırkaya’daki hayvan tecrit merkezi önünde buluşmaya davet ediyoruz.

ÇAĞRICILAR:
BAĞIMSIZ HAYVAN ÖZGÜRLÜĞÜ AKTİVİSTLERİ  facebook.com/HayvanOzgurlugu
İSTANBUL KENT SAVUNMASI  facebook.com/IstanbulKentSavunmasi
KUZEY ORMANLARI SAVUNMASI  kuzeyormanlari.org
SARIYER KENT DAYANIŞMASI  facebook.com/SariyerDayanismasi
YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ  yeryuzuneozgurluk.blogspot.com

DESTEKLEYENLER:
(Liste güncellenmektedir. Her türlü destek, katılım ve önerileriniz için: yeryuzuneozgurluk@gmail.com)

#KısırkayaOlümKampı
#KısırkayaToplamaKampı
#KısırkayaHayırsızadaOlmasın
#KanlıTasarıyıGeriÇek

24 Ocak 2015 Cumartesi

Çağrı: Kısırkaya Toplama Kampına Karşı 31 Ocak Cumartesi Kısırkaya’ya!


Tüm yaşam savunucularını Sarıyer Kısırkaya'da inşası tamamlanmak üzere olan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) sürdürdüğü dev hayvan tecrit merkezi için harekete geçmeye çağırıyoruz.
Bizler yaşam alanları, hak ve özgürlükleri gasp edilen/kısıtlanan/zorunlu göçe tabi tutulan hayvanlardan, yaşamdan, doğadan yana saf tutanlar olarak, daha şimdiden nasıl sonuçlanacağını bildiğimiz ve Kısırkaya ile Kuzey Ormanları bölgesini ranta açacak olan İBB'nin bu dev hayvan toplama ve tecrit kampına karşı çıkıyoruz. 100 sene önce İstanbul'da yaşanan ve tüm sokak köpeklerinin toplatılıp açlıktan katledildiği yeni ancak "modern" bir Hayırsızada vakası yaşamak istemiyoruz!

Sokak hayvanlarının sonunu getirecek olan Kısırkaya toplama kampı, hayvanların içinde dönemeyecekleri kadar dar, penceresiz, ışıksız beton kutulara konulacakları bir hapishane. Konumu itibari ile bilumum rant, talan ve işgal projesi ile bölgedeki yaban hayatı ve ekosistemi için de son derece tehlikeli sonuçlar doğurarak Marmara'nın tüm canlılarını etkileyecek, Kısırkaya'yı yaşanmayacak hale getirecek olan bu dev toplama kampı için hak ve özgürlüklere duyarlı tüm bireyleri/oluşumları 31 Ocak 2015 Cumartesi günü saat 12:00’de İBB'nin Kısırkaya toplama kampı önüne çağırıyoruz. Lütfen harekete geçin ve hayvanların, doğanın sesi olun. 

Çok yakın bir zamanda açılışı yapılması planlanan, İstanbul'un tüm dengelerini değiştirecek, bizlerle yüzyıllardır sokakları paylaşan sokak hayvanlarına tecrit ve soykırım uygulayacak olan, mevzuata da aykırı bir şekilde inşaatı devam ettirilen bu soykırım merkezini protesto etmeye ve kısa bir süre içerisinde bölgenin ranta açılmak istenmesine karşı hep birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.

YER: "Kısırkaya toplama kampı", Kısırkaya Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevi ve Bahçeli Yaşam Alanı önü, Sarıyer
TARİH: 31.01.2015, Cumartesi saat 12:00

Kısırkaya Toplama Kampına kaldırılacak otobüslerin saatleri:
Hacıosman metro önü saat 11:00 (İletişim:0 507 427 7144)
Büyükdere balıkçılar saat 11:00 (İletişim:0 539 876 7270)

Not: Öncesinde arayıp isim yazdırmanız faydalı olacaktır. Başka noktalardan otobüs ayarlama çalışmaları halen sürmekte olup, netleşince detaylar duyurulacaktır. Hacıosman-Yenikapı metro hattı üzerinden, Hacıosman son metro durağından kalkan 152 hat kodlu otobüsler Kısırkaya köy meydanına kadar ulaşım sağlamaktadır. İETT saatleri:

ÇAĞRICILAR:

BAĞIMSIZ HAYVAN ÖZGÜRLÜĞÜ AKTİVİSTLERİ  facebook.com/HayvanOzgurlugu
İSTANBUL KENT SAVUNMASI  facebook.com/IstanbulKentSavunmasi
KUZEY ORMANLARI SAVUNMASI  kuzeyormanlari.org
SARIYER KENT DAYANIŞMASI  facebook.com/SariyerDayanismasi
YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ  yeryuzuneozgurluk.blogspot.com

DESTEKLEYENLER:

- Adalar Savunması
- Alakır Nehri Kardeşliği
- Aka-Der Maltepe Ekoloji Faaliyeti
- Antalya Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
- Arhavi Doğa Koruma Platformu
- Beşçeşmeler Bizimdir Platformu
- Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Hakları Topluluğu
- Bombalara Karşı Sofralar (Food Not Bombs İstanbul)
- Bursa Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
- Caferağa Dayanışması
- Çepeçevre
- Derin Ekoloji Derneği (DED)
- Dört Ayaklı Şehir
- Ege Çevre ve Kültür Platformu ( EGEÇEP)
- Engelli Hayvanları Koruma ve Hayvan Hakları Derneği
- Eskişehir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
- Eskişehir Kent Konseyi Hayvan Hakları Komisyonu
- Etiler Forum
- Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası
- Gaziantep Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
- Gaziantep Doğa ve Hayvan Dostları Derneği
- Genç Yeşiller
- Gölgesizler
- Göztepe Dayanışması
- Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD)
- Hayvan Hakları İzleme Merkezi (HAKİM)
- Hayvan Özgürlüğü Sayfası
- Hayvanlara Adalet Platformu (HAD)
- Hayvanları Koruma Derneği Manisa (HAKDEM)
- HDK Ekoloji Meclisi
- Heybeliada Forumu
- İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
- İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu
- İtaatsiz Anarşist E-dergi
- İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
- Kadıköy Kent Dayanışması
- Kadıköy Kent Konseyi Hayvan Hakları Komisyonu
- Kartal Hukukçular Derneği
- Kızıl Dayanışma
- Kocaeli Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
- Kocaeli Doğa ve Hayvan Dostları Derneği
- Korsan Parti Hareketi
- Koşuyolu Yaşamparkı Forumu
- Maçka Parkı Forumu
- Pangea Ekoloji
- Salihli Hayvanları Koruma Derneği (Salihli HAYKODER)
- Sarıyer Kent Konseyi Hayvan Hakları Komisyonu
- Sarıyer HDK/HDP Ekoloji Komisyonu
- Sosyalist Demokrasi için Yeniyol Dergisi
- Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneği
- TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
- Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği (TODAP)
- Türkiye HomeNet / Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar Dayanışma Ağı
- Validebağ Savunması
- Vegan Feministler
- Veganspor
- Yeşil Direniş
- Yeşilist
- Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi
- Yunuslara Özgürlük Platformu

(Liste güncellenmektedir. Her türlü destek, katılım ve önerileriniz için: yeryuzuneozgurluk@gmail.com)

#KısırkayaOlümKampı
#KısırkayaToplamaKampı
#KısırkayaHayırsızadaOlmasın

#KanlıTasarıyıGeriÇek

Ölümlerin sebebi Limak

Alkumru Barajı’nda 6 kişinin boğularak hayatını kaybettiği olayın bilirkişi raporuna göre Limak gerekli önlemleri almadığı için asli kusurlu bulundu. Rapora göre su aniden yükseldi, alarm duyulmuyor ve baraj halkın piknik alanlarını yok etti.

SEÇİL TÜRKKAN (BİRGÜN)
Siirt Botan Nehri üzerindeki Alkumru Barajı'nda Ağustos 2014'te 6 kişinin hayatını kaybettiği olayla ilgili olarak hazırlanan bilirkişi raporuna göre Limak Holding'in can ya da mal kaybı yaşanmaması için sorumlu olduğu önlemlerin hiçbirini almadığı tespit edildi. 2 baraj kapağı aynı anda açıldı, uyarı levhaları yetersiz, siren sesi bölgeden duyulmuyor. Öte yandan valilik uyarı levhalarının yetersizliği, belediye ise halk için yeni mesire alanı yaratmadığı için kusurlular arasında yer alıyor.

Barajda üretime başladıktan sonra pek çok boğulma vakası yaşandı. 2011'de 3 kişinin boğulması sonrası açılan davada da Limak Yönetim Kurulu üyesi Sezai Bacaksız ve İşletme Müdürü Kasım Eren önlem alınmadığı için suçlu bulunarak 5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.


'SU 21 KAT YÜKSELDİ'
Ağustos ayında pazar günü Botan Nehri kenarında piknik yaptıkları sırada baraj kapaklarının açılması ve suyun aniden yükselmesi sonucu Baba Osman ve kızları Şevval, Betül, Semanur Parlaküşer ile Ahmet ve Fikret Tente hayatını kaybetmişti. Boğulmaların nedeni ise enerji üretim talimatının ardından saniyede 300 metreküp su salınan barajda su miktarının 21 kat artması olarak belirlendi. İşletmedeki 2 baraj kapağının en az yarım saat arayla açılması gerekiyor. Öte yandan halkı uyaracak güvenlik levhaları eksikliği ve siren sesinin duyulmadığı bilirkişiler tarafından tespit edildi.

‘SAHİBİ SUÇLU’
Mahkeme sürecini etkilemesi beklenen bilirkişi heyeti hazırladığı 9 maddelik tespit raporunda baraj çevresindeki her türlü güvenlikten sorumlu olan Limak Holding yönetici ve sahiplerinin gereken önlemleri almayarak suçlu oldukları tespit edildi. Bu kapsamda İşletme Müdürü Kasım Eren suçlular arasında bulunurken, 4 kumanda operatörü ise kendilerine verilen talimatları yerine getirdikleri için kusurlu görülmedi.

KUM OCAĞI KUSURLU
Nehir yatağından kum çekerek yatağın doğal şeklinin bozulmasına neden olan ve su bırakıldığında girdap oluşmasına neden olan havzadaki kum ocağı işletmelerinin ikinci derece kusurlu bulunduğu raporda, Siirt Valiliği ve Siirt Belediyesi de ikinci derece tali kusurlular arasında.

VALİ VE BELEDİYE ADIM ATMADI
Valilik 268 km boyunca uzanan nehir yatağında Limak'ın önlem alması gereken yerler dışına uyarı levhası yerleştirmemiş olması, Siirt Belediyesi ise santralın yurttaşların yazın sıcak yaz aylarında serinleyip piknik yapacak alanlarını yok etmiş olmasına rağmen bu eksiği giderecek herhangi bir adım atmadığı için kusurlu bulundu. Barajları denetlemekle ve HES’ler için gerekli izinleri de vermek sorumlulukları arasında olan Devlet Su İşleri ise kusurlu bulunmadı.
***
‘Taksir değil, kasıt var’

Parlaküşer Ailesi avukatı Abdülhakim Gider ise hazırlanan bilirkişi raporunu olumlu fakat yetersiz gördüklerini belirtti. Gider: “Boğulma vakaları ve suçlu görülmesine rağmen holdingin hâlâ önlem almamış olmasının nedeni verilen cezanın caydırıcı olmamasıyla açıklanabilir” dedi. Valilik, Belediye ve kum ocaklarının kusurlu bulunmasının önemli olduğunu vurgulayan Gider, “Bunlar taksirle değil olası kastla ölüme sebebiyet vermek” dedi.

31 Aralık 2014 Çarşamba

Leopar katli davasından çıkan beraat kararı temyize gidiyor

Diyarbakır'da öldürülen leopar hakkında, Kara Avcılığı Kanunu'na muhalefet gerekçesi ile açılan ve Diyarbakır Çınar Asliye Ceza Mahkemesi'nde bugün görülen davanın dördüncü celsesinde sanıklar Kasım Kaplan ve Mahmut Kaplan hakkında beraat kararı verildi. Davanın müştekisi Burak Özgüner kararı temyiz edeceklerini açıkladı.


Duruşmada son sözleri sorulan sanıklardan Mahmut Kaplan, önceki savunmasını tekrar ederek “Kendimi korumak isterken bu olay gerçekleşti. Suçsuzum, beraatimi istiyorum”dedi.

SANIKLARIN BERAATİNE KARAR VERİLDİ

Davanın bugünkü dördüncü celsesinde kararını açıklayan Çınar Asliye Ceza Mahkemesi, sanıkların bilerek neden olmadıkları ve başka suretle korunma olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak amacıyla eylemi gerçekleştirdiklerini belirtti. Leoparın saldırısının TCK’nin 25/2 maddesi uyarınca ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran nedenlerden olduğunun göz önüne alındığını belirten mahkeme, sanıklara ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi.

MÜŞTEKİ Burak Özgüner: Kararı temyiz edeceğiz

Mahkemenin beraat kararına tepki gösteren, davanın müştekisi ve müdahili, Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nden Burak Özgüner "Kararı temyiz edeceğiz. Türkiye'de hayvan haklarının durumu ortada. Nesli tükenen bir hayvan katlediliyor. Tüm deliller sanıklar aleyhinde iken yine beraat kararı veriliyor. En azından bir ceza verilebilirdi ve ertelenebilirdi, bu da sanıkları kontrol altında tutabilirdi" diyerek beraat kararına tepki gösterdi.

"Beraat kararları hayvan katillerini, işkencecilerini teşvik ediyor"

Davanın müştekisi Özgüner, "Dün de köpek tecavüzü davasından benzer bir sonuç çıkmıştı. Köpek tecavüzcüsünü beraat ettiren mahkeme, adeta tecavüzcüyü yüreklendirdi, sırtını sıvazladı. Bugünkü leopar katli davasında da yine beraat kararı çıktı. Sanık ifadelerinde ciddi çelişkiler vardı, deliller sanıkların aleyhindeydi, keşif sırasında da sanıklar aleyhinde ciddi hususlar ortaya çıkmıştı. Tüm bunlara rağmen sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi, hayvanları katleden, onlara işkence yapan kişileri teşvik ediyor. Mahkemenin bu kararını kınıyoruz" açıklamasında bulundu.


Leopar katilleri 325 TL idarî para cezası ile kurtuldu

Davanın müştekisi Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nden Burak Özgüner “Dava sonuçlandı ancak karar, bizler için hiçbir şekilde tatmin edici değil. İdarî soruşturma da tam anlamı ile yürütülmemişti. En azından Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından sanıklardan tazminat bedeli alınmalıydı. Davada da tüm somut deliller, uzman görüşleri leoparın katledildiği yönündeydi. Zaten sanıkların atışa hazır durumda taşıdıkları tüfek ve mevzuata aykırı olarak bulundurdukları fişekler de ortada bir kötü niyet olduğunu gösteriyordu. 90 kiloluk, sivri ve keskin diş ve pençeleri olan yabani bir hayvanın saldırısından birkaç ufak sıyrık ile kurtulmak imkânsız. Bir canlının canını almak, nesli tükenen bir hayvanı katletmek 325 TL’lik idari para cezası ile geçiştirilemez. Üç kuruşluk idari yaptırımlarla ve öldürülen hayvanların içini doldurup şehir şehir hayvan cesetlerini teşhir ederek yaban hayatı korunamaz. Hayvan katliamlarına hiçbir yaptırım uygulanmazken, mahkemeler beraat kararı verirken ya da göstermelik uygulamalarla hayvan haklarından bahsedilemez.” diye konuştu.

30 Aralık 2014 Salı

Köpek Tecavüzü Davasında Beraat!

Bir köpeğe tecavüz etmesinin ardından hakkında “hayasızca hareketlerde bulunma”, “haksız yere sahipli bir hayvanı öldürme, işe yaramayacak hale getirme, değerini düşürme” suçlarından dava açılan Hamdi Yalçın adlı sanığın yargılanmasına bugün devam edildi.



Davayı feministler, çeşitli barolar, hayvan hakları ve özgürlüğü savunucuları ve İstanbul Milletvekili Melda Onur ve Mahmut Tanal izledi. Davada sanık müdafii ile davada müdahil ve gözlemci olarak bulunan avukatlar arasında tartışma yaşandı. İstanbul 63. Asliye Ceza Mahkemesi, duruşma sonunda, tutuksuz olarak yargılanan sanık Hamdi Yalçın duruşmaya katılmazken, hakkında beraat kararı verdi.

Duruşmayı çok sayıda avukat ve aktivist izledi, mahkeme salonu doldu taştı. Duruşma çıkışında sanık müdafii, duruşmada gözlemci ve müdahil olarak bulunan avukat ve aktivistleri tehditler savurarak hakaretlerde bulunarak duruşma salonu önünden uzaklaştı.

Duruşma sonrasında basın açıklaması yapan feministler, barolar, hayvan hakları ve özgürlüğü savunucuları, sanık H.Y. hakkında bir canlıya cinsel şiddet uygulamak, beden dokunulmazlığını ihlâl suçlarından değil de farklı suçlardan dava açılmasını ve sanığa verilen beraat kararını eleştirerek Türk Ceza Mevzuatı’nda bir hayvana tecavüz etmek ya da işkence etmek nedeni ile hâlâ bir yasal düzenlemenin olmadığına dikkat çekerek “Sokakta yaşayan bir hayvanın uğradığı cinsel istismar ve şiddetin yasalarca karşılığı sadece birkaç yüz Türk Lirası’dır. T.C. ulusal mevzuatı maalesef, bizler gibi yaşam hakkı ve beden bütünlüğü olan canlılara hâlâ sadece birer mal muamelesi yapmaya devam etmektedir” açıklamasında bulundu. Ortak yapılan basın açıklamasına Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, Derin Ekoloji Derneği, Gaziantep Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, Gaziantep Doğa ve Hayvan Dostları Derneği, Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD), Hayvanlara Adalet Platformu (HAD), İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, Vegan Feministler, Yeryüzüne Özgürlük Derneği ve Yunuslara Özgürlük Platformu imzacı olurken bağımsız olarak hayvan hakları ve özgürlüğü savunucuları da katıldı.

Ortak basın açıklamasını okuyan Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nden Özge Özgüner, açıklamaya “Mahkemenin beraat kararı, erkek egemen, tecavüzü meşru kılan devlet politikalarının hukuka yansımasıdır. Bizlere göre bir canlıya yapılan işkence, cinsel istismar, tecavüz ve beden dokunulmazlığı gibi birçok hakkın acımasızca gasbı, dolayısıyla psikolojik, sosyolojik ve daha birçok açıdan üzerinde durulması gereken bir utanç olayıdır. Söz konusu olan canlının insan olmaması, sanığın uyguladığı haksız fiilin tecavüz olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Türkiye’de tecavüz edilen hayvanlar arasında ineklerin, koyunların, tavukların, ördeklerin, atların olduğu da toplumun tüm kesimlerince bilinen ancak hasır altı edilen bir gerçekliktir ve tecavüzcüyü değil de tecavüze uğrayanı teşhir ve hedef gösteren bir anlayış ısrarla devam ettirilmektedir” diye devam etti.

TBMM Genel Kurulu gündeminde bulunan Hayvanları Koruma Kanunu’nun değişikliğine dair kanun teklifine de eleştiren aktivistler, “Kanun tasarısı, ilgili ihtisas komisyonunda görüşülürken hayvan tecavüzcülerinin hayvan edinmesini men etmek üzere komisyona verilen madde önergesi, ilgili bakanlıkların temsilcileri ve milletvekillerince reddedilmiştir. Önergenin reddedilmesi, bürokrasinin ve yasama organı olan parlamentonun erkek egemen tavrını bir kez daha kanıtlamıştır” açıklamasında bulundu.

Müşteki vekili Av. Babayiğit: Sanığın tecavüz görüntülerini tüm Türkiye görmüşken mahkeme görmedi

Davada müşteki olarak yer alan Gazi Güven’in avukatı, İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Üyesi Av. Yasemin Babayiğit de dava ile ilgili beraat kararını temyize göndereceklerini ifade ederek mahkemenin beraat kararını eleştirdi. Av. Babayiğit, “Mahkemenin vermiş olduğu beraat kararının hiçbir hukukî dayanağı yoktur. Sanığın, kamera görüntülerine yansıyan tecavüz fiilini tüm Türkiye görmüşken mahkeme bunu görmemiştir” değerlendirmesinde bulundu.

Müdahillik talepleri reddedildi

Davaya katılma talebinde bulunan Ankara Barosu, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, Yeryüzüne Özgürlük Derneği ve Eskişehir Barosu avukatlarından ve Hayvanlara Özgürlük Platformu'na mensup hukukçulardan Av. Mustafa Çakı’nın müdahillik talepleri mahkemece, suçtan doğrudan zarar görmedikleri gerekçesi ile reddedildi. Katılma talebinde bulunan baro ve kuruluşlar, mahkemenin bu kararını temyiz edeceklerini açıkladı.

Hayvana tecavüz ile insana tecavüz arasında hiçbir fark yoktur

Davaya konu olan olayın, özneleri farklı olmakla birlikte diğer davalarla benzerlik gösterdiğini ifade eden aktivistler “Bunun yakın örnekleri, Pozantı Çocuk Cezaevi’nde yaşanan çocuk tecavüzlerinde, 26 kişiye para karşılığı satılan 13 yaşındaki N.Ç. davasında, aralarında polis müdürünün de bulunduğu 34 kişinin tecavüzüne uğrayan Sakarya’daki 14 yaşındaki Ö.C. davasında, Gölcük’te 29 kişinin tecavüzüne uğrayan 13 yaşındaki Ö.Y. davasında, işitme ve konuşma engelli bir kadına tecavüz sırasında sesini çıkartmadığı için ‘rızası var’ kararı ile sanıkların beraat ve ceza indirimi aldıkları, duruşma kararlarınca sabittir. Hayvanlarla ilgili bir örnek verecek olursak, geçen sene Bursa’da tecavüze uğrayan bir ördek, “sahibi” diye tanıtılan bir adam tarafından kesilerek tüm sorunlar, erkek zihniyeti nezdinde bertaraf edilmiştir” açıklamasında bulundu.

“Tecavüze uğrayan bireyin kadın, hayvan ya da eşcinsel olmasının, tecavüzün arkasında yatan sebepler ve tecavüzü meşrulaştıran düşünceler nazarında hiçbir önemi ve farkı yoktur” diye açıklamaya devam eden aktivistler, “Bu tecavüz davası vesilesi ile cinsel-leştirilmiş şiddete maruz bırakılanların sesini boğmaya çalışan bu adalet sistemi ve bu erkek egemen sisteme boyun eğmemekte kararlı olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyoruz.İkiyüzlü, türcü, erkek adalet değil, gerçek adalet istiyoruz” diyerek açıklamasına son verdi.

Kaynak: goodmorningturkey.com

Ortak basın açıklamasının tam metni:

30.12.2014, SALI
BASINA VE KAMUOYUNA,

17 Ağustos 2014 günü saat 02:00 sularında H.Y. isimli şahsın, İstanbul Kağıthane, Hamidiye Caddesi’ndeki bir apartmanın önünde zorla tuttuğu Mülayim isimli köpeğe dakikalarca tecavüz ettiğini gösteren güvenlik kamerası kayıtları kamuoyuna yansımıştır.

Biraz önce hep birlikte izlediğimiz davadaki suç, Türk Ceza Mevzuatı’nca her ne kadar “hayasızca hareketlerde bulunma”, “haksız yere sahipli bir hayvanı öldürme, işe yaramayacak hale getirme, değerini düşürme” olarak tanımlansa da, bizlere göre bir canlıya yapılan işkence, cinsel istismar, tecavüz ve beden dokunulmazlığı gibi birçok hakkın acımasızca gasbı, dolayısıyla psikolojik, sosyolojik ve daha birçok açıdan üzerinde durulması gereken bir utanç olayıdır. Söz konusu olan canlının insan olmaması, sanığın uyguladığı haksız fiilin tecavüz olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Türkiye'de tecavüz edilen hayvanlar arasında ineklerin, koyunların, tavukların, ördeklerin, atların olduğu da toplumun tüm kesimlerince bilinen ancak hasır altı edilen bir gerçekliktir. Sokakta yaşayan bir hayvanın uğradığı cinsel istismar ve şiddetin yasalarca karşılığı sadece birkaç yüz Türk Lirası’dır. T.C. ulusal mevzuatı maalesef, bizler gibi yaşam hakkı ve beden bütünlüğü olan canlılara hâlâ sadece birer mal muamelesi yapmaya devam etmektedir.

Tecavüzcüler sapık insanlar değildir! Cinsel şiddeti, kendine hak gören, kendi zevki için ve/veya başka bir canlı üzerinde tahakküm kurmak ve/veya cezalandırmak için sistematik olarak kullanan insanlardır. Evet insandır onlar! Davaya konu olan suç bireysel bir hastalık değil, toplum tarafından kabul görmüş cinselleştirilmiş şiddettir! Cinsellik sadece bir kılıftır, amaç erkekliğini kanıtlamak, iktidarını sağlama almaktır.

Toplumun her kesiminde kendini gösteren cinsel şiddet, bir iktidar kurma aracı olarak devlet politikaları tarafından beslenmekte, erkekler tecavüze teşvik edilmektedir. Şu anda TBMM Genel Kurulu gündeminde olan Hayvanları Koruma Kanunu tasarısı, ilgili ihtisas komisyonunda görüşülürken hayvan tecavüzcülerinin hayvan edinmesini men etmek üzere komisyona verilen madde önergesi, ilgili bakanlıkların temsilcileri ve milletvekillerince reddedilmiştir. Önergenin reddedilmesi, bürokrasinin ve yasama organı olan parlamentonun erkek egemen tavrını bir kez daha kanıtlamıştır.

Bunun yakın örnekleri Pozantı Çocuk Cezaevi’nde yaşanan çocuk tecavüzlerinde, 26 kişiye para karşılığı satılan 13 yaşındaki N.Ç. davasında, aralarında polis müdürünün de bulunduğu 34 kişinin tecavüzüne uğrayan Sakarya’daki 14 yaşındaki Ö.C. davasında, Gölcük’te 29 kişinin tecavüzüne uğrayan 13 yaşındaki Ö.Y. davasında, işitme ve konuşma engelli bir kadına tecavüz sırasında sesini çıkartmadığı için “rızası var” kararı ile sanıkların beraat ve ceza indirimi aldıkları, duruşma kararlarınca sabittir. Hayvanlarla ilgili bir örnek verecek olursak, geçen sene Bursa’da tecavüze uğrayan bir ördek, “sahibi” diye tanıtılan bir adam tarafından kesilerek tüm sorunlar, erkek zihniyeti nezdinde bertaraf edilmiştir.

- Tecavüze uğrayan bireyin kadın, hayvan ya da eşcinsel olmasının, tecavüzün arkasında yatan sebepler ve tecavüzü meşrulaştıran düşünceler nazarında hiçbir önemi ve farkı yoktur. Tüm hak ihlâllerinde, cinsel şiddet ve tecavüzde yaşanılan acı, travma, korku gibi tarifsiz duygular her zaman ve her koşulda aynıdır.

- Şiddet toplumun her alanında organize bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Salt kadınlık durumundan, yolda yürürken tacize uğrayan kadının yaşadığı şiddet; trans, eşcinsel, travesti bireylere yöneltilen nefret içerikli şiddet; sermaye grupları tarafından saatlerce çalıştırılarak hayatı sömürülen işçilerin yaşadığı şiddet; deney laboratuvarlarında kozmetik ürünlerin-ilaçların geliştirilmesi için deney tavşanlarının, farelerin, maymunların yaşadığı şiddet, mezbahalarda, yumurta çiftliklerinde, hayvanlı sirklerde, hayvanat bahçelerinde, yunus parklarında, süt çiftliklerinde, kürk ve deri endüstrisinde yaşanan, yaşatılan şiddet, insan menfaati, eğlencesi, damak zevki, tüketim alışkanlıkları için sömürülen, metalaştırılan hayvanların yaşadığı şiddet; toprağı zehirleyen şiddet, derelerin önünü kesen, ağaçların boynunu vuran şiddet; ötekileştirilen, tecavüze uğrayan, varoluşu yok sayılan her canlının, doğanın yaşadığı şiddet, bugün yalnızca erkeklerin değil, hepimizin toplumsal ilişki biçimleri olarak da karşımıza çıkmaktadır.

- Toplumun bir yansıması olan medyanın da erkek egemen, ayrımcı habercilik anlayışını bir an önce terk etmesini ve türcü, cinsiyetçi, homofobik/transfobik dilini değiştirmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Doğadaki tüm canlılar üzerindeki egemenliğe karşı özgürleşmeyi ve özgürleştirmeyi savunuyoruz. Canlılara yönelik her türlü zulmü reddediyoruz. Hiçbir canlının bir diğerinin bedeni üzerinde iktidar sahibi olmadığını, insanlar tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin bir insanın diğer bir insana gösterdiği saygıdan ayrı tutulamayacağını söylüyoruz.

Bu tecavüz davası vesilesi ile cinsel-leştirilmiş şiddete maruz bırakılanların sesini boğmaya çalışan bu adalet sistemi ve bu erkek egemen sisteme boyun eğmemekte kararlı olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyoruz.

İKİYÜZLÜ, TÜRCÜ, ERKEK ADALET DEĞİL, GERÇEK ADALET İSTİYORUZ!

İmzacılar:

Bağımsız Hayvan Hakları/Özgürlüğü Savunucuları
Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği
Derin Ekoloji Derneği
Gaziantep Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Gaziantep Doğa ve Hayvan Dostları Derneği
Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)
Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD)
Hayvanlara Adalet Platformu (HAD)
İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Vegan Feministler
Yeryüzüne Özgürlük Derneği
Yunuslara Özgürlük Platformu

29 Aralık 2014 Pazartesi

Tecavüz davasına ve basın açıklamasına katılım çağrısı (YARIN)

YARIN, 30 ARALIK 2014 SALI, SAAT: 08:30
İSTANBUL ADLİYESİ (ÇAĞLAYAN) 63. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ  
(5. KAT D2 BLOK)


Erkek egemen zihniyet, kadınlarda rıza aramadığı gibi, hayvanları da kendine mal ediyor, işkence ediyor, tecavüz ediyor, öldürüyor!

Sessiz kalmayalım! Tecavüze uğrayan köpeğin davasına hep birlikte katılalım.

Bedenine defalarca tecavüz edilen sokak köpeği MÜLAYİM'in duruşması, YARIN 30 ARALIK 2014, Salı günü İstanbul Adliyesi (Çağlayan) 63. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. İnsanmerkezci, türcü ve erkek egemen sisteme karşı mücadele eden aktivistler olarak, saat 08:30'dan itibaren adliyede olacağız.

Hayvana şiddet uygulayan, işkence ve tecavüz eden birçok kişi, suçu ispatlansa bile elini kolunu sallayarak aramızda dolaşmaya devam ediyor.

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, Derin Ekoloji Derneği, Gaziantep Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, Gaziantep Doğa ve Hayvan Dostları Derneği, Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD), Hayvanlara Adalet Platformu (HAD), İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, Yeryüzüne Özgürlük Derneği ve bağımsız hayvan hakları ve özgürlüğü savunucuları olarak davaya katılma talebinde bulunacağız. Duruşma sonrasında iki yüzlü adalet anlayışını teşhir etmek ve erkek egemen, türcü zihniyeti bir kez daha lanetlemek için adliye önünde ortak bir basın açıklaması yapacağız.

Tüm basın mensuplarını ve haklara duyarlı tüm kesimleri basın açıklamasına katılmaya ve duruşmayı izlemeye, dayanışmaya çağırıyoruz.



YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ

25 Kasım 2014 Salı

Sömürüsüz, ilaçsız yaşam için bir adım daha: Vegan beslenme tablosu!

Yeryüzüne Özgürlük Derneği olarak 1-30 Kasım Dünya Vegan Ayı etkinlikleri kapsamında protein, vitamin ve minerallerin hangi bitkisel gıdalarda bulunduğunu gösteren resimli bir tablo yayınlıyoruz. Hayvan sömürüsüne direnen herkese selamlar!




Tablonun sağ ve sol parçalarını ayrı ayrı A3 boyutunda renkli kuşe kağıtlara bastırabilirsiniz. Sonra iki parçayı birleştirerek mutfağınıza/odanıza asabilirsiniz: http://bit.ly/1rkWMmh (İstanbul'daysanız basılı tabloyu aşağıdaki dağıtım noktalarından teslim alabilirsiniz.)

Vegan beslenme tablosu Türkçe’de bir ilk! Dünyadaki benzer tablolardan esinlenmekle birlikle Türkiye'de kolay ve ucuza bulunan yiyeceklere öncelik verdik. Amacımız, Türkiye’de hayvan sömürüsünün farkına varıp vegan yaşamak isteyenleri desteklemek. Hangi besinin günlük ne kadar lazım olduğu ve bunların hangi yiyecekte ne kadar bulunduğunu üşenmedik şurdan bakıp tek tek yazdık. Ayrıca vitamin ve minerallerin vücutta depolanabilirliğini ve emilimini arttıran/azaltan faktörleri de not ettik. Tablodaki bilgiler, sadece veganlara değil baharatların, kuruyemişlerin ve otların mucizesinden faydalanmak isteyen veya gut hastalığına, kolesterole, kalp-damar hastalıklarına, obeziteye vs çare arayan herkese hitap ediyor.

Birkaç örnek ister misiniz? Mesela günde 50 gram kabak çekirdeği yemek, magnezyum ve çinko ihtiyacımızın yarısından fazlasını, lif ve protein ihtiyacımızın üçte birini karşılıyor. Gün boyunca yemeklerimize serpiştireceğimiz 10 gram nane, demir ihtiyacımızın yarısını, omega-3 ihtiyacımızın çeyreğini ve kalsiyum ihtiyacımızın beşte birini karşılıyor. Tabloda D vitamini sıkıntısını aşmak için mantarları güneşte kuruttuktan sonra yemek gerektiği gibi ilginç bilgiler de var.

Kendimize iyi bakmayı öğrenirsek sağlımızı kâra indirgeyen ve hayvan deneyleriyle ilerleyen ilaç endüstrisine muhtaç kalmayız. Kendimize bakmak, hayvan özgürlüğü mücadelesinin bir parçası; çünkü biz de birer hayvanız. Unutmayın, ilaç endüstrisi, enerji ve silah endüstrisi ile beraber dünyanın en büyük (dolayısıyla en kanlı) üç sektöründen birisi.

Herkesi hiçbir canlının eti için öldürülmediği ve sütü için tecavüze uğramadığı bir dünya adına vegan olmaya çağırıyoruz. Sadece insan olmayan hayvanların değil insan olanların ve doğanın da sömürüsü üzerinden varlığını sürdüren ve bizleri “tüketici”ye indirgeyen kapitalist endüstriye karşı friganlık ve kendin-yap kültürünü teşvik ediyoruz.

Kafessiz, zincirsiz ve patronsuz bir dünya! Rızasız tüm ilişkilere karşı yeryüzüne özgürlük!

The first Turkish vegan nutrition chart is here! It is published by Freedom to Earth. Download / print (2xA3) link: http://bit.ly/1rkWMmh

(Istanbul delivery points listed below) İstanbul'da yaşayanlar tablonun renkli kuşe kağıda 81x29 cm boyutunda basılı versiyonunu aşağıda adresini verdiğimiz noktalardan teslim alabilir:

- Beyoğlu: Parsifal Restoran, Kurabiye Sokak, 9/A, Beyoğlu, İstanbul

- Beyoğlu: Teneffüs Kafe, Aynalı Çeşme Caddesi, 16/2, Tepebaşı, Beyoğlu, İstanbul 

- Kadıköy: Komşu Kafe, Uzun Hafız Sokak, 83/A, Yeldeğirmeni, Kadıköy, İstanbul

- Kadıköy: Mahatma Vegan Kafe, Macit Erbudak Sokak, 50/A, Yeldeğirmeni, Kadıköy, İstanbul

- Şişli: Amazon Dövme, Mim Plaza, Kodaman Sokak, 9/4, Nişantaşı, Şişli, İstanbul

- Cevizlibağ: Topkapı Ticaret Merkezi 2 (İşyeri no: 73), Yedikule Çırpıcı Yolu, Zeytinburnu, İstanbul

- Beylikdüzü: Ekoorganik, Kule Çarşı, Zafer Caddesi, 1/41, Beylikdüzü, İstanbul




14 Kasım 2014 Cuma

Bu Cumartesi Kadikoy`deyiz, bekleriz!

Yeryuzune Ozgurluk aktivistleri olarak bu Cumartesi Kadikoy`de Aka-Der`in duzenledigi Ekoloji Dersligi etkinliginde insanmerkezcilik ve turculuk karsiti mucadeleyi tartisiyoruz; ardindan hayvan ozgurlugu aktivistlerinin bulusacagi musterek bir toplantiya katiliyoruz. Sizleri de bekleriz.



15 Kasim Cumartesi 14:30`da Aka-der Kadikoy subesinde Yeryuzune Ozgurluk`ten Guray Tezcan insanmerkezcilige karsi hayvan ozgurlugu sunumu yapacak. Sunumun ardindan soru-cevaplarla soylesiye gecilecek. Ayni gun 16:00`da ise farkli hayvan ozgurlugu gruplarindan aktivistlerin bir araya gelecegi bir toplantiya katiliyoruz. Toplanti Moda`da, detaylari soylesiye gelerek ogrenebilirsiniz.

Kadikoy Aka-Der`deki etkinligin Facebook sayfasindan ayrintilari ogrenebilir ve arkadaslarinizi etkinlige davet edebilirsiniz.

9 Kasım 2014 Pazar

Tuzla’da inşa edilen yeni yunus parkını protesto ediyoruz!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) desteği ve Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın öncülüğünde yürütülen, Mart 2015’te açılması planlanan 250 milyon dolarlık Tuzla Marina ve AVM projesi kapsamında bir de yunus gösteri merkezi yapılıyor. Yunuslara Özgürlük Platformu, inşası süren yunus parkı ile ilgili olarak bir protesto açıklaması yayınladı.


Yunus parklarına yönelik gittikçe artan kamuoyu tepkisi nedeniyle birkaç yıldır gizlilik içinde yürütüldüğünü anladığımız bu yunus parkı, Tuzla Belediyesi’nin web sitesindeki ilgili sayfada ve bugüne kadar çıkan haberlerde “eğlence ve su parkı” ve “gösteri alanı” olarak geçiyor. Ancak, sitede ve YouTube’da yer alan tanıtım videosunu izleyenler, animasyonun üçüncü dakikasından itibaren bu projede bir de yunus gösteri merkezinin yer aldığını görebiliyor!

Geçtiğimiz yıl yolsuzluk skandalıyla anılan TOKİ Eski Başkanı / Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın ve çocuklarının yönetiminde olan Bayraktar İnşaat tarafından yürütüldüğü belirtilen Via Properties imzalı bu projenin duyurusunu ise, 2013’te İBB Başkanı Kadir Topbaş yapıyor. Yani, yap-işlet-devret modeliyle Ruslara kiralanan İstanbul’daki bir yunus parkının İBB olarak “sahibi”… Ya da işkence gördüklerini bizzat kabul ettiği bu tesislerdeki tutsak deniz memelilerine ve İstanbul sokaklarında, barınaklarında katledilen binlerce sokak hayvanına rağmen, protestolar arasında kendisine “En İyi Başkan” ödülü verilen bir “iş adamı”…

* Yerel sivil toplum kuruluşlarının girişimi ve binlerce duyarlı kişinin tepkisiyle Fethiye ve Kaş’taki iki yunus parkının kapanmasını sağlamışken,
* İzmir Ticaret Odası’nın Tarihi Mendirek Projesi’nde yer alması planlanan yunus parkını kitlesel tepkiler sonucu engellemişken,
* Türkiye’de ve dünyada yunus parklarına destek veren şirket ve markaların sayısı hızla azalırken,
* Bodrum’daki yunus parkı üç yıllık mücadele sonunda kapanmak üzereyken,
* Bunca yıllık çaba sonunda yeni yunus parklarının açılmaması ve mevcutların kapatılması yönündeki maddenin Ekim ayında TBMM Genel Kurulu’nda 5199 kapsamında yasalaşması beklenirken,

İstanbul’da üçüncü bir deniz hapishanesinin açılmasına, onlarca deniz memelisinin tutsak edilmesine ve gösteriler, eğitimler sırasında işkence görmesine izin vermeyeceğiz!

Lütfen bu işkence merkezinin açılmaması ve projeden çıkarılması için siz de sesinizi yükseltin! Yasal hakkınız olan aşağıdaki bilgi edinme yazısını, tarih, isim-soyad ve T.C. kimlik numarası bilgilerinizle birlikte ilgili kurumlara gönderin.

Ve daha büyük protestolar için www.yunuslaraozgurluk.com, www.facebook.com/yunuslaraozgurluk ve www.twitter.com/ozguryunuslar adreslerini takip edin!

Kaynak: Hayvan Özgürlüğü Çevirileri

* İlgili kurumlara bilgi edinme yazısı göndermek için örnek dilekçeye ulaşmak isterseniz lütfen buraya tıklayın.

3 Kasım 2014 Pazartesi

Munzur’da Dördüncü HES’e Aynı Karar

Mahkeme Munzur Vadisi’nde yapımı planlanan üç HES’e yönelik kararını dördüncü için de verdi: Hukuka aykırı ve ÇED yeterliliği yok.


Ankara 3'üncü İdare Mahkemesi Tunceli'de, Munzur Vadisi’nde yapılması planlanan dördüncü HES projesinde de daha önce başka HES'ler için verdiği kararı tekrar etti.

Mahkeme, temmuz ayında, Munzur Milli Parkı’nda yer alan Konaktepe 1, Konaktepe 1 ve Bozkaya Baraj ve HES projelerini de hukuka aykırı ve ÇED yeterliliği olmadığı gerekçelerini açıklamıştı

Son olarak iptal edilen Kaletepe HES projesine de 31 Ekim günü yapılan duruşmada aynı gerekçeler belirtildi.

“Bir daha onaylanmaz”

Dört HES projesinin iptali için mahkemeye başvuran avukatların yaptığı açıklamada, artık Munzur’da baraj projelerinin hayata geçirilmesinin mümkün olmadığı vurgulandı.

“Munzur Vadisi'nde projelendirilen hiçbir baraj ve HES projesi için ÇED olumlu kararı yoktu.

"Bütün HES projeleri ÇED kararlarından muaf tutulmuşlardı. Mahkeme ÇED olumlu kararı alınmadan böyle bir projenin hayata geçirilmeyeceğini kesin bir kararla belirtiyor.

“Bu durumun özellikle milli parklarda hukuka aykırı olduğunu belirtiyor ev baraj projelerini iptal ediyor.

“Munzur Vadisi Milli Parkı'nda ÇED olumlu kararı alınması mümkün değil ve bu durumda Munzur Vadisi'nir daha herhangi bir baraj projesinin onaylanacağını hiçbir şekilde düşünmüyoruz."

Kaynak: Bianet

Şerzan Kurt Davası Yeniden Başlıyor

Muğla’da öğrenci Şerzan Kurt’u vurarak ölümüne sebep olan polisin sekiz yıl ceza alıp tahliye edilmesi kararı Yargıtay’dan döndü. Polis Şahin’in yargılandığı dava yarın Eskişehir’de tekrar başlayacak.


Muğla’da polis kurşunuyla öldürülen 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Şerzan Kurt ile ilgili davanın yeniden görülmesine başlanacak. İlk duruşma yarın saat 14:00’te Eskişehir 1.Ağır Ceza Mahkemesinde.

Kurt’u öldüren polis Gültekin Şahin 2,5 yıl tutuklu yargılanmış, 7 Eylül 2012’deki son duruşmada sekiz yıl hapis cezasına çarptırılmış ve tahliye edilmişti.

Yargıtay “fiilin kasten işlendiği” ve “polis Şahin’in görevden atılması gerektiği” kararıyla yerel mahkemenin kararını bozdu ve davanın yeniden görülmesine karar verdi.

Ne olmuştu?

Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü ikinci sınıf öğrencisi Şerzan Kurt, 12 Mayıs 2010'da vuruldu, ağır yaralandı. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 19 Mayıs'ta yaşamını yitirdi.

Kurt'un ölümü ile ilgili olarak Muğla Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesi'nde görevli polis memuru Gültekin Şahin tutuklandı.

Şahin hakkında Muğla Ağır Ceza Mahkemesi'nde "olası kasıtla nitelikli insan öldürme" suçundan dava açıldı.

Dava "güvenlik gerekçesiyle" Eskişehir'e nakledildi.

Sanık mı, tanık mı?

Eskişehir 1.Ağır Ceza Mahkemesinde 2,5 yıl tutuklu yargılanan polis Şahin, 7 Eylül 2012’deki son duruşmada suçlu bulunarak sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme, polis Şahin’i önce Kurt'u öldürmekten suçlu bularak müebbet hapis cezası verdi.

Daha sonra davanın tanığı Oktay Kebapçı'nın da olay yerinde olduğu ve silahını ateşlediği öne sürülerek, sanık Şahin'e "faile yardım etmekten" ceza indirimi uygulandı.

“Polis olarak ben görevimi yaptım. Üstlerimden gelen talimat ile havaya ateş ettim” diye savunma yapan Şahin tahliye edildi.

Kurt Ailesi'nin avukatı Mustafa Rollas, bianet'e yaptığı açıklamada karara itiraz edeceklerini söylemişti:

“Madem Şahin olayın faili o zaman neden suça yardımdan ceza aldı? Eğer Kebapçı fail ise neden davada sanık değil de tanık olarak bulundu ve mahkeme neden Kebapçı hakkında suç duyurusu yapmadı? Eğer Kebapçı suçluysa Şahin beraat etmeliydi. Zaten Şerzan'da tek kurşun yarası var, ikisi birden fail olamaz.”

Kararı duyan Şerzan Kurt’un babası Ömer Kurt, "Ben zaten bir kere ölmüştüm, bugün ikinci kez öldürdüler beni" dedi, mahkeme önünde "Adalete sığınıyorum, adalet neredesin?" diye feryat etmişti.

Kaynak: Bianet