31 Ekim 2014 Cuma

YARIN: Kobanê için ayağa kalk!

1 Kasım Dünya Kobanê Günü ilan edildi. Latin Amerika'dan Avustralya’ya dünyanın tüm ülkelerinde halklar, IŞİD kuşatması altındaki Kobanê için yarın sokağa çıkacak, direnişe destek verecek.


1 Kasım Dünya Kobanê Günü. Latin Amerika'dan Avustralya’ya dünyanın tüm ülkelerinde halklar, katliamcı IŞİD çetesinin saldırılarını sürdürdüğü Kobanê için yarın sokağa çıkacak. Onlarca ülkede yapılacak eylemlerle Kobanê direnişine destek verilecek.

Aralarında Adolfo Perez Esquivel, Noam Chomsky ve Desmond Tutu'nun da bulunduğu dünyaca ünlü yazar, filozof ve aydınların çağrısıyla binlerce kentte yapılacak 1 Kasım eylemlerine yüzbinlerce kişinin katılması bekleniyor.

Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere Amerika, Afrika ve Asya kıtalarında onlarca ülkede Kobanê için yapılacak etkinlikler öncesinde seferberlik çağrıları yapılırken, Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da onlarca kentte eylemler yapılacak.

İstanbul Kobanê Dayanışması bileşenleri, Suruç sınır hattında devam eden halk nöbetine destek vermek amacıyla bugün otobüslerle yola çıkarken, İstanbul'da yarın saat 14.00'te Taksim Tünel'de toplanılarak Galatasaray'a kitlesel yürüyüş gerçekleştirilecek.

Ankara Kobanê Dayanışması bileşenleri, saat 14:00 de Olgunlar Sokak'ta bulunan Madenci Anıtı önünde toplanarak Yüksel Caddesine yürüyüş yapacağını duyurdu. Adana'da ise Kobanê Dayanışması saat 14.00'te 5 Ocak Meydanı'nda toplanarak, İnönü Parkı'na yürüyüş gerçekleştirecek.

Kaynak: ETHA

30 Ekim 2014 Perşembe

Ermenek Madeninde 48 Saat

Ermenek’teki su baskının yaşandığı madende kalan 18 işçinin kurtarılma çalışmaları devam ederken, iş arkadaşlarının ve ailelerinin bekleyişi sürüyor.


Karaman'ın Ermenek ilçesindeki Has Şeker Madenciliğe ait  bir kömür ocağındaki su baskının üzerinden iki gün geçti.

Madende kalan 18 işçiye henüz ulaşılamadı. Madencilerin iş arkadaşlarının ve ailelerinin bekleyişi sürüyor.

Madendeki su baskını 28 Ekim günü saat 12.15 sularında yaşandı.

26 kişinin olduğu galeride sekiz işçi dışarı çıkarken 18 işçi içeride mahsur kaldı. İlerleyen saatlerde 18 işçinin isimleri şöyle açıklandı: Osman Çoksöyler, Hüsnü Çolak, Ali Haznedar, Kerim Haznedar, Mehmet Tokat, Hüseyin Çolak, İsa Gözbaşı, Bahri Üzer, Kamil Yaman, Tezcan Gökçe, Uğur İlhan, Hüseyin Gültekin, İsmail Gürses, Mehmet Baha, Mehmet Özcan, Hasan Tuncer, Recep Çiloğlu, Ömer Cansu.

28 Ekim günü Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik madene giderek kurtarma ekiplerinden çalışmalar hakkında bilgi aldı.

Bakan Yıldız gece yaptığı açıklamada madenin denetimine ilişkin şunları söyledi:

"Bu yıl ocak şubat ve haziran aylarında iki kez denetlendi. Haziran ayında yapılan denetimlerde sekiz eksik bulunmuş. Bu sekiz eksiğe karşılık da yasadaki müeyyideler uygulanmış. Kapatmayı gerektiren eksikler değil bunlar ama idari para cezası uygulamışız. İş yeri sahibine bizzat tutanak imzalatılarak bunların bir an önce tamamlanması aksi takdirde gerekli işlemlerin yapılacağına ilişkin uyarılarda bulunulmuş. Tanınan süre içinde eksiklikleri giderdiler ve takribi üç ay sonra tekrar işletmeye açılmıştır."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu da 29 Ekim Çarşamba günü madene gitti.

Cumhurbaşkanı ve Başbakanla birlikte alanı çok sayıda polis geldi, bu sırada çalışmaların durduğu öne sürüldü, madencilerin yakınları bu duruma tepkilerini dile getirdi.

Erdoğan açıklamasında işvereni suçladı:

"Soma olayından sonra çok daha farklı şekilde ele alınmasına yönelik bir dizi yasal düzenleme yaptık. Bu yasal düzenlemeyle birlikte buralarda çalışan işçilerimize çok daha farklı imkanlar getirdik. Fakat bunu hazmeden veya hazmedemeyen işverenler var. İşverenlerin bunları hazmedemeyişi ne yazık ki bazı sıkıntıları doğuracağı belliydi."

Davutoğlu da adli soruşturmanın başladığını söyledi:

"Su boşaltıldığı zaman herhangi bir ihmal varsa kesinlikle bunun hesabı sorulacaktır. Şu anki hedefimiz kardeşlerimze ulaşmak. Onlara ulaştığımızda her türlü detaylar incelenecek bizzat ben takip edeceğim.

"Herhangi bir ihmal yoksa alınması gereken tedbirler tesbit edilecek ve her türlü önlem alınacak. Madenlerimizin süratla kontrolden geçmesi lazım. Hiç bir şekilde hiç bir imtiyaz yada ayrımcılık olmaksızın sonuçlar ortaya çıkarılacak ve herhangi bir cezai durum ya da hukuk çerçevesinde yapılacaklar ortaya koyulacak."

48 saat geride kalırken, madendeki suyu boşaltma çalışmaları devam ediyor. Maden işçilerinin ve ailelerinin bekleyişi sürüyor.

Kaynak: Bianet

* Fotoğrafları ile birlikte habere ulaşmak için tıklayın.

İLGİLİ HABERLER:

Karaman Madeninde Su Eski İmalathaneden mi Geldi?

Maden Mühendisi Torun, Karaman madeninde yaşanan su baskının, su biriken eski imalathaneye çok yakın mesafede çalışması nedeniyle olabileceğini söyledi. 

Yıldız: Karaman Madeni'nde Su Seviyesi Azalmaya Başladı
18 işçinin mahsur kaldığı Karaman'daki madende 21 saatin ardından su seviyesi azalmaya başladı. 

Kurtulan İşçi: Eskiden Yemekleri Dışarıda Yerdik
Ermenek'teki madenden kurtulan Kerim Pınarlı, eskiden yemeği dışarıda yediklerini torba yasadan sonra ise içeride yemek zorunda kaldıklarını söyledi.

Maden Cinayetlerinin Yüzde 99’u Özel Madenlerde Yaşandı
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, 29 Ekim itibarıyla 2014 yılında madenlerde en az 354 işçi yaşamını yitirdiğini açıkladı.

"Ermenek HES'i Madenlerdeki Su Riskini İki Katına Çıkardı"
Hidrolog Tahir Öngür, madenin 5 kilometre ötesinde yapılan Ermenek Baraj ve HES'in yeraltı suyu ile ilgili sıkıntıyı iki katına çıkardığını, işletmenin de buna önlem almadığını belirtti.

"Karaman'da Madenler Yeraltı Sularını Tüketiyor"
Doç. Dr. Erhan Akça, her yere açılan taş ve kömür ocakları nedeniyle buğday ambarı olarak bilinen Konya Karaman kapalı havzasının yeraltı sularının tükendiğine dikkat çekti.

Maden Mühendisi Torun: Maden İşleri Genel Müdürlüğü Eski İmalatı Plana İşlememiş
Eski Maden Mühendisleri Başkanı Mehmet Torun, "Maden İşleri Genel Müdürlüğü, burada 2000'li yıllarda çalışan maden firmasının su biriken ve kazaya neden olan eski imalatı plana işlememiş. İşveren de kontrol etmemiş" dedi.

Erdoğan Maden İşverenlerini Suçladı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu ile birlikte Karaman'ın Ermenek İlçesi'nde 18 madencinin mahsur kaldığı madende incelemelerde bulundu. Açıklamasında işverenleri suçladı.

Maden Şirketinden Açıklama
Ermenek’teki ocağının işletmecisi Has Şekerler Madencilik Limited Şirketi yaptığı açıklamada, tüm tedbirlerin alındığını söz belirterek "Doğal bir afetten bahsediliyor" dedi.

"Maden Mühendisleri İş Kaybetme Korkusuyla Sorunları Odaya İletemiyor"
Eski Maden Mühendisleri Odası Başkanı Torun, odaların madenlerdeki sıkıntılardan haberdar edilmediğini ve denetim raporlarına ulaşamadığını belirterek denetim yetkileri olması gerektiğini belirtti.

Enerji Bakanı Yıldız: Doğal Afet Demek Olayı Geçiştirmektir
Enerji Bakanı Taner Yıldız, Karaman Ermenek'teki maden işletmesinin 18 işçinin mahsur kalmasının "doğal afet” olarak değerlendirmesine "Bu bir afet filan değil. Maden işletmesi kusura bakmasın" diye tepki gösterdi.

20 Ekim 2014 Pazartesi

Et Atlası ve Sürdürülebilir Hayvancılık üzerine kısa bir not

Yeşil et mümkün değildir. Her et kırmızı ve kanlıdır. Et, yalnızca yaşayan bedenler üstünde güzeldir. 

Etin çevreye ve sağlığımıza verdiği zarar dikkate değer; ama hiçbiri hissedebilir canlıların özgür yaşamından ve beden bütünlüğünden daha önemli değildir. Hayvan özgürlüğünü hesaba katmayan ekoloji ve hayvan refahı hareketleri; insanmerkezcilikten kurtulamadığı için, piramidin en üstüne kendini yerleştirerek hiyerarşiyi sürdürdüğü için özgürlük getiremez, en fazla sömürgen sistemin son kullanma tarihini öteler.

Geçtiğimiz günlerde Türkçe yayınlanan Et Atlası kitabini önce duyurduk, sonra bu duyuruyu geri çektik; çünkü (1) derneğimizden bir arkadaşımızdan istenen yazının kısmen de olsa değiştirilerek basıldığını ve yanına habersizce beyaz et grafiği iliştirildiğini öğrendik, (2) atlası yeterince incelemeden duyurma gafletinde bulunduğumuz için temel saikinin `sürdürülebilir hayvancılık` olduğunu fark edemedik. Özür dileriz.

Kölelik sürdürülemez. Köleliğe karsı topyekün savaş! Rızasız bütün ilişkilere karsı yeryüzüne özgürlük!



YARIN: Onur Yaser ve Hatice Can için Adalet! - Duruşma Çağrısı

ONUR YASER CAN VE HATİCE CAN İÇİN ADALET MÜCADELESI SÜRÜYOR

Onur Yaser ve Hatice Can için sürdürülen adalet arayışı mücadelesine  destek sağlamak ve 21 Ekim’de görülecek duruşmaya çağrı yapmak amacıyla, 19 Ekim Pazar günü Beyoğlu Cezayir Toplantı Salonu’nda gazeteciler İsmail Saymaz, Burcu Karakaş ve akademisyen Öznur Sevdiren’in katılımıyla bir dayanışma paneli düzenledi. Dayanışma paneli, Can ailesi, arkadaşları ve sivil toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelerek kurduğu Onur Yaser ve Hatice Can’larımız için Adalet Platformu tarafından düzenlendi. Panelde salonun dolduğu, katılımcıların bir kısmının ayakta izlediği gözlemlendi.


Onur Yaser Can, 2010 yılında kayıt dışı alıkonduğunda gördüğü polis işkencesi sonrasında yaşamına son vermişti. Annesi Hatice Can, oğlu için verdiği hukuk mücadelesi boyunca karşılaştığı kolluk kuvvetlerini korumaya yönelik gerçekleştirilen hukuk ihlallerine dayanamayarak Mart 2014’de oğluyla benzer şekilde, aramızdan ayrıldı.

Onur Yaser Can’ın yaşadıklarını 34 farklı polis şiddeti ve işkence vakası ile birlikte kitabına konu edinen gazeteci yazar İsmail Saymaz, konuşmasında bu vakalarda aile ve yakınların birer avukat, savcı ve dedektif haline gelmek zorunda kaldığını ve pek çok fiziki, maddi ve manevi baskıya maruz kaldığını belirtti. Hrant Dink davasında 2,5 sene boyunca hiçbir şey yapmayarak ilerleme kaydedilmemesine sebep olan savcı Muammer Akkaş’ın Onur Yaser Can’ı alıkoyan polislere ilişkin işkence davasında takipsizlik veren kişi olduğuna dikkat çekti. Babası Mevlüt Can’ın “Biz terörle mücadeleyi işkenceci bilirdik, narkotiğin de öyle olduğunu yeni öğrendik” sözlerini aktararak davanın ayırt edici yönünü vurguladı.

Gazeteci Burcu Karakaş artan polis şiddeti ve baskı-kontrol mekanizmalarını devletin işkence geleneği çerçevesinde ele alarak, işkencenin, sisteme tehdit olarak görülen bireylere karşı meşrulaştırılmasının altını çizdi. Dava sürecini yakından takip eden ve bu süreç boyunca Hatice Can’a kişisel olarak da destek veren Karakaş, Hatice Can’ın kadın hakları mücadelesine yaptığı katkılarına ve mücadeleci karakterine de değindi.

Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Öznur Sevdiren ise dava sürecini ve işkenceyi insan hakları ve hukuki perspektiften değerlendirerek “Filistin askısı,” “elektrik verme” gibi “eski” işkence yöntemlerinin günümüzde artık kullanılmıyor olmasının işkencenin yok olduğu anlamına gelmediğini, aksine işkencenin sokağa inerek kolektifleştiğini ve faillerinin giderek meçhullaştığını belirtti. Karşılaşılan insan hakları ihlallerinin münferit olmadığının altını çizdi. İşkencenin nasıl bizatihi bazı ceza hukukçularının söylemleriyle meşrulaştırıldığına, 12 Eylül dönemi ve günümüzden örnekler verdi.

Panelde kapanış konuşmasını yapan baba Mevlüt Can  hayat dolu oğlunu intihara sürükleyen süreci ve ardından eşi Hatice Can ile yürüttükleri adalet mücadelesi boyunca karşılaştıkları baskı ve engellerden bahsederek mücadelelerini yalnız yürütmemiş olsalardı eşi Hatice Can’ın da bugün muhtemelen aramızda olacağını dile getirdi.

Mevlüt Can ve kızı Ezgi Sevgi Can, panelin bitiminde herkesi 21 Ekim Salı günü saat 11:30’da Çağlayan Adliyesi 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek ve işkenceci polislerin evrakta sahtecilikten yargılandığı davanın duruşmasına katılmaya, beraber işkenceye ve adaletsizliğe karşı dayanışmaya davet etti.

Onur Yaser ve Hatice Can’larımız için Adalet Platformu’na aşağıdaki kurum ve gruplar destek veriyor.

ACORT - Türkiyeli Yurttaşlar Meclisi — Fransa
Alınteri
Ankara Feminist Kolektif (AFK)
Başlangıç Dergisi
Bilgi Üniversitesi Ekonomik-Politik Kulübü
Bombalara Karşı Sofralar/Food Not Bombs
Collectif de Taksim — Fransa
Fraksiyon.org
HDK Ankara Kadın Meclisi
İşçi Demokrasisi Parti Girişimi (İDP)
İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi Kadın Komisyonu
İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği
Lambdaistanbul LGBTİ
Kaç Bize Gel
Kadın Çalışmaları Derneği
Kadın Dayanışması
Kadın Dayanışma Vakfı
Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV)
Nor Zartonk
ODTÜ Amatör Fotoğrafçılık Topluluğu (AFT)
ODTÜ Sinema Topluluğu (SiTop)
Ötekilerin Postası
Seğmenler Forumu
Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SKYP)
Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği (TODAP)
Türkiye İnsan Hakları Vakfı
Yaşanacak Dünya — Köln
Yeldeğirmeni Dayanışması
Yeryüzüne Özgürlük Derneği
Yoğurtçu Parkı Barış İnisiyatifi

BASINA VE KAMUOYUNA ÇAĞRI

Onur Yaser & Hatice Can’larımız için Adalet İstiyoruz!



İstanbul Emniyet Müdürlüğü (IEM) Narkotik Şube’de gördüğü işkenceden sonra intihar eden kardeşimiz Onur Yaser ve oğlunun acısına dayanamayarak 3.5 yıllık mücadelesi sonucunda canına kıyan annemiz Hatice Can’ın adalet arayışını sürdürüyoruz. 21 Ekim 2014 günü saat 11:30'da mücadelemize destek için herkesi Çağlayan Adliyesi'ne bekliyoruz.

ODTÜ Mimarlık bölümü mezunu, ressam, müzisyen, dalış sporcusu Onur Yaser Can’ın 2010 yılı Haziran ayında esrar alırken teknik telefon dinlemesine takılmasının ardından yakalanarak, İEM Narkotik Şube’de iki ayrı polis ekibi tarafından maruz bırakıldığı işkence, cinsel taciz, psikolojik şiddet ve daha birçok insanlık dışı ve hukuksuz muamele sonucunda hayatına son vermesinin üzerinden dört yılı aşkın bir süre geçti.

Bugün bizler, hakkında sahte belge düzenleyerek Onur Yaser'i ölüme sürükleyen işkence sürecine bilfiil katılan iki narkotik polisinin yargılanacağı evrakta sahtecilik davası için bir kez daha tüm basına ve kamuoyuna sesleniyoruz. İçinde yaşadığımız polis devletinde, güvenlik güçlerinin huzur ve güvenliği sağlamak yerine pek çok gence baskı ve şiddet uyguladığını 12 Eylül’den, Gezi Direnişi’nden ve son olarak Kobanê eylemlerinden çok iyi biliyoruz. İşkenceye sıfır tolerans diyenlerin de Onur Yaser’i karakolda nasıl bir travmaya maruz bıraktıklarını ne yazık ki berraklıkla görüyoruz.

Onur Yaser, teknik telefon dinlemesine takılıp yakalandığında, polis karakoluna alınırken “sözde” direnme olmadığından Giriş Doktor Raporu alınmadı. Onur Yaser’i yakalayan polisler yasal bir zorunluluk olmasına rağmen, kendisini yakaladıklarını ne o günün Beyoğlu Nöbetçi Savcısı’na, ne de CMK 250. Madde kapsamında yürütülen uyuşturucu operasyonundan sorumlu savcılara haber verdiler. Anayasal bir hak olmasına rağmen sözde imzası alınarak biz yakınlarına haber verilmedi. İfadesi alınırken avukat bulundurulmadı. İçeride neler yaşandığını artık sadece işkencecisi polisler biliyor. Onur Yaser, Doktor Çıkış Raporu almak üzere doktora ise, bizzat ifadesini alan, işkenceyi yapan birinci Polis ekibi tarafından götürüldü. Doktor muayeneyi İstanbul Protokolü’ne aykırı olarak bizzat ifadesini alan, işkenceyi yapan birinci polis ekibi doktorun odasındayken yaptı. Bununla birlikte rapor, bulunması gereken en basit bilgileri bile içermeyecek şekilde, üstelik psikolojik vb. diğer muayeneler yapılmadan, “Darp cebir yoktur” şeklinde düzenlendi.

Onur Yaser, onunla eşzamanlı yakalananların hemen sonra serbest bırakıldığı gibi Doktor Çıkış Raporu alındıktan sonra serbest bırakılması gerekirken, bilinmeyen bir yerde 1,5 saat daha tutuldu ve işkence bu süre içinde de devam etti.

Dahası, bugün aynı polisler, Onur Yaser’in ne yakalandığında düzenlenen ifade tutanağından, ne de daha sonra sahte olarak düzenlenip ikinci kez emniyete çağırıldığında kendisine işkence ile imzalattırılan ifade tutanakları ve diğer belgelerden birer suret almayı istemediğini iddia ediyorlar. Maruz kaldığı işkenceye ilave olarak kendisine bizzat psikolojik işkence yapmayı kendisinin kabul ettiği şeklinde iddialar bile ileri sürülebiliyor.

Hayata aşkla bağlı, yaşama sevinciyle dolu olan Onur Yaser’in ölümü, son yıllarda Türkiye’de giderek artan devlet ve polis şiddetinin bir tezahürüdür. On üç yıllık iktidar dönemi boyunca AKP hükümetinin yargıya yaptığı müdahaleler sonucu kolluk kuvvetlerinin üzerindeki hukuki denetim ve yargı mekanizmaları kasten zayıflatılmış ve bu sayede kolluk kuvvetlerinin cezasızlık üzerinden sistematik ve keyfi şiddet uygulamalarının yolu açılmıştır. Dolayısıyla Onur Yaser basit bir intihar vakası sonucu yaşamını yitirmemiş, bizzat kolluk kuvvetlerinin sistematik işkencesi, insanlık ve hukuk dışı muameleleri sonucu katledilmiştir. 

Onur Yaser’in annesi Hatice Can, uzun yıllar şimdiki Aile Bakanlığı, eski Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. Ekonomistti. 45 yaşından sonra TODAİE'de Kamu Yönetimi üzerine yaptığı yüksek lisansını birinci derece ile tamamladı. Mevcut birçok kadın hakkının yasalaşmasında son derece önemli bir rol oynadı ve kadın hakları mücadelesinde hep en ön saflarda mücadele etti. Ancak sırf sosyalist devrimci görüşleri, Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) üyesi olmayı sürdürmekte ısrar edebilen cesaretli iki üç kişiden biri olması nedeniyle, mobbing uygulamalarına maruz kaldı. Zulüm gördü ve bunun üzerine 50'sine yaklaşmışken nice emeklerle hazırlayıp verdiği uzmanlık tezi  ile hak ettiği gibi Kadın Hakları Uzmanı  olarak emekli olmayı tercih etti. Hatice Can, polis şiddetiyle çocuklarını kaybeden annelerden sadece bir tanesi olarak, adalet arayışı mücadelesinde çaresiz bırakıldı; tüm dava sürecinin uzatılması, delillerin bilinçli şekilde karartılması onu yıldırdı ve geçtiğimiz Mart ayında yaşamına son verdi.

Bugün işkence sonucu katledilen Onur Yaser’in ve oğlunun ardından sürdürdüğü adalet arayışında çaresiz bırakılan anne Hatice Can’ın ölümleri sıradan intihar vakaları değildir; her ikisi de devlet baskısı ve polis şiddetinin bizzat sonucudur. Bizler akıl almaz hukuk dışı uygulamalara, polisin rahatça delil karartabilmesine, bilgi edinme hakkımızın yok sayılmasına, yargılamayı yapan ve itirazlarımızı dikkate almayan, takipsizlik kararlarına itiraz ettiğimizde itirazlarımızı reddeden yargıçlara rağmen adalet mücadelemizi sürdürüyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bu ülkede bu mevzuat boşlukları, bu boşluklardan yararlanan işkenceci polisler ve işbirlikçisi yargıçlar olduğu sürece gençler bir bir katledilmeye ve cinayetlerin üstü sistematik bir şekilde örtülmeye devam edecek. Onur Yaser ve Hatice Can'larımız için sürdürdüğümüz adalet mücadelesi, Cumartesi Anneleri’nin, Barış Anneleri'nin, Gezi Direnişi’nin ve hala devam eden Kobanê Direnişi’nin tüm baskılara ve zulme inat çoğalttığı insanlık umuduna ortaktır ve yalnız bırakılmamalıdır. İşkenceye, zulme, eşitsizliğe ve adaletsizliğe karşı hep birlikte direnmenin vaktidir.

Onur Yaser & Hatice Can’larımız için adalet istiyoruz. Herkesin mücadelemize destek adına 21 Ekim 2014 Salı günü saat 11:30'da Çağlayan Adliyesi’nde işkenceci polislerin evrakta sahtecilik suçundan yargılanacağı duruşmaya katılımını bekliyoruz.

Onur Yaser & Hatice Can’larımız için Adalet Platformu

www.onuryasercan.com
iletişim@onuryasercan.com
Facebook: Onur Yaser&Hatice Can'larımız İçin Adalet
#onuryasercanicinadalet

13 Ekim 2014 Pazartesi

İstanbul Üniversitesi’nde 16 Günde 3. Saldırı

İstanbul Üniversitesi’nde geçtiğimiz haftalarda yaşanan saldırıların ardından okula toplu giriş yapan öğrenciler "Allahu ekber" diyen grubun satır ve sopalı saldırısına uğradı. 25’e yakın öğrenci gözaltında.


İstanbul Üniversitesi’nde (İÜ) sabah okula toplu giriş yapan öğrenciler "Allahu ekber" diyen bir grubun saldırısına uğradı. Saldırı sonrası okula giren polis 25’e yakın öğrenciyi gözaltına aldı.

Avukat Deniz Demirdöğen bianet'e verdiği bilgide 18 yaşından küçük bir öğrencinin Çocuk Şube’ye götürüleceğini söyledi.

Beyazıt Karakolu’nda tutulan öğrenciler buradan sağlık kontrolü için Haseki Hastanesi’ne ve Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürülecek.

“Allahu ekber diyerek saldırdılar”

bianet’e konuşan İstanbul Üniversitesi öğrencisi Edebiyat Fakültesi’ne toplu giriş yapmalarının ardından saldırıya uğradıklarını anlattı. Öğrenci saldırıyı "Müslüman Gençlik adlı grubun gerçekleştirdiğini" ileri sürdü.

“Fakülte içinde satır ve sopalarla 'Allahu ekber' diyerek saldırdılar. Ardından da okula giren polisin saldırısı yaşandı. Katlara çıkan polis 22 kişiyi gözaltına aldı.

“Önceki saldırıları gerçekleştirenlerle aynı kişilerdi ama sayıları daha fazlaydı, 20’ye yakındılar.”

“Bahçede toplanmamızın ardından okulda hareket yokken polis tekrar girerek kimi gördüyse gözaltına aldı. Hala sivil polisler okulda. Kapının önünde de çevik kuvvet ekipleri var.

“30’a yakın gözaltı oldu. Saldıran gruptan da gözaltı olduğu söyleniyor.”

IŞİD karşıtı afişe saldırıyla başladı

İstanbul Üniversitesi’nde son haftalarda benzer üçüncü saldırı yaşandı.

26 Eylül’de Edebiyat Fakültesi’nde IŞİD karşıtı afişlere tepki gösteren yüzü maskeli bir grup öğrencilere saldırdı. Sonraki günlerde aynı grubun okula girmek istemesi öğrenciler tarafından engellendi.

9 Ekim’de de radikal İslamcı bir grubun saldırısına uğrayan öğrenciler ardından da çevik kuvvet tarafından darp edildi. 27 öğrenci gözaltına alındı. Gözaltına alınan öğrenciler ilk olarak götürüldükleri Beyazıt Karakolu’nda işkence gördüklerini anlattılar.

Öğrenciler bugün saat 13.30'da Edebiyat Fakültesi önünde basın açıklaması yapacak. (BK)

Kaynak: Bianet

* Fotoğraf: Arşiv / AA

11 Ekim 2014 Cumartesi

Kobanê protestolarında ölenlerin sayısı 40'a yükseldi

Kobanê protestolarıyla başlayan olaylarda hayatını kaybedenlerin sayısı 40’a çıktı. 


Van’da perşembe akşamı Kobanê eylemlerinde Beyüzümü ve Seyrantepe Mahallerinde çıkan olaylarda ateşli silahla yaralandığı belirtilen Yunus Aktaş tedavi gördüğü Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde dün hayatını kaybetti.

İstanbul Esenyurt’ta, salı günkü Kobanê’ye IŞİD saldırısını protesto eylemlerinin ardından kurşunla çenesinden vurulduğı belirtilen Emek Gençliği Üyesi 18 yaşındaki Mert Değirmenci dün yaşamını yitirdi.

Diyarbakır'da sayı 13'e çıktı

Diyarbakır'da da çıkan olaylarda yaralanan ve Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi gören Cumali Güneş ile Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedavi gören Murat Dağ isimli vatandaşlar dün hayatını kaybetti.

Yenişehir ilçesi Şehitlik semtinde yaralanan ve hastanede tedavi altına alınan Mesut Menekşe (42) isimli vatandaş ise hastaneden taburcu olduktan sonra evde hayatını kaybetti. Diyarbakır'da ölenlerin sayısı 13'e çıktı.

İsim isim ölenler:

* Diyarbakır: (13 ölü) Turan Yavaş, Hasan Gökyüz, Riyat Güneş, Hüseyin Ahmet Dakak, Mahmut Enes, Süleyman Kale, Yusuf Tokar, Mahsun Çoban, Uğur Özbay (19), Baver Şeyhanlıoğulları (18), Mesut Menekşe (42), Cumali Güneş, Murat Dağ.

* Mardin: (6 ölü): Sinan Toprak (18), Bilal Geze (29), Mehmet Erdoğan (22), Suudi vatandaşı Fehad İbrahim Elduveric (45), Suriye vatandaşı Abdullah Muhammed Latif (43), Abdülkerim Seyhan.

* Siirt: (5 ölü) Yusuf Çelik (17), babası Necmettin Çelik (45), Mehdi Erdoğan (35), Davut Nas (19), Kamil Taş (28).

* Adana: (1 ölü) Ahmet Albay (65)

* Muş: (1 ölü) Hasan Buksur (25).

* Batmam: (1 ölü) Emrah Demir (23).

* Van: (2 ölü) Hamit Caner (55), Yunus Aktaş.

* Antep:  (4 ölü) Süleyman Balcı (15), Sevgi Alıcı (16), Ömer Uçeker (27) ve kimliği henüz belirlenemeyen bir kişi öldürüldü.

* Bingöl: (6 ölü)  (dördünün isimleri bilinmiyor), Bingöl Emniyet Müdürü Atalay Ürker, Komiser Hüseyin Hatipolu

* İstanbul: (1 Ölü) Mert Değirmenci (18)

Kobanê eylemlerinde dün 35 kişinin öldüğü açıklanmıştı.

9 Ekim'de ise 24 kişinin öldüğü açıklanmıştı.

Kaynak: Bianet

Cumartesi Annelerinden Kobanê Çağrısı

Cumartesi anneleri, 70 yaşında gözaltında kaybedilen Yusuf Nergiz’in akıbetini sordu. Bu haftaki eylemde Kobanê için dayanışma çağrısı yapıldı.


Cumartesi anneleri/cumartesi insanları, Galatasaray Meydanı’ndaki 498. buluşmada gözaltında kaybedilişinin 17. yılında Yusuf Nergiz’in akıbetini sordu.

Eylemde, Kobanê halkının,  IŞİD üyelerince yok edilme tehdidi ile karşı karşıya olmasından derin endişe duyulduğu belirtildi.

“Kobanê bize halklar arasındaki kardeşliği perçinlemenin,  barış sürecine ivme kazandırmanın önünü açacak bir fırsat sağlamışken devleti yönetenler “orada olanların bizimle ne ilgisi var?” deme aymazlığını gösteriyor.

Kaygılıyız; Kobanê’de masumlar tecavüze, talana, köleleştirmeye,  öldürmeye şartlanmış barbar çetelerin saldırısı altındayken, hükümet dışarıda Esad rejimine karşı, içeride barış görüşmelerine karşı avantaj elde etme derdinde.”

Hükümetin Kobanê politikası ve Kobanê eylemlerine yönelik müdahaleleri eleştirilerek acilen Kobanê’ye insanlık koridoru açılması talep edildi.

Gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, geçtiğimiz hafta Kobanê sınırına gittiklerini belirterek dayanışma çağrısı yaptı: “Gidin sınıra o vahşeti gözünüzle görün. Sokağa çıkmak için bahane yaratıyorlar diyenlere, dünyada herkesin yaşam hakkkını savunacağız” dedi.

Avupa Vicdani Ret Bürosu da eyleme katılarak dayanışma mesajı okudu.

70 yaşındaydı, bir daha gören olmadı


Bu hafta gözaltında kaybedilişinin 17. yılında Yusuf Nergiz’in akıbeti soruldu.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına basın açıklamasını Sezamiz Horoz okudu:

“6 çocuk babası 70 yaşındaki Yusuf Nergiz, Diyarbakır Ofis semtinde ikamet ediyordu. Kulp ilçesi Narlıca (Tiyaks) köyünde bulunan arazilerini ekip biçmek için de köye gidip geliyordu.

30 Eylül 1997 tarihinde Yusuf Nergiz’in köydeki evi askerler tarafından basıldı. Gözaltına alınarak Kulp Merkez Jandarma Komutanlığı'na götürüldü. Burada sorgulanan Nergiz 3 Ekim’de serbest bırakıldı.

Serbest kalınca telefonla eşini arayarak olanları anlattı. Ardından Diyarbakır’daki evine gitmek üzere 21 AR 474 plakalı minibüse bindi. Eve gelmeyince ailesi onu aramaya başladı. Sahibe Nergiz eşiyle aynı minibüste olduğunu öğrendiği Alaaddin Şahin adlı korucuya ulaştı. Korucu Yusuf Nergiz’in yolda kimlik kontrolü için araçtan indirilerek Zeyrek Jandarma Karakolu’na götürüldüğünü söyledi.
Nergiz ailesi tüm mercilere başvurdu, tüm yasal girişimlerde bulundu ama Yusuf Nergiz’in gözaltına alındığı inkar edildi, kendisinden bir daha haber alınamadı.

Yusuf Nergiz’in akıbetinin karanlıkta bırakılmasına itiraz etmeye, Nergiz ailesinin hakikate ve adalete ulaşma hakkını desteklemeye devam edeceğiz.”

Kaynak: Bianet

KOBANÊ - Haber derlemesi



10 EKİM

Kampüsten Gözaltına Alınan Akademisyenler Anlatıyor


Cebeci Kampüsü’nden dün gözaltına alınan akademisyenler darp edilerek gözaltına alındıklarını anlattı, yaşadıklarının muhalif kimliğiyle bilinen üniversitelere yönelik baskıların parçası olduğunu anlattı.

Atalay: Güvenli Bölge Yoksa Girilmez

AKP Genel Başkan Yardımcısı Atalay, “Türkiye’nin güvenli bölge sağlanmadan Kobani’ye girmesi meşru olmaz” dedi.

Erdoğan: Türkiye Taraf Değil
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kobanê’ye destek eylemleriyle ilgili Türkiye bölgemizde yaşanan çatışmaların hiçbirinde taraf değildir. Türkiye hiçbir mezhebin etnik kökenin yanında ya da karşısında değildir” dedi.

HDK, DTK, DBP ve HDK’dan Ortak Açıklama



HDK, DTK, DBP Eş Genel Başkanları ve HDK Eş Sözcüleri ortak açıklamada tansiyonu düşürecek mesajlar verilmesi ve şiddete başvurulmaması çağrısı yaptı.

Ala: 1024 Gözaltı, 58 Tutuklama

İçişleri Bakanı Ala son dört gündeki eylemlerde ikisi polis 33 kişinin hayatını kaybettiğini, 351 kişinin yaralandığını, 1024 kişinin gözaltına alındığını, 58’inin tutuklandığını açıkladı.

Gözaltı Sorusu: Kobanê’yi Neden Geç Terk Ettiniz?


Kobanê’den Türkiye’ye sığınırken beş gün önce gözaltına alınan 37’si kadın, 9’u da çocuk 167 kişi, Suruç’taki Fen Lisesi’nden bir spor kompleksine nakledildi. Karşılaştıkları soru, “Neden Kobanê’yi geç terk ettiniz?” oldu.

Ölü Sayısı 35’e Çıktı


Bingöl Emniyet Müdürü’ne suikast düzenlendi, Emniyet Müdürü yaralı kurtuldu, iki polis öldü. Antep’te dört kişi, Mardin’de bir kişi öldürüldü. Kobanê protestolarının ardından ölenlerin sayısı 35’e çıktı.

Romanlardan Kobanê Çağrısı: Kardeşine Dokunma
Türkiye Roman Hakları Forumu, Kobanê eylemleri nedeniyle tüm Romanları ırkçılık ve nefret kokan kardeşliği bozacak hareketlerden kaçınmaya çağırıyor.


9 EKİM


Kobanê Protestosunda Gözaltına Alınan 46 Kadın Serbest
Savaşa Karşı Kadınlar İnisiyatifi'nden aralarında avukatlar Eyüboğlu ve Gülüm'ün de bulunduğu 46 kadın Atatürk Havalimanı'nda ''Kobanê katliamları''nı protesto açıklamasından sonra darp edilerek gözaltına alındı, 01.00'de serbest bırakıldı.

Son 24 Saatte Çocuklar Öldüler, Yaralandılar, Gözaltına Alındılar
Gündem Çocuk Derneği'ne göre, IŞİD protestolarıyla gelişen olaylarda 24 saatte en az 4 çocuk öldü, 10 çocuk ağır yaralandı, 110 çocuk gözaltına alındı; devlet çocukları koruma yükümlülüğünü yerine getirmedi.

ODTÜ’de Kobanê Yürüyüşüne Polis Saldırısı


ODTÜ’de Kobanê için dersleri boykot edip AKP Genel Merkezi’ne yürümek isteyen öğrencileri polis kampüsten çıkarmadı. Kampüs kapısında duran polis içeri gaz bombası, tazyikli su ve plastik mermi attı.

İranlı Kürt Yönetmen Ghobadi’den Davutoğlu’na Kobanê Mektubu
İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi, Kobanê için Başbakan Davutoğlu’na mektup yazarak “Kobanê’ye yardım etmek insanlığa yardım etmektir, kendinize yardım etmektir” dedi.

Kobanê Protestolarında 24 Kişi Nasıl Öldü?


Kobanê protestolarında üç günde sekiz kentte 24 kişi, çatışmalarda ya da polis müdahalesi sonucu öldürüldü. İzmir’de bir kişinin beyin ölümü gerçekleşti.

Belediye Başkanı Ekmez: Madem Bu Kadar Çok Kobanêli Var, Niye Yardım Yok


Suruç Belediye Eş Başkanı Zuhal Ekmez, Kobanê'den gelenlerin konteynır kente ihtiyacı olduğunu belirterek hükümetin yardımlarının yetersiz olduğunu belirtti.

Polis Cebeci Kampüsü'nde Akademisyenleri de Gözaltına Aldı


Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü önünde yapılan Kobanê eylemine saldıran polis kampüs içine girerek Eğitim Sen üyesi beş akademisyenle birlikte 15’i aşkın öğrenciyi gözaltına aldı.

Demirtaş: Kimseyi Şiddete Davet Etmedik
HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş Kobanê ile dayanışma çağrılarının insani bir çağrı olduğunu, kimseyi şiddete davet etmediklerini söyledi. Demirtaş, Kobanê için yapılan eylemlere müdahale edilmemesi ve şiddetin durması gerektiğini söyledi.

Suruç’ta Gözaltındaki 160 Kişi Açlık Grevinde


Yaklaşık 160 kişi, sınırda gözaltına alınarak Suruç’taki Fen Lisesi’ne getirildi. Tercüman Ali, "Üç gündür açlık grevindeyiz" dedi. ÖGC'ye göre, İMC TV'ye bağlananlar dahil 20 kadar yerel haberci gözaltında.

Öğrencileri Karakolun Kalorifer Dairesinde Dövdüler


İstanbul Üniversitesi öğrencileri okula giren radikal İslamcı bir grubun saldırısına uğradı, ardından okula giren polis 27 öğrenciyi döverek gözaltına aldı. Öğrenciler Beyazıt Karakolu’nda işkence gördüklerini söyledi. Yaralanan öğrenciler doktor raporu aldı.

230 İmzadan Hükümet ve Meclise: Kobanê İçin Yardım Koridoru Açın
Kobanê için yardım koridoru açılması talebiyle üç dilde başlatılan imza kampanyasına aralarında Noam Chomsky, Fatih Akın, Serra Yılmaz, Reyan Tuvi’nin de olduğu kişiler destek verdi.

İzmir Valiliği Genelkurmay’ı Yalanladı: Bayrak Yakılmadı
İzmir Valiliği, Genelkurmay’ın Kadifekale’de bayrak yakıldığına dair iddiası üzerine, bayrağın yakılmadığını açıkladı. Genelkurmay iddiayı sitesinden kaldırdı.


8 EKİM


HÜDA-PAR: Ölenlerin Dördü Bizim Partiden


HÜDA-PAR Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz, “Öldürülenlerden dördü bizim partiden. Ancak, bazı kişiler de sakallı olduğu için, bizim partili sanıp öldürmüşler” açıklamasını yaptı.

Erdoğan’a "IŞİD’i Azmettirmekten" Suç Duyurusu
ÖHD Başkanı, Avukat Fırat Epözdemir Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun “etnik ve dini bir grubun tamamen veya kısmen yok edilmesi maksadıyla, IŞİD’i kasten öldürmeye azmettirmekten” yargılanmasını istedi.

Eker: Diyarbakır’da 10 Kişi Kurşunla Öldü
Tarım Bakanı Eker Diyarbakır'da sağduyu çağrısı yaptı, 10 kişinin silahla vurularak hayatını kaybettiğini, kentte 45 kişinin de yaralı olduğunu, 30 kişinin de olaylarla ilgili gözaltına alındığını açıkladı.

Diyarbakır Barosu Sokağa Çıkma Yasağının İptali için Başvurdu



Diyarbakır Barosu, Diyarbakır İdare Mahkemesi’ne, Diyarbakır Valiliği’nin sokağa çıkma yasağının anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle başvurdu.

Eğitim Sen'lilerden Kobanê'ye Destek

Kobanê’yle dayanışma için iş bırakan Eğitim Sen üyeleri Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemi yaptı. Eyleme katılan Milletvekili Kürkçü Türkiye’de barışın yolunun Kobanê’de barıştan geçtiğini söyledi.

YPJ Komutanı Meysa Abdo: IŞİD'e Karşı En Etkili Hava Saldırısıydı

YPJ komuta konseyi üyesi Meysa Abdo, koalisyonun IŞİD’e karşı gerçekleştirdiği bombardımanının şimdiye kadarki en etkili saldırı olduğunu söyledi. YPG de direnişe devam ettiklerini açıkladı.

CHP ve MHP’den Sükunet Çağrısı

Kobanê protestolarını değerlendiren CHP Lideri Kılıçdaroğlu ve MHP il başkanları, halka sükunet ve sağduyu çağrısı yaptı.

Dersim’de Okullar İki Gün Tatil


Diyarbakır’ın ardından Dersim’de de okullar iki gün tatil edildi. Hakkari ve Van’da da üniversitelerde eğitime ara verildi.

KCK'den Kobanê Açıklaması
KCK yaptığı açıklamada, Kobanê politikası ve dün sokaklarda ölenler ilgili AKP'nin sorumluluğu olduğunu belirterek halkın mücadeleyi devam ettirmesi gerektiğini belirtti.

Uluslararası Basından Türkiye’ye Kobanê Eleştirisi
Uluslararası basının gündeminde Kobane ve Türkiye'nin Kobane politikalarına eleştiriler var. Financial Times, Independent, Guardian, Le Monde, Frankfurter Allgemeine Zeitung, Westfälische Nachrichten ve Der Tagesspiegel'den yorumlar.

Kobanê için BM, NATO, Fransa, Kanada'dan Açıklamalar
Fransa "IŞİD'i Kobanê'den çıkarmak için elimizden geleni yapacağız" dedi. Kanada Meclisi'nden IŞİD tezkeresi çıktı. BM tüm dünyaya Kobanê için harekete geçmesi çağrısı yaparken, NATO Genel Sekreteri Türkiye geliyor.

Kobanê İçin İş Bırakıyorlar
Eğitim Sen bugünden itibaren iki gün, KESK ise yarın Kobanê için iş bırakıyor.

DİYARBAKIR'DAKİ GAZETECİLER ANLATTI: Sokağa Çıkma Yasağı Altında Habercilik Zor
Diyarbakır Yenigün gazetesinde çalışan ve sarı basın kartı olmayan gazeteciler, büroya gidemedi. DİHA muhabiri Çelik de, polisin bastığı mahalle meclisine neredeyse Diyarbakır’ı dolaşarak varabildi.

GÖP’ten “Kobanê” Raporu: Medya Taciz ve Tehdit Altında
GÖP heyeti Kobanê-Suruç sınırına gitti; gazetecilerle konuştu. Tanıklıklar endişe verici. Esra Çiftçi, “Yaralıları görüntülerken hunharca darpedildim”, TV10 muhabiri, “TOMA bilerek çanağımıza çarptı, LNB'yi kırdı”...

BM: Kobanê Düşerse Türkiye Tehlikeye Girer
BM Suriye Temsilcisi Staffan de Mistura IŞİD’in Türkiye sınırını ele geçirmesinin Türkiye’yi riske sokacağını söyledi.

Diyarbakır’da Sokağa Çıkma Yasağı Uzatıldı, Okullar Tatil, Uçuşlar İptal


Diyarbakır’da sokağa çıkma yasağı, Çınar, Eğil, Ergani, Dicle, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp ilçeleri de dahil yarın sabah dek uzatıldı. Yasak, İl İdaresi Kanununa dayandırıldı. Kentte okullar tatil, uçak seferleri iptal.

Kobanê Eylemlerinde 18 Kişi Öldü


Kobanê’ye yönelik IŞİD saldırılarının protesto edildiği Türkiye çapındaki eylemlerde 18 kişi öldü.


7 EKİM


Altı Kentte Sokağa Çıkma Yasağı
Diyarbakır'da; Batman'da; Mardin'in Dargeçit, Derik, Kızıltepe, Nusaybin, Mazıdağı, Ömerli, Savur ilçelerinde; Van'ın Erciş ilçesinde ve Siirt'in Kurtulan ilçesinde ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Salih Müslim: Türkiye Sözünü Tutmuyor
PYD'nin eş başkanlarından Salih Müslim Türkiye'nin kendisine destek sözü verdiğini ancak tutmadığını söyledi. Eş Başkan Asya Abdullah ise "IŞİD'in ağır silahları yok edilmezse, katliam tehlikesi devam edecek" dedi.

Varto Kobanê Eyleminde Bir Kişi Öldü, Bir Yaralı Var


Muş'un Varto ilçesinde Kobanê'ye destek eyleminde kan döküldü. ANF çatışmalarda polisin gerçek mermi kullandığını ve bir panzerden açılan ateş sonucu bir kişinin öldüğünü, bir de ağır yaralı olduğunu duyurdu.

Erdoğan: Kobanê'ye Saldırıları Endişeyle İzliyoruz
Erdoğan Antep'te Suriyelilerin kaldığı kampı ziyaret etti. Burada yaptığı konuşmada "IŞİD'e karşı hava saldırısıyla bu iş çözülmez" dedi.

HDP: Barışın Yolu Kobanê’den Geçer
HDP çözüm süreciyle Kobanê’nin bağlantısını vurguladı ve IŞİD’in Kobanê’yi işgal etmesinin “önü alınamaz bir kırılma ve felakete sürüklenme ihtimalini güçlü biçimde barındırdığını” belirtti.

Karayılan: Kobanê Direnişi Başarılı, Türkiye'nin Politikası Tehlikeli
Murat Karayılan, ANF’ye verdiği röportajda Kobanê’de 22. gününe giren direnişi ve Türkiye hükümetinin politikasını değerlendirdi.

IŞİD Protestolarında Polis Saldırısı


Birçok kentte İŞİD’in Kobanê saldırılarını protesto etmek için toplanan kitlelere polis saldırdı. Muş'un Varto ilçesinde bir kişi hayatını kaybetti. İstanbul, Kadıköy'de bir kişi başından yaralandı.

Kobanê'den Gelirken Gözaltına Alınan Haberciler Serbest
Sınır kapısından geçerken gözaltına alınan Kobanê'li haberciler Mustafa Bali ve Xizna Nabi, sabah erken saatlerde serbest bırakıldı. Kobanê destek eylemlerini takip eden Hayat TV muhabiri Duygu Ayber polis tarafından engellenmek istendi.

159 Akademisyenden “Kobanê” Çağrısı
159 akademisyen Kobanê için çağrı yaptı. İstanbul Şehir Üniversitesi'nden Yeğen, Dicle Üniversitesi'nden Yağan, Michigan'dan Ananth Aiyer, Harvard'dan Dr. Daria Bocharnikova da imzacılardan.

Dr. Cem Terzi: Suruç Hastanesi'nde Ağır Yaralılar Getirildi
İzmir’den Suruç Devlet Hastanesi’ne gönüllü görevli olarak gelen Prof. Dr. Cem Terzi, İMC TV'de, “Son bir saatte hastaneye sadece savaşanlar değil, siviller ve muhtemelen kaçarken hedef olan yaralılar da getirildi" dedi.

* Haber başlıkları bianet'ten alınmıştır.

10 Ekim 2014 Cuma

Vicdani Retçiler Yeni Sorularla Karşı Karşıya

Avrupa Vicdani Ret Raporu bugün açıklandı, Türkiye'de bu konuda bir ilerleme olmadığı belirtildi. Ortadoğu'da çatışmalar şiddetlenirken vicdani retçilerin karşı karşıya olduğu yeni sorular tartışmaya açıldı.


Avrupa Vicdani Ret Raporu bugün EBCO (Avrupa Vicdani Retçiler Merkezi) temsilcileri, HPD vekili Sebahat Tuncel, gazeteciler Pınar Öğünç ile İsmail Saymaz gibi isimlerin katılımıyla tanıtıldı.

Raporda Türkiye’de vicdani reddin bir hak olarak tanınmasına ilişkin bir ilerleme veya çalışma olmadığı söylenirken, Ortadoğu coğrafyasında çatışmalar şiddetlenirken vicdani retçilerin yeni sorularla karşı karşıya olduğu belirtildi:

“Savaşla mesafemizin değiştiği noktada biz nerede duracağız? Otonom savaş teknolojileri ilerlerken, biz hangi noktada duracağız? Öz savunma birliklerine karşı nasıl pozisyon alacağız? Ölüm bize geldiğinde ne yapacağız? Özsavunma militarizm midir?”

Vicdani ret Türkiye gündeminde yok

Raporda Türkiye’nin vicdani ret hakkını tanımak için profesyonel ordu kurulması gerektiğine dair resmi açıklamalarına dikkat çekildi. Türkiye’nin AİHM’in vicdani retle ilgili kararlarını uygulamadığı, BM İnsan Hakları Komitesi’ne 7-8 ay gecikmeli verdiği raporunda vicdani retle ilgili bir çalışma olmadığının belirtildiği, vicdani ret hakkına yönelik yasa tekliflerinin rafa kaldırıldığı belirtildi ve şu ifadelere yer verildi:

“Ulusal düzeyde yürütülen tartışmalarda, vicdani reddi kabul etmekle zorunlu askerliği kaldırmak (ki bu pratikte konunun aciliyetini azaltacaktır) arasında farkında olmadan ya da kasıtlı olarak yaratılmış bir kafa karışıklığı olduğu görülmektedir. En aşikar propoganda argümanı, vicdani reddi tanımanın ulusal güvenliği zedeleyecek olmasıdır.

“Politik ve askeri kurumlar toplumun ‘Her Türk asker doğar’ sloganıyla ilişkilenmeyeceğinden gerçekten mi korkuyor? Eğer vicdani ret hakkı tanınırsa, Türk gençlerinin bunu kullanarak asker sayısında ciddi bir azalmaya neden olacağını mı düşünüyor? Bununla beraber, askere hiçbir şekilde gitmeyecek olan vicdani retçileri arama ve bulmaya bu kadar kaynak ayrılmasının milli güvenliğe, zaten askerlik yapmayı istemeyen işgücünün yaratacağından daha fazla bir tehdit yaratacağı da savunulabilir.”

Vicdani retçiler için yeni sorular

Toplantıda Vicdani Ret Derneği (VR-DER) Eş Başkanı Merve Arkun ve EBCO Başkanı Friedhelm Schneider’ın açılış konuşmasının ardından, VR-DER’den avukat Davut Erkan, İHD İstanbul Başkanı Abdulbaki Boğa, ilk retçilerden Vedat Zencir, HDP vekili Sebahat Tuncel, gazeteciler Pınar Öğünç ile İsmail Saymaz ve vicdani retçi Mehmet Tarhan konuştu.

Konuşmacılar sınırda savaş sürerken, vicdani ret toplantısı yapılmasının ironisine değinirken, Kobanê toplantının ana gündemlerinden birine dönüştü.

Abdulbaki Boğa, “Herkesin gönüllü silahlanmaya başladığı bir ortamda vicdani ret konuşmak ironi gibi duruyor. Silah tamamen reddedilir mi? Ne zaman ele alınır? IŞİD gibi barbar çetelere karşı silahlanmak nasıl yorumlanır? Bunlar yeni sorular” dedi.

Vedat Zencir, şiddet karşısında radikal pasifizmin de bir alternatif olduğunu ama bunun herkese önerilebilecek bir yol olmadığını söyledi. “Kobanê bugün dünya için 2014 ispanyasıdır. Nasıl İspanya uluslararası direniş sırasında boğulduysa, Kobanê’deki direnişi de yok etmek istiyorlar. Kobanê acilen yok edilmesi gereken kötü bir örnek olarak görülüyor” diye konuştu.

Öğünç, militarizmin askerlikle sınırlı olmadığını belirtirken, “Vicdani ret hakkı tek başına yeterli mi? Gönüllü askerliği, tezkereyi, milli silahlarımızdan fotoğraf galerisi yapan medyayı, ‘vuracak mıyız’ manşetlerini ne yapacağız? Zorunlu askerliğin alternatifi profesyonel orduysa bu ordu kimlerden oluşacak ve ne yapacak?” sorularını irdeledi.

Asker ölümleriyle ilgili verileri paylaşan Saymaz ise, intihar ederek ya da araç ve silah kazalarında hayatını kaybeden asker sayısının, çatışmalarda hayatını kaybeden asker sayısından daha çok olduğunu vurguladı. Vicdani retçilerin Türkiye’de askeri mahkemeler ve hapishanelerdeki hak ihlallerinin ve koşulların görünür olmasını sağladığını belirtti.

Tuncel ise vicdani ret hakkı için verdikleri kanun teklifinin gündeme alınmadığı, militarizmin toplumun büyük kesimince doğal olması gereken gibi algılandığını söyledi. Kobanê direnişi için insanların silahlanması konusuna değinen Tuncel “Vicdani ret hakkıyla direnme, meşru savunma hakkını ayrı tutmak gerekiyor. Bir kişinin kendini savunması onun militarist olduğu anlamına gelmez” dedi.

Kaynak: Bianet

Katil İspanya, Ebola Korkusundan Bir Köpeği Öldürdü

İspanya'da sahibi Ebola olan köpek, toplanan 400 bine yakın imzaya rağmen mahkeme kararıyla öldürüldü. Ebola'nın köpekler aracılığıyla yayıldığına dair kanıt olmamasına rağmen işlenen cinayet tepki çekti.

* 12 yaşındaki Excalibur'un fotoğrafı.

İspanya’da Ebola virüsüne yakalanan hemşirenin Excalibur isimli 12 yaşındaki köpeği, tüm tepkilere ve toplanılan 400 bine yakın imzaya rağmen devlet yetkililerince öldürüldü.

Ebola virüsünün köpekler aracılığıyla yayıldığına dair bilimsel bir veri bulunmadığını belrten hayvan hakları savunucuları, köpeğin karantinaya alınması için hiçbir çaba gösterilmemesine tepki gösterdi.

Teresa Romero isimli İspanyalı hemşirenin Ebola olduğu ortaya çıktıktan sonra, kocası Javier Limón köpekleri Excalibur’u yeterli miktarda yemek ve suyla eve kapatmış, ardından Limón bir hastanede karantinaya alınmıştı.

Salı günü, Madrid yönetimi köpeğin Ebola olma ihtimalini gerekçe göstererek köpeğin öldürülmesi için mahkeme kararı çıkarttı. Limón hastanede çektiği videoyla, yetkililerin köpeği Excalibur’u hiçbir resmi prosedür olmadan öldürmek istediğini söyledi ve hayvan hakları savunucularına Excalibur’u kurtarmak için çağrı yaptı.


Limón’un çağrısına yanıt veren bir grup aktivist, çiftin evinin önüne giderek, yetkililerin Excalibur’u almasına engel olmaya çalıştı ve köpeğin Ebola olduğunun kanıtlanması gerektiğini, bunun için karantinaya alınması gerektiğini söyledi.

Dün, yetkililer “Katiller” sloganları arasında Excalibur’u beyaz bir minibüse koyarak götürdü ve ardından köpeğin öldürüldüğü duyuruldu.

Konuyu değerlendiren Dünya Sağlık Örgütü sözcüsü Stephanie Brickman, “Köpeklerin Ebola virüsünü yaymadığına dair kesin bir şey söyleyemeyiz. Ama köpeklerin salgında rol oynadığına dair hiçbir kanıt yok” dedi.

PETA sözcüsü Ben Williamson ise “Köpeklerin Ebola virüsünü yaydığına dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen ve köpeğin karantinaya alınması için çaba sarf edilmeden, Ebola korkusuyla bir köpeğin öldürüldüğünü duyduğu için üzgünüz” diye konuştu.

Kaynak: Bianet

9 Ekim 2014 Perşembe

Yine nefret cinayeti: Trans Çingene Gül Öldürüldü

Çingene Gül adlı trans kadın, kendisinden iki gündür haber alamayan arkadaşları tarafından Kurtuluş Son Durak’taki evinde ölü bulundu.


İstanbul’da Çingene Gül adlı trans kadın, Kurtuluş Son Durak’taki evinde öldürüldü.

Henüz otopsi yapılmadı ama cinayetin iki gün önce işlendiği düşünülüyor çünkü Gül’den iki gündür haber alınamıyor.

Komşusu Melek Emir: “İki gece önce apartmandan sesler geldi. Gül hiç gürültü yapmaz. Önce kapı zorlanıyormuş gibi geldi ama kısa bir süre sonra kapının açılıp kapanma sesini duyunca, Gül’ün anahtarını bulamadığını düşündüm. Böyle bir şey olduğunu hiç tahmin etmedim”.

Gül’den haber alamayınca bugün evine giden arkadaşı tarafından cesedin bulunmasının ardından polis olay yeri incelemesini gerçekleştirken sokak kalabalık. Mahalleli kadınlar Gül’ü tanıyor. “Güleryüzlüydü, yoldan geçerken hep selam verirdi. Kimseye zararı yoktu” diyor.

Gül’ün trans arkadaşları, Gül’ü son kez görmek için polisle tartışıyorlar. Polis sarılıp ağlamamak, dokunmamak, olay yerini bozmamak şartıyla ikişerli bir-iki grup halinde içeri girebileceklerini söylüyor.

Arkadaşları, trans seks işçilerinin genellikle müşterileri tarafından öldürüldüğünü, Gül’ün de başına böyle bir şey geldiğini düşünüyor. Ama Gül’ün eve müşteri getirmediğini, otele veya başka bir yere gitmeyi tercih ettiğini anlatıyorlar. Bir de gasp iddialarından bahsediyorlar. Ancak polis gasp olup olmadığını henüz bilemeyeceklerini söylüyor.

Gül’ün cesedini bulan arkadaşı Utku: “Haber alamayınca evine geldim. Cama vurdum, zili çaldım cevap vermedi. Sonra üst komşusu apartmanın kapısını açtı. Gül’ün evine bahçeden kapıyı kırarak girdim. Yatak odasında yoktu. Oturma odasına girdiğimde yerde yattığını görünce çığlık atarak çıktım.”

Gül’ü taksiciler de tanıyor. Bizim durağın müşterisiydi, diyorlar. Bir taksici anlatıyor: “Gül iyi bir insandı. İyi de müşteriydi. Normalde Tarlabaşı 7 lira yazar, 10 lira verirdi. Çok makara yapardık. Kurtuluş’ta bu işi yapan çok var. Gece 12’den sonra bizi arayanlar genelde bu işi yapıyor. Ama ben Gül’ün eve birini getirdiğini hiç görmedim, yalnız dönerdi. Erkek arkadaşı falan yok muymuş? Belki kıskançlıktır?”

Polis ise “Bize sadece birinin ex olduğu (öldüğü) bilgisi geldi. Kesici aletle öldürülmüş. Suratında ve vücudunda kesikler var” diyor.

Gül’ün öldürüldüğü apartmanın hemen yanındaki tek katlı binanın girişinde, apartmana dönük iki kamera var ama komşular çalışmadığını anlatıyor. Kadınlar mahalledeki hırsızlıktan şikayetçi, o yüzden kameraların çalışmasını istiyor, “Çalışsaydı, kimin öldürdüğünü bilirdik” diyorlar.

"Suçlu devlet çünkü yakalansa bile 3-5 yıl yatıp çıkacak"

İstanbul LGBTT’den Ebru Kırancı ise kamera olsa da olmasa da ortaya çıkan cezasızlığa dikkat çekiyor:

“Trans cinayetleri politiktir, suçlusu da devlettir. Çünkü biliyoruz ki katil yakalansa bile 3-5 yıl yatıp çıkacak. Her cinayette olduğu gibi ‘Ben onun erkek olduğunu bilmiyordum” deyip ceza indirimlerinden faydalanacak. Katil, LGBTİ’lerin yaşam hakkını koruyan yasalar yapmayan devlettir”.

Çağla Joker (25) 22 Nisan 2014’te Beyoğlu’nda, Sevda Başar Antep'te 19 Şubat'ta sevgilisi tarafından öldürülmüştü.

Transgender Europe raporuna göre 1 Ocak 2008 – 31 Ekim 2013 arasında dünyada 60 ülkede toplam 1374 trans birey nefret cinayetleri nedeniyle hayatını kaybetti. Türkiye de listeye en çok trans cinayetinin yaşandığı Avrupa ülkesi olarak girdi. 2008-2013 arasında Türkiye’de 34 trans birey öldürüldü.

Kaynak: Bianet

ALİ İSMAİL KORKMAZ DAVASI: Görüntülerdeki Polise Tutuklama Yok

Ali İsmail Korkmaz’ın öldürülmesine ilişkin davanın dördüncü duruşmasında Adli Tıp ve TÜBİTAK raporları okundu. Dövülme anına ilişkin görüntülerde yer alan sanık polise tutuklama kararı çıkmadı.


Eskişehir'de Gezi direnişi sırasında polis ve sivil kişilerce dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz'la ilgili davanın dördüncü duruşması bugün Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Saat 09.30'da başlayan duruşmada TÜBİTAK ve Adli Tıp Kurumu'nun bilirkişi raporları okundu, olaya ilişkin görüntüler izlendi. Görüntülerde sanıklar da yer alıyordu.

Aranın ardından savcı  tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına, tutuksuz sanık polis Yalçın Akbulut'un tutuklanmasına karar verilmesini istedi.

Duruşmanın arından mahkeme dosyanın esas hakkında mütalaa için savcıya verilmesine, taraf vekillerine esas hakkında savunma için süre verilmesine, Adli Tıp ve Emniyet Kriiminalden yeniden rapor istenmesi talebinin reddine, tanığın yeniden dinlenmesi talebinin reddine, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına, tutuksuz polis sanık Yalçın Akbulut'un tutuklanma talebinin reddine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 26 Kasım 2014 saat 09.30'da.

Arama kararı


Emniyet Müdürlüğü 2 Ekim'de Kayseri 1. Sulh Ceza Mahkemesi'ne başvurarak bugünkü duruşmaya katılacak herkes için 'arama kararı çıkarttı.

Eskişehir’den "güvenlik nedeniyle" Kayseri’ye taşınan davaya önceki duruşmalarda olduğu gibi pek çok kişi dayanışma için katıldı.

Duruşma için Kayseri’ye gidenler kente girişlerde polislerin otobüsleri durdurup arama yaptığına ilişkin fotoğrafları sosyal medyada paylaştı.


Polis adliye çevresinde üç arama noktası oluşturdu. Bu arama noktalarından birine sloganlarla yürüyüp aranmadan geçmek isteyen grupla polis arasında arbede yaşandı. İki kişi yaralandı, beş kişi gözaltına alındı.

Adli Tıp ve TÜBİTAK raporları

Adli Tıp Raporu’nda darp ile ölüm arasında illiyet bağı olduğu ortaya konuldu.

Ali İsmail Korkmaz’ın dövüldüğü ana ilişkin olan ve silindikten sonra Jandarma Kriminal incelemesiyle ortaya çıkan görüntülere ilişkin TÜBİTAK raporu okunurken TÜBİTAK’ın birleştirdiği görüntüler izlendi.

Harman Ekmek Fırını’ndan alınan görüntülerin dört kez silindiği raporla tespit edildi. Fırına giren bir kişinin kameranın kapatılması isteğine ilişkin kayıtlar da raporda yer aldı.

Sanıkların görüntü ifadeleri

Davanın biri polis beş tutuklu ve üç tutuksuz polis olmak üzere toplam sekiz sanığı var. Davanın sanıklarından tutuklu polis Mevlüt Saldoğan "kasten insan öldürmek" suçundan müebbet hapis istemiyle yargılanıyor.

Diğer tutuklular İsmail Koyuncu, Ramazan Koyuncu, Muhammet Vatansever ve Ebubekir Harlar ile tutuksuz polisler Şaban Gökpınar, Hüseyin Engin ve Yalçın Akbulut hakkında da "öldürmeye iştirak" suçundan 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Sanıklar da görüntülerde yer alıyor.

Sanık İsmail Koyuncu “Görüntülerdeki benim, ekmek teknemi koruyordum" derken tutuklu sanık polis Mevlüt Saldoğan “Görüntülerdeki benim, keşke görüntüler silinmeseydi nasıl saldırıya uğradığımız görünürdü" dedi. Saldoğan, Ali İsmail Korkmaz'ı zor kullanma yetkisi/sınırları içinde darp ettiğini iddia etti.

Sanık Muhammed Vatansever: "Görüntüdeki şahıs benim. Kaynım İsmail'i almak için oradaydım"  derken sanık Ramazan Koyuncu "Görüntülerdeki benim, ben de amcamın oğlu İsmail'i almaya gitmiştim" diye konuştu.

Tutuksuz sanık polis Yalçın Akbulut ise "Görüntülerdeki benim ama raporu kabul etmiyorum. Ali İsmail Korkmaz'ı sadece kovaladım" dedi.

Tutuksuz sanık polis Hüseyin Engin'in "kamerayı kapatan ben değilim" demesi üzerine Avukat Ayhan Erdoğan Eskişehir'de yargınlandığı başka dosyada açık kabulü olduğunu belirtti. Raporda kameranın kapatılmasına ilişkin bölüm Ali İsmail Korkmaz'ın avukatlarının mesaj atttığı twitter hesabından şöyle paylaşıldı.


"Görüntülerdeki Ali İsmail"

Ali İsmail Korkmaz'ın ağabeyi Gürkan Korkmaz görüntülerde yer alan kişinin kardeşi olduğunu teşhis etti. Tübitak tarafından görüntülerin netleştirilmiş hali izlenirken aile salondan ayrıldı.

Korkmaz'ı sadece kovaladığını söyleyen polis Yalçın Akbulut'un da darp ettiği görüntülerde yer aldığını belirten avuklar Akbulut'un tutuklanması gerektiğini söyledi.

Korkmaz ailesi avukatları ayrıca kameraları kapattıran Hüseyin Engin'in de tutuklanmasını istedi.

Sanık savunmaları

Sanık savunmalarında polisler görev sürelerinin uzunluğundan bahsetti, "darp sayılmaz" cümleleri savunmalara girdi:

Mevlüt Saldoğan: "72 saat görev yaptım. Psikiyatristler durumumuzu değerlendirsin"

Ebubekir Harlar: "Ali İsmail Korkmaz'ın önüne geçip bıraktım. Bu da darp sayılmaz. Derdim evime gitmekti. Tahliyemi talep ediyorum."

Ramazan Koyuncu: " Ali İsmail Korkmaz ana avrat küfür ederek gelen bir insandı. Yaptığım suç olsaydı polis beni gözaltına alırdı."

İsmail Koyuncu: "Devlete karşı boynum kıldan incedir. Devlete saygımdan kaçan suçluyu yakalamak istedim. İnsanlara sevgim de sonsuz. Bir anadolu evladı olarak gerekirse sırtımda hastaneye taşırdım ama Ali İsmail Korkmazbize küfür etti.

"Tanık S.B.Y. vatandaşları sokağa dökmekten zevk alan biri. Polisle işbirliği yapsam ona müdahale ederdim. Benim tek suçum devlet tut deyince tutmaktı. Suçlu olsam önce babam reddederdi."

Şaban Gökpınar: "Ben dosyaya tanık olarak girdim sonra sanık oldum. Suçsuzum."

Muhammed Vatansever: "Devletin polisinden kaçan kişiyi polis istediği için yakaladım. 14 aydır tutukluyum. Beraatimi talep ediyorum."

Yalçın Akbulut: "Benim dövdüğüm şahıs Ali İsmail Korkmaz değildi. O olsa gözü morarırdı. Böyle birşey yok. Beraatimi istiyorum"

Hüseyin Engin: "Raporları ve ifadeleri kabul etmiyorum. Ben kimseyi darp etmedim. Beraatimi talep ediyorum."

Kaynak: Bianet

7 Ekim 2014 Salı

Birçok İlde Kobanê’ye Destek Eylemi

HDP, Kobanê’de katliam riskine karşı Kürt hareketini sokağa çıkma çağrısı yaptı; ÖDP, EMEP destek verdi. Türkiye'de birçok şehirde ve Avrupa'da Kobanê’ye destek eylemleri başladı.


Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) duyarlı çevreleri Suriye’nin Kobané yerleşiminde bir katliam tehlikesine karşı uyarmasından sonra İstanbul, Ankara, Eskişehir, Diyarbakır, ve Güneydoğu’daki birçok il ve ilçede binlerce kişi sokaklara döküldü. Avrupa'da da çeşitli kentlerde eylemler var.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) ve Emek Partisi (EMEP) gibi partiler de HDP’nin çağrısına destek verdi. İstanbul Tabip Odası Kobane için gönüllü doktor çağrısı yaptı.

Hayat TV'de konuşan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu “Kobanê direnişinin yanındayız. AKP ve IŞİD zihniyeti aynıdır. CHP'liler sokağa dökülmeli” dedi. İMC TV'ye de konuşan Tanrıkulu, "Kobanê Kürtlerin vicdanıdır fakat maalesef biz bu vicdanı ortaklaştıramadık. Oysa biz uyarmıştık" diye konuştu.

Eylemler birçok il ve ilçede


İstanbul Beyoğlu’da Galatasaray Meydanı’nda toplanan kalabalık grup, “IŞİD yenilecek, halklar kazanacak" pankartıyla ve “Her yer Kobanê, her yer direniş” sloganları eşliğinde protesto gerçekleştiriyor.

Kadıköy Bahariye Caddesi’nde polis, Kobane eylemine katılanları gaz bombalarıyla ve tazyikli suyla saldırdı. Beşiktaş’ta eylemciler Ihlamurdere Caddesi’nde yürüyüşe geçti. Eylemler, Sarıgazi, Gazi Mahallesi gibi birçok ilçede yaygınlaştı.

Diyarbakır'da Bayındırlık Caddesi'nden Selahattin Eyyübi Bulvarı'na doğru yürüyüşe geçen eylemciler, Koşuyolu Parkı'ndan geçerek Koşuyolu Caddesi'ni trafiğe kapattı. Van, Siirt, Hakkari, Yüksekova'da da eylem yapıldı.

Ankara Sakarya Caddesi'nde oturma eylemi yapılıyor. Eylemler İzmir Alsancak’ta Sevinç Pastanesi önünde toplanıldı. Antalya’da protestocular Cumhuriyet Meydanı'nda toplanmaya başladı. Artvin’in Hopa İlçesi’nde eylemciler uluslararası karayolu trafiğe kapattı.

Avrupa da Kobane için sokaklarda


Almanya'da Köln, Stutgart, Nürnberg, Essen, Frankfurt,  Manhheim, Hagen; İsviçre'de Bern; Fransa'da Paris ve Strasbourg, Avusturya'da Viyana kentlerinde eylemler yapılıyor.

Köln kentinde eylemler tren garı ve WDR radyosu önünde gerçekleştirildi. Bern'deki eylem ABD Büyükelçiliği önünde yapıldı, Rad TV binası işgal edildi. Kürtler, Fransa'nın başkenti Paris'teki Charles de Gaule Havaalanı'nda da eylem yaptı. Belçika’nın başkenti Brüksel’in uluslararası havaalanında Kobané’ye yönelik IŞİD saldırılarını protesto eden yaklaşık 100 kişi oturma eylemi yaptı.

Hollanda'da parlamento binasında eylem

Kobanê'de yaşananlara dikkat çekmek isteyen Hollanda'da yaşayan Kürdistanlılar Hollanda Parlamentosu'nu işgal etti.

ANF'nin haberine göre Hollanda'nın Den Haag kentinde 600'e yakın Kürdistanlı Hollanda Ulusal Parlamentosu önünde yerel saatle 21.00'de eyleme başlamıştı.

Kaynak: Bianet

6 Ekim 2014 Pazartesi

Kurban Bayramı, hayvan özgürlükçüleri ve anarşistler tarafından eylemler ve yazılamalarla protesto edildi

Her sene olduğu gibi, bu yıl da Kurban Bayramı hayvan özgürlükçüleri ve anarşistler tarafından Türkiye'nin dört bir yanında eylemler ve yazılamalarla protesto edildi.


Galatasaray Lisesi önünde buluşan hayvan özgürlükçüleri, Tünel'e doğru sloganlar eşliğinde yürüdü. Yürüyüş esnasında Burger King'e giren hayvan özgürlükçüleri eylemini burada sürdürdü. "Kürk,deri, et hepsi cinayet", "Yaşasın hayvan özgürlüğü" sloganları eşliğinde yürüyen hayvan özgürlükçüleri Tünel'de basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Sevgi ve dayanışma mesajlarıyla hayvanların katledildiği, soykırıma uğradıkları bugün Dünya Hayvanları Koruma Günü’ne denk geliyor. Türkiye, hayvanseverler derneği açılışında hayvanların kurban edildiği bir ülke, Dostlarımızın geleceği fonlarla beslenen, hayvanlardan nemalanan bu sözde hayvan hakları kurumlarına bırakılamaz. Bu nedenle hepimize çok sayıda görev düşüyor.
Şengal’de, Kobani’de katliam için destek çağrısı yapanlar bu soykırım gününü umarsızca kutladılar, adalet, eşitlik çağrısı yapan Nesin Vakfı derneğin bahçesine katledeceği hayvanları bağladı. Yine sözde hayvan hakları dernekleri fonlarından olmamak için acısız kesim çağrısı yaptılar.

Hayvan bedeni toplumun sözde duyarlı bu kesimlerinin bile bir ranta dönüştürdüğü bir üretim ilişkisi haline geldi. Mezbahalarda her yıl milyonlarca hayvan akılalmaz işkencelerle katlediliyor. Burger King, Mc Donalds gibi şirketlerin tek geçim kaynağı dostlarımızın cesedi.

Adidas, Nike gibi şirketlerin renkli, ışıklı spotlarının arkasında acı,zulüm ve gözyaşı var. Adidas her yıl sırf kanguru derisi krampon nedeniyle yüzbinlerce kanguruyu katlediyor.

Yumurta endüstrisinde işe yaramaz sayılan erkek civcivler kıyma makinalarında parçalanıyor, dişilerin hayatı ise insanlığa hizmet yolunda heba ediliyor.

Süt endüstrisinde annelerin ürettiği süte el koyan insanlık, bebeklerini annelerinden ayırıyor. Yaşlanınca akıl almaz işkencelerle katlediyor.

Fokların, minklerin, tilkilerin diri diri derileri yüzülüyor. Ve tüm bunlara rağmen “insanlıktan” erdemli bir sözcük gibiymiş bahsediliyor.

Bebekken el konulan makak maymunları Hindistan cevizi toplamak üzere köleleştiriliyor.

Nostalji, fayton adı altında her yıl yüzlerce at büyük ızdıraplar çekerek yaşamını yitiriyor.

Doğal yaşama alanlarından koparılıp alınan yunuslar yunus parklarında esaret altında tutuluyor.

Hayvanat bahçelerinde hayvanlar esaret altında tutuluyor.

Sirk ve gösteri adı altında hayvanlara akıl almaz işkenceler yapılıyor.

Bizlere ise insan olmaktan utanmak yerine dostlarımız için savaşmak düşüyor.

BURSA

Bursa Anarşist Karnaval aktivistleri sokaktaydı. Yaklaşan kurban bayramında katledilen hayvanlar ve Kobane’de yaşanan, devletin ve Işid'in insan kıyımlarına karşı Bursa duvarlarını yazılandı.


ÇANAKKALE



İSTANBUL

Mecidiyeköy, 4. Levent, Levent, Sanayi Mahallesi, Seyrantepe hattındaki onlarca kurban pankartı imha edildi. Bir adakçının tabelaları parçalandı.


Eylemci ya da eylemciler aynı eylemi İstanbul’un Avrupa ve Asya yakasında hayvan satışı yapanlara maddi zarar verdi. “Bayrama evet, kurbana hayır !”, “Kurban cinayettir!” yazılamaları yapıldı.


ANKARA


Ankara'da ise Anarşist Tahayyül (ODTÜ Otonomu), yaşamı kurban eden dini zulmün uygulamalarına karşı yaşasın otoritelerden arınmış -özgür- yaşam!; katli vacip kılan dini manipülasyonlara karşı Kobanê’de – her yerde İsyanı büyütmeye!" diyerek yazılamalar yaptı.

* Bu haber, Vehaber.org ve Sosyalsavas.org sitelerinden derlenerek hazırlanmıştır.

5 Ekim 2014 Pazar

Arınç'tan, kurban yorumu getiren Leman Sam'a: "Zavallı, Edepten Yoksun"

Başbakan Yardımcısı Arınç, Leman Sam'ın "IŞİD ile bıçağını masum bir hayvanın boğazına dayayan aynı duygudadır" açıklamasına "zavallı", "edepten yoksun", "aymaz" gibi ifadelerle karşılık verdi.


Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, sanatçı Leman Sam'ın "Benim için IŞİD ile bıçağını masum bir hayvanın boğazına dayayan aynı duygudadır" açıklamasına, "Bir cellatlar grubunun yaptığı işle kurban kesmeyi yan yana getiren bu zavallıyı kınıyorum" diye karşılık verdi.

Arınç, AKP İl Başkanlığı'nca Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen bayramlaşma töreninde Sam hakkında “edepten yoksun” gibi ifadeler kullanırken, Başbakan Davutoğlu’nun geçtiğimiz hafta Aysel Tuğluk’a “edepsiz” dediğini hatırlattı.

Arınç şöyle konuştu:

"Şimdi bugün buraya gelirken, geçen Ramazan Bayramı'nda söylediklerim birilerini hoplatmıştı havaya kadar. Yine öyle birhoplatıversem mi?, dedim. Yok, bu sefer gerekmez diye karar vermiştim ama internette bir şey okudum, kanım dondu.

“Ses sanatçısıymış, sanatkarmış. Haşa ben ona şarkıcı diyeyim. Böyle sanatçı olmaz. Bir kadın, bir şarkıcı, onlar öyle diyorsa ses sanatçısı olsun. Demiş ki 'Kurban kesen adamla IŞİD'çinin farkı yoktur.' Ne diyorsanız içinizden deyin. Değerli arkadaşlar, şimdi hanımefendilerden özür diliyorum. Bu sözün sahibi bir kadın olduğu için ifade ediyorum. Şüphesiz şaşkın bir erkek de olabilirdi. Yani siz kurbanlarınızı kestiniz veya kestirdiniz. Bu bir ibadet. Vacip olan bir ibadeti yapıyoruz. Müslümanlık ne zaman var, o zamandan beri kurban ibadeti var.

“Gelişen, kalkınan Türkiye'de, dünyaya parmak ısırtan Türkiye'de, bütün ekonomik göstergelerin, toplumsal göstergelerin Avrupa'nın kat kat önünde olduğu bir Türkiye'de birisi inancımıza hakaret etmek için nasıl bir söz söyleyebilir? Hangi cesaretle? Hangi aymazlıkla?

“Edepten yoksun olmanın derecesi yok. Başbakanımız da geçenlerde birileri için bu lafı kullandı. Bir milletvekili kadın, askere taş atarken görüntülenmişti. Olacak bunlar. Yevm-i beterdeyiz. Kendimiz neyiz, ona bakacağız. Kendi yolumuza daha dik adımlarla daha gür seslerle çıkacağız. Böyle şaşkınlar elbette her toplumda vardır. Onları elbette kötülemek, gözden çıkarmak noktasında değiliz ama hangi düşünceyle bunu inançlı bir topluma karşı birisi söyleyebiliyor? Bundan dolayı da utanıyorum ve herkesten özür diliyorum. Onun özür dilemeye niyeti yok. Biz onun adına, Allah'a çok şükür bu ibadeti layıkıyla yerine getiren herkesten özür dileyeceğiz."

Kaynak: Bianet

Sabah Gazetesi LGBT Belediye Danışmanını Hedef Gösterdi

Sabah gazetesi birinci sayfasından Şişli Belediye Başkanı danışmanı Boysan Yakar'ı hedef gösterdi. LGBTİ Dostu Belediyecilik Protokolü'nü imzalayan belediye başkanından Yakar'a destek açıklaması geldi.


Sabah gazetesi, bugün “Renkli Kalem” başlıklı haberinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Şişli Belediye Başkanı danışmanlığı yapan Boysan Yakar’ı hedef gösterdi. Gazetenin internet sitesinde, Yakar'ın Facebook hesabından izinsiz olarak alınan resimler kullanılarak bir fotoğraf galerisi  yayınlandı.

Bugün Sabah gazetesinin birinci sayfasında yer alan haberde, “Şişli’nin CHP’li Belediye Başkanı Hayri İnönü ilginç bir görevlendirme yaptı. Eşcinsellere destek veren Boysan Yakar’ı özel kalem müdürü olarak atadı” ifadelerini ve Yakar’ın 12. Onur Yrüyüşü’nde çekilen bir fotoğrafını kullandı.

Haberde bu görüntünün partide eleştiriye neden olduğu iddia edilirken, Şişli Belediye Başkanı İnönü Twitter’dan yaptığı açıklamada Yakar'a destek verdi.

İnönü Twitter’dan şunları söyledi:

“Bugün gazetelerde bir çalışma arkadaşımız hakkında çıkan ve kişilik hürriyetini tehdit edecek türde haberlere yönelik kamuoyuna duyurumdur. Ben çalışma arkadaşlarımın cinsel yönelimlerine değil, dürüst ve güvenilir olmasına ve yetkinliklerine bakarım. Benim için önemli olan gösterdikleri çalışma performansıdır. Adı geçen çalışma arkadaşımdan son derece memnunum. Keşke belediyemizin daha önceki dönemlerinde de görev alsa idi. Bu hassasiyetle konuyu bilgilerinize sunarım. Saygılarımla.”

Twitter'da en çok konuşulan oldu

Sabah gazetesinin haberinin ardından, konu #MilliŞefinTorunundanGAYriMilliKalem hashtag’I Twitter’da top trend (TT) oldu. Yakar’ı hedef alan ve nefret söylemi içeren tweet'lerin yanısıra destek mesajları da geldi.

AK LGBT’nin Twitter hesabından yapılan açıklamada ise “Her ne kadar düşünceleri bize uymasa da @boysanyakar yalnız değildir.. UNUTMAYINIZ!!! #MilliŞefinTorunundanGAYriMilliKalem” ifadelerine yer verildi.

LGBTİ dostu belediye

LGBTİ aktvisti olan Boysan Yakar, 30 Mart 2014 Yerel Seçimlerinde Belediye Meclisi üyeliğine yedek listeden aday olmuş, seçimin ardından CHP’li Belediye Başkanı İnönü’nün danışmanı olmuştu.

İstanbul’da LGBTİ nüfusun en yoğun yaşadığı ilçelerden biri olan Şişli Belediye Başkanı İnönü, SPoD LGBTİ Derneği’nin yerel yönetimlerin LGBTİ haklarının hayata geçirilmesindeki sorumluluklarını hatırlatmak üzere hazırladığı LGBTİ dostu Belediyecilik Protokolünü ilk imzalayan CHP’li Belediye Başkan adayı olmuştu.

Şişli Belediyesi önümüzdeki beş seneye yönelik yeni stratejk planla birlikte LGBTİ’lere yönelik birçok çalışmayı hayata geçirecek.

Kaynak: Bianet

4 Ekim 2014 Cumartesi

İHD AÇIKLADI: 242’si Ağır, 653 Hasta Mahpus Var

İHD’nin açıklamasına göre hapishanelerdeki hasta mahpus sayısı 653’e yükseldi. Hastaların 242’sinin durumu ağır.


İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, hasta mahpuslarla ilgili açıklama yaptı, derhal serbest bırakılmalarını talep etti. Açıklamaya göre hapishanelerde 242’si ağır, 653 hasta tutuklu ve hükümlü var.

İHD’nin İzmir Şubesinden Ahmet Çiçek’in dün akşam yapılan açıklamada okuduğu basın açıklaması şöyle:

Yardımla yaşıyorlar

“Bugün ölümcül derecede hasta mahpus sayısı 242'si aüır olmak üzere 653’e ulaştı. Bu hasta mahpusların cezaevi koşullarında hayatını devam ettirmeleri ve tek başına yaşamaları mümkün değil. Ancak birilerinin yardımıyla yaşayabilecekleri doktor raporlarıyla da kanıtlanmış durumda.”

“Ancak yetkililer raporlara rağmen hasta mahpusların tahliyesini çeşitli bahanelerle engelliyor.”

İHD'nin talepleri şöyle:

Mevzuatın uluslararası insan hakları hukukuna ve mahpus haklarına uygun hale getirilmesini,

Adli Tıp Kurumunun, tahliyeyi engelleyici tutumu nedeniyle resmi bilirkişilik uygulamasına son verilmesini,

Tüm mahpusların sağlığa erişim haklarının sağlanmasını,

Tecrit politikasının uygulama nedeni olan F tipi ceza infaz sisteminden vaz geçilmesini,

Cezaevlerinde yaşamını yitiren hasta mahpuslarla ilgili etkin soruşturma yapılmasını,

Tüm ağır hasta mahpusların derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Başvurular sonuçsuz

“Daha önce de yaptığımız basın açıklamalarında beş yüzü aşkın hasta mahpusun bulunduğunu, bu mahpusların cezaevlerinin sağlıksız koşullarında yaşamalarının mümkün olmadığını, cezaevleri koşullarının mahpusları hasta ettiğini, cezaevi koşullarında tedavileri mümkün olmadığını, bu mahpusların ancak tahliye edilerek dışarıda tedavi olabileceklerini belirttik.”

“Ancak hasta mahpusların tahliyeleri ile ilgili yapılan başvurular çoğunlukla sonuç vermiyor.”

“Güvenlik” gerekçesi

“Tam teşekküllü hastanelerin verdikleri ‘cezaevi koşullarında yaşamını sürdüremez ve cezaevinde tedavisi mümkün değildir’ raporları bir de Adli Tıp Kurumuna gönderilerek hem süreç uzatılıyor hem de hastanelerin verdikleri raporlar işlevsiz hale getiriliyor.”

“Sağlık raporu için yapılan başvurular çeşitli bürokratik engellere takılarak yılları buluyor. Rapor alınsa bile ‘güvenlik’ gerekçeleri ile tahliye talepleri reddediliyor.”

“Ağır hasta tutukluların ve hükümlülerin ‘toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturacağı’ gerekçesiyle alıkonulmaya devam edilmesi fiili idam cezasıdır.”

Haftada beş kişi ölüyor

“Türkiye hapishanelerinde haftada beş kişi yaşamını kaybediyor. Bu ölüm oranı toplumdaki ölüm oranının yaklaşık dört katı.”

Kaynak: Bianet

Kayıp Yakınları Bayramda Barış Talebiyle Galatasaray'daydı

Cumartesi Anneleri/İnsanları Kurban Bayramı’nın birinci günü 497. Kez Galatasaray Meydanı’ndaydı. Kayıp yakınları kayıplarının akıbetini sordu, faillerin yargılanmasını istedi. Kobane ile dayanışma ve hükümete barış çağrısı yapıldı.


Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın Galatasaray Meydanı’ndaki 497. Buluşmaları bu yıl Kurban Bayramı’nın birinci gününe denk geldi.

Eylem başlamadan önce Cumartesi insanları lokum ve kolonya dağıttı, kayıp yakınları bayramın onlar için uzak olduğuna dair sözleri tekrarladı.

Meydandakiler kayıplarının ardından bayramları kutlayamadıklarını anlattı, IŞİD’in katliamlarını kınadı, Kobane ile dayanışma mesajlarını iletti, hükümete “Demokratik söylemlerle toplumu oyalamak yerine, acilen demokrasinin gereğini yapın” dedi, savaşsız, kayıplarının akıbetinin belli ve faillerinin yargılandığı bir bayram diledi.

Kayıp yakınları konuşuyor


497. haftada Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır, Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç, Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl ve Nihat Aydoğan’ın eşi Halime Aydoğan söz aldı.

Hanife Yıldız “Herkes bayramda evinde çocuklarıyken biz buradayız, gidecek yerimiz yok” dedi. IŞİD saldırılarına değinen Yıldız “acılarımız ortaktır” diye konuştu.

“Bize bayram yok” diyen Emine Ocak  18 yıldır bu meydanda mücadele ettiklerini anlatıp “artık herkes duysun” diye seslendi.

Mikail Kırbayır “Biz 34 yıl önce inancı uğruna kurban vermiştik” diye konuştu.

Kardeşi cemil Kırbayır’ın ve diğer kayıpların mezarları olmadığını, annelerin Galatasaray Meydanı’na karanfillerini getirdiğini anlatan Kırbayır bu coğrafyada kaybedilen herkesin kemikleri ve failleri bulunana dek mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

Hasan Karakoç 20 yıldır kayıplarını aradıklarını amayetkililerin kör, sağır, dilsiz olduğunu söyledi. Kobane’de  direnenleri selamladı.

Muzaffer Yedigöl “Ağabeyimin mezarını bulamadığım için babamın mezarına gidemedim” diye konuştu. Halime Aydoğan “Birimizin acısı hepimizin acısıdır” diyerek eşini öldürenlere seslendi.

Meydandan hükümet yetkililerine cevap


İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan açıklamayı Cumartesi İnsanları’ndan Ümit Efe okudu.

Açıklama Kobani’deki saldırılarla başladı.

“Demokratik Ortadoğu umuduna yönelen bu faşist saldırılar yalnız Kürtlere değil, insanlığın değerlerine karşı yapılıyor. Kalbimiz barbarlık çetelerine karşı insanlığı savunan Kobani’de…”

Bayram nedeniyle hükümet yetkililerinin yayınladığı mesajlara yer verilen açıklamada Cumhurbaşkanı ve Başbakana şu cevap verildi:

“Demokratik söylemlerle toplumu oyalamak yerine, acilen demokrasinin gereğini yapın. Hangi insan haklarından, hangi aydınlık gelecekten söz ediyorsunuz?

“Bir ülkede bayramlar annelerin acılarını derinleştiriyor, gözyaşlarını artırıyorsa, o ülke zulümle yönetiliyor demektir.

“Bir ülkede anneler devlet zulmünün yarattığı karadeliklerde evlatlarının kaybolup gitmemesi için mücadele ediyorsa, o ülkede insan hakları ve demokrasiye dair evrensel değerler ayaklar altına alınmış demektir.

“Bir ülkede annelerin hakikat ve adalet talebi karşılıksız kalıyorsa, o ülkede hukuk da ahlak da vicdan da yara almış demektir…

“Bir ülkede anneler devletin kaybettiği evlatlarının mezarını kalplerinde taşıyorsa, o ülkede temiz bir sayfa açılamaz demektir.

“Bir ülkede devleti yönetenler toplum üzerinde polis terörünü, yargı terörünü sürdürürken, o ülkede toplumsal sorunların çözümünden bahsedilemez.

“Bir ülkede devleti yönetenler savaşın dili ve yöntemlerini sürdürürken,  o ülkede barış sürecinden bahsedilemez.

“Barışa ihtiyacımız var”

“Yıllardır buradan dillendiriyoruz: kayıplarımızın bulunması faillerinin yargılanması  için demokrasiye, demokrasinin inşası için de barışa ihtiyacımız var. Bütün toplumsal sorunların demokratik yöntemlerle çözülmesi için barışa ihtiyacımız var.

“Bunun için hükümeti, Rojava Kürtlerine karşı düşmanca yaklaşımına son vererek  ‘barış ve çözüm sürecini’  tehlikeye atmamaya çağırıyoruz.

“Gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin araştırılması,  kayıp bedenlerinin bulunması ve gereken saygıyla ailelerine teslim edilmesini sağlamak için bütün önlemleri almaya çağırıyoruz.

“Gözaltında kaybetme suçu isnat edilen kişilerin yargılanması için gerekli tüm hukuksal önlemleri almaya, kaybedenleri korumaktan vazgeçmeye çağırıyoruz.

“Kayıp davalarının evrensel hukuka göre sonuçlanması bu konuda siyasi irade gerektirir. Bu iradenin yokluğu nedeniyle kayıp davalarında sanıklar; haklarındaki ağır insanlık suçları isnadına rağmen, tanıklara rağmen, delillere rağmen beraat ettiriliyor. Yargılamalar gerçeğin açığa çıkarılmasını değil, gerçeğin üstünün örtülmesini hedefliyor. İHD Mardin Şubesi’nin yargıya taşıdığı Kızıltepe JİTEM Davansının ilk duruşması28 Kasım 2014 tarihinde Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek. Davanın takipçisi olacağız.

“Yeter artık kayıplarımızın akıbetini açığa çıkartacak siyasi iradeyi gösterin!

“Devleti yönetenler bu iradeyi gösterinceye kadar mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Plaza de Mayo’dan Galatasaray’a tecrübelerimizle öğrendik: Bir tek mücadele kaybedilir; o da terk edilen mücadeledir.”

Kaynak: Bianet