10 Mayıs 2015 Pazar

BASINA DAVET: YARIN TOPLAMA KAMPLARINA KARŞI İBB'DEYİZ

Değerli basın mensubu ve dostlarımız,



Hayvan toplama kampı ve tecrit merkezlerine karşı ilkini 31 Ocak'ta Kısırkaya toplama kampı, ikincisini 28 Şubat'ta İBB'nin Saraçhane'deki Başkanlık binası önünde gerçekleştirdiğimiz protestolarımızın ardından oluşturduğumuz, hayvan hakları aktivistleri, hukukçuların, kentsel dönüşüme karşı mücadele eden oluşumların ve sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı heyet, 11 Mayıs 2015 günü saat 13.00'da İBB Genel Sekreter Yarımdıcısı Eyyüp Karahan'la görüşecek. 



İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Av. Hülya Yalçın, Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nden Burak Özgüner, Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği'nden Elif Narin, Dört Ayaklı Şehir İnisiyatifi'nden Av. Eren Paydaş, Yunuslara Özgürlük Platformu'ndan Öykü Yağcı,  İBB Tuzla Geçici Hayvan Bakımevi gönüllüsü İnci Kutay ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi Bora Arlı'nın oluşturduğu heyet, mevzuata aykırı olarak inşa edilen toplama kamplarının neden olduğu hak ihlallerini, hayvan sağlığı açısından arz ettiği tehlikeleri, yaygınlaşan hayvan toplama ve itlaf pratiklerine karşı duyulan endişeleri, hayvan hakları savunucularının taleplerini dile getirecek. 



Görüşmeye, hayvan barınaklarıyla ilgili idarî yöneticilerin de katılması bekleniyor. Heyetimiz, görüşmenin ardından basın mensuplarına değerlendirme yapacaktır.

TARİH: YARIN, 11 Mayıs 2015, Pazartesi
SAAT: 14:00
YER: Kocatepe Mah. Kantarcılar Sk. No:10/1 Bayrampaşa/İSTANBUL, İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlık binası

8 Mayıs 2015 Cuma

İstanbul Üni'de bu Salı: İnsan Hükmüne Karşı Topyekün Özgürlük

Yeryüzüne Özgürlük'ten Güray Tezcan, İstanbul Üniversitesi’nde 12 Mayıs Salı günü 12.30-14.00 saatleri arasında İnsan Hükmüne Karşı Topyekün Özgürlük isimli bir sunum gerçekleştirecek. Sunumun ardından üniversite bahçesinde konu hakkında forum düzenlenecek. Etkinlik herkese açık ve ücretsiz. Etkinlikle ilgili güncel bilgilere Facebook etkinlik sayfasından ulaşılabilir.


İnsaniyet, hayvanları yüzmek, doğayı kesmek midir? Kapitalist bilime dayalı uygarlığımızı şu ana kadar onların üstüne, onlara karşı kurmuşuz. Çizilen bütün ötekiliklerin bugün en yalını, halen fiilen kölemiz olan hayvan; ancak ötekileştirmenin ve köleliğin tarihi hayvanla sınırlı değil; aksine, ancak bütün köleleştirmeleri ve ötekileştirmeleri birlikte ele alabilmek, tahakküm karşıtı mücadeledeki hedefi keskinleştirebilir. 

Yeryüzüne Özgürlük aktivisti ve Etin Cinsel Politikası kitabının çevirmenlerinden Güray Tezcan, bu sunumunda türcülüğün ırkçılık, cinsiyetçilik ve militarizmle bağlarına değinecek, ardından da hayvan özgürlüğünün bazı farklı pratiklerine yer verecek. Sunumun sonrasında kısmetse bol güneşli bir açıkhava forumu oluşturulması amaçlanıyor.

Dikkat: Bu konuşma, sağlıklı vegan beslenme veya hayvan sevgisiyle ilgili değildir. 

Sunum: Güray Tezcan 
Forum moderatörü: Hazar Tunca

12 Mayıs Salı, 12.30-14.00
Edebiyat Fakültesi Amfi-9, 
Ordu Caddesi no:196 Beyazıt


5 Nisan 2015 Pazar

Almanya erkek civcivleri öğütmeyen ilk ülke olacak

Almanya 2017'den itibaren yumurta endüstrisinde civcivleri canlı canlı öğütme makinesine göndermeyen ilk ülke olacak. Sadece Almanya'da her sene 45 milyon erkek civcivin doğar doğmaz öldürüldüğü hesaplanıyor. Almanya Tarım Bakanı Christian Schmidt, döllenmiş yumurtaların cinsiyetini tespit edebilen ve henüz yumurta içindeki civciv gelişmeden erkek olanını kuluçka yerinden ayıran bir teknolojiye dayanarak bu kararı aldıklarını açıkladı.



Dünyanın hemen her tarafında yumurta endüstrisi tarafından gizlenen bir standarttır bu. Dişi civcivler daha sömürülebilir olduğu için yumurtası ve eti para getireceği için sağ tutulur, erkek civcivler ise "işe yaramadığı" için doğar doğmaz öğütme makinesinde parçalanır. Türkiye'de ileri teknoloji kullanan tavukçuların da bu yönteme başvurdukları, bu makinelere sahip olmayan işletmecilerin ise erkek doğanları bidon veya poşetlere kapatarak boğdukları geçtiğimiz günlerde yeniden gündeme gelmişti. (http://bit.ly/1CFm6ei) Bu tür acımasız imha yöntemleri pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de yasal. 


(Bu video öğütme anını çok yakından gösterdiği için kan görmek istemeyenlere tavsiye edilmez.)



Bir canlı grubunun doğar doğmaz kitleler halinde öğütme makinesine gönderilmesinin bir devletin ve sanayi odasının iki dudağı arasında olması şu dünya düzenine isyan için yeter sebep değil mi? Erkek civciv mi yoksa dişi civciv mi daha fazla zulüm görüyor diye kıyasa gitmek yerine hissedebilen tüm canlılar için özgürlük talep etmenin vaktidir. Öğütme makineleri de belli ki adım adım diğer ülkeler tarafından terk edilecek, artık hayvanların gelişmiş dünyada bilim sayesinde sömürülmediği söylenecek; ancak bu vicdan temizlemeden başka bir şey değil. Öğütme makinesinin olmadığı bir yumurta üretim ortamında da hayvanlara insanlardan aşağı canlılar muamelesi yapılacak, onlara yine yalnızca kadınlıkları sömürülebildiği kadar yaşam şansı tanınacaktır. Pek dillendirilmeyen bir gerçek, vejetaryen hayvansal ürünlerin neredeyse hepsinin kadın sömürüsü ve kadın cinayetleri ile elde edildiğidir. Günümüzün piyasa koşullarında, dişi hayvanın bedeni esir alınmadan, doğurganlık kötüye kullanılamadan peynir, sahanda yumurta veya dondurma elde edilemez.

Yeni teknoloji sayesinde hayvanların kurtulduğu algısı yanlış; hayvanlar uzun süredir toprak yerine teknolojiyle tasarlanan büyük üretim bantlarında doğuyor ve teknolojik öğütme makinelerinde öldürülüyor. İnsan ve hayvan köleliği tarihinin uygarlaşma tarihine paralel olduğu, gelişmiş ülkelerin yalnız ve ancak sömürdüğü canlı kadar, işgal ettiği doğal alan kadar geliştiği bilinir. Bilim ve teknoloji desteğiyle ötekiler üzerindeki tahakkümünü sağlamlaştıran otoritelerin şimdi yine bilim-teknoloji desteğiyle bu tahakkümü zayıflattığını "müjdelemesi" iki şeye işaret olabilir: (1) Bilim-teknoloji güçlünün daha güçlü olmasının aracı olmaktan öteye gidememiştir. (2) Bilim-teknolojinin canlılara getirdiği faydalar, olsa olsa aynı canlılara kendi verdiği zararları temizler.

30 Mart 2015 Pazartesi

ORTAK BİLDİRİ: Erinç Pütün'ün ölümü üzerinden sokak köpeklerine yöneltilen linç kültürünü kınıyoruz

ORTAK BİLDİRİ
30.03.2015

Eskişehir’de Erinç Pütün’ün ölümünün sokak köpeklerine mal edilmesini ve medyanın, sokak köpeklerine yönelik toplumsal şiddeti kışkırtarak itlaf ve tecrit politikalarını meşrulaştıran haberlerini kınıyoruz.

Gelinen son noktada, Erinç Pütün’üölü bulunmasını takiben, bedenine sadece ölüm muayenesi yapıldığı görülmüştür. Pütün’ün başkaca sebeplerle yaşamını yitirmiş olabileceği ihtimali üzerine gidilmediği ve bu olaydaki bütüşüpheleri ortadan kaldıracak klasik otopsinin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Henüz otopsi raporu dahi açıklanmamışken, yaşamını yitiren kişinin hatırasına saygı gösterilmeden ve hatta olay ile ilgili başka gerçeklerin ortaya çıkmasını engelleyecek nitelikte mesnetsiz haberlerin ivedilikle kamuoyunda paylaşılması, hâlihazırda ciddi yaşamsal tehdit ve tehlikelere maruz bırakılan sokak köpeklerini açık hedef hâline getirmiştir. Bu nedenle bu olay ile ilgili tüm olasılıklar soruşturulmadan, klasik otopsi sonucunda olay kesinlik kazanmamışken, büyük  başlıklarla kamuoyuna Çok sevdiği köpekler sonu oldu, “Her gün beslediği sokak köpekleri parçaladıKatil köpekler” gibi hedef gösterici ve sorumsuzca yapılan haberlerden son derece rahatsızız.

Sokak hayvanları katil değildir

Sokak köpekleri katil değildir, insan yemezler; insanların aksine taammüden ya da planlayarak yaşam hakkına ya da beden dokunulmazlığına kastetmezler. Buna rağmen, ilgili haberlerin yeterli delil olmaksızın hayvanları suçlu göstermesi, Türkiyede iktidarın söylem ve pratiklerine meşruiyet sağlamayı ilke edinmiş, sorumsuz habercilik anlayışının bir göstergesidir.

Hayvan katliamlarının, toplamaların, ormana ve insansız alanlara terk ederek, sürgüne göndererek öldürmelerin arttığı, tecrit politikalarının ve soykırım mantığının merkez üssü olacak olan toplama kamplarının inşa edildiği, hayvanlarışehirlerdeki varlığının tehdit altında olduğşu günlerde, bu tarz haberler, yaklaşan felaketlere kamu nezdinde meşru zemin yaratmayı hedeflemektedir.

Hayvan psikolojisi ve davranışları hakkında uzmanlığı bulunmayan akademisyenlerden hayvanlar aleyhine görüş alınması, sokak ortasında köpek kurşunlamış bir avukatın demeçlerinin kullanılması, bu haberlerin arkasında yatan politik itkiyi de ortaya koymaktadır.

İnsana ve hayvana yönelen nefret söylemlerini köpürterek, temkinsizce, magazin malzemesi ve sansasyon unsuru olarak kullanan medya organları, toplumsal cinnet, histeri ve şiddetin artmış olduğşu günlerde, birçok katliama ve drama adeta kapı aralayan, farklı kesimleri birbirine düşman eden birer manipülasyon aracı haline gelmiştir. Bu tür haberler, Türkiyede medyanın iktidar pratiklerini meşrulaştırma itkisiyle, adaleti ve hak arayışını sabote ettiğinin en önemli kanıtlarıdır. Medya, yalnızca hayvanların katledilmesine gerekçe sunmakla kalmayıp, Erinç Pütün’ün yaşamını yitirmesine ilişkin başlatılan adlî süreci de manipüle etmekte, dolayısıyla işlenmiş suça ortak olmaktadır.

Medyayı "etik ilkelere" davranmaya çağırıyoruz

Benzer bir yaklaşım, üç sene önce Ankarada İranlı bir şahsın yine sokak köpekleri tarafından öldürüldüğü iddia edildiğinde yaşanmıştır. Medyanıçarpıtıcı ve manipüle edici haberlerinin akabinde, bu kişinin ölümünü takip eden üç gün içerisinde yedi sokak köpeği yakılarak katledilmiştir. Eskişehirde ve farklı illerde de benzer bir katliamın yaşanabileceğini, böyle bir olayın yaşanması hâlinde, bu katliamın sorumlularından birinin de sokak köpeklerini hedef gösteren yayın politikalarıyla,  medya etik ilkelerine aykırı davranan yazılı ve görsel medya olacağını şimdiden duyuruyoruz.

Çünkü sokak köpeklerinin sürü psikolojisinden dolayı saldırganlaştığını iddia eden bu haberlerde kullanılan demeçler, makul mantık silsilesinden mahrum oldukları gibi, insan-köpek ilişkisine, köpek doğasının ve psikolojisinin bilinen ve yıllardır deneyimlenen temellendirmelerine de ters düşmektedir. Bu olayda yaşandığı üzere, iddia veya varsayım düzeyindeki henüz aydınlatılmamış durumlarda,  köpekleri kendinden menkûl birer tehlike olarak yorumlamak doğru, bilimsel ve ahlakî bir yaklaşım olmaktan uzaktır.
  
Bu durumların, devletin insan-hayvan bir arada yaşama pratiklerine son vermeye yönelik yanlış uygulamalarını, bunun sonucunda topluma sirayet etmiş olan düşmansı tavrı, yaşatılan hak ihlâllerini de kapsayan bir çerçevede değerlendirilerek yorumlanması daha doğru olacaktır. Sokak hayvanlarına bir sorun ve tehditmiş gibi yaklaşıldığı sürece, haklara saygılı bir anlayışın oluşturulamayacağı aşikârdır ve bu yaklaşım sonucunda var oluştan gelen yaşam hakkı gibi temel hakların gasbı karşımıza çıkmaktadır. Daha doğal, korumacı ve bütünlükçü önlemler almak yerine, köpeklerin saldırgan davranışları bahane edilerek sokak hayvanlarının ortak yaşam alanlarımızdan tecrit edilmesi, hedef haline getirilmesi veya insan-hayvan-doğa ilişkisinin kökten zedelenmesi kabul edilemez.

Özellikle ana akım medyanın, temel yayıncılık  ilkelerine ters biçimde, araştırma ve sorgulamadan uzak bir politika izlediğini, kamu erkinin dilini kullanarak sokak hayvanları  üzerinde tehlikelidir algısı yaratmaya uğraştığınıdoğal yaşam alanı”hayvan refahı”, modern şehirler, gelişmiş toplumlar ya da benzer süslü tanımlamalarla sokak hayvanlarını tecride sürükleyecek bir yaklaşımı  topluma empoze etme çabasında olduğunu  görüyoruz. Daha önce insanlar üzerinde de uygulanmış bu politikalarışimdi sokak hayvanlarına uyarlanmaya çalışıldığı son derece açıktır. Bizler hayvanlarla ortak yaşam alanlarımız olan sokaklarda, hayvanlarla uyum içerisinde birlikte yaşama kültürünü bitirmek isteyen, sokak hayvanlarının akıbetini tamamen kamu erkinin eline bırakan, bunu olumlayan habercilik anlayışından da, uygulamalarından da oldukça endişeliyiz.

Medyayı, medya etik ilkelerine uygun haberler yapmaya davet ediyor, sokak köpeklerini potansiyel katiller olarak göstererek  hedef haline getiren, sorumsuz habercilik anlayışı ile hareket eden, nefreti körükleyen medya organlarını kınıyoruz. Erinç Pütün’ün ailesine sabır diliyoruz.

İMZACILAR:

Av. Bektaş Şarklı, Gaziantep Barosu Başkanı
Adana Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Ankara Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri
Bursa Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği
Derin Ekoloji Derneği
Dört Ayaklı Şehir
Engelli Hayvanları Koruma ve Hayvan Hakları Derneği
Eskişehir Hayvanları Koruma Derneği
Gaziantep Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Gaziantep Doğa ve Hayvan Dostları Derneği
Hatay Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Hayvan Dayanışma Ağı
Hayvan Hakları İzleme Merkezi (HAKİM)
Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD)
Hayvanlara Adalet Platformu (HAD)
Hayvanları Koruma Derneği Manisa (HAKDEM)
İstanbul Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu
İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Kadın Dayanışma Ağı
Kayseri Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Kayseri Hayvanları Koruma Derneği
Kırklareli Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Kocaeli Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Lambdaistanbul LGBTİ Dayanışma Derneği
Mersin Hayvan Dostları Derneği
Ordu Barosu Hayvan Hakları Komisyonu
Sarıyer Kent Dayanışması
Sosyal Kalkınma ve Cinsiyet Eşitliği Derneği
Yeryüzüne Özgürlük Derneği
Yunuslara Özgürlük Platformu


*Bu bildiride Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği (TODAP) üyelerinin makalesinden de yararlanılmıştır.

27 Mart 2015 Cuma

Roboskî'deki katır katliamı hakkında ortak bildirimiz

ORTAK BİLDİRİ: Roboskî'de katliam devam ediyor!

Bundan yaklaşık 3,5 yıl önce, 28 Aralık 2011 günü Roboskî’de, çoğu çocuk yaşta olan 34 insanla birlikte, savaş uçaklarının yaptığı bombardımanda 59 katır da katledilmişti. Bu katliam karşısında, tüm dünya ayağa kalkmışken insanlarla birlikte hayatını kaybeden katırlar, ne konuyla ilgili haberlerde, ne de -birkaç hayvan özgürlükçüsü oluşum dışında- hayvan hakları savunucuları tarafından anıldı. Roboskî katliamının üzerinden tam 1186 gün geçmesine rağmen, katliam emrini verenler ve bu katliamı yapanlar hakkında kayda değer hiçbir şey yapılmazken, Roboskî’de devlet eliyle yeni bir katliam daha gerçekleştiriliyor.



Bir hafta önce Roboskî’de 78 katır hakkında itlaf kararı verildiğini duyar duymaz, bu karar her ne kadar hukukî zemine oturtulmuş olsa da haklar bağlamında hiçbir gerekçesi olmayan bu katliam kararına karşı çıktık, itlaf kararının geri çekilmesi için seferber olduk. Bu infaz kararının üzerinden birkaç gün dahi geçmeden, basın aracılığıyla ve doğrudan görüşmeler yoluyla bölgedeki idarî amirlere aktarılan kamuoyu tepkisine rağmen, 24 Mart 2015’de sınırı geçmek üzere olan ve insan faydası için köleleştirilmiş 8 katır, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) askerleri tarafından vurularak katledildi. Bu katliamdan tam yirmi gün önce de Taşdelen Köyü’nde 4 katırın askerlerce vurularak katledildiğini biliyoruz.

Bölge halklarıyla birlikte hayvanlar da savaş, soykırım ve katliam politikalarından nasibini almaktadır. On yıllarca sınır bölgelerindeki mayınları temizlemeye sürülerek katledilen hayvanlar, “barış” günlerinde de sınır ticaretinde kullanılarak sömürülmektedir.


Savaşın ismi anılmayan kurbanları: Hayvanlar ve doğa...


Kana bulanmış bir coğrafyada, tahakküm ilişkilerinin en altında kalan, yaşam hakkı yük ve mal taşıma işleviyle sınırlandırılmış bu hayvanlar, bölgede on yıllardır devam eden savaşın ismi anılmayan kurbanlarıdır. Bombalanan dağlarda ve köylerde binlerce insanla birlikte, sayısını dahi bilmediğimiz yabanî-evcil hayvan ve ekolojik bir toplumsal dönüşüm ile barışın yegane unsuru olacak doğa da katledilmektedir.

Bu nedenle, barışın ve adaletin öncelikli hedef olduğu her türlü siyaset; katliamın, sömürünün ve tahakkümün bu isimsiz kurbanlarına da yer açmak, onların yaşam hakkını savunmak zorunda ve onları sömürmekten de vazgeçmelidir. Toplumsal şiddete, savaşa, devlet terörüne karşı örgütlenen siyasetleri, tür-ırk-etnik kimlik ayrımı yapmadan muhalefet örgütlemeye; toplumsal dönüşüm tahayyüllerinde hayvanlara yalnızca mülkiyet ilişkileri bağlamında ve ekonomik değerleri üzerinden değil, müzakereye tâbi olmayan yaşam haklarıyla birlikte yer açmaya çağırıyoruz. Tahakküm ilişkilerine karşı bütünlüklü bir muhalefet perspektifini benimsemeyen, hayvanları canlı olma vasıfları ile değil; gözden çıkarılabilir, yaşamı ikincil, ölümü “zaiyat", mal olarak tanımlayan yaklaşım, görüş ve haberleri kınıyoruz.




"Kaçakçılık" bahanesiyle katledilen canlar...


Türkiye, hem insanlar hem de hayvanlar için can güvenliğinin ortadan kalktığı bir coğrafya haline getirilmiştir. Son derece keyfî uygulamalara hukukî dayanak sunan yasal düzenlemelerle, resmî otoritelere, güvenlik güçlerine verilen sonsuz yetki, Türkiye’yi tam anlamıyla katliam diyarı hâline getirmiştir. “Kaçakçılık” bahane gösterilerek insanların, hayvanların başına bombalar yağdırılmakta, düşman hukukuyla hız verilen bu uygulamaların adına “iç güvenlik” tedbiri denmektedir. Şiddetin bizzat devlet eliyle tırmandırıldığı, katliamların giderek daha yasal, kılıfına uygun hale getirildiği, türlü zorbalığın uygulandığı Türkiye’de, ölümlerin gündelikleşmesinden, kamuoyunda da katledilenler arasında tür, etnik kimlik, ırk, sınıf ayrımcılığına dayanan hiyerarşik bir değer sıralaması yapılmasından endişe duyduğumuzu ifade ediyoruz. Roboskî’de askerin katlettiği 8 katır, Türkiye’de yaşam, umut, barış ve adaletin katledilmesi demektir. Üzerlerine açılan ateş sonucunda yaralanan onlarca katır için, mevzuat nezdinde “güçten düşmüş” olarak tanımlanan hayvanlara bakmakla yükümlü olmasına rağmen ısrarla harekete geçmeyen devlet de bu vurdumduymazlığı ile asıl niyetini ortaya koymaktadır. Çok ciddi bir hayvan hakları ihlâli olan ve yaşama karşı işlenen bu katliam karşısında, devletin tüm kurumları ve birçok hayvan hakları kuruluşu da sessiz kalarak Roboskî'de hayvanlara yaşatılanları görmezden gelmeyi seçmiştir.



Canlıların üzerine hiç düşünülmeden bomba yağdırılmasını, kurşun sıkılmasını sağlayan yasaların varlığı, tüm bu yapılanların meşru ve doğru olduğunu göstermez. Yirminci yüzyılın soykırımları, katliamın yasal ve hatta neredeyse gözler önünde yapıldığının en çarpıcı örneklerini oluşturmaktadır. Gerek coğrafî gerekse sosyo-ekonomik koşullar nedeniyle Kürdistan’da, sınır ticaretinden başka hiçbir geçim kaynağı olmayan, devletin resmî politikası haline gelmiş işsizlikle, sefaletle ve savaşla, baskı altında tutulan bölge halklarından, örgütlülüklerinin, devlet terörüne karşı duruşlarının ve barış taleplerinin intikamı alınmaktadır. Devletin, şiddetin bir gün bile durmasına izin vermediği coğrafyada, toplumsal barışı talep eden bölge halklarının canına devlet tarafından kastedilmekte, katledilen insanlara "kan parası" gibi bedeller biçilmekte, katliamların sorumluları ödüllendirilerek halklar adeta çıldırtılmaktadır.

Tüm bu katliamlar yetmezmiş gibi, Roboskî katliamının aydınlatılması için hak mücadelesi veren aktivistler, katliamda akrabalarını, yakınlarını kaybeden aileler, adlî soruşturmalarla, keyfî gözaltılarla sindirilmek istenmektedir. Büyük acılara sebep olan katliamdan beri, Roboskî asker ablukası altında tutulmakta, gündelik yaşam sekteye uğratılmaktadır.




Katliamları unutmadık, unutmayacağız!


Devletin ana akım medya başta olmak üzere tüm propaganda araçlarıyla hafızasızlaştırdığı, iktidarın kendi suretinde yarattığı bu katliamları, kanıksamış toplum imgesinin aksine, bizler unutmuyoruz. Roboskî katliamını, dönemin İçişleri Bakanı’nca “hata” olarak tanımlanan ve altı aylık Solin bebeğin pek çok kardeşi, komşusuyla birlikte öldürüldüğü Ranya katliamını; Türkiye’nin sebep olduğu diğer katliamları da unutmadık, unutmayacağız. İnsanlara, hayvanlara bomba yağdırılırken operasyonları yönetenler hâlâ görev başında, yetki sahibi ve iktidarda olduğu sürece barış ve adaletin mümkün olmadığını biliyoruz.

Canlılara bomba yağdıran, kurşun sıkan, cenazelere dahi saldıran, demokratikleşme hamleleri adı altında kamuoyu gündemini meşgul ederken her türlü hukuksuzluğu meşru kılan, kan üzerinden siyaset yapan iktidar düzenine karşı, Roboskîli katırların ve insanların yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz. Orada hiç olmamaları ve var oluştan gelen hakları ile özgürce yaşamaları gerekirken, sınır ticaretinde, silahların, bombaların, mayınların gölgesinde insanlarca sömürülen katırların katledilmesinde devleti, AKP hükûmetini ve TSK'yi sorumlu tuttuğumuzu belirtmek istiyoruz.

Adaletin, barışın, eşitliğin, özgürlüğün yeşermediği yerde, iç güvenlik, terörle mücadele, sınır yönetimi adı verilen faşizan uygulamalar yasallaşırken kanunun dışına itilen halkların, hayvanların, ormanın, en masum ve savunmasızların kanının durmayacağını bir kez daha hatırlatıyoruz.



İnsan-hayvan demeden yaşama karşı suç işleyen, halklar arasında nefreti körükleyen devlet politikalarına, katliamlara karşı hak ve özgürlüklere duyarlı tüm kesimleri dayanışmayı büyütmeye; katliamları, sınırları değil, tür-ırk-etnik ve dinî kimlik ayrımı yapmadan yaşamı savunmaya çağırıyoruz.

Adalet yoksa barış da yok!

Hayvana, insana, yeryüzüne özgürlük!


İMZACILAR*:
AKA-DER Ekoloji
Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri
Bağzı Üniversiteliler
Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Hakları Topluluğu
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği
Derin Ekoloji Derneği
Doğaseverler Derneği - Diyarbakır
Doğal Yaşam Derneği
Dört Ayaklı Şehir
Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu (DYBD)
Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP)
Emekliler Dayanışması Sendikası
Engelli Hayvanları Koruma ve Hayvan Hakları Derneği
"Faytona Binme Atlar Ölüyor" Platformu
Futuristika! Dergisi
Halkların Köprüsü Derneği
HDK Ekoloji Meclisi Ankara
İstanbul Kent Savunması
Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV)
Kocaeli Vegan&Vejetaryen Hareket
Mersin Hayvan Dostları Derneği
Mürekkep Haber
Ortak Hafıza Girişimi

Ötekilerin Postası
Özgürlükçü Hukukçular Derneği
Pangea Ekoloji
Patika Kitap Yayınevi

Politik Ekoloji Çalışma Grubu
Sesonline.net İnternet Gazatesi
Sol Diyalog Haber Sitesi
Sosyal Kalkınma ve Cinsiyet Eşitliği Derneği
Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği (TODAP)
Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği / International Activist Artists Association (IAAA)
Vegan Feministler
Yeryüzüne Özgürlük Derneği
Yunuslara Özgürlük Platformu
Zeynep Tanbay Dans Projesi

* Metin imzaya açıktır. İmza vermek isteyen kuruluş ve oluşumlar derinekoloji@gmail.com, dortayaklisehir@gmail.com ya da  yeryuzuneozgurluk@gmail.com adresine yazabilirler.

19 Mart 2015 Perşembe

Kısırkaya Toplama Kampı davası görüldü. Bu usulsüzlük anıtını ifşa edelim!



















İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan Kısırkaya Toplama Kampı’nın yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılan davanın duruşması bugün İstanbul 6. İdare Mahkemesi'nde görüldü. Mahkemeden, Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği adına tarafsız bilirkişilerce keşif yapılması talebinde bulunuldu.

Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği'
nin açtığı davada hayvan haklarını temsilen
3 avukat; Av. Süleyman MacitAv. Kemal Uçar ve İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu'ndan Av. Aslı Nart hazır bulunarak projenin ilgili mevzuattaki barınak şartlarının neredeyse hepsine aykırı olduğunu belirterek projenin iptalini istedi.

Davalı İBB'nin vekili ise Kısırkaya toplama kampının hem arazi seçimi hem de "bakımevi" koşulları itibari ile mevzuata uygun olduğunu iddia etti. Davalı vekilinin bu iddiası karşılığında davacı vekilleri, Kısırkaya toplama kampında keşif yapılması talebinde bulundu. Mahkeme, bu talebi karara bağlamadı ve duruşmayı bitirdi. Mahkemenin kararını 10 gün içinde açıklaması bekliyor.

Duruşmada, Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği adına söz alan avukat Kemal Uçar, 20 bin hayvan kapasiteli Kısırkaya Hayvan Bakımevi'nin "esir kampına dönüşeceğini" vurgulayarak, "Bu yer yapılırken, uzaklık şartları düşünülmemiştir. Bahçelerde soğuktan dolayı hayvanlar bile barınamamıştır. Ayrıca doğal afetlerde ulaşım imkanı kesileceğinden, hayvanlara ulaşılamayacaktır. Mahkemeden aralarında uzman kişilerin olduğu bir bilirkişi heyetiyle bu yerin mevzuata ve yürütmeye uygun olup olmadığı konusunda keşif yapılmasını talep ediyoruz" dedi.

İBB'nin, bazı hayvan hakları STK’larınca söz konusu toplama kampının desteklendiği iddiaları ile ilgili olarak, söz konusu kuruluşların yazılı beyanları, yanıt olarak mahkemeye sunuldu. Bahsekonu STK’ların söz konusu tesisi artık desteklemediklerini beyan eden yazıları, İBB'nin kamuoyunu ve mahkemeyi yanıltma eğiliminde olduğunu göstermek amacı ile mahkemeye iletildi.

Avukatların sözlerinin ardından, mahkeme, kararı taraflara tebliğ edeceğini belirterek, duruşmayı bitirdi.

Duruşma çıkışında gazetecilere açıklama yapan avukat Kemal Uçar, Sarıyer'de yapılması planlanan barınma yerinin sağlıklı hayvanların bile sağlığını kaybedeceği bir yer olarak inşa edildiğini kaydetti.

Uçar, bakımevinin kapatılması için uğraştıklarını dile getirerek, "Hayvan sağlığını için uğraşıyoruz. Mahkemeden tarafsız bilirkişi vasıtasıyla keşif yapılmasını talep ettik. Kararı bize bildirecekler. Barınakta bahçe alanı düzenlenmiş, orada çalışan kişiler soğuktan oraya hayvanları alamadıklarını söylüyorlar. Göstermelik yapılmış bir yer. Biz bunu düzeltmeye çalışıyoruz" şeklinde konuştu.

Devlet ve toplum tarafından rutin ve sistematik şiddetin kurbanı haline getirilen, linç edilen, bir şikâyet ile sokaklardan toplanıp tecrit edilen, kendilerine bir lokma yemek bile çok görülen sokak hayvanlarını toplama kamplarına vermemek için hayvan hakları aktivistleri ellerinden gelen her şeyi yapmakta kararlı olduklarını bir kez daha ifade ettiler.

Duruşmaya Yeryüzüne Özgürlük Derneği, İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, Derin Ekoloji Derneği, Dört Ayaklı Şehir, Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri, Yunuslara Özgürlük Platformu, Yeryüzüne Özgürlük Derneği, "Faytona Binme Atlar Ölüyor" İnisiyatifi, Sarıyer Kent Dayanışması, İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, Hayvanlara Adalet Platformu ve Kuzey Ormanları Savunması katıldı.

Bütün hak savunucuları "Kısırkaya’da ve Pendik’te Hayvan Tecritine Hayır" yazılı pankartları açarak "İstanbul Kedileriyle Güzel", "Sokak hayvanları mahalle sakinleridir", “Kısırkaya: Tecrit, Zulüm ve Rant”, “Kısırkaya’da olması gereken tek şey kuzey ormanlarıdır” şeklinde dövizler taşıdı.
İstanbul'un sokak hayvanlarının kaderini belirleyecek olan toplama kampları için davayı takip eden hak savunucuları, kamuoyunu ve STÖ'leri süreci takip etmeye çağırıyoruz dedi.

Arazilerin niteliklerinin hukuksuzca değiştirilmesi ve ranta açılması tartışmalarını da beraberinde getiren söz konusu proje kent, doğa ve yaşam haklarına karsı çok sayıda suçun işlendiği bir usulsüzlük anıtıdır. Bu dev tesis, kısa bir süre içerisinde sokak hayvanlarının tecrit edileceği, kontrol ve denetimin sağlanamayacağı bir toplama kampı haline dönüşecektir. İstanbul'un tüm sokak hayvanlarını ilgilendiren ve bölgenin ranta açılmasında bir basamak olan bu tesisin açılmasına rızamız yok. Bu aşamada tüm yaşam savunucusu dostları dayanışmaya ve bu hukuksuzluğu ifşa etmeye çağırıyoruz.


#KısırkayaOlümKampı 
#KısırkayaToplamaKampı
#KanlıTasarıyıGeriÇek 
#İBBpanikte  




18 Mart 2015 Çarşamba

Çağrı: Kısırkaya Toplama Kampı Davasında Buluşalım! #KısırkayaOlümKampı




















İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin açmak üzere olduğu Kısırkaya hayvan toplama kampının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemi ile açılan davanın ilk duruşması 19 Mart 2015 Perşembe günü saat 09:15'de Yenibosna'daki İstanbul 6. İdare Mahkemesi'nde görülecek. 

En başta hayvan haklarına, sonra mevzuata aykırı bir şekilde inşa edilen bu dev tesis, kısa bir süre içerisinde, sokak hayvanlarının tecrit edileceği, kontrol ve denetim sağlanamayacağı bir toplama kampı haline dönüşecektir. İstanbul'un tüm sokak hayvanlarını ilgilendiren ve bölgenin ranta açılmasında bir basamak olan bu tesisin açılmasına rızamız yok. 

Davadan önce de, İBB'nin toplama kamplarına olan tepkimizi 31 Ocak'ta Kısırkaya toplama kampı önünde, 28 Şubat'ta ise İBB başkanlık binası önünde dile getirmiş ve hayvanları tecrit edecek bu toplama kamplarınının kesinlikle açılmaması gerektiğini gerekçeleri ile kamuoyuyla paylaşmıştık. Bu süreçte, Türkiye'de farklı toplumsal mücadele konularında faaliyet gösteren 100'den fazla STK ve oluşum, hayvan toplama kamplarına karşı olduğunu deklare etti. Söz konusu toplama kamplarının açılmaması için, Almanya, İsviçre, Yunanistan ve Rusya'dan da uluslararası tepkiler yükselmiş; çeşitli ülkelerden bazı hayvan hakları savunucuları Papa'ya mektup yazarak konuyu Vatikan'a kadar da taşımıştı. 

Kısırkaya toplama kampına karşı yürüttüğümüz mücadelemizin hukuki ayağı olan davanın ilk duruşmasını duyarlı hukukçularla, yaşam savunucuları ve hayvan hakları aktivistleri ile hep birlikte izleyeceğiz ve bu toplama kampının neden hiç açılmaması gerektiğini bir kez de yetkili olan mahkemeye anlatacağız. 

Mahkeme, çok büyük bir ihtimalle, bir anlamda İstanbul'un sokak hayvanlarının kaderini belirleyecek bu toplama kampı hakkındaki kararını açıklayacak. Tüm basın mensuplarını, yaşam ve doğadan yana tüm aktivistlerini, basın emekçilerini ve hukukçuları Kısırkaya toplama kampı davasını izlemeye çağırıyoruz. 

Yaygınlaştırmanız ve görüşmek dileğiyle 

Tarih: 19 Mart 2015 Perşembe saat 09:15
Yer: İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, YENİBOSNA
Ulaşım bilgileri ve harita için: http://www.istanbulbim.adalet.gov.tr/ulasim.html


#KısırkayaOlümKampı  #KısırkayaToplamaKampı
#İBBpanikte  #KanlıTasarıyıGeriÇek  

16 Mart 2015 Pazartesi

Protests in Turkey Against Azerbaijan Dog Cull (Please Share)


Azerbaijan has been protested yesterday in three major cities of Turkey -Istanbul, Ankara and Izmir- following the footage on international media that shows Azerbaijan authorities burn live dogs as a preperation for 2015 European Games. Activists urged Azerbaijan to stop the massacre right away.



Animal rights activists have staged a demonstration in front of Istanbul Azerbaijan Consulate to protest  mass destruction of stray animals in Azerbaijan for 2015 European Games. More than 100 people in Istanbul has marched to the Consulate with a banner reading “Baku is Burning Dogs” and spilled sacks of ashes in front of the Consulate to commemorate burned dogs.

Activists gathered in front of Akmerkez Shopping Mall in business district of Istanbul, Levent and walked towards the Consulate. One-track of Zeytinoglu Road that leads to Istanbul Azerbaijan Consulate has been blocked by rallying people and the slogans chanted such as: “Baku means Massacre”, “Azerbaijan Smells Like Blood”, “Don't Stop Shout, Freedom is a Right”. Turkish riot police has welcomed the crowd in front of the Consulate and informed them that they cannot rally in front of the Consulate. After a short quarrel, activists managed to proceed their demonstration in front of the Consulate. 

Guray Tezcan who read the press statement reminded that animal massacre for 2015 European Games is not a single issue, but a part of ongoing effort in Azerbaijan to eradicate stray animals. Tezcan gave the example of another massacre in Azerbaijan that happened in 2012 for Eurovision Song Contest. Tezcan also said that “The idea to eradicate stray animals in the name of modern civilization is not just torturing animals but also Azerbaijani people who raise their voice for animals. Many people have been prosecuted and repressed because of peaceful demonstrations.”

At the end of press statement, Tezcan reminded recenlty built massive (20.00 dogs capacity) Kisirkaya Dog Shelter of Istanbul and said: “Stray animals belong to the street, not to massive and remote concentration camps.”

Following the statement, activists piled sacks of ash in front of Azerbaijan Consulate to commemorate burned dogs and chanted: “We are all animals, You can't reduce us by burning!” Some activists placed stickers in the shape of Azerbaijan flag on top of the ash, but police acted quickly to pick them up due to a Turkish law that bans official flags to lay on the ground.

Animal rights activists called all rights defenders to pressure Azerbaijan and boycott 2015 European Games until this mass murder stops. International protests against Azerbaijan will continue on 16th March (today) in front of Azerbaijan Consulates in Tbilsi and Moscow.

Video (with English press statement):
https://www.youtube.com/watch?v=X6FyOzbTqO0


















To the Press and The Public,

Today we are here to protest the massacre of March 5th, 2015, which took place in Baku, the capital of Azerbaijan. It is the date of those horrifying events involving the killing and burning of stray animals which reached us and the whole world through photographs and recorded videos. We are also here to expose the destruction and extermination policies of the states against all living beings.

The massacre and genocide policy of Azerbaijan towards stray animals is not only related to the European Games, which will be taking place in Baku on June 15. Before the most recent events, photos of cats and dogs shot up, killed or paralyzed because of a bullet hitting their body, have reached us many times before. Last year a dog was kicked out of a shop by pouring boiling oil on him, just because he entered the shop out of hunger. Recently another dog was found hanging from a tree, beaten and one of his eyes taken out by the municipal employees. He was saved at the last minute.

Violation of all living beings' right to live have also been directed to people's freedom of thought and expression. The mentality that sees street animals as "elements to exterminate" is practicing such mentality without any distinction between humans and animals. The concrete example of such can be seen in threats, physical violence and arrests that Baku is applying on the opposing parties. Advocates who announced the massacre in Azerbaijan to the whole world are now being arrested one by one. Activists, journalists and civil society members are being disregarded of their rights to freedom of expression and speech.

Violations towards animals are not only taking place in Azerbayan, these events are happening all over the world and Turkey through sexual abuse, rape, poisoning, locking up in shelters, and killing methods under the name of ‘putting to sleep’. The important thing here to note is that it is a systematic state policy.

Today Turkey is confronted with the danger of giant concentration camps aiming to detain thousands of stray animals. Despite all the ongoing public opposition and resistance, one of these huge death camps, Kısırkaya Animal Shelter, has been opened recently and the land allocation has been completed for the other one, Pendik Animal Shelter, with unprecedented tyranny of the government.

Last week, Istanbul hosted ICAM's 2nd International Conference on Dog Population Management, which was widely and severely protested by animal rights activists both outside the conference and on social media. The conference consisted of countless presentations focusing merely on “the hows and the whys of clearing away and killing stray dogs” in an academic manner. It was also designed as a stage for promoting equipments and products to be used in catching and caging of the animals fort he new shelters.

Our struggle now exceeds beyond the boundaries of countries, flags and races. Over the course of this fight, it is of no importance to us where or by whom the massacre and exploitation is devised. Those who exploit rather physically or economically weaker living beings of its own kind or even look for ways to better benefit from them are the products of the same state policies that cross the limits. They are no different than those roughneck magnates or big brothers who stigmatise women as “deposit” and dogs as “haram”, or those that set their eyes on the flesh, babies, milk, skin, meat, dress, beliefs and non-beliefs, languages and cultures of all living beings. They are the spitting image of one another who have a design against the branches and the fruits of trees, build barriers over the stream beds or demolish the woods and bird nests to construct residences instead. They are surely the patrons of the same social and political establishment who dare to repress women and chickens to decide on the number of their children and their eggs! In this context, today a simultaneous protests is taking place in Izmir together with Istanbul, and tomorrow on March 16th in Moscow, capital of Russia and in Georgia's capital, Tbilisi there will be simultaneous protests taking place as well.

For the whole world to see, we expose and condemn Azerbaijan's bloodstained politics targeting stray animals and their rights to live, and Azerbaijani authorities' threats of arrests, attempting to inhibit the freedom of expression of our activist Azerbaijani friends.

This protest is dedicated to the memory of Rachel Corrie, who said “if oppression is from us, then I am not a part of us” and died under the blade of a bulldozer while trying to stop an Israili tank in Palestine, and of Jill Philips, who was crushed by a truck driver while defending the lives of calves on the way to the slaughterhouse, and of everyone who poured into streets to act for a better future with absolute freedom and ecophilosophy in mind, just like Berkin Elvan.

FREEDOM TO ANIMALS, PEOPLE AND THE EARTH! 

#‎boycott2015EuropeanGames #Baku2015
#‎STOPKILLINGANIMALS #DOGMASSACRE

#‎stopkillingtryliving  #dogburning #azerbaijan