25 Haziran 2014 Çarşamba

İstanbullular Galata Meydanı'nı Beltur'dan ikinci kez geri aldı

#occupygalata İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin işlettiği çay ocağı Beltur'un Galata Kulesi Meydanı'nı işgalinden bu yana ikinci 'işgale karşı işgal' eylemi 22 Haziran 2014 Pazar günü gerçekleşti. İlk işgale karşı işgal eylemi için Cumartesi gününe çağrı yapılmış ve Beltur masalarının kapladığı meydan, masaların etrafını sarıp oturarak piknik yapan yüzlerce kişi tarafından geri alınmıştı. Pazar günü bundan daha şiddetli bir meydanı geri alma eylemi düzenlendi, Beltur'un masa ve sandalyeleri darmadağın edildi; ancak eylem Trans Onur Yürüyüşü sonrası kendiliğinden ve aniden geliştiği için bu kez basına yansımadı.







5. Trans Onur Yürüyüşü'nün ardından Tünel Meydanı'nda dinlenmeye geçen yaklaşık 400 kişi, aralarından birkaç kişinin Galata Meydanı'ndaki Beltur işgalini hatırlatması üzerine Direnişin Ritimleri ile beraber Tünel'den kuleye doğru slogan ve şarkılarla yürüyüşe geçti. Meydana varıldığında Beltur'un işgal ettiği alanı saran kalabalık, meydan gaspının simgesi olan masa ve sandalyeleri darmadağın etti. Kalan masaların üzerine çıkıp göbek atıldı. Kuledibi'nde birdirbir oynandı, kuleye dayanarak uzun eşek oynandı. Seyyar bir podyum kurularak 'catwalk' yürüyüşler denendi. Hava kararınca ateşli gösteriler düzenlendi. Toplum baskısı yüzünden bir türlü sokakta yaşam bulamayan kuir eğilim ve performanslar özgürce deneyimlendi. "Baskı şiddet ahlaksa biz ahlaksızız", "Transfobik devlet yıkılacak elbet", "Meydanlar halkındır işgal edilemez", "Beyoğlu'nu sata sata kalmadı kalmadı, Misbah paraya doymadı doymadı", "Aile çay bahçesi, kimin ailesi?", "Ay ayol anarşi" gibi sloganlar atıldı.




Eylem saat 19:30 sularında başlayıp gece yarısına kadar sürdü. Cumartesi günkü Beltur-eylemci gerginliğinin aksine bu kez Beltur işletmecileri eylemcilere saldırmadı. Saatler boyu masa ve sandalyeler dağınık kaldıktan sonra bu gece iş çıkmayacağını anlayan Beltur masa ve sandalyelerini toplayarak "dükkanı kapadı." Özellikle kadınlara ve LGBTİ bireylere rahatsız edici dik bakışlar atan meydandaki bazı kişiler ise olay çıkarmayı denemedi. Çevrede eylemi seyreden bazı esnaflar ve taksiciler ise eylemcilerin bazılarını "ibne" gibi sözlerle kendilerince hakir görmekle beraber Beltur'un meydana çöreklenmesini de doğru bulmadıklarını ifade ettiler. Eylem boyunca meydan ve çevresine hiçbir resmi polis aracı ve üniformalı polisin bulunmaması da dikkat çekti. Sivil polis olduğu tahmin edilen bazı kişiler ve araçlar eylemi uzaktan takip etmekle yetindi.




Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nin geçen sene yayınladığı iki bildiride üzerinde durduğu gibi kentler zaten insanın doğa üzerindeki iktidarının, hayvanların ve ilkellerin yaşam alanlarına vurduğu darbenin simgesidir. Özetle her şehir zaten tecavüzdür, işgaldir. Bu gerçek yanı başımızda iken yalnızca kent meydanlarını veya binalarını paylaşıp paylaşamama üzerine dönen tartışma, insanmerkezcilik tartışmasını baştan gözardı etmek suretiyle alevlenir. Yine de bu yaklaşım, kentlerde doğmuş, bir nevi ona mecbur olduğu algısıyla yetiştirilmiş uygar insanın kent mahkumiyetini daha da çekilmez kılacak ikincil gasp girişimlerinin hoş görüleceği anlamına gelmez. İnsanların meydanlar veya işgalevleri gibi alanlarda buluşarak otorite ve tahakkümden uzak yaşantılar denemesi, bu tahakkümden beslenenler tarafından her daim ilk bastırılacak şey olarak görülür. Galata Meydanı'nın Beltur çay bahçesi kılıfıyla gaspı da, aslında ilk mütecaviz yani şehrin kendisinin temsil gücünü elinde bulunduran devlet ve büyükşehir belediyesinin zaten canlıların büyük kısmından çalınan bu alanları biraz daha daraltılmış bir kitleye tahsis ederek tecavüzü yinelemesinden başka bir şey değildir. Bu kez kovulanlar şarkı söyleyenler, evlenmeden sokakta yakınlaşanlar, cinsel yönelimi farklı olanlar, alkol kullananlar, "siyasi" gençler, berduş görünenler, kışı sokakta geçirenler vs olmuştur. Aile çay bahçesi, RTÜK'le dillere pelesenk olmuş Türk Aile Yapısı'nın televizyon camından sokağa inmiş halidir; ötekileştirmenin etrafımızı daha da kuşatmasıdır.



O yüzden Galata Meydanı'nı Beltur'dan geri alma eylemlerinin sürmesi ve gerekirse şiddetlenmesi, sadece parke taşlarını almaya değil aynı zamanda kendi dinini, ahlakını, tekeşliliğini, heteronormativitesini, mimari anlayışını ve çayını herkese zorla içirenlere sınırlarını hatırlatmaya yarayacaktır. Yalnız buradan başlayan kıvılcım, her türlü ötekileştirmeyi ve sömürüyü kodlarında barındıran Batı uygarlığını eritmeye kadirdir.

22 Haziran 2014 Pazar

Kadıköy'deki Adalar İskelesi Önünde Fayton Protestosu

Bugün, Kadıköy'deki Adalar iskelesi önünde buluşan hak ve özgürlük savunucuları, faytonlara koşulan atlar ile yeryüzünün tüm bileşenleri için özgürlük talep etti. 


50'den fazla aktivist ve protestoya destek veren halk ile yüzlerce kişiyi bulan eylem sırasında Türkçenin yanı sıra Kürtçe, Ermenice, Lazca ve İngilizce olarak "Faytona Binme Atlar Ölüyor!" dendi.

Eylemde basın açıklamasını okuyan Elif Narin, fayton ve faytonculuğun adaların kanayan yarası olduğunu belirtti. "Yazın 40 derece sıcağın altında, kocaman arabayı ve arabada oturanları çekmek zorunda olan, aç aç çalıştırılan, susuzluktan yollarda bayılan, kırbaçlanan, tekmelenen, dili kesilen, tüm yaz sömürüldükten sonra kışın soğuğa terk edilen atlara yaşatılan zulüm adaları kirletmektedir" diyen Narin, "Atlara ve yeryüzünün tüm bileşenlerine özgürlük ve özgür yaşam" hakkı için mücadele ettiklerini ifade etti.

İnsanların rahatı ve keyfiyi için hayvanlara zulüm edildiğini vurgulayan Narin, Adalar'daki ulaşım için hayvanların kullanılmadığı doğa ve ekolojik sisteme dost çözümler ile bulunmasını istedi.

Grup Simurg'un da ezgileriyle destek verdiği eylem sırasında dağıtılan broşürlerle "beygirlere" özgürlük istenirken, katılımcılar tarafından sergilenen tiyatral gösteriyle atlarla empati kuruldu.

Basın açıklamasında, Adalara atların kullanılmadığı ekolojik sistemle dost çözümler getirilmesi istenirken, eylem sırasında "Hayvan Hakları Tabağında Başlar", "Beygir, İsyan, Özgürlük", "Ağaca, Hayvana, Yeryüzüne Özgürlük"  sloganları ön çıktı.

BODRUM'DA ve ANTALYA'DA YUNUS PARKLARI PROTESTO EDİLDİ

Kaş Yunus Parkı’nın 2013′te kapatılmasında önemli rol oynayan Yazar Buket Uzuner’in bu kez de Bodrum Yunus Parkı’nın kapatılması ve deniz memelilerinin koruma altına alınması için Change.org sitesinde topladığı 40 bin imza, Yunuslara Özgürlük Platformu ve yerel sivil toplum kuruluşlarının düzenlediği büyük bir eylemle yetkililere teslim edildi. “İçkili lokanta” ana faaliyetiyle yunus gösteri merkezine 2011 yılında ruhsat veren Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon ise, aylar öncesinden randevu verdiği imza teslimine hasta olduğu gerekçesiyle gelmedi. Ancak kendisinin, görüşmenin yapılacağı saatlerde Bodrum içinde başka ziyaretlerde bulunduğu tespit edildi.


Aralık 2011′de Yunuslara Özgürlük Platformu’nun Facebook’taki Yunus Parkları Kapatılsın sayfasına gelen bir ihbarla başlayan mücadele, bugün Bodrum’da sivil toplum kuruluşlarının da sahiplendiği, uluslararası düzeye taşınan geniş bir boykota dönüştü.

Buket Uzuner’in Change.org ekibi ve Yunuslara Özgürlük Platformu’yla birlikte düzenlediği basın açıklamasına, 100′ü aşkın Bodrumlu katıldı ve halihazırda süreci takip eden Mavi Yol Girişimi, Bodrum Kent Konseyi, Bodrum Sualtı Derneği, TEMA Vakfı Bodrum Gönüllüleri, Bodrum Gezi Dayanışması ve Bodrum Çarşı taraftar grubu gibi birçok yerel sivil toplum kuruluşu ve oluşum, Bodrum Belediye Meydanı’ndaki boykotta destek için yerini aldı. “Esir Yunuslar İçin Elele”, “Kanlı ticarete dur de! Yunus esaretine destek verme!” ve “Bodrum Çarşı katliama karşı” sloganıyla gerçekleşen eyleme destek verenler arasında Tiyatrocu Kaan Çakır ve Gülbin Yeşil de vardı.

Bodrum Belediye Başkanı Kocadon imza teslimine gelmedi


40 bin imzayı Bodrum Belediye Başkan Vekili Özden Baysal’a teslim eden Buket Uzuner, sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte gerekli yasal işlemlerin yapılmasını istedi ve konunun takipçisi olacaklarını dile getirdi. Belediyenin ardından Bodrum Kaymakamı Dr. Mehmet Gödekmerdan ile görüşen Uzuner, meydanda yaptığı basın açıklamasında farklı şehirlerden işlerini ve güçlerini seve seve bırakarak Bodrum’a geldiklerini belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hepimiz tutsak yunuslar ve deniz memelilerinin özgürlüğü için buradayız. Geçen yıl yine aynı ekibin ve yerel hayvan haklarını koruma derneklerinin mücadelesine ek olarak 20 bin imzayla Kaş’taki yunus parkını kapattık. Bu sene de Bodrum’daki yunus parkının kapanması için yolları düştük. Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’dan bir ay önce randevu almamıza rağmen kendisinin bize vakit ayırmamasını üzüntüyle karşılıyoruz. Bizimle görüşmeyişinin yunus parklarının kapanmamasıyla ilgisi olmayacak. Çünkü bu parklar kapanacak. Önceki gün TBMM Çevre Komisyonu’ndan Genel Kurul’a çıkan Hayvanları Koruma Kanunu tasarısında yeni yunus parklarının açılmayacağı vurgulanıyor. Bu gelişmeler Türkiye için, çocuklarımız için umut verici gelişmeler. Hayvanlara eziyet eden bir ülke olarak anılmak çocuklarımız için ve gelecek için güzel haberler değil. Gençliğimden beri tabiatla ve hayvanlarla ilgili koruma çalışmalarında yer aldım. Türkiye’nin pek çok sorununun olduğu, bunların küçük önemsiz sorunlar olduğu konusunda eleştiriler alıyorum. Bir problemin küçüğü-büyüğü olmaz. Problemlerin küçük parçaları vardır. Bu da Türkiye’de yaşadığımız problemlerin parçalarından bir tanesi. Toplanan bu 40 bin imza bize dayatılana karşı çıkıyoruz tavrıdır. Mevcut olan parkların kapatılması için de gerekli düzenlemenin yapılması için mücadele edeceğiz çünkü insan tabiatın efendisi değil, bir parçasıdır” dedi.

Basın duyurusundan sonra söz alan Yaban Hayatı Eylem Grubu Başkanı Emekli Büyükelçi Süha Umar ise, “Yunuslara Özgürlük Platformu son derece doğru bir işe el atmıştır. Bodrum’da faaliyette bulunan yunus parkı Türkiye’de geçerli bütün yasalara ve uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Bu aykırılık da resmi makamlar tarafından tescil edilmiştir. Bu yunusların ülkeye girmeleri belli ithalat koşulları altında yapılıyor. Bu ithalat koşulları ortadan kalkmıştır. Bu yunuslar, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından teyit edildiği gibi Türkiye’de kaçak olarak bulunmaktadır. Yunusların yurt dışına çıkarılması için talimat verilmiştir ama bu talimat aylardır uygulanmamaktadır. Diğer bir husus da, bu yunus parkının gerekli bakanlıklardan izin almamış olmasıdır. Sadece Bodrum Belediyesi’nden usüllere aykırı bir izinle faaliyetini sürdürmektedir. Kaymakamlık’tan isteğimiz ise, yasaların bir an önce uygulanması, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın vermiş olduğu talimat çerçevesinde bu yunusların derhal Türkiye dışına çıkarılması ve korunmasıdır.”

Yunuslara Özgürlük Platformu’ndan Öykü Yağcı, “2011’den bu yana yetkili makamlara Bodrum Dolphin Park olarak bilinen bu tesisteki tüm hak ve hukuk ihlallerini bildirdik. Bu yıl da başta Yaban Hayatı Eylem Grubu Başkanı emekli büyükelçi Süha Umar’ın ve Bodrum sakinlerinin desteği ile mücadelemizi büyüttük. En son CITES’e (Nesli Tehlike Altındaki Türlerin Ticaretine İlişkin Sözleşme) ayrıntılı bir başvuru yaparak buradaki hak ve hukuk ihlallerini uluslararası platforma taşıdık. Flipper’ın eski eğitmeni, aktivist Ric O’Barry de tüm dünyada yaptığı gibi, Bodrum yunus parkının kapatılması ve esaret endüstrisinin sonlandırılması için yetkili bakanlıklara başvuruda bulundu. Hep birlikte Bodrum’daki deniz kafeslerinin yıkılması ve yunuslarla birlikte diğer tutsak deniz memelilerinin bir daha esir olmaması için çalışıyoruz. Türkiye çapında hayvan esaretinin sonlandırılması için hep birlikte mücadeleye devam edeceğiz’ dedi.

Tiyatrocu Kaan Çakır da, basın açıklaması sırasında “Ortakent’te oğlumla yaptığım gezi sırasında 4-5 yunus yanımıza geldi, bizi selamladı ve teknemizin altından geçtiler. Bu mutlu anı oğlumla birlikte yaşama şansı yakaladık. Doğal ortamda caretta carettalara bile rastlamak mümkünken hiçbir canlıyı esaret altında görmek istemiyoruz” diyerek eyleme desteğini dile getirdi.

Mehmet Kocadon’a kınama mesajı

Yunuslara Özgürlük Platformu’nun eylem sonrası web sitesindeki duyurusu ise, “Mehmet Kocadon’un ciddiyetsizliği” başlığıyla yayınlandı: “Bodrum Yunus Parkı’na 2011′de ‘içkili lokanta’ ve ‘yunus gösteri merkezi’ ruhsatını bizzat veren ve ruhsatın altında imzası bulunan Kocadon’un, boğazlarından rahatsız olduğu için imza teslimine gelemediği söylenmişti. Oysa Kocadon, aynı gün, Hürriyet Gazetesi haberine göre arkadaşı Ali Şen’i ziyarete gitmiş, aynı zamanda Peksimet Köyü’ne uğrayarak bunu kendi Twitter hesabında duyurmuştur. Tam da bizim kendisini beklediğimiz ama ‘hasta olduğu gerekçesiyle’ bizi vekiline yönlendirdiği saatlerde… 

Yunuslara Özgürlük Platformu olarak bunu, imza atarak taleplerini dile getiren Türkiye’deki onbinlerce duyarlı vatandaşa ve Bodrumlulara yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendiriyoruz. 2011′den bu yana yaptığımız resmi başvurulara yasal süre içinde bile gerekli yanıtı vermeyen ve ruhsatını verdiği yunus parkıyla ilgili yüzleşmekten çekinen Mehmet Kocadon, bu tavrıyla, bu tesiste belgeleriyle açıkladığımız hak ve hukuk ihlallerine sessiz kalarak ortak olduğunu dolaylı olarak bize beyan etmiştir. Alman sivil toplum kuruluşlarına Bodrum’da yeniden yunus parkı açılmayacağını sözünü verdikten tam iki ay sonra yunus parkı için iş yeri açma ruhsatını imzalayan Kocadon, başta bölge sakinlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının tepkilerine kulak vererek, belediye başkanı olduğu Bodrum’un hayvan hakkı ihlalleriyle anılan bir ilçe olmayacağını tüm Türkiye’ye ve dünyaya göstermek için artık harekete geçmelidir. Sözünü tutmayarak açılmasına neden olduğu Bodrum Yunus Parkı, Türkiye’de kapatılan üçüncü yunus gösteri merkezi olarak diğerlerine örnek olmalıdır. Buket Uzuner, yerel stk’lar ve Yunuslara Özgürlük Platformu temsilcilerinin randevuyla makamında görüştüğü Bodrum Kaymakamı Dr. Mehmet Gödekmerdan da aynı sorumluluğu taşımaktadır.”


Antalya’da yunus parklarına karşı eylem

Bodrum eyleminden bir gün sonra, Antalya Barosu Hayvan Hakları Kurulu ile Antalya Tabip Odası tarafından Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen “Yunus Parklarına Hayır” eylemi gerçekleştirildi. Antalya’daki dört yunus parkı başta olmak üzere Türkiye’deki tüm yunus parklarının acilen kapatılmasını talep eden hayvan hakları aktivistleri, Hayvanları Koruma Kanunu tasarısında yer alan mevcut parkların kapatılmayacağına dair maddeyi eleştirdi ve bu madde Genel Kurul’da kabul edilene kadar mücadeleyi sürdüreceklerini belirtti.


Antalya Barosu Hayvan Hakları Kurulu Başkanı Avukat Evrim Ercan, yaptığı açıklamada, yunusların yakalama ve taşıma sırasında uygun olmayan koşullar, ağır şok ve stres gibi nedenlerle yaşamını yitirdiğini anlattı ve gösteri merkezlerine getirilen hayvanların, dört duvar arasında, beton havuzlarda, ömürleri boyunca esarete mahkum edildiklerini aktardı.

Bugünkü Trans Onur Yürüyüşü "Faili Devlet" Diyecek

Bu yıl beşincisi düzenlenen Trans Onur Haftası, bugün 17:00'de Taksim Meydanı tramvay durağından başlayacak onur yürüyüşü ile sonlanacak. Devletin transeksüellere yönelik nefret söylemini beslemesi ve cinayetlere göz yumması sebebiyle bu yılki etkinliğin ana sloganı "Faili devlet" olarak belirlendi. Nefes aldıkları her an ayrımcılıkla burun buruna olan translara "mücadeleniz mücadelemizdir" deme zamanı!



Yeryüzüne Özgürlük olarak biz de geçen yılki Gezi'de öldürülen tüm canlıları anma eylemimizde "faili devlet" ifşasını şu cümlelerle dile getirmiştik:

BASINA ve KAMUOYUNA,
28 Eylül 2013

Gezi Parkı direnişi, bundan tam dört ay önce başladı. Bizzat başbakanın onayıyla her türlü orantısız şiddeti kendinde meşru gören polis, aradan geçen zaman içerisinde birçok insanın canını aldı. Hiçbir şeyden haberi olmayan, insanla aynı havayı soluyan diğer hayvanlar da polisin gazıyla zehirlendi, ses bombası yüzünden kalp krizi geçirdi ve öldü; ancak her zamanki gibi onların can kaybı anılmaya değer bile görülmedi.

Varoluş sebeplerinden birisi, hak ve özgürlüklerin ve bunların arayışında olanların karşısına bir zulüm aracı olarak dikilmek olan devlete öfkemizi bir kez daha haykırmak için buradayız. Devlet, hayata ve onun kökenindeki özgürlüğe karşı yine direndi; pek çok insanla birlikte haddi hesabı olmayacak kadar fazla memeli, kuş, sürüngen, kemirgen ve böceğin canını aldı.

Türkiye Cumhuriyeti, Evrensel Hayvan Hakları Beyannamesi’ne taraf olduğu gibi, kendi ulusal mevzuatında da hayvanların yaşam hakkının güvence altında olduğunu iddia ediyor. Ancak ne zaman bir hayvanın yaşamı ve de hakları gasp edilse devlet, sorumluları bulmaktan geri durur ve yeni zulümlerin önlenmesi için kapsamlı çözümler üretmez. Şunu artık çok iyi anladık: Faili meçhul, faili devlet demektir.

Cama kıyana “marjinal” diye kin kusarken, cana kıyana “kahraman” diyen devlet ve devletleşmiş kitleler, Gezi eylemlerinde atılan her ses bombasını düzenin devamı adına alkışladılar. Düzenin devamının, yani istikrarın ve ilerlemenin, ancak kuşların kalp krizi sonucu ağaçlardan patır patır düşmesi ile mümkün olabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz. Her şehir, ormanların ve kumsalların üstüne kurulur. Kurulurken binlerce bitki ve hayvan türünün yok edilişi yetmez; şehirler, iktidar hırsıyla her el değiştirdiğinde de ardında sayısız insan ve hayvan cesedi bırakır. Uygarlığın en büyük kaygılarından biri, doğaya hükmetmek ve onu da militarist zihniyetiyle şekillendirmektir. Kentlerdeki parklar, aslında doğanın mahvedilmesinin yarattığı vicdan azabından kurtulmak için yaratılmış yapay alanlardan başka bir şey değildir. Yine de Gezi Parkı’nı içindeki o “üç beş” ağacın ve onlarda yaşayan “üç beş” hayvanın zarar görmemesi için savunduk, savunuyoruz. Gezi Parkı, en iyi bildiği iş, katletmek ve yok etmek olan devlete rağmen bugün hâlâ yaşıyor.

Hayvanların ulusal mevzuat nezdinde mağdur sıfatına bile layık görülmemesi bize, Yeryüzüne Özgürlük Derneği’ne bir görev yükledi. Mağdur olan hayvanların nasıl zarar gördüğü veya öldürüldüğüne dair tanıklıkları ve görselleri bir araya getirmeye çalışırken yine devletin insanlar üzerinde kurduğu baskıya tanık olduk. Gezi eylemleri boyunca hayvanların zarar gördüğüne veya öldüğüne şahit olan birçok insan, devlet şiddetiyle karşılaşmamak için tanık olmayı reddettiler. Gezi eylemleri boyunca T.C.'nin sebep olduğu hak ihlallerinin tespiti, teşhiri ve bu ihlallerin sorumlularının belirlenmesi için, topladığımız tanıklık ve görsellerle pazartesi günü devletlerden bağımsız bir vicdan mahkemesi olan, Cenevre'deki Uluslararası Hayvan Hakları Mahkemesi'ne başvuruyoruz. Bunun yanı sıra devletin orantısız olarak kullanarak işkence yasağını delmesine yol açan gaz ve tazyikli kimyasal su kullanımının yasaklanması için kamuoyunu bir kez daha düşünmeye çağırıyoruz. İnsanın yerine mezar taşını, ağacın yerine de AVM’yi seçen zihniyet değişene kadar buralardayız.


YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ

19 Haziran 2014 Perşembe

Hayvanları Koruma Kanunu tasarısı, TBMM Çevre Komisyonu'nda son kez görüşüldü ve kabul edildi

Hayvanları Koruma Kanunu için Çevre Komisyonu son kez toplandı. Ankara Barosu Hayvan Hakları Kurulu Başkanı Çankaya, bianet'e yeni tasarıyı bianet'e değerlendirdi.


5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun değiştirilmesine ilişkin yasa tasarısı ve teklifiyle ilgili Meclis Çevre Komisyonu toplantısı, baroların hayvan hakları kurulu temsilcileri ve Ankara Veteriner Odası’nın katılımıyla gerçekleştirildi.

Komisyon toplantısında birçok tartışma yaşandı, gerginlik nedeniyle toplantıya ara verildi ancak hayvan hakları savunucuları hayvanların lehine bazı kazanımlar elde etmeyi başardı.

* Sahipsiz hayvanlara zarar verilmesi 5199’da eklenecek bir maddeyle cezalandırılacak ve sahipsiz hayvanlar üzerinde debey yapması yasaklanacak.

* Sirkler ve yunus parkları dört sene sonra yürürlüğe girecek bir maddeyle yasaklanacak.

* Hayvanların petshoplarda sergilenmesi yasaklanacak.

“Çalışmalar bitmedi, mücadele yeni başlıyor”

bianet’e konuşan Ankara Barosu Hayvan Hakları Kurulu Başkanı Buğcan Çankaya, Komisyon raporunda hayvanlar lehine maddeler yer aldığını ancak bu raporun kanun metnine ne kadar yansıyacağının bilinmediğini söylerken, hayvan hakları savunucularını yasa sürecini takip etmeye çağırdı.

 “Yürürlükteki yasadan daha olumlu bir yasa olacağı düşüncesindeyiz. Hedeflediklerimizin tamamını alamadık ama yine de kazanımlar var. Şimdi Komisyon raporu Meclis Genel Kurulu’na sunulacak. Bundan sonrası milletvekillerimizin ve vatandaşlarımızın oluşturacağı lobilere bağlı.

“Komisyon raporu toplantılarda konuşulanlar üzerinden şekillenecek ama Genel Kurul’a yüzde yüz etki edecek diye bir gerçek yok. Tüm hayvanseverlerin, hayvan hakları savunucularının temkinli olması lazım. Çalışmalar şimdi bitmedi, mücadele aslında bu noktada başlıyor. Çünkü bu bir torba yasa düzenlemesi ve meclisten bir gece saat 3’te de geçebilir.”

Çankaya, toplantıda görüşülmeyen maddelere de dikkat çekti; “Çok önemli iki noktada komisyon çalışma yapmadı. Hayvanların meskenden tahliyesi ve trafik kazasında yaralanması sonucu tedavi masraflarının trafik sigortasına aktarılması konusunda bir tartışma olmadı. Bu bir eksikliktir. CHP’li vekiller Genel Kurul’da bu konudaki önerge vereceklerini söyledi” dedi.

Komisyonda neler konuşuldu?

Avukat Çankaya, Çevre Komisyonu’nda konuşulanları ve alınan kararları şöyle aktardı:

* Hayvanat bahçeleri kapanmıyor. Hayvanat bahçelerinin kapatılmasını ne kadar baskın talep etsek de Komisyonu ikna edemedik, AKP’li vekiller bu konuda olumlu yaklaşmadı. Ülkede 22 tane hayvanat bahçesi olduğunu ve birçoğunun iyi durumda olduğunu, çocuklara hayvan sevgisi aşılanması için televizyon programlarının yeterli olmadığını söylediler. Ancak biliyoruz ki, hayvanat bahçelerinin ticari boyutu büyük. Belediyelerin gelir kapılarından biri olduğu için kapatmak istemiyorlar.

* Hayvanların öldürülmesi, tecavüz edilmesi, işkence edilmesi durumunda kişinin hayvan sahiplenmesinden men edilmesi yönündeki önerge reddedildi. Ancak bu konuda hakimlerin takdir yetkisi var.

* Sahipli hayvanlara zarar verilmesi suçu TCK’daki mala zarar verme suçu kapsamında değerlendirilecek.

* Sahipsiz hayvanlara zarar verilmesi suçu ise 5199 sayılı yasaya eklenen ceza maddesiyle değerlendirilecek. Öldürme eylemi 4 aydan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. İşkenceyle öldürmede ceza arttırımı talebi var.

* Deneylerde AB’de uygulanan 3R prensibinin uygulanmasına karar verildi. Yani hayvan deneylerinin belli bir standardı olacak. Hayvanı da gözeten bir deney ortamı yaratılmaya çalışılıyor.

* Sahipsiz hayvanlara deney yapılması yasaklanıyor. Yasaya “Başıboş hayvanlar deneylerde kullanılamaz” cümlesi giriyor.

* Kara ve su sirklerinin kapanması gündemde ancak bu madde dört yıl sonra yürürlüğe girecek. Yani mevcut sirkler ve yunus parkları gibi mekanlar dört yıl sonra kapanacak. Bu dört yıl içinde yeni sirkler açılamayacak.

* Petshoplarda hayvan tutulmayacak. Yalnızca üretim çiftliklerinde bulunan hayvanlar için ilan verip, tanıtım ve pazarlama yapabilecekler. Dükkanın içinde akvaryum ve kuş harici hayvanları barındıramayacaklar.

* Hayvanların besleme odaklarına hapsedilmesinden vazgeçildi. Bir önceki toplantıda hayvanların toplanıp aşılanması, kısırlaştırılması ve mikroçiplendirilmesi sonrasında besleme odaklarına bırakılması konuşulmuştu. Bundan geri dönüldü. Artık hayvanları okul bahçeleri, camiiler, hastaneler, çocuk parkları gibi yerler haricinde, alındıkları yerlere en yakın noktaya bırakmakla yükümlü olacaklar.

Kaynak: Bianet

18 Haziran 2014 Çarşamba

Yarınki TBMM Çevre Komisyonu toplantısı ve yasa tasarısı hakkında BİLGİLENDİRME

Daha önce de deklare ettiğimiz gibi, yarınki TBMM Çevre Komisyonu toplantısına temsilci göndermeyeceğiz, katılım düzeyimiz gözlemci olarak kalacaktır.

Komisyonda kabul edilen ilk beş maddenin tekrar müzakeresi, TBMM İçtüzüğü'nün 43. maddesinde belirtilen koşullar sağlanırsa mümkün olacaktır.Tekrar müzakere yönünde bir komisyon kararı çıkmadığı takdirde, tasarının kabul edilen maddelerine dair bir tartışma ortamı da sağlanamayacaktır. Tasarının kabul edilen ilk beş maddesinin arasında; teoride hayvanların öldürülmesini ve daha "insanî" koşullarda sömürülmesini sağlayan "hayvan refahı" tanımlamasının getirilmesi; meskenlerde barındırılan hayvanlara ilişkin koşulların Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nca çıkartılacak yönetmelik hükümlerine bağlanması; tüm sokak hayvanlarının toplatılarak, mevcut mevzuatta ve tasarıda tanımı, yeri belli olmayan "besleme merkezleri"ne gönderilerek izole edilmesi; barınak kuruluş izin yetkilerinin belediyelere verilmesi; şiddetle karşı çıktığımız hayvan deneylerinin "koruma" kanunu çalışmasında desteklenmesi, bağımsız, ayrı bir madde şeklinde yer verilerek korunması; petshoplarda kuş ve balık dışında hayvan satışının yasaklanması ancak üretim çiftliklerinin kurulmasının teşviki bulunuyor. Hükûmetin reklam malzemesi haline getirdiği ve kapatılacağını müjdelediği yunus parkları ve hayvanlı sirklerin yasaklanması konusu ise tasarı metninden çıkartılmış durumda. Eğer tasarının kabul edilen bu ilk beş maddesinin tekrar müzakereye açılması yönünde komisyondan oy çokluğu ile bir karar çıkmaz ise bu maddeler hakkında madde önergesi dahi verilemeyecek.

Yarın görüşülmesi beklenen maddeler ise hayvanat bahçelerinin teşvik edilmesi, atıl vaziyette olan ve hiçbir etkinliği olmayan İl Hayvanları Koruma Kurulları'nın teşekkülü, ilgili devlet birimlerinin görevleri ve mali destek, cezalar, tüm hayvanların mikroçip ile kayıt altına alınması, petshop'lara getirilen satış yasağının süresinin belirlenmesi... Eğer kabul edilen ilk beş maddenin tekrar müzakeresine karar verilmez ise, görüşülmesi gereken maddeler arasında yer alan hayvanlı sirklerin ve yunus parklarının kapatılma sürelerine ilişkin madde görüşülmeden tasarıdan çıkartılacak.

Bu bir haftalık süreçte, tüm komisyon üyesi milletvekilleri ile tek tek görüşülmüş, kendilerine hayvan haklarından tavır koyan taleplerimiz, alt komisyon metni üzerinden, özel mektup şeklinde ulaştırılmış ve 11 Haziran'da kabul edilen tasarının ilk beş maddesinin tekrar müzakeresi yönünde taleplerimiz olmuştur. Yasa tasarısı maddelerine ilişkin, hayvan haklarını gözeten madde önergelerimiz hazırlanmış, bunlar, hayvanların yanında saf tutmak isteyen vekillere yarın sunulacaktır. Bu aşamadan sonra, Çevre Komisyonu'nun hayvan haklarına ve yaşama ne şekilde yaklaştığı yarınki komisyon toplantısında daha da belirginleşecektir.

Bizler, hayvanların kullanılmasına, sömürülmesine, tecrit edilmesine, mal olarak görülmesine ve de siyasî propaganda aracı olarak reklam malzemesi yapılmasına karşı olanlar ve hayvan özgürlüğünden yana taraf tutanlar olarak bu kanlı tasarı konusunda elimizden geleni yaptığımıza inanıyoruz. Yapılabilecek, denenebilecek yolların tamamı tüketilmiştir. Hayvanların kaderi, ilk komisyon toplantısında fikrini ve zikrini belli etmiş olan büyük bir çoğunluğu içeren parlamentonun elindedir. Yarınki komisyon toplantısına ilişkin haber ve gelişmeleri kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz.

Hayvanların doğuştan gelen hakları esnetilemez ve gasp edilemez. Yasa tasarısı sürecinin en başından beri takipçisi olduğumuzu, bu aşamadan sonra da olacağımızı bir kez daha açıklıyoruz. Uzlaşmayacağız!

Kamuoyuna duyurulur.

YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ

Bu Cuma İstanbul'da Dünya Kupası ve Shopping Fest protestoları

İstanbul'da bu Cuma art arda iki protesto gösterisi var.


Brezilya devletinin Dünya Kupası'na tarihinin en büyük bütçesini ayırırken insanının ulaşım ve sağlık gibi en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaması, üstüne bir de aylardır Dünya Kupası'nı protesto eden herkesi polis şiddeti ile yıldırma çabası otoriteye karşı direnen herkesin sabrını taşırdı. Dünya Kupası için verilen mücadeleyi maçlardan ibaret sananlara inat Direnişin Ritimleri kral çıplak demek için herkesi Cuma 12:00'de Taksim'deki Brezilya Konsolosluğu önüne çağırıyor. Etkinlik linki


Hemen ardından 3'te Taksim Meydanı'nda İstanbul Shopping Fest alternatifi yani takas pazarı ile protesto edilecek. "Markalar sömürüyle büyür" diyen Bombalara Karşı Sofralar, 27 milyon insanın ve sayısı bile tutulmayacak kadar fazla hayvanın hala bizim bitmek bilmeyen alışveriş hırsımız uğruna köle olduğunu hatırlatıyor. Sofralar'ın yaptığı açıklamaya göre "Türkiye’de yaşayan insanların 46 milyonu yoksulken daha fazla satın almaya teşvik, insanların cebindeki son kuruşa göz dikmek demek olduğu gibi Hükümet'in Soma'da kar hırsı yüzünden kaybedilenler tuttuğu yasın ne kadar sahte olduğunu gösterir." Satın almadan takas ederek, tamir ederek, hibe ederek, kıymet bilerek, bisiklete binerek, kendi yaşam alanımızı parasız yaratarak yaşabiliriz. Bu Cuma 3'te Taksim'e evde kullanmadığımız eşyaları getirerek dayanışma kültürüne omuz verebiliriz. Etkinlik linki

17 Haziran 2014 Salı

Sanatçılar ve hayvan hakları aktivistleri yeni yasa tasarısı için buluştu

Bu sabah, Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın İstanbul İl Müdürlüğü'nde TBMM Çevre Komisyonu üyesi ve İstanbul Milletvekili Melda Onur'la buluşan sanatçılar ve hayvan hakları aktivistleri, TBMM Çevre Komisyonu gündeminde bulunan Hayvanları Koruma Kanunu'nun değiştirilmesine dair kanun tasarısı hakkında İl Orman ve Su İşleri Bölge Müdür Yardımcısı Osman Demirel ile görüştü.


Görüşmeye Bana Göz Kulak Ol Derneği (BGKO) kurucuları ve sanatçıları Özge Özder, Ayça Varlıer, Aslı Tandoğan ve Bennu Yıldırımlar katılırken, sanatçılara Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nden Burak Özgüner ve Engelli Hayvanları Koruma ve Hayvan Hakları Derneği'nden Çağrı Sert eşlik etti. Sanatçılar ve aktivistler, Yunuslara Özgürlük Platformu ve BGKO tarafından derlenen dilekçeyi de İstanbul Milletvekili Melda Onur'a ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı İstanbul Bölge Müdür Yardımcısı Osman Demirel'e iletti. 

BGKO adına konuşan Özge Özder, yunus parklarının ve hayvanlı sirklerin kapatılmasını, sokak hayvanlarının toplatılmasının engellenmesini talep ettiklerini ve yeni yasa tasarısının göstermelik olmamasını, gerçekten hayvan haklarını koruyacak bir düzenleme yapılması gerektiğinin altını çizdi ve Change.org sitesi başta olmak üzere farklı platformlarda yasa tasarısı ve ilgili konularda toplanan ve www.change.org/hayvanhaklari adresi üzerinden ulaşılabilen 500.000 imzayı, TBMM Çevre Komisyonu'na ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı'na ulaştırılmak üzere Çevre Komisyonu üyesi İstanbul Milletvekili Melda Onur ve Orman ve Su İşleri Bölge Müdür Yardımcısı Osman Demirel'e teslim etti. 

Teslim edilen dilekçede Özge Özder’in BGKO’yu temsilen Türkan Şoray, Uğur Polat, Memet Ali Alabora, Hazım Körmükçü, Aslı Tandoğan, Cemal Hünal, Ceyda Düvenci Akgün, Murathan Mungan, Bennu Yıldırımlar Yarar, Tolga Karel, Seda Akman, Zafer Algöz, Alican Yücesoy, Özgür Çevik, Özkan Yılmaz, Leyla Göksun, Ayfer Dönmez, Bedia Öztep, Ali Mert Yavuzcan Mahir İpek, Serhat Mustafa Kılıç, İsmail Teoman Kumbaracıbaşı, Serhat Tutumluer, Songül Öden ve Evrim Solmaz’ın dahil olduğu 25 sanatçı ve yazardan topladığı ıslak imzalar da yer aldı. 

İmzalar arasında yunus parklarının kapatılması için mücadele veren yazar Buket Uzuner'in Yunuslara Özgürlük Platformu ve BGKO ile ortak açtığı 40 bin imzaya ulaşan "Bodrum Yunus Parkı Kapatılsın" kampanyası ve Flipper'ın eski eğitmeni, aktivist Richard O'Barry'nin uluslararası destek toplamak amacıyla Yunuslara Özgürlük Platformu ve Dolphin Project ile birlikte kaleme aldığı "Yunusları Özgür Bırakın" kampanyaları da vardı. 


"Hayvanların kaderi, Çevre Komisyonu üyesi milletvekillerinin elinde"

Görüşmeye katılan STK temsilcilerinden, Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nden Burak Özgüner, tasarının kabul edilen ilk beş maddesinin Çevre Komisyonu'nda tekrar müzakere edilmesi için Çevre Komisyonu üyesi milletvekilleri ile tek tek görüştüklerini ifade ederek "Son dakikada verilen madde önergeleri ile kabul edilen ilk beş tasarı maddesi, maalesef hayvanlar aleyhinde. Tasarı bu şekli ile yasalaşırsa hayvanları çok büyük felaketler bekliyor. Milletvekillerinden, adı 'Hayvanları Koruma Kanunu' olan bu düzenlemede, hayvanların aleyhinde değil, gerçekten hayvanların haklarını koruyacak bir mevzuat çalışması yapılması için tek tek ricacı olduk. Yunus parklarının ve hayvanlı sirklerin yasaklanması da son anda reddedildi. Hayvanların kaderi, 19 Haziran perşembe günü yapılacak Çevre Komisyonu toplantısına katılacak milletvekillerinin elinde. Tüm milletvekillerinden konuya gerekli hassasiyeti göstermelerini rica ediyoruz" açıklamasında bulundu.

Çevre Komisyonu gündeminde olan tasarının kabul edilen ilk beş maddesinin tekrar görüşülmesini rica eden aktivistlerin, görüşülecek maddeler ile ilgili TBMM Çevre Komisyonu üyesi milletvekilleri ile şu konularda görüşüldüğü öğrenildi:

- 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nun 6. maddesinde geçen, sahipsiz hayvanların alındıkları yere bırakılması uygulamasının korunması,
- Hayvanların öldürülmesine ve toplu itlafına zemin hazırlayan 5996 ve 1593 sayılı kanunların, hayvanları koruma amacı ile hazırlanan bu yasada yer almaması,
- Meskenlerde barındırılan hayvanlarla ilgili olarak yapılacak değişiklik ve düzenlemelerin, anayasa ile güvence altına alınanmülkiyet ve konut dokunulmazlığı hakları ihlâline ve/veya yeni ve onulmaz mağduriyetlere sebep olmadanyapılması,
Yunus parkları ve hayvanlı sirklerin yasaklanması,
- Hayvan deneylerine topyekûn karşı olsak da, tasarıdaki maddede korunan hayvan deneylerinin kısıtlanarak sokak hayvanlarının deneylerde kullanılmasının engellenmesi,
Hayvanat bahçelerinin kademeli olarak kapatılması, altyapı imkânları oluşturuluncaya dek bu tesislerde türlü fiziksel ve psikolojik travmalara maruz kalarak esaret altında yaşayan hayvanların yaşam haklarının güvence altına alınması,
Kabul edilecek kanun tasarısının, gerçekten hayvanları ve haklarını koruyacak nitelikte olması.

15 Haziran 2014 Pazar

Hayvan Hakları Savunucuları Yeni Yasa Tasarısını Proteso Etti!

İstanbul Kadıköy’de bugün saat 18:00’de toplanan Hayvan Hakları Savunucuları TBMM Çevre Komisyonu’nun Hayvanları Koruma Kanunu ile ilgili yapmak istediği değişiklikleri protesto etti.



Yaklaşık bin kişinin katılımıyla gerçekleşen eylemde, Çevre Komisyonu’nun 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun ilk 5 maddesindeki tüm sokak hayvanlarının toplatılarak şehir dışındaki besleme merkezlerine götürülmelerini, sokak hayvanlarının deneylerde kullanılmasını ve evlerde bakılan hayvanlara el konulmasına varacak düzenlemeleri protesto etti.

Hak savunucuları tasarıda bulunan yunus parklarının ve hayvanlı sirklerin yasaklanmasıyla ilgili değişikliklerin son anda verilen bir madde önergesi ile tasarıdan çıkartılmasına da büyük tepki gösterdi.

Yürüyüşte atılan sloganlardan bazıları:
“Hayvanlara özgürlük”, “Ölüm Yasasına Hayır” “Çevre Komisyonu hayvanlardan elini çek”,  “Hayvanlar mal değildir,” “Sirklere, Yunus Parklarına isyan”, “Yunuslara özgürlük”, “Hayvanlar denek değildir”, Hayvan haklarını hiçe sayan tasarıya hayır"

Yürüyüşte dikkat çeken dövizlerden bazıları:
“Tüm Sokak hayvanları toplatılacak”, “Toplanan sokak hayvanları deneylerde işkence ile öldürülecek” “Besleme Merkezleri  ve Barınaklar Ölüm Kampıdır”, “5199/6. Madde Değişmesin”, “Evde beslenen hayvanlara el konulacak”, “Devlet hayvanlardan elini çek”, “Yeni tasarı ölüm kokuyor”, “Hayvanları hiçe sayan tasarıya hayır”

Eylemin bitimine yakın bir petshop’un  önünden geçen kitleden bazıları kafeste tutulan birkaç yavru köpeği kurtararak özgürleştirdi. Kurtarma esnasında kısa süreli bir arbede yaşandı.

Eylem bitiminde Kadıköy- Eminönü-Karaköy iskelesinin önünde toplanan grup, Çevre Komisyonu’nun kabul ettiği ilk 5 maddenin 19 Haziran’daki toplantıda tekrardan görüşülerek düzenlenmesi talebinde bulundu.













13 Haziran 2014 Cuma

Yasalaşması an meselesi olan Hayvanları Koruma Kanunu tasarısına KARŞIYIZ!

Yasa tasarısına nihai hali vermek üzere aynı gündem ile, üçüncü kez 19 Haziran'da toplanacak olan TBMM Çevre Komisyonu, tasarıyı TBMM Genel Kurulu'na göndermek üzere. İnsanmerkezci, türcü ve hayvan haklarına aykırı bir şekilde hazırlanan ve topluma "hayvan hakları devrimi" olarak lanse edilen yasa tasarısı ile ilgili görüşlerimizi, 11 Haziran'da gerçekleştirilen Çevre Komisyonu'nda kabul edilen ilk beş maddenin nelerden oluştuğunu, İMC TV'deki Yeşil Bülten programına, Ankara Barosu Hayvan Hakları Kurulu Başkanı Av. Buğcan Çankaya ile konuk olarak anlatmaya çalıştık.

Tasarı bu hali ile yasalaşırsa yeni kanun, hayvanlara tecrit, zulüm, soykırım getirecek; yunuslara ve diğer deniz memelilerinin mahkûm edildiği esaretin devamı sağlanacaktır. Haklara duyarlı tüm kesimleri yasa tasarısı sürecini takip etmeye, bizlerle birlikte tepki vermeye çağırıyoruz.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği

12 Haziran 2014 Perşembe

BİLDİRİ: TBMM Çevre Komisyonu, hayvanlar aleyhinde bir "koruma" (!) yasası hazırlıyor

Dün, TBMM Çevre Komisyonu, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun değiştirilmesine ilişkin yasa tasarısı ve teklifinin müzakeresi gündemi ile toplanmıştır. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun da katılımı ile ve İstanbul Milletvekili Erol Kaya’nın başkanlığında toplanan komisyon, hayvan haklarının nasıl daha iyi gözetileceğini, geliştirileceğini görüşmek amacıyla toplanmamıştır; özellikle Çevre Komisyonu üyesi AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in verdiği madde önergeleri ile hayvan haklarının nasıl esnetileceği yönündeki kararlar ile tasarının ilk 5 maddesi kabul edilmiş ve toplantı 19 Haziran 2014 tarihine ertelenmiştir. Bu hali ile tasarı, beklentilerimizi karşılamak bir yana hayvan haklarından da oldukça uzak bir konuma taşınmıştır.


Dün, Çevre Komisyonu toplantısını bizzat izleyen ve müzakere edilen, hayvan aleyhindeki maddeler ile ilgili söz almak için ciddi efor sarfeden STK’lar olarak, toplantıdan büyük bir hayalkırıklığı ile ayrıldığımızı belirtmek isteriz. Çok basit bir düzenleme ile yasaklama kararı alınacak olan yunus parkları ve hayvanlı sirklerin yasaklanmasından son anda vazgeçilmesi, bu tasarının hayvanlardan değil, hayvan tacirlerinden yana taraf olduğunu gösterir niteliktedir. İlk beş maddesi komisyon toplantısında belirlenen tasarı, hiçbir mantığa, hak kavramına, etik ilkeye dayanmayan madde önergeleri ile Çevre Komisyonu tarafından kabul edilmiştir.

Biz, aşağıda imzası bulunan ve Çevre Komisyonu toplantısında bizzat bulunan STK ve platformlar olarak, dün gerçekleştirilen toplantının atmosferi, komisyonun ve toplantıda bulunan gerek Bakan gerekse diğer ilgili bakanlık bürokratları ve memurlarının tavır ve tutumları ile yasa değişikliği sürecinin hiçbir iyi niyeti olmadığını ve tamamen hayvan aleyhinde olduğunu deklare ediyoruz.

“Komisyon, hayvan haklarının nasıl korunacağını değil, insan menfaatinin ne şekilde gözetileceğini müzakere etmektedir”

1.       Aylardır hükûmetin reklam malzemesi olarak kullandığı ve defaatle yasaklanacağı duyurulan yunus parkları ve hayvanlı sirklerin, Çevre Komisyonu üyesi AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in toplantının bitimine yakın ve toplantı düzeninin tam olarak sağlanamadığı bir ortamda verdiği, “Bu parklar ülke ekonomisine katkı sağlamalarının ötesinde, çok önemli sosyal ve kültürel rol üstlenmektedir” şeklindeki gerekçesini içeren madde önergesi ile hayvanların esareti ve zulmü ile ayakta kalan bu ticarethanelerin yasaklanmaması sağlanmıştır. Konu hakkında ısrarla söz almak isteyen Yunuslara Özgürlük Platformu temsilcisi Öykü Yağcı’nın yunus parklarında yaşanan hak ihlâllerine ve insan sağlığını da tehdit ettiği, bunun bir tedavi olarak yürütülemeyeceği yönünde belirttiği görüşleri, birçok akademik makale ve Sağlık Bakanlığı’nın görüşü ile de sabit kılınan gerçeklere rağmen, yasaklanacağı duyurulan yunus parklarının insana faydalı olduğu, insan menfaatleri göz önünde bulundurularak yasaklanmaması gerektiği yönünde Çevre Komisyonu’nun takındığı tavır ve tutum ve aldığı karar ile anlaşılmıştır ki bu Komisyon, hayvan haklarının nasıl korunacağını değil, insan menfaatinin ne şekilde gözetileceğini müzakere etmektedir. Bu yanlı tutumu, hakları yok sayan, esneten, gasp eden tavrı kesinlikle kabul etmiyoruz.

“Ne alt komisyon raporunu ne de tasarıyı kabul ediyoruz”

2.       Komisyon Başkanı Erol Kaya, alt komisyon raporunda STK’ların ortaklaştığını, tasarının STK talepleri doğrultusunda geliştirildiğini iddia etmektedir. Türkiye’deki yüzlerce STK, baro, meslek odası, platform ve oluşum, hayvan aleyhinde olan söz konusu tasarıya karşı olduğunu açıkça defalarca deklare etmiştir. Ne alt komisyon raporu ne de kanun tasarısı, STK’ların ve baroların görüşü dikkate alınarak hazırlanmıştır. Usulen alınan görüşler, meclisin tozlu raflarında şimdiden yerini bulmuştur. Yüzlerce sayfalık bilimsel, akademik bilgilerden oluşan ve Çevre Komisyonu’nun çalışma şeklinin aksine, birçok uzmanın görüşüne yer verildiği bu görüş dosyalarının yer aldığı klasörlerin okunduğundan dahi şüpheliyiz. Çünkü alt komisyona birçok STK ve barodan ulaşan görüş, eleştiri ve önerilerin, söz konusu tasarı ile uzaktan ya da yakından bir alakası yoktur. Çevre Komisyonu, Türkiye koşullarını, bilimsel gerçekleri ve uzman görüşlerini değil, konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan kişi ve kurumların görüşleri doğrultusunda tasarıyı oluşturmaktadır. Bu nedenle, bu tutum ile oluşturulan tasarının hayvan haklarını koruyamayacağı açıktır.

Hayvanlar, yasada ve tasarıda tanımı olmayan “besleme odakları”nda toplanacak.

3.       Yürürlükte olan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 6. Maddesinde belirtilen sokaklardan toplanan hayvanların tekrar alındıkları yere bırakılmasına ilişkin mevcut madde tasarıda değiştirilmiş, yine Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in verdiği madde önergesi ile sokak hayvanlarının oluşturulacak besleme noktalarına bırakılması yönünde tasarıya geçen madde ile yıllardır bizlerle sokaklarda yaşamakta olan kent hayvanlarının, şehir merkezlerinden uzak, nereye yapılacağı ve ne şekilde oluşturulacağı dahi belli olmayan “besleme odakları”na terk edileceği anlaşılmıştır. Hayvan konusunda en ufak bir fikri dahi olmadığı ayan beyan ortada olan bu milletvekilinin komisyon toplantısı boyunca verdiği madde önergelerinin tamamı hayvan aleyhinedir. Mevcut yasada ve müzakeresi süren yasa tasarısında dahi tanımlanmayan besleme merkezleri, hayvanlar için toplama istasyonları olacaktır. Kent hayvanlarının, şehir hayatından ve yıllardır sosyalleştikleri, birlikte yaşamaya alıştıkları insanlardan koparılmasını asla kabul etmiyoruz.

Tasarının gerekçesi, hayvan haklarının nasıl gasp edileceğinden oluşmaktadır.

4.       Çevre Komisyonu Başkanı Erol Kaya, tasarının gerekçesini hayvanlara kötü muamele edenlere caydırıcı cezalar getirilmesi olarak açıklamış olsa da tasarı, hayvanların nasıl izole edileceğini, haklarının nasıl esnetileceğini ve gasp edileceği hükme bağlamak üzeredir. Yasa değişikliği için oluşturulan alt komisyona başkanlık eden AKP Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ ise 50’nin üzerinde STK ve baronun görüşlerini aldığını ifade etse de, gerek toplantıda kabul edilen maddelerin gerekse toplantının geneline hakim olan tavır, söz konusu tasarıya ilişkin STK ve baroların taşıdığı ciddi endişelerin dikkate alınmadığını göstermektedir. Usulen alınan STK ve baro görüşleri, komisyon tarafından yok sayılmış, endişelerimiz görmezden gelinmiş ve çoğulculuk, katılımcılık gibi demokratik haklarımıza ne derece önem gösterildiği ortaya konmuştur.

Dev toplama kampları, yürürlükteki mevzuata aykırı bir şekilde inşa edilmektedir. Mevcut barınakların içler acısı hali ortadadır.

5.       Türkiye’de devlete ait elli köpek kapasitelik barınaklarda dahi hayvanlar açlık ve susuzluktan, tıbbî yardım alamadıklarından hayatını kaybederken binlerce köpek kapasitelik barınakların inşası gündeme gelmiştir. Türkiye barınaklarının çok büyük bir çoğunluğunun içler acısı hali, Çevre Alt Komisyonu üyelerince de gözlemlenmiştir. Ancak böyle bir uygulamanın, hayvanların lehine olamayacağını defalarca dile getirmemize ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın tasarısında “doğal yaşam parkı” diye geçen tanımın tasarıdan çıkartıldığı söylenmesine rağmen, aynı zihniyet devam etmektedir. Hayvanlar hiçbir sağlık durumuna, yaşına bakılmaksızın sokaklardan gelişigüzel olarak toplanmakta, uyuşturucu iğneler ve tüfekler vasıfsız işçilerin eline verilmekte, mevzuatta toplama ekiplerinde bulunması zorunlu olan bir veteriner hekimin dahi görevlendirilmesi hayvanlara çok görülmekte, toplama, nakil ve barınaklardaki kötü koşullar nedeni ile binlerce hayvan hayatını kaybetmektedir. Söz konusu tasarı metninde de toplanan ve kısırlaştırılan hayvanların ne kadar süre ile barınaklarda tutulacağı belirtilmemiş, bu konudaki ısrarlarımız ve önerilerimiz dikkate alınmamış, Bakan Eroğlu ve Komisyon Başkanı Kaya, kanunlarda bu tarz sürelerin belirtilmesinin doğru ve gerekli olmadığını beyan etmiştir. Bu beyana karşılık örnek verecek olursak, 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 16, 21, 22 ve 23. Maddelerinde çok açık bir şekilde kanunî süreler belirtilmiş, yani Bakan’ın ve Komisyon Başkanı’nın ifade ettiği gibi bir yasama kuralı da mevcut değildir. Konumuza dönecek olduğumuzda, sokaklardan toplanan hayvanların ne kadar süre ile barınaklarda tutulacağını –sağlık durumu nedeni ile istisna halleri saklı kalmak koşulu ile- kanun ile belirtmemek, muğlak bir uygulamayı beraberinde getirecek, sokaklardan toplanan hayvanlar yıllar boyunca tel örgüler arkasında hapis hayatı yaşayabilecektir.

Tasarıya, yine M. Metiner’in önergesi ile eklenen “bakımevi kurma izninin mahallî idarelerce verilmesi” hususu ise barınaklarda belediyelerin sebep olduğu hak ihlâllerinin, mevzuata aykırı arazi seçimi ve uygulamaların da artmasına sebep olacaktır. Bu ekleme, sokakları hayvanlardan arındırmak isteyen yerel yönetimlere ekmeğine yağ sürecektir.

Bakımevleri konusunda, Türkiye Barolar Birliği’ni temsilen söz alan Av. Burcu Yağcı, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na, Çevre Komisyonu Başkanı Erol Kaya’ya ve Çevre Alt Komisyonu Başkanı Selçuk Özdağ’a, alt komisyon ile birlikte gezdikleri ve ciddi hak ihlâllerinin yaşandığı barınaklara dair ziyaretleri de hatırlatarak Türkiye’nin dört bir yanında inşası süren hayvan toplama kamplarını gündeme getirmiş ve bu dev kampların gerekçesini sorgulamıştır. Konu ile ilgili soruyu cevaplandıran Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, dev toplama kamplarının gerekçesine dair tek bir mantıklı açıklama dahi getirememiş, Türkiye koşullarından ve günümüz gerçekliğinden uzak bir açıklama ile konuyu geçiştirmiştir. Üç milyon TL’lik dev bir bütçe ile inşaatı bitmek üzere olan Kocaeli Kandıra’daki toplama kampı henüz tamamlanmamışken yüzlerce yavru köpek toplanarak bu merkeze kapatılmış; İstanbul’un Sarıyer ilçesindeki Kısırkaya’da inşası süren ve ilgili mevzuata aykırılığı nedeni ile inşaatın iptali ve yürütmenin durdurulması istemi ile konu idarî yargıya taşınmış, bu dev toplama kampının inşa sürecindeki etik ilkelerin ihlâli nedeni ile de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Kamu Görevlileri Etik Kurulu’na şikâyet edilmiştir. Bütçesi isterse yüz milyon TL olsun, mevzuatta tanımı dahi yapılmayan, Bakan Eroğlu’nun ve Bakanlık bürokratlarının kelime anlamını dahi bilmediği “rehabilitasyon” adı altında oluşturulan bu tesislerde, hayvanlar, denetim ve kontrolden uzak, ulaşımın çok zor olduğu bölgelerde kent yaşamından izole edilecektir. İmhaya, kıyıma, hak gasbına, soykırıma neden olacak bu tesislere karşı olan ve sayıları 50’ye yaklaşan STK’lar, bu fikre ve zihniyete şiddetle karşı olduğunu yayınladıkları iki ayrı deklarasyonda dile getirmiş, mevzuata aykırı olan bu tesis inşaatlarının, sebep olacağı hak ihlâlleri nedeni ile ivedilikle durdurulması istemiştir.

“Parlamentonun, ihtisas komisyonunun bizim gözümüzde iyi niyeti ve bir meşruiyeti kalmamıştır.”

6.       AKP Grup Başkanvekili Mihrimah Belma Satır da komisyonda söz almış ve “Bütün hayvanların hür doğduğunu ve türüne has hayat şartları içinde yaşam hakkına sahip olduğunu çok iyi biliyoruz" demiş ise de hayvan hakları, beylik laflarla geçiştirilemeyecek kadar politik ve ahlâkî bir konudur. Bakanlar, politikacılar her fırsatta özgür doğduklarını, yaşam hakkına sahip olduklarını dile getirseler de bugün gerek Türkiye’nin mevcut ulusal mevzuatı gerekse bugünkü komisyon toplantısında kabul edilen beş madde, bu politikacıların hayvanların hiçbir hakka sahip olmadığını düşündüklerini göstermektedir. Hayvanların insan eğlencesi ya da menfaati uğruna tutsak edilmesini, kesilip biçilmesini, kanser edilmesini, canlı canlı parçalanmasını kabul eden bu politikacılara hatırlatmak isteriz ki bir zamanlar mensubu oldukları parlamentoya baş örtüsü ile giremeyen kadın milletvekilleri bugün nasıl kabul gördü ise, günümüzdeki yasalar ile bir zamanlar meşru olan insan köleliği nasıl yasaklandı ise mücadelemiz sayesinde, çağın gerektirdiği etik sebepler nedeni ile hayvanların doğuştan ve var oluştan sahip oldukları hakların teslimi de er ya da geç yapılacaktır. Çoğunluğunu, hayvanlara yönelik, devletin yasaları ile meşrulaştırılan esaretten, işkenceden rahatsız olmayanların oluşturduğu bir parlamentonun, ihtisas komisyonunun bizim gözümüzde iyi niyeti ve bir meşruiyeti kalmamıştır.

Hayvanların haczedilememesi, yeni bir uygulama değildir.

7.       Yasa tasarısında kabul edildiği ifade edilen hayvanların, insanların borçlarından dolayı haczedilemeyeceği ise hâlihazırda mevcut kanunda yürürlükte olan bir uygulamadır ancak yürürlükteki Hayvanları Koruma Kanunu ile çelişen Borçlar Kanunu, İcra ve İflâs Kanunu gibi kanunlar nedeni ile uygulamada ciddi aksaklıklar ve hak ihlâlleri doğmakta idi. Hayvanların aleyhindeki bu tasarıyı kabul etmek üzere olan milletvekilleri samimi ve iyi niyetli olsa idi Hayvanları Koruma Kanunu ile çelişen diğer ilgili mevzuatı değiştirme yoluna gider, söz konusu kanunî pürüzleri giderirdi.

“Hayvan refahı” tanımı, hayvanların öldürülmesinin önünü açacaktır.

8.       Komisyon toplantısında tasarıya eklenmesi kabul edilen “hayvan refahı” tanımı, teknik olarak tanımlanması gereken, tanımlamada uzmanlık gerektiren, hayvanların uyutulmasını, yani öldürülmesini de içeren uygulamalardan oluşan, hayvanların haklarının değil nasıl daha insanî koşullarda öldürüleceğini, kullanılacağını, sömürüleceğini tanımlayan bir anlayış ve teoridir. Tasarıya eklenen bu tanım hakkında söz almak isteyen STK temsilcilerine, Komisyon Başkanı Erol Kaya tarafından söz verilmemiştir. Tanımını açıkladığımız “hayvan refahı”nı değil, hayvanları ve haklarını korumak amacı ile bir yasama çalışması yapılması gerekmekte idi. Tanımlanan ve tasarıda yer bulan bu kavram, hayvanların öldürülmesinin önünü açacaktır.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız hususlar ve verdiğimiz bilgiler, Türkiye’de “hayvan hakları devrimi” değil, hayvan soykırımı ve sistemli, bilinçli bir hak gaspının yaşanacağını göstermektedir. Sadece göstermelik olarak komisyon toplantılarına davet edilen, katılımına izin verilen STK ve baroların görüşlerinin meclis nezdinde hiçbir önemi olmadığı açıkça anlaşılmış ve asıl maksadın hayvanların tecridinin, soykırımının meşrulaştırılması olduğu görülmüştür. Hayvan hakları STK’ları olarak, en başından beri amacımızın uzlaşmak ve haklar konusunda taviz vermek değil, endişe ile izlediğimiz bu yasama sürecini gözlemlemek ve elimizden geldiğince muhalefet etmek olduğunu da ayrıca belirtmek isteriz.

Hayvanları Koruma Kanunu’nun değiştirilmesinde esas ihtisas komisyonu olan Çevre Komisyonu, gayrıciddi bir çalışma şekli ile, sadece usulen ve göstermelik olarak görüş alarak ve davet ederek STK’ları figüran olarak görmekte, hak kavramına yaklaşımı ve genel tavrı ile yaşam hakkına, hayvan haklarına ve hayvanlara ne şekilde değer verdiğini de ortaya koymuştur.

Sıraladığımız tüm bu sebepler, verdiğimiz bilgileri dikkate alarak, haklara duyarlı tüm kesimleri bu yasama sürecini izlemeye ve tepki vermeye çağırıyoruz. Bu oyunun bir parçası olmayacağımızı, komisyon toplantılarına gözlemci dışında temsilci göndermeyeceğimizi de kamuoyuna saygı ile duyuruyoruz.

Çevre Komisyonu toplantılarına iştirak eden ve gözlemci olan STK ve oluşumlar:

Engelli Hayvanları Koruma ve Hayvan Hakları Derneği
Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği
Hayvanları Sev ve Koru Derneği
Yeryüzüne Özgürlük Derneği
Yunuslara Özgürlük Platformu

6 Haziran 2014 Cuma

2014 Brezilya Dünya Kupası başlamadan bütün şutlar atıldı

Sermayenin devletle işbirliği yaparak insanları ve hayvanları yerinden ettiği, direnenleri hastanelik ettiği bütün büyük spor organizasyonları gibi Brezilya'da gerçekleşecek 2014 FIFA Dünya Kupası da henüz başlamadan protestoculara yönelik şiddet görüntüleri ile hafızalara kazındı. 



Ne var ki gösteri toplumu büyük ihtimalle birkaç gün içerisinde maçlardaki pozisyonları ve kupayı kimin kazanacağını üstteki videoda izleyeceğiniz şutlardan daha fazla konuşacak. Sonunda kazanan yine herhangi bir takımdan ziyade zulmeden otorite olmuş olacak.

2022 Dünya Kupası içinse Katar seçildi. Oradaki "büyüleyici futbol şöleni"ne gelmenin nelere mal olduğu kısaca şöyle özetlenebilir: (1) Stadyum inşaatlarında çalışan insanların çoğu işçi bile değil köle. Katar'a iş bulma umudu ile gelen Asyalılar pasaportları da ellerinden alınmış şekilde parasız çalıştırılıyor. (2) Çöl sıcaklarında seyircilerin konforu bozulmasın diye tüm stadı soğutacak kadar büyük klimalar yaptırılıyor.

Herkese iyi seyirler!

5 Haziran 2014 Perşembe

Festus Okey davasında mahkemeden 'direnme' kararı

Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin "bozma" kararının ardından tekrar görülmeye başlanan Nijeryalı göçmen Festus Okey'in, 2007 yılında Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde polis tarafından öldürülmesine ilişkin davada İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi, bozma kararına karşı direnme kararı aldı.


Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin "bozma" kararının ardından İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tekrar görülmeye başlanan Nijeryalı göçmen Festus Okey'in, 2007 yılında Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde polis tarafından öldürülmesine ilişkin dava Çağlayan'da bulunan İstanbul Adliyesi İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yeniden görülmeye başlandı.

Dava öncesinde adliye önünde davayı başından bu yana takip eden ve müdahillik talebinde de bulunan Göçmen Dayanışma Ağı üyesi "Sınırsız ulussuz sürgünsüz bir dünya", "Göçmenlere karşı ayrımcılık ve şiddete hayır", "Festus için adalet" yazılı pankartları açtı. Grup adına açıklamayı Göçmen Dayanışma Ağı üyesi Çağdaş Önder yaptı. Mahkemenin Yargıtay'ın bozma kararına uyarsa Festus Okey'in kardeşinin davaya katılma talebini ve delilleri ile tekrar değerlendireceğini ve bu sayede kaybedilmiş delillerin akıbetinin sorgulanabileceğini söyledi. Böylelikle yeterince araştırılmamış hususların tekrar dava gündemine girmesinin yolu açılacağını söyledi. "Umuyoruz ki adalet tecelli" edecektir diyen Önder, "Bizler ne kin güttüğümüzden, ne de bir nefret söylemi ile intikam peşinde olduğumuzdan burdayız. Tam tersine, kamuoyu vicdanında simge dava haline gelmiş bu davanın adil bir sonuca ulaşmasının, hem polis şiddetine dur denebilmesi, hem de göçmenlere karşı yükselen ırkçı ve ayrımcı dalganın gerilebilmesi için olumlu bir adım olabileceğine inandığımız için buradayız" diye konuştu.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce usulden bozulan ve Festus Okey'in ailesinin ve avukatlarının müdahillik talebinin reddedilmesini hatalı bulunarak iade edilen dosya üzerinden yeniden başlayan yargılamanın ilk duruşmasına müdahil avukatlar ve sanık polis katıldı. Duruşmada, mahkeme başkanı tarafından salona alınmayan yurttaşların aleniyet ilkesi gereği salona alınması gerektiğini talep eden Avukat Can Atalay'ı dinlememesinin ardından mahkeme heyeti ile avukatlar arasında gerginlik yaşandı. Gerginliğin ardından talebi yineleyen Atalay'ın talebi mahkeme heyetince reddedildi. Sanık Cengiz Yıldız'ın kimlik tespitinin ardından mahkeme heyeti ara kararını açıklamak üzere duruşmaya ara verdi. Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, bozma kararına karşı direnme kararı aldı.

Mahkemenin kararı ardından dosya, C genel Kurulu'na gönderilecek.

Duruşma salonunu tepkiyle terk eden avukatlar adliye binası önünde basın açıklaması yaparak karara tepki gösterdi. Avukat Alptekin Ocak, Okey davasının kimlik tespitinin bahane edilerek sürüncemede bırakıldığını söyledi. Okey davasının takip etme nedenlerinden birinin de Türkiye'de kolluk kuvvetlerinin insanlık dışı muamelelerinin yargılanması olduğunu söyleyen Ocak, Yargıtay kararına rağmen mahkemenin bu kararı reddettiğini ifade etti. Kararı, "hukuka aykırı" olarak niteleyen Ocak, "Bu ülkede işkence edenler hakkettiklerini bulana kadar mücadele edeceğiz. Bu dava Türkiye'de ciddi bir güven problemi yarattı. Bizler de bu güveni tesis etmek için bu davanın peşini bırakmayacağız" dedi.

Mahkemenin direnme kararını bianet’e değerlendiren Avukat Ömer Kavili, dosyanın Yargıtay Ceza Kurulu’na gideceğini ve nihai kararın burada belirleneceğini ifade etti.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Festus Okey’in ailesinin avukatlarının müdahillik talebinin reddedilmesini hatalı bulmuş ve bu dosyayı iade etmişti.


Zamana yayma taktiği

Kavili, mahkemenin direnme kararı için şu görüşleri ifade ediyor:

“Mahkeme olayı zamana yayarak yatıştırma, hak ettiği cezayı vermeme tavrını sergiliyor. Söz konusu devletin memuru olunca genellikle böyle bir taktik izliyorlar.

“Yargıtay, ‘Okey’in kardeşinin DNA örneğini incele de kardeşiyse müdahillik talebini kabul et’ diyor.

“Bu mahkeme dört yıl boyunca ölenin Festus Okey olup olmadığının anlaşılması için Nijerya Nüfus İşleri Genel Müdürlüğü'ne yazı yazarak nüfus kaydının getirtilmesini bekledi. Sırf bu bahaneyle dava dört yıl uzatıldı.

“En nihayetinde ben talepte bulundum. Dedim ki, ‘Devletten devlete ceset teslim tutanağı var. Eğer o kişi olmasa bir devlet diğer devlete cenazeyi teslim etmez. Kimlik konusundaki tartışmaya son verilsin.’ Mahkeme o duruşmada beklenme kararından vazgeçilmesine karar verdi.

“Şimdi Yargıtay Ceza Dairesi kardeşinin gerçek kardeşi olup olmadığına karar ver ona göre müdahillik talebini kabul et diyor.

“Burada amaç davayı zaman aşımına sokarak sanık polis memurunun görevine devam etmesini sağlamaktır. Bu dükkanda adalet madalet yok, başka dükkana gidin mesajı veriliyor.”

NE OLMUŞTU?

Okey, 20 Ağustos 2007'de Beyoğlu Polis Merkezi'nde polis Cengiz Yıldız'ın silahından çıkan kurşunla yaşamını yitirdi. Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'ne taşınan davada sanık polisin avukatlarının Okey'in gerçek kimliğinin Okey olmadığı yönündeki iddiası üzerine Okey'in kimliğiyle ilgili Nijerya Büyükelçiliği'nden 4 yıl belge beklendi. Bu süre içerisinde hiçbir müdahillik başvurusu kabul edilmediği için Okey Ailesi'ni de mahkemelerde kimse temsil edemedi. Göçmen Dayanışma Ağı'nın Okey'in Nijerya ve Güney Afrika'daki ailesine ulaşmasının ardından Okey'in kardeşi Tochukwu Gameliah Ogu avukatlara vekalet verdi fakat mahkeme avukatlara verilen vekaletleri kabul etmedi sanık polise de 4 yıl 2 ay hapis cezası verdi. 

* Bu haber bianet ve Evrensel'den derlenmiştir.

3. Havalimanına Karşı Doğa Aşkına Yürüyüş

Kuzey Ormanları Savunması İstanbul’a can veren su havzalarını ve son tarım alanlarını yok edeceğini söylediği 3. havalimanının temel atma töreninin yapılacağı 7 Haziran'da Tünel'de yürüyüş gerçekleştirecek.


Kuzey Ormanları Savunması (KOS) 3.  havalimanının temel atma töreninin yapılacağı 7 Haziran günü saat 18.30’da İstiklal Caddesi Tünel’de yürüyüş düzenliyor.

"3. havalimanı cinayetine karşı doğa, yaşam, insan ve hakikat aşkına buluşuyoruz” diyen KOS “Ölüm, talan, yalan ve yıkım lobisine karşı doğayı, yaşamı, insanı ve hakikati savunanları” yürüyüşe çağırdı.

KOS çağrı metninde havalimanının 20 bin futbol sahası büyüklüğündeki ormanlık alanı; 70’ten fazla hayvan türünü, sayısız endemik bitkiyi, İstanbul’a can veren su havzalarını ve son tarım alanlarını yok edeceği belirtti.

“İstanbul halkı kulak ver: Kuzey Ormanları senin; Kuzey Ormanları Savunması sensin” diyen KOS yürüyüşe katılacaklara şöyle bir çağrı da yaptı.

“Eylemde KOS’un kalkan, döviz, pankart, bayrak ve ağaç-insan gibi çok miktarda görseli olacak. Katılacak forum, dayanışma ve gruplardan eyleme flamasız ancak konuyla ilgili kendi döviz ve küçük el pankartlarıyla katılmalarını rica ediyoruz.”

* Fotoğraf: 22 Aralık 2013 / İstanbul Kent Mitingi

Kaynak: Bianet

Eylemin çağrı videosu şuradan izlenebilir.

Trans Onur Haftası “Faili Devlet” Diyecek!

5. Trans Onur Haftası 16 Haziran’da “Faili Devlet” temasıyla başlıyor! Seks işçilerinden trans mahkumlara, sosyalist örgütlerde transfobiden LGBTİ dostu belediyelere etkinlikleri Onur Haftası gönüllüleri anlattı.


İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği ve Hevî LGBTİ’nin düzenlediği 5. Trans Onur Haftası 16 Haziran’da başlıyor. Hafta; 22 Haziran Pazar günü Taksim Meydanı’ndan Tünel’e Trans Onur Yürüyüşü ile sonlanacak.

Her sene olduğu gibi bu sene de Trans Onur Haftası birçok etkinlikle trans mücadelesini görünür kılacak. Kesinleşmiş program henüz açıklanmasa da, Trans Onur Haftası ekibinden İlker Çakmak ve Deniz Tunç kaosGL.org için etkinlikleri ve hafta boyunca yapmayı planladıklarını anlattı.

Tema: Faili Devlet!

Bu senenin teması: Faili Devlet. İlker neden bu temayı seçtiklerini şöyle anlatıyor:

“Yıllardır yaşadığımız her şiddeti kayıt altına almaya çalışıyoruz. Bütün bu sorunların, saldırıların, cinayetlerin, nefret söyleminin temeli aslında devlet. Saldırılar göz yuman, cezalandırmayan hatta teşvik eden devlet. Son zamanlarda Başbakan’ın kullandığı kelimelerle iyice yaygınlaştırılan ve normal hale getirilmeye çalışılan bir nefret var ortada. Fail-i devlet bu nefretin.”

Program ise yine dopdolu:

Trans Onur Haftası’nın öne çıkan etkinliklerinden biri “Medyada Nefret Dili” başlıklı panel. Alper Turgut ve Mehmet Ejder Sıkık’ın konuşmacı olacağı panelde medya ve transfobi konuşulacak. Medya etkinliği de dahil bütün paneller Harbiye’deki Mekan Artı’da yapılacak.

Trans mahkumların durumu

Haftanın öne çıkan panellerinden bir diğeri ise son dönemde iyice görünür olan trans mahkumlara ilişkin olacak. Cezaevinde cinsel şiddet, tecrit ve “LGBTİ’lere ayrı cezaevi” masaya yatırılacak. Hevî LGBTİ’den eski tutsak Rosi Da, Asya Özgür ve Cezaevi İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden (CİSST) konuşmacılar; cezaevlerini tartışacak.

Sosyalist örgütlerde transfobi

Gezi direnişi ile daha yakın ilişkiler kuran iki kesim; sosyalistler ve LGBTİ’ler Trans Onur Haftası’nda tartışılacak. 8 Mart’ta yaşanan transfobinin de masaya yatırılacağı panele Halkların Demokratik Partisi (HDP), Partizan ve Demokratik Haklar Federasyonu’ndan (DHF) temsilciler katılacak.

Seks işçiliği, sendikal mücadele…

Hafta kapsamında seks işçiliği ve sendikal mücadele de tartışılacak. “Seks işçilerinin neden sendikası olması gerektiği” konuşulacak. Bir oturumda da erkek seks işçilerinin sorunları konuşulacak.

“Erkek seks işçileri artık daha görünür”

Deniz, erkek seks işçilerinin artık daha görünür olduğu kanaatinde. Seks işçiliği alanında çalışan LGBTİ örgütlerinin daha fazla eğilmesi gereken bir alan olduğunu söylüyor:

“Eskiden seks işçileri site yaptırıyorlardı. Artık trans seks işçileri de erkek seks işçileri de açılan escort sayfalarına ilan atarak çalışıyorlar. Gözlemlediğim kadarıyla erkek seks işçileri de görünür olmaya başladı. Turneye çıkıyorlar bazen. Artık seks işçiliği alanında da çalışan LGBTİ örgütlerinin üzerine daha fazla eğilmesi gereken bir kesim erkek seks işçileri.”

Divalar İstanbul’da!

Trans Onur Haftası’nın sürprizi ise divaların toplanması olacak. Her biri ayrı bir yıldız, her biri ayrı diva!

Ankara, Mersin ve İstanbul’dan trans kadınlar, Türkiye’deki trans mücadelesini konuşacak. Haftanın onur konukları Pembe Hayat’tan Buse Kılıçkaya ve Gani Met ile Mersin 7 Renk LGBT’den Yağmur Arıcan olacak. Onlara panelde İstanbul LGBTT’den Ebru Kırancı eşlik edecek.

Trans Misafirhanesi: 1 Yılda Nerden Nereye?

Yaklaşık 1 yıl önce açılan Trans Misafirhanesi de hafta kapsamında bir panelle konuşulacak. Panele, Almanya’da sosyal hizmetler alanında çalışan Bahar Arıcan ve Türkiye’den sosyal hizmet uzmanı Soner Snor katılacak.

Misafirhane giderleri dayanışmayla toplanıyor. İlker misafirhane için yapılanları ise şöyle anlatıyor: “Trans misafirhanesi 1 yıldır açık ve bizim tek başımıza yaptığımız bir iş değil. Kira ve giderler için Kaos GL ve SPoD da yardımcı oldular. Translar dayanışarak giderleri çıkartıyorlar. Örneğin Seyhan Arman’ın organizasyonuyla ödendi kira. Trans X çalışanları ödedi yine kira ve giderleri.”

LGBTİ Dostu Belediyelerle görüşülecek

Haftanın ardından İstanbul LGBTT; “LGBTİ Dostu Belediyecilik Protokolü”nü imzalayan belediyelerle görüşecek. “Protokolü imzaladınız, icraatleri görelim. Trans misafirhanesine destek olun” diyecek.

“İmza kolay, icraati görelim!”

Görüşmeye ilişkin ise İlker şöyle diyor: “Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü 17 Mayıs için kart gönderdi. Homofobi ve transfobinin sona ermesi temennisinde bulundu. Şimdi bu temenninin hayata geçmesi için belediyenin de sorumluluk alma zamanı. İmza kolay, icraati görelim.”

14 Haziran’da Dayanışma Partisi!

LGBTİ Onur Haftası’nın maddi sıkıntıları olduğunu ve kampanya başlattıklarını hatırlatıyorum Deniz’e. Trans Onur Haftası ise maddi sıkıntılarını dayanışmayla aşmayı planlıyor:

“Maddî olarak birçok eksiğimiz var. Sadece bayrak bastırabildik ve birkaç matbaa masrafını karşılayabiliyoruz. Geri kalan eksiklerimizi tamamlamak üzere 14 Haziran’da Leyla Teras’ta bir dayanışma partisi düzenliyoruz. İstanbul LGBT’nin bütçesi yok ve herkesi dayanışmaya çağırıyoruz. Partiye gelemeyenler de derneğe gelerek veya Galatasaray Meydanı’nda açtığımız standa gelebilir. Oradan bayrak, rozet alabilirler. Trans Onur Haftası’na destek olabilirler.”

“22 Haziran’da yürüyoruz ayol!”

Trans Onur Haftası 22 Haziran’da Taksim Meydanı’ndan Tünel’e yürüyüşle sonlanacak. Hemen ardından ise LGBTİ Onur Haftası başlayacak. Bu sene yürünüp yürünemeyeceğine ilişkin ise Deniz ve İlker çok net: “Yürüyoruz ayol!”

Deniz ekliyor: “Diğer geldiğim iki trans pride’da da polis bizi yürütmek istemedi. Galatasaray Lisesi önünde Alperenler’in olduğunu söylediler. Bir sene Taksim Meydanı’nda Alperenler saldırdı. Ama biz yürüyeceğiz. Varoluşumuz için, trans görünürlüğü için yürüyoruz. Her sene olduğu gibi biz translar Taksim Meydanı’ndan Tünel’e yürüyeceğiz. Tüm LGBTİ camiası gibi heteroseksüelleri de destekçi olarak yanımızda, aramızda görmek istiyoruz.”

Kaynak: Bianet

Erkekler Mayıs'ta 23 Kadın ve Bir Çocuk Öldürdü

Erkekler Mayıs'ta 23 kadın öldürdü. Faillerin yüzde 56,5'ini kocalar oluşturdu. 2014'ün ilk beş ayında katledilen kadın sayısı 112'ye ulaştı.


bianet'in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler Mayıs’ya 23 kadın ve bir kız çocuğunu öldürdü; 13 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti; 36 kadını yaraladı; 25 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulundu.

2014’ün ilk beş ayında erkekler toplam 112 kadın öldürdü, 32 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti, 236 kadını yaraladı; 44 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulundu.

Cinayet

Erkekler Mayıs’ta 14 ilde 23 kadın öldürdü. Bu cinayetler esnasında bir erkek ile 8 yaşında bir kız çocuğu da öldürülürken, iki erkek yaralandı.

Üç kadın boşanmak istediği için öldürüldü. Bir kadın kocası hakkında çıkarttığı uzaklaştırma kararına rağmen öldürüldü. Sevgilisini öldüren bir erkek ise “öldürme” ve “cinsel taciz” suçlarından bulunduğu cezaevinden afla çıkmıştı.

Kadınların yüzde 56,5’ini kocaları öldürdü:  13 kadını kocaları, ikisini sevgilileri, ikisini erkek kardeşleri, ikisini annelerinin sevgilisi, birini akrabası olan bir erkek, birini eski nişanlısı, birini nişanlısı, birini ise kayınpederi öldürdü.

Cinayetlerin yüzde 69,5’i ateşli silahlarla işlendi: Sekiz kadın tabancayla, altısı av tüfeğiyle, ikisi pompalı tüfekle, dördü bıçakla, üçü dövülerek öldürüldü.

Katillerden ikisi intihar etti, ikisi intihara teşebbüs etti. İki erkek ise cinayetin ardından teslim oldu.

Mayıs ayında öldüren erkeklerin yaşları 24 ila 65, öldürülen kadınların yaşları 17 ila 63 arasında değişti.

Kadın katli en çok İstanbul’da yaşandı. Cinayetlerin yaşandığı iller Adana, Amasya, Antep (3), Bursa, Çorum, Erzurum (2), Hatay, İstanbul (6), Karaman, Konya (2), Manisa, Muğla, Osmaniye ve Yozgat.

Tecavüz

Erkekler Mayıs’ta 10 ilde 13 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti. Tecavüze uğrayanlardan biri zihinsel engelli, ikisi turist kadınlardı.

Yakalanan tecavüzcülerden sekizi tutuklandı, yedisi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Altı tecavüzcüyle ilgili hukuki süreç ise haberlerde yer almadı.

Kadınların yüzde 77’si tanımadıkları erkeklerce tecavüze uğradı: 10 kadına tanımadığı erkekler, ikisine kuzenleri, bir kız çocuğuna servis şoförü tecavüz etti.

Tecavüz olaylarının yüzde 46’sı sokakta, yüzde 23’ü kadınların zorla alıkonuldukları mekanda gerçekleşti: Altı kadın sokakta, üç kadın alıkonuldukları mekanda, ikisi evde, biri apartman girişinde, biri araçta tecavüze uğradı.

Tecavüzlerin yaşandığı iller Antalya (2), Aydın, Bursa, Hatay, İzmir, Muğla (2), Ordu, Samsun, Urfa (2), Zonguldak.

Şiddet – yaralama

Erkekler Mayıs’ta 21 ilde 36 kadına şiddet uygulayarak yaraladı.

Bir kadın, panik butonun süresinin uzatmak için gittiği adliye çıkışında saldırıya uğradı. Kadınların yüzde 11’i boşanmak istediği için şiddete maruz kaldı. Erkek şiddetine maruz kalan kadınlardan ikisi trans seks işçileriydi.

Karılarını ağır yaralayan iki erkek, olayın ardından intihar etti. Üç erkek ise, darp ettikleri kadınların ev ve işyerlerine saldırdı. Biri eski sevgilisinin işyerinin camlarını kırdı, biri karısının evini kundakladı, biri ise karısının evini kepçeyle yıktı.

Mayıs ayında erkeklerin şiddet bahaneleri çeşitliydi; kadınlar çalışmak istedikleri, hamileyken hastaneye gitmek istedikleri, kocalarına “dişlerini fırçala” dedikleri için şiddet gördü.

Kadınların yüzde 61’i kocalarından, yüzde 14’ü sevgililerinden şiddet gördü: 22 kadını kocaları, beşini sevgilileri, ikisini arkadaşları, ikisini müşterileri, birini akrabası olan bir erkek, birini eski kocası, birini eski sevgilisi, birini kiracısı, birini oğlu yaraladı.

Yaralama olaylarının yüzde 75’i darp şeklinde gerçekleşti: 27 kadın darp edildi, beşi bıçakla, üçü tabancayla yaralandı. Bir erkek ise boşanmak isteyen karısının evini yıktı.

Mayıs ayında şiddet uygulayan erkeklerin yaşları 20 ila 71, şiddete maruz kalan kadın ve kız çocuklarının yaşları 15 ila 70 arasında değişti.

Erkek şiddetinin yaşandığı iller Adana (2), Adıyaman (2), Ankara (2), Antalya (4), Batman, Bolu, Çorum (2), Eskişehir (2), İstanbul (4), İzmir, Kayseri (3), Kilis, Kocaeli, Konya (2), Lüleburgaz (2), Mersin, Sakarya, Samsun, Siirt, Trabzon ve Zonguldak.

Taciz

Erkekler Mayıs’ta altı ilde 25 kadın ve kız çocuğunu taciz etti.

Kadınların yüzde 84’ü iletişim teknolojileri aracığıyla tacize uğradı: 21 kadın cep telefonlarına gelen mesajlar ve takip eden erkeğin kameraya çekmesiyle taciz edildi, ikisi evde, biri otelde, biri toplu ulaşım aracında tacize uğradı.

Kadınların yüzde 88’i tanımadık erkeklerce taciz edildi: 23 kadını tanımadıkları erkekler, birini babası, bir kız çocuğunu ise ablasının arkadaşı taciz etti.

Mayıs’ta tacizcilerin yaşları 25 ila 59, taciz edilen kadın ve kız çocuklarının yaşları 12 ila 26 arasında değişti.

Cinsel taciz olaylarının yaşandığı iller Ankara, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Sakarya ve Zonguldak.

Şiddetin doğurduğu şiddet

Kayseri’de bir kadın sistematik şiddet gördüğü kocasını silahla öldürdü.

İstanbul’da ise sevgilisinden şiddet gören bir kadın, kendini korumak için sevgilisini bıçakladı.

Bölgelere göre

Mayısta 35 ilde 97 erkek şiddeti, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakası basına yansıdı.

Erkek şiddeti vakalarının 27’si Ege, 19’u Marmara, 16’sı Akdeniz, 14’ü İç Anadolu, onu Karadeniz, dokuzu Güneydoğu Anadolu, ikisi Doğu Anadolu’da yaşandı.

Kaynak: Bianet

Kadınlar Mücadele Ediyor, Erkek Şiddeti Yargılanıyor
Mayıs'ta erkek şiddetiyle mücadelede elde edilen kazanımlar, saldırganların aldığı cezalar ve örnek yargı kararları...

Erkekler 2013’te 214 kadın ve 10 çocuğu öldürdü, 167 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti/tecavüz girişiminde bulundu, 241 kadın ve kız çocuğuna şiddet uyguladı, 161 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulundu.

İnfografik: 2013 erkek şiddeti çetelesi

4 Haziran 2014 Çarşamba

YARIN: Festus Okey Davası Yeniden Başlıyor

20 Ağustos 2007’de polis Cengiz Yıldız tarafından öldürülen Festus Okey’in davası yarın yeniden başlıyor. Saat 9.30'da Çağlayan'da olacağız.


20 Ağustos 2007’de polis Cengiz Yıldız'ın öldürdüğü Festus Okey’in davası yarın yeniden başlıyor.

13 Aralık 2011’de Yıldız’ın dört yıl iki ay hapse çarptırılmasının ardından Yargıtay 1. Ceza Dairesi Okey’in kardeşi Tochukwu Gameliah Ogu’nun maktülle biyolojik bağı araştırılarak müdahillik talebinin kabulü konusunda bir karar verilmesi için” kararı bozdu. İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi 15 duruşma boyunca reddettiği müdahilliği kabul ettiğinde, dava yeniden başlayacak.

Kavili: Mahkeme çağdaş ceza yasası ilkelelerine uymuyor

bianet’e konuşan davayı takip eden avukatlardan Ömer Kavili mahkemenin çağdaş ceza yasaları ilkelerini uygulamadığını söylüyor.

“İstanbul Barosu olarak müdahillik talep ettik ancak kabul edilmedi. Yargılamanın etkin yapılabilmesi için aktif bir karşı taraf olmalı. Ama mahkeme bizim müdahillik taleplerimizi reddediyor.”

Kavili’nin özünü “polisin delilleri düzgün toplamaması, sanığın polis olması durumunda delilleri karartması” olarak tanımladığı dava yarın Çağlayan’daki İsanbul Adalet Sarayı’nda görülecek.

Ne olmuştu?

Beyoğlu Emniyet Asayiş Büro Amirliği'nde 20 Ağustos 2007'de polis kurşunuyla öldürüldü. Okey'i vuran Cengiz Yıldız isimli polise Beyoğlu 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı.

Olay gecesi tutanağı hazırlayan kişinin de polis Yıldız olduğu ortaya çıktı. Yani Yıldız, önce Okey'i silahıyla vurmuş, ardından da bu olayın soruşturmasında görev üstlenmişti. Sanık Yıldız ve ekip arkadaşlarınca düzenlenen bu belge, delil olarak dosyaya kondu.

Olayda kullanılan silaha Sulh Ceza Mahkemesi el koydu. Ancak polis Yıldız, silahın iadesini istedi. Mahkeme talebini kabul etti, Yıldız açığa alınmadığı ve tam maaş almaya devam ettiği gibi, silahı da iade edildi.

Okey'in vurulduğu sırada giydiği gömlek kayboldu. Gömlek, silahın hangi mesafeden ve hangi açıdan ateşlendiğini göstermesi bakımından çok önemli bir delildi.

Mahkeme, davaya müdahil olmak isteyen Göçmen Dayanışma Ağı aktivistleri ile Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) avukatı Güray Dağ hakkında suç duyurusunda bulundu.

Göçmen Dayanışma Ağı, yargı sürecinin uzadığına ilişkin şikayeti suç duyurusunun konusu oldu. Avukat Dağ'a da "dava sürecini eleştirdiği" için dava açıldı.

Avukat Ömer Kavili hakkında da duruşmada "mahkeme salonunu geç terk ederek avukatlık mesleğini kötüye kullandığı" iddiasıyla, üç yıla kadar hapis istenerek dava açıldı.

Davanın 13 Aralık 2011'de görülen 16. duruşmasında polis memuru Yıldız dört yıl iki ay hapis cezasına çarptırıldı.

Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı 17 Ocak 2013’te Okey'i öldüren polis Cengiz Yıldız'a verilen 4 yıl 2 aylık hapis cezasının bozulup, 20 yıl hapis istemiyle yargılanması yönünde görüş bildirdi.

Kaynak: Bianet

İşçi Direnişine Dışkı Döken TÜSİAD Başkanı İstifa Etti


Her yıl milyonlarca litre süt için inekleri sömüren, hayvanlara eziyet eden Sütaş'ta işten çıkarılan işçilerin alanına dışkı döktüren Muharrem Yılmaz, TÜSİAD Başkanlığından istifa etti. Hayvanları sömürüp sonunda canını alanlar, insanlara da saygı duymuyor.


Muharrem Yılmaz, TÜSİAD Başkanlığından istifa etti. Yılmaz’ın Sütaş işçilerine yaptıklarının, TÜSİAD’a zarar vermemesi için istifa ettiği belirtildi.

Muharrem Yılmaz'ın sahibi olduğu Sütaş'ta, işçiler, sendikaya başvuranların belirlenmesi için e-devlet şifrelerini vermeye zorlanmış, Sütaş’ın Aksaray ve Bursa Karacabey ilçesindeki fabrikalarında çalışan 26 işçi, 13 Nisan'dan itibaren belli aralıklarla işten çıkarılmıştı.

Fabrika önünde direnmeye başlayan işçiler, 26 Mayıs’ta fabrikaya geldiklerinde her sabah toplandıkları alana vidanjörden hayvan dışkısı döküldüğünü görmüştü.

Geçtiğimiz hafta yaşanan olayın bugün Akşam ve Star gazetelerinde birinci sayfadan haberleştirilmesinin ardından, Muharrem Yılmaz TÜSİAD Başkanlığı görevinden istifa ettiğini açıkladı.

26 Mayıs'ta fabrika önünde yaşananlar Ulusal TV kameralarına böyle yansımıştı:



Kaynak: Bianet

Nükleer Santral Akdeniz Fokunu Besleyecekmiş

Akkuyu'da kurulacak nükleer santralle ilgili bianet'in ulaştığı yeni ÇED'e eklenen rapora göre, deniz suyundaki sıcaklığın canlılar üzerinde ciddi bir etkisi olmayacak, üstelik Akdeniz fokları ve balıklar korunacakmış.


Mersin Akkuyu'da kurulmak istenen nükleer santralle ilgili Akkuyu NGS firması ikinci bir ÇED raporu hazırladı.

bianet'in ulaştığı yeni ÇED'e eklenen rapora göre, deniz suyundaki sıcaklığın canlılar üzerinde ciddi bir etkisi olmayacak, üstelik nesli tehlike altındaki Akdeniz fokları ve balıklar korunacakmış.

Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'nden Prof. Dr. Mustafa Kalay, santralin canlıları olumsuz etkilememesinin üstelik korumasının mümkün olmadığını belirterek "ciddiye alınır bir rapor değil" diyor. 

Akkuyu NGS'nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunduğu Akkuyu’da kurulması planlanan Türkiye’nin ilk nükleer santralinin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu eksikliklerinin tamamlanması üzerine firmaya geri gönderilmişti.

7 Nisan'da Bakanlığa yeni bir ÇED sunan firmanın raporda ne gibi değişiklikler yaptığı merak konusuydu.

Simülasyon yapıldı

bianet'in ulaştığı, ÇED raporuna eklenen iki rapora göre firma deniz suyundaki sıcaklık artışını ve artışın canlı yaşamına etkilerini araştırarak santrale onay veriyor.

Ocak 2014 tarihli Yrd. Doç. Dr. Nihal Yılmaz ve Prof. Dr. Lale Balas'ın hazırladığı 68 sayfalık "Akkuyu Nükleer Güç Santrali Soğutma Suyu Modellemesi" raporuna göre üç boyutlu hidrodinamik taşınım modeli ile suyun sıcalık dağılımının simülasyonu yapıldı.

Buna göre, "esen rüzgarların etkisiyle uzak alan seyrelmesi sonucu su yüzeyinde, en kötü durum senaryosunda, deşarj noktasının yaklaşık 1000 m ilerisinden sonra sıcaklık artışı + 0.1 C'nin altına düşecek" deniyor. Bunun anlamı santralden çıkan sıcak su 1000 metre ileride normal sıcaklığa dönecek.

"Kaplumbağa yavrulamıyor zaten"

Mart 2014 tarihli 21 sayfalık Prof. Tuncer Kurtağan imzalı rapor ise bu sıcaklık artışının deniz canlıların yaşamına etkisini inceliyor.

Kuratağan raporda, su sıcaklığındaki azami 1 derecelik artışın planktonlardan balık ve memelilere kadar besin zincirinin her seviyesindeki canlılar üzerinde ciddi bir etki yaratmasının beklenmediğini söylüyor.

Ayrıca tehlike altındaki ve dünyada sadece 600 tane kalan Akdeniz fokunun da bundan etkilenmeyeceğini, deniz kaplumbağalarının ise zaten kıyıda yavrulamadığını ekliyor.

Üstelik santral ile kıyının balıkçılığa kapatılmasının ilk başta olumsuz gibi görülse de aslında balıkların ve fokların gelişimine katkı sunacağı belirtiliyor.

"Balık faunasını koruyacak"

"Deşarj noktaları ile Beşparmak adasının doğu yakası arasındaki mesafenin 1 km den fazla olması nedeniyle, oluşacak sıcaklık artışının Modelleme Raporu'nda da gösterildiği gibi, fokların yaşam ve üreme alanı olan bu adayı ve foklar ile diğer canlıların yaşamsal faaliyetlerini etkilemesi beklenmemektedir.

"Bu uygulama zaman içerisinde yörede yaşayan deniz balıkları için bir sığınma ve koruma bölgesi yaratacağı için, bölgenin balık faunasının korunması açısından önemli bir kazanım sağlayacaktır. Bu uygulamanın olumlu bir sonucu da, ana besin kaynağı balıklar olan Akdeniz foku için de uygun beslenme alanlarının yaratılmış olması olacaktır."

Kalay: Ismarlama rapor

Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'nden Prof. Dr. Mustafa Kalay, santral nedeniyle deniz canlılarının doğrudan ve dolaylı olarak etkilenmemesinin mümkün olmadığını belirterek raporun "ısmarlama" olarak yaptırıldığını söyledi.

"Yazan akademisyen şirketin ısmarlaması sonucu müneccimlik yapmış. Doğadaki fiziksel bir parametreyi değiştiriyorsunuz bunun doğrudan ve dolaylı olumsuz etkilerinin olmaması imkansız.

"Birkaç derecelik ısı değişiminden bahsediliyor. Bu kıyıda binlerce omurgasız tür var. Bunların larva, embriyo ve erişkinlik dönemlerinin bu sıcaklıktan etkilenmemesi mümkün değil. Bunun canlının gelişimini, yaşamda kalmasını ne düzeyde olacağını şu anda hiç kimse kesin olarak öngöremez.

"Santralin Akdeniz fokunun faydası olacağını söylemek ise ciddiye alınır gibi değil. Deniz kamplumbağaları deniz kıyısına o bölgede çıkmıyor. Ancak bu oralarda beslenmedikleri ve gezmedikleri anlamına da gelmiyor."

Mersin Üniversitesi de uyarmıştı

Mersin Üniversitesi Biyoloji Bölümü de bir önceki ÇED'e karşı hazırladığı itiraz yazısında nükleer santralin soğutma için kullanıp geri bırakacağı deniz suyundaki sıcaklık artışına değinerek "Su sıcaklığındaki 1-2 derecelik değişim kaplumbağalar ile Akdeniz fokunun neslini tehlikeye atacaktır" demişti.

Kaynak: Bianet