27 Ocak 2013 Pazar

Ermenilere yönelik nefret saldırıları artıyor. Sessiz Kalma!

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İstanbul Meclisi, son bir ay içerisinde Ermeni halkına yönelik ırkçı saldırı ve cinayetlere karşı yürüdü.


HDK Merkez Yürütme Kurulu üyeleri ve milletvekilleri Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü’nün de aralarında olduğu yüzlerce HDK’li, Kocamustafapaşa Meydanı’nda bir araya geldi. “Ermeni halkının yanındayız. Irkçılığa geçit vermeyeceğiz” yazılı pankart açan HDK’liler, “Nefret sizin insanlık bizim”, “Ermeni komşuma dokunma”, “Türk, Kürt, Ermeni yaşasın halkların kardeşliği” sloganları ile yürüdü. Yürüyüş sırasında evlerin camlarına, balkonlarına çıkan çok sayıda kişi, alkışlarla destek verdi.

Kitle ilk olarak 28 Aralık’ta evinde katledilen Maritsa Küçük’ün evinin önüne gitti, karanfil bıraktı. Camlara çıkan Küçük’ün komşuları, “Biz de insanız ne istiyorlar bizden” sözleriyle tepki gösterdi, ağladı.

HDK’liler ardından Samatya Meydanı’na yürüdü. Burada HDK İstanbul Meclisi adına Ahmet Saymadi açıklama yaptı.

‘Polis suç ortağıdır’

Ermenilerin yoğun olarak yaşandığı Samatya’nın bir süredir Ermenilere yönelik sistematik saldırılarla gündeme geldiğini hatırlatan Saymadi, ilk olarak 28 Kasım’da Turfanda Aşık adlı kadının evinde saldırıya uğradığını ve gözünü kaybettiğini hatırlattı. Maritsa Küçük’ün evinde bıçaklanarak katledildiğini, son olarak ise Sultan Aykar’ın saldırıya uğradığını anımsatan Saymadi, polisin herhangi bir soruşturma başlatmadığını, yeni saldırıların yaşanmaması için önlemler de almadığını kaydetti. Bazı görgü tanıklarının sivil polisler tarafından kameraların söküldüğü yönünde bilgi verdiğini aktaran Saymadi, “Polis saldırganları bulmak için çaba göstermek bir yana, delilleri karartmaktadır. Dolayısıyla polis bu saldırıların suç ortağıdır” dedi.

‘Yaşananlar devletin izleyeceği politikanın habercisi’

Ermenilere yönelik saldırıların Samatya ile sınırlı olmadığını, Ermeni er Savag Balıkçı’nın zorunluk askerlik yaptığı sırada öldürüldüğünü ifade eden Saymadi, Ermenilere yönelik saldırıların 1915′ten bu yana aralıksız olarak sürdüğünü vurguladı.


1 Mayıs davası görüldü

1 Mayıs 2012'de kapitalist kurum ve binalara yapılan saldırılarla ilgili, 48 kişi hakkında açılan kamu davasının ilk duruşması dün görüldü.


Geçtiğimiz yıl 1 Mayıs’taki olaylarla ilgili olarak yargılanan anarşist, ekolojist ve hayvan özgürlüğü aktivistlerinin davasına İstanbul Çağlayan’daki adliye binasında başlandı. İlk aşamada 9, ardından 6 kişinin tutuklandığı gözaltı dalgası sonrasında 15 kişi üç aydan fazla tutuklu kalmış ve 17 Ağustos 2012 tarihinde serbest bırakılmıştı.

Toplamda 48 kişi hakkında hazırlanan iddianameye istinaden açılan davanın ilk duruşması sabah saatlerinde başladı ve akşam saatlerine kadar sürdü. Mahkeme salonunda hazır olan "sanık"ların ifadelerinin ardından, soruşturmanın devamı için mahkemede bulunmayanların polis zoruyla da olsa getirilmesine karar verilerek dava 7 Mayıs 2013 tarihine ertelendi.


Yaklaşık 10 saat süren duruşmada, hakimin de ifadesi ile iddianamenin ne kadar "sakat" olduğu bir kez daha görüldü. İfadeleri alınan "sanıklar", Terörle Mücadele Şubesi'nde sorgulanırken ne türden baskı ve psikolojik işkenceye maruz bırakıldıklarını da anlattılar.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği üyesi bir kişi, mahkemenin hakimine ifadesini verirken "Bu iddianame, tamamen polis senaryosundan ibarettir. Polis, hazırlık savcısını etkilemek ve yönlendirmek için delil kapsamında el konulan doküman ve materyallerin tanımını ve maksadını bilinçli olarak, internetten bulduğu ilgili görsellerle destekleyerek bulamadığı örgütü varetmeye çalışmıştır. İddianame ekleri incelendiğinde, klasörlerde davanın konusu ile yakından uzaktan ilgisi bulunmayan birçok delilin olduğu görülmektedir." dedi.

Davada yargılananların avukatlarından bazıları ise davayla ilgisi olmayan delillerin dosyadan çıkartılması gerektiğini belirtti. Avukatların bu yöndeki talebi ise, mahkemece reddedildi.

Kışla cinayetleri örtbas edilmeye devam ediliyor

Kozluk'ta görev yaptığı birliğinde arkadaşı er Kıvanç Ağaoğlu tarafından "yanlışlıkla vurulduğu" iddia edilen Ermeni er Sevag Şahin Balıkçı'nın ölümüne ilişkin görülen davanın 10'uncu duruşması ertelendi.


Batman'ın Kozluk (Hezo) ilçesi Gümüşörgü Jandarma Karakolu'nda 24 Nisan 2011 tarihinde görev yaptığı birliğinde arkadaşı er Kıvanç Ağaoğlu tarafından "yanlışlıkla vurulduğu" iddia edilen Ermeni Sevag Şahin Balıkçı'nın ölümüne ilişkin açılan davanın 10'unucu duruşması Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığı'nda bulunan Askeri Mahkeme'de görüldü. Balıkçı'ının avukatlarının tanıkların yeniden dinlenmesine ilişkin talebini değerlendiren mahkeme heyeti, duruşmayı 28 Şubat tarihine erteledi.

Dava öncesi yapılan açıklamada kışladaki asker ölümlerine dikkat çekilerek, ölümlerin üstünün örtülmemesi gerektiği belirtildi.

Diyarbakır 2. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda görülen dava öncesi askeriye önünde Nor Zartonk İnisiyatifi, sendika ve kitle örgütleri yaptıkları açıklamayla davanın takipçisi olacakları ifade etti. BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın da katıldığı basın açıklamasında konuşan İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, Sevag’ın tutanaklarda kazara öldüğünün öne sürüldüğünü hatırlatarak, Sevag’ın hayatını koruması gereken komutanın bunu yapmadığını belirtti. Komutanın cinayeti örtbas etmeye çalıştığını anlatan Bilici, suçunun ne olduğunu bilmeyen öğrencilerin, gazetecilerin, siyasetçilerin tutsak edildiğini ifade ederek, Sevag Balıkçı’nın katil zanlısının ilk duruşmada serbest bırakıldığına dikkat çekti.

24 Ocak 2013 Perşembe

1 MAYIS davası YARIN başlıyor. Dayanışalım!

25 Ocak (YARIN) Cuma günü, saat 09.00'da Çağlayan Adliyesi'ndeyiz...

14 Mayıs 2012 günü, sabah 05.00 sularında, 8'i derneğimizin üyesi 60'dan fazla insanın evi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerince eşzamanlı olarak basılmış, Türkiye'nin dört bir yanından toplanarak "anarşist avı" kapsamında gözaltına alınan kişiler 4 gün boyunca akla, hayale gelmeyecek, absürd sorular eşliğinde sorgulanmıştı. Tüm dernek üyelerimiz serbest bırakılırken aralarında arkadaşlarımızın da bulunduğu 15 kişi tutuklanarak Metris Cezaevi'ne gönderilmiş ve 96 gün boyunca haksız yere özgürlükleri kısıtlanmıştı.

Devletin iddia ettiği gibi "bölücü terör örgütü" bulunamayınca özel yetkili ağır ceza mahkemesinden asliye ceza mahkemesine düşen 1 Mayıs tiyatrosu, bu cuma saat 09.30'da İstanbul 39. Asliye Ceza Mahkemesi'nde perdelerini aralayacak. Kara mizah olarak değerlendirilebilecek iddianamede 48 anarşist, anti-otoriter, ekolojist, hayvan özgürlüğü aktivisti, feminist, vicdanî retçi ve devletin karakteristik hale getirdiği adaletsizlik, haksızlık örneklerinde tepkisini ortaya koyan muhalif bireyler, 25 yıldan fazla hapis istemi ile yargılanıyor. Birçok toplumsal mücadelede birlikte yer aldığımız, yan yana yürüdüğümüz arkadaşlarımızın ve bizlerin uğradığı bu hukuksuzluk ve adaletsizlik örneği karşısında tüm dostlarımızı ve haklara duyarlı kesimleri, izlemeye alışık olduğumuz bir kara mizah oyununa daha çağırıyoruz.

25 Ocak 2012 Cuma 09.00'da Çağlayan Adliyesi C Kapısı önünde basın açıklaması yapılacak. Ardından 09.30’da duruşmaya geçilecek.

Dayanışma ile,

Hayvana, İnsana, Yeryüzüne Özgürlük!


YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ

* 1 Mayıs davası için yazılan dayanışma çağrısını ve davaya ilgili kronolojik detaylara ulaşmak için tıklayın.

Selek'e Ağırlaştırılmış Müebbet

14. yılını dolduran Mısır Çarşısı patlaması davasında mahkeme başkanının mahkumiyeti gerektirecek bir delil olmadığını vurgulayarak verdiği muhalefet şerhine rağmen, Pınar Selek'e ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.



14. yılını dolduran Mısır Çarşısı patlaması davasında Pınar Selek'e ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi, tutuklama yönünde yakalama kararı çıkartıldı.

Abdülmecit Öztürk Mısır Çarşısı davasından beraat etti. Daha önce mahkemenin Öztürk'e verdiği beraat kararı temyiz edilmediği için kesinleşti. Örgüt üyeliği suçlamasından ise 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Müebbet kararı oy çokluğu ile alındı. Mahkeme Başkanı Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu, mahkemenin direnme yetkisi olduğunu ve Pınar Selek hakkında mahkumiyeti gerektirecek bir delil olmadığını vurgulayarak karara muhalefet şerhi verdi.

Mahkeme, 22 Kasım'daki duruşmada Pınar Selek ve Abdülmecit Öztürk hakkındaki beraat kararını kendi kendine temyiz etmiş, 13 Aralık'taki duruşmada Selek'in avukatları reddi hakim talebinde bulunmuş ancak bu talep de reddedilmişti.

22 Ocak 2013 Salı

Trans Misafirhanesi Kuruluyor

Türkiye'nin ilk trans kadın misafirhanesi kuruluyor. İstanbul LGBTT'den Kırancı, "Benim hayalim, çalışanların da trans kadınlardan oluşması. Böylece kimine barınma imkanı kimine iş olanağı sağlayabiliriz" diyor.


Türkiye'nin ilk trans kadın misafirhanesi İstanbul'da kuruluyor.

İstanbul LGBTT'den Ebru Kırancı, bu projenin hayalini eskiden beri kurduklarını, kısa zaman içinde "devletin ve toplumun ötekileştirdiği, evsiz, hasta, yaşlı trans kadınlar" için kurdukları misafirhaneyi hayata geçireceklerini söylüyor.

Misafirhane projesine Şefkat-Der de destek veriyor. Kırancı bu proje için maddi, manevi her türlü desteğe açık olduklarını belirtiyor.

Proje kapsamında, ilk başta iki-üç kişilik bir misafirhane kurulacak. Eğer ihtiyaçları olan maddi destek sağlanırsa, misafirhaneyi genişletip daha fazla kişiye hizmet verebilecek bir yere çevirmek istiyorlar.

Kırancı, "Benim hayalim, burada çalışanların da trans kadınlardan oluşması. Böylece tüm ihtiyaçları karşılayabileceğiz; kimine barınma imkanı kimine iş olanağı" diyor:

"Sosyal sorumluluk projeleri ve farklı projelerde büyük bütçelerle ufak kitaplar çıkarıyoruz, ama kimse ihtiyacı olan trans kadınlar için somut bir şey yapmıyor. Bu misafirhane aslında Türkiye'nin ihtiyacı.

"Keşke Zeki Müren ölmeden önce mirasını askeriyeye değil translara bağışlasaydı. Ne oluyor askeriyeye verilen paralar? Silahlara gidiyor. Diğer taraftan insanlar sokakta ölüyor, kimsenin yardım ettiği yok."

Kaynak: Bianet

* Trans Misafirhanesi Projesi'ne destek olmak istiyorsanız ebru.kiranci@gmail.com adresine mail atabilirsiniz.

19 Ocak 2013 Cumartesi

Katil Devlet Hesap Vermiyor

Hrant Dink’i katledilişinin altıncı yılında anmak ve bu cinayetin gerçek sorumlularının hâlâ hesap vermemiş olmasını protesto etmek için binler yine sokaklara çıktı.


Farklı kollardan Agos’a yürüyen kalabalık kortejlerden “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” sloganları yükseldi.

Kortejlerin en önünde Dink ailesi, Cumartesi Anneleri ve siyasi cinayetlerde yaşamını yitirenlerin aileleri yer aldı.

Nor Zartonk, Yeryüzüne Özgürlük Derneği, Halkevleri, ÖDP, TKP, ESP, Öğrenci Kolektifleri, Gençlik Muhalefeti, Kaldıraç, BDSP, ve Mücadele Birliği üyelerinin de aralarında bulunduğu binlerce kişi, Hrant Dink’i katledilişinin altıncı yılında anmak ve katliamı protesto etmek için İstanbul Şişli’deki Cevahir AVM önünde toplandı.

13.30′da yolu trafiğe kapatan ve sayısı giderek artan kitle “Katil devlet hesap verecek” sloganlarıyla Agos’a doğru yürüyüşe geçti.

Kitle, en önde ”Hrant, hesabını soracağız” yazılı siyah bir pankart açtı. Pankartta Hrant yazısının harfleri devlet güçleri tarafından katledilen çok sayıda kişinin isimleri ile yazılmıştı.

Kan Kan Style - Ham Ham Style diye dans edenlerin perde arkası

Eti için öldürülen hayvanlarla bir de reklamlarda dalga geçilmesi, vegan ve vejetaryen eylemcileri harekete geçirdi. 

“Ham Ham Style” adlı inek ve tavukların çocuklarla birlikte dans ettiği et firması reklamına cevap olarak “Kan Kan Style” adlı bir video Zulmü Görüntüle sitesine yüklendi. Videoda dans eden hayvanların gerçekte hayvan çiftliği ve mezbahalarda hangi koşullarda yaşatıldığı ve öldürüldüğü kısaca gösteriliyor. Görüntülerin tamamı Türkiye’den ve tırda taşınan tavukların gösterildiği kısım bizzat reklamı yapan firmaya ait.




Bir eziyet veya baskı sürecinde, mazlumun mazlum olma sebebi yani zalimin unutturulmasına kayıp gönderge deniyor. Terimin mucidi ABD’li yazar Carol J. Adams’a göre nasıl ki erkek şiddeti gören kadınlara erkeği ifşa etmeksizin “şiddet mağduru” sıfatını yapıştırmak işin gerçeğini gizliyorsa, insanların tüketim arzuları adına gün yüzü görmeden, daracık kafeslerde hayatlarını geçiren hayvanları dans edecek kadar mutlu göstermek de üretim sürecini gizleyen bir kayıp göndergedir.

Koyduğu yasalar adalet getirmeyen aksine zulmü meşrulaştıran, geliştirdiği serbest piyasanın rekabet kuralları da daha ucuza satabilmek için sömürüyü teşvik eden bir uygarlıkta yaşıyoruz. Videoyu çevrenizle paylaşarak daha fazla insanın hayvan endüstrisinin perde arkasını görmesini sağlayabilirsiniz.

17 Ocak 2013 Perşembe

CESET FUARI PROTESTO EDİLDİ

Üzerindeki Kürk Sana Ait Değil!
Giyene Kibir İşçiye Zehir


Bugün İstanbul'da 7.’si düzenlenen Deri ve Kürk Fuarı, hayvan hakları savunucuları, doğa savunucuları ile deri ve kürk sektöründe çalışan işçiler tarafından protesto edildi.

Geçtiğimiz yıl Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin çağrısıyla başlayan protesto bu yıl; Kürke Hayır Platformu, Ergene İnisiyatifi ve Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri’nin de katılımıyla oldukça ses getirdi. Direnişin Ritimleri politik samba/ritim grubu da geçen sene olduğu gibi bu sene de eyleme katılarak destek verdi.




Geçen sene fuarı protesto etmek için buluşan aktivistler; hayvan zulümlerinin yanı sıra bu sektörde çalışan işçilere uygulanan zulümleri de teşhir etmiş ve oldukça ses getirdiği için bu yıl yoğun güvenlik önlemleri alındığı görüldü.



Protestoya katılanlara polis, görev yetkisi dışında GBT uygularken, hayvan ve doğa savunucuları ile deri ve kürk sektöründe çalışan işçilerin arasına barikat kurarak eylemcilerin bir araya gelmesini engellemek istedi.



Atılan sloganlar arasında; "Giyene Kibir, İşçiye Zehir, İnsana hayvana yeryüzüne özgürlük, Kürk-deri-et hepsi cinayet, Hayvanlar Ölüyor İşçiler Zehirleniyor Tüyap Bugün Kan Kokuyor, Ceset Fuarına hoşgeldiniz" dikkat çekti.

19 Ocak cumartesi günü, protestonun son gününde tüm hak savunucuları, yine Tüyap'ta bir araya geleceklerini ve ardından Hrant Dink’in anma yürüyüşüne katılacaklarını duyurdu.


Eylemde okunan basın açıklamasının tam metni:


Basına ve kamuoyuna;
 

Bizler bugün Yeryüzüne Özgürlük Derneği, Kürke Hayır Platformu, Ergene İnisiyatifi ve Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri olarak, bu yıl 7.si düzenlenen Tüyap Uluslararası Kürk ve Deri Fuarı’nı protesto etmek amacıyla buradayız. 

Festus Okey'i Öldüren Polise 20 Yıl Hapis İstemi

Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı, Festus Okey'i öldüren polis Cengiz Yıldız'a verilen 4 yıl 2 aylık hapis cezasının bozulup, 20 yıl hapis istemiyle yargılanması yönünde görüş bildirdi.


Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı, Festus Okey'i öldüren polis Cengiz Yıldız'a verilen 4 yıl 2 aylık hapis cezasının bozulup, 20 yıl hapis istemiyle yargılanması yönünde görüş bildirdi.

Radikal'den İsmail Saymaz'ın haberine göre, Savcı Ali Özdeş Yargıtay 12. Ceza Dairesi'ne sunduğu tebliğnamede, sanık polisin "taksirle" değil, "olası kastla insan öldürmek"ten en az 20 yıl hapis istemiyle ceza alması gerektiğini savundu. Polisin, "Okey'i sorgulamak, korkutmak, gözdağı vermek, kişisel ego tatmini ve güç gösterisi" ile silahını doğrulttuğunu, "kişinin hayati noktalarına doğrultulmuş silahın ölüm sonucunu doğurabileceğini bilebilecek haldeyken olursa olsun düşüncesiyle hareket ettiğini" kaydetti.

15 Ocak 2013 Salı

Tüm Hak Savunucularını Deri ve Kürk Fuarı Protestosuna Çağırıyoruz

İstanbul'da 7.'si düzenlenen ve küresel ölçekte her yıl milyonlarca hayvana deri ve kürkleri için zulüm uygulayan, bu sektörde çalışan insanları kanser eden ve doğaya geri dönüşümü imkansız ekolojik felaketler veren firmaların bir araya geleceği Uluslararası Deri ve Kürk Fuarı’nın açılış günü 17 Ocak Perşembe günü saat 12:00’da orada olacağız ve bu zulüm endüstrisini protesto edeceğiz.

Haklara ve yaşama saygısı olan herkesi bu zulüm endüstrisini protesto etmek ve bu şirketlerin ne kadar zalim bir endüstrinin parçası olduklarını göstermek için protestoya davet ediyoruz.

Hrant Dink’in anma yürüyüşüne denk gelen protestonun son gününde (19 Ocak Cumartesi) bazı hak savunucuları protestodan ayrılarak Hrant Dink yürüyüşüne katılarak destek verecektir.


Buradayız Ahparig!


Hrant Dink'in katledilmesinin üzerinden tam 6 yıl geçti. Bu 6 yılda katillerin eline silah veren, onları cesaretlendiren, cinayeti örgütleyen, soruşturmayı karartan devlet içindeki yapı yargı önüne çıkarılmadı, verilen sözler tutulmadı. Tam tersine Hrant Dink'i ölüme götüren neredeyse tüm resmi görevliler, hükümet tarafından el üstünde tutuldu, terfi ettirildi. Kararttılar, çözmediler, unutturmak istediler, üstünü örttüler, örgüt “bulamadılar”, gerçek katilleri korudular, sahiplendiler. Bu, cinayete ortaklıktır. Hrant’ın gerçek katilleri yargı önüne çıkarılmalıdır. Bunun için adalet arayışımızı daha da güçlendirmeli, kararlılığımızı göstermeli, sesimizi daha da gür çıkarmalıyız. İstedikleri kadar karartsınlar, korusunlar, kollasınlar. Biz bitti demeden bu dava bitmez.... - HRANT'IN ARKADAŞLARI

* Hrant'ı anma kapsamında düzenlenecek etkinliklerin detaylarına ulaşmak için tıklayın.

 
Hrant için, 6. yıl - Buradayız Ahparig! from ümit kıvanç on Vimeo.

14 Ocak 2013 Pazartesi

Hülya Avşar Hayvansever mi Hayvan Seçer mi ?



Yaklaşan Deri ve Kürk Fuarı öncesinde hayvan hakları savunucuları ünlüleri protesto etmeye devam ediyor.
  
13 Ocak Pazar akşamı, Hayvan Hakları Savunucuları Bülent Ersoy’un facebook sayfasını ziyaret ederek “hayvan katliamına hayır” çağrısında bulundu.

Geçtiğimiz haftalarda Hülya Avşar’ın 20 bin liraya aldığı kürk montunun protestosuyla başlayan sanal eylemler oldukça ses getirdi.

Bir magazin programına konuşan Hülya Avşar; “Hayvanseverlerin şov yaptıklarını düşünüyorum”, “yıllar yıllar öncesinde aldığım kürklerimi tabi ki giyeceğim, bunun için hayvan severlere hesap vermeyeceğim, kürk giyiyor olmuş olmam da hayvan sevmiyor olmamı göstermez ama o hayvan severlerin insan sevdiklerine pek inanmıyorum” açıklamalarını yaptı.

Hayvan hakları savunucuları Hülya Avşar’a verdikleri cevapta: “Üzücü bir açıklama olmuş kendisi için, ama görüyoruz ki savunma mekanizmasını ortaya çıkarmışız. Yeni aldığı kürkü yıllar öncesinden almış gibi gösteriyor. Bize değil, giydiği kürkün asıl sahibine hesap verebilecek mi?  Sosyal medya da paylaşılan kürk hayvanlarının fotoğrafları ve verilen tepkilerin işe yaradığını görüyoruz. Bir yıl önce  "Hayvan keserek bayram yapan bir dini aklım almıyor” diyen Avşar’a soruyoruz:  hayvansever misin, hayvan seçer mi?

13 Ocak 2013 Pazar

Erkekler 2012'de 165 Kadın Öldürdü, 150 Kadına Tecavüz Etti

Erkekler 2012'de 165 kadın öldürdü; 150 kadına tecavüz etti, 210 kadını yaraladı, 137 kadını taciz etti. Koruma talep ettikleri, tedbir kararı çıkarttıkları halde 24 kadın öldürüldü, 21 kadın ağır yaralandı.

bianet'in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler 2012'de 165 kadın, 14 çocuk, üç bebek ve 15 erkek öldürdü; 150 kadına tecavüz etti, 210 kadını yaraladı, 137 kadını taciz etti.

Erkekler 2011'de 257 kadın, 32 erkek, 14 çocuk ve iki bebek öldürdü, en az 102 kadın ve 59 kız çocuğuna tecavüz etti.

Kadınları en çok kocaları öldürdü ve yaraladı, tanıdıkları erkekler tecavüz etti, tanımadıkları erkekler taciz etti. Şikayette bulundukları, koruma talep ettikleri, tedbir kararı çıkarttıkları halde 24 kadın öldürüldü, 21 kadın ağır yaralandı.

Cinayet

Erkekler 2012'de 165 kadın, 14 çocuk, üç bebek ve 15 erkek öldürdü. En çok kadın katli İstanbul, Ankara ve İzmir'de yaşandı.

Mart ayı itibarıyla şiddet gören kadınlara verilen koruma tedbirlerinin sayısı arttı, ancak bu da onları korumaya yetmedi. 24 kadın hukuki süreci başlatmalarına rağmen öldürüldü:

* Öldürülen dokuz kadın defalarca şikayette bulunmasına rağmen şikayetleri kayda alınmadı. İki kadın koruma talebine cevap alamadı.

* Yedisi saldırganları hakkında uzaklaştırma kararı çıkartmasına rağmen öldürüldü.

* Bir kadının katili ceza almış ancak denetimli serbestlik kapsamında dışarı çıkmıştı, birinin ise cezasının açıklanmasının ertelenmesine karar verilmişti, birinin aldığı hapis cezası ise paraya çevrilmişti.

* Bir kadın adliye önünde boşanma dilekçesi yazarken, birisi koruma kararını uzatmak için evden çıktığı sırada öldürüldü.

* Bir kadın ise koruma kararına ve sığınmaevine yerleştirilmesine rağmen öldürüldü.

Cinayetlerin yüzde 45'i ateşli silahlarla, yüzde 38'i bıçakla işlendi. 11 erkek boğarak, yedi erkek döverek, üçü baltayla, biri işkence yaparak, biri ise arabayla ezerek öldürdü.

Kadınların yarısından çoğunu kocaları öldürdü. 85 kadını kocaları, 12'sini eski kocaları, beşini boşanma davası süren kocaları, 16 kadını sevgilileri, üçünü eski sevgilileri, beşini babaları, dördünü damatları, sekizini diğer akrabaları (ağabey, oğul, kayınbirader...), yedisini ilişki teklifini reddettiği erkekler, iki seks işçisini ise müşterileri öldürdü. Diğer cinayetlerin ise faili meçhul.

Öldürülen 15 erkeğin çoğu, öldürülen ya da şiddet gören kadınları korumaya çalışan erkeklerdi. Diğerleri namus bahanesiyle öldürüldü.

Cinayetlerin ardından 15 fail intihar etti, üçü intihara teşebbüs etti, 12'si kolluk kuvvetlerine teslim oldu.

Tecavüz

Erkekler 2012'de 150 kadına tecavüz etti. En çok tecavüz İstanbul, Antalya ve Adana'da gerçekleşti.

Kadınlara en çok tanıdıkları erkekler tecavüz etti. Kadınların yüzde 61'i tanıdıkları, yüzde 39'u tanımadıkları erkeklerin tecavüzüne uğradı. Tanıdık tecavüzcüler sırasıyla arkadaşlar, kocalar, sevgililer, akrabalar, iş arkadaşları, öğretmenler ve komşulardı.

Kadınların yüzde 42'si kendi evinde tecavüze uğradı. 63 kadın evde, 37'si sokakta, 29'u zorla alıkonuldukları mekanlarda, altısı işyerinde, yedisi otel, bar, restoran gibi mekanlarda tecavüze uğradı. Sekiz kadına zorla seks işçiliği yaptırıldı.

Yaralama- şiddet

Erkekler 2012'de 210 kadını yaraladı. Erkek şiddeti en çok İstanbul, Adana ve İzmir'de yaşandı.

21 kadın hukuki süreci başlattığı halde ağır yaralandı: Bunlardan 11'i saldırganlar hakkında uzaklaştırma kararı çıkardığı, dört kadın şikayette bulunduğu, bir kadına uzaktan koruma verildiği halde ağır yaralandılar. İki kadın kaçtıkları kişiler tarafından sığınmaevinde şiddete uğradı. Dört kadın, kocalarını şikayet etmeye giderken yolda darp edildi. Ağır yaralanan başka bir kadın ise şiddet gördüğü kişiye dava açmış, kazanmış ancak saldırganın cezası paraya çevrilmişti.

Kadınların yüzde 60'ı kocalarından şiddet gördü. 127 kadın kocalarından, 22'si eski kocalarından, dördü boşanma davası devam eden kocalarından, 22 kadın sevgilisi ya da eski sevgilisinden, dokuzu tanımadığı erkeklerden, biri ilişki teklifini reddettiği bir erkekten, diğerleri ise oğul, baba, damat ve diğer erkek akrabalardan şiddet gördü.

Erkek şiddeti vakalarının yüzde 34'ü ölüme sebep verebilecek saldırılardı. 139 kadın darp edilirken; 44'ü kesici aletler, 16'sı ateşli silahlarla ağır yaralandı. Ayrıca altı erkek arabayla kasıtlı olarak çarptı, ikisi üzerine kızgın yağ döktü, bir erkek karısını boğmaya çalıştı, biri balkondan attı, biri işkence yaptı.

Karısını/sevgilisini öldürdüğünü zanneden iki erkek intihar etti, biri intihara teşebbüs etti.

Taciz

2012'de erkekler 137 kadına cinsel tacizde bulundu.  Tacizler en çok tanımadık erkeklerden geldi, çoğu sokakta yaşandı.

Kadınların yüzde 80'inini tanımadıkları erkekler taciz etti. 137 taciz vakasından 90'ı, yani yüzde 66'sı sokakta gerçekleşti.

Ayrıca 11 kadın apartman girişleri ve asansörlerde, 12'si kendi evlerinde, dokuzu işyerlerinde, altısı ise telefon ve/veya internet aracılığıyla cinsel tacize maruz kaldı. Diğer taciz vakaları otobüs, otel, hastane, okul ve restoran gibi mekanlarda yaşandı.

Şehirlere göre

2012 boyunca 66 ilde toplam 662 cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakası basına yansıdı.

Erkek şiddeti vakalarının dörtte biri İstanbul'da yaşandı. İzmir ve Adana da İstanbul'u izliyor.

Kaynak: Bianet

* Şehirlere göre oluşturulan tabloyu indirmek için tıklayın.

Sanat mı, Cinayet mi? Damien Hirst İstanbul'da...

Gittiği her ülkede protesto edilen dünyaca ünlü sanatçı Damien Hirst, Türkiye’deki ilk sergi açılışında 10 Ocak 2013 Perşembe akşamı “Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri” tarafından protesto edildi.



Çalışmalarında kullandığı hayvan cesetleriyle tanınan "Bir hayvan simetrikse ne yaparsınız? Ortasından kesersiniz ve aynı anda içini ve dışını görebilirsiniz. Güzeldir. Tek sorun ölmüş olmasıdır." gibi söylemleri bulunan Hirst'ün sanat anlayışını eleştiren hayvan hakları savunucuları, Bedri Baykam, Mustafa Sarıgül ve serginin sahipliğini yapan Raffi Portakal ile görüştü.

Aralarında sosyete ve ünlü isimlerin de olduğu sergi ziyaretçilerine Damien Hirst’ün hayvanları öldürmesi konusunda ne düşünüyorsunuz sorusuna verilen yanıtlar arasında; “sanat adına yapıldıysa diyecek bir şey yok” “kendi düşüncesi tabi, insanlara elektrik veriliyor neticede sanatçı belki onun eleştirisini getirmiştir” ya da “bu konu hakkında konuşmak istemiyorum” cevapları alınırken, sokakta çiçek satıp müzik yaparak sanatını icra eden insanlardan gelen tepkiler de hayvan öldürerek değil resim yaparak sanatını yapması gerekiyor dendi.

Mustafa Sarıgül "çok üzüldüm, bilseydim katılmazdım" derken pek çok akademisyen konuk sanatın geldiği noktayı cinayet olarak adlandırdı.

Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri yaptıkları açıklamada: “Doğanın ham madde deposu gibi kullanıldığı modern zamanlarda, Damien Hirst’ün bir cam vitrine öldürüp koyduğu köpekbalığının fiyatını 25 milyon dolar olarak biçmesi trajikomik. Bugün ırkçılık her yerde teşhir edilirken hayvanlara yapılanlar sanat adı altında manipüle edilebiliyor. Sanatın bir din gibi sorgulanamaz olduğu ve sanatçıların yaptıkları her işte estetik aramaya çalışması bugün bile alay konusuyken, gün gelecek bu yapılanların hepsi zırvalık olarak nitelendirilecek. Ama katlettikleri canlıların yaşadıkları acıyı ve ızdırabı kimse telafi edemez. Bugün 9000 kelebeğin elektrik verilerek öldürülmesi ve de hayvanların öldürülüp sanat adına cam vitrinlerde sergilenmesi, tıpkı eğlence adına yunusların aqua parklara hapsedilmesine benziyor. Sanat uygarlığın sürdürülemez zevkleri uğruna insan olmayan canlıların hayatlarının hiçe sayılması durumuna gelmiştir. Bu nokta da sanat adına işlenen cinayetler insanlığın tarihine kara bir leke olarak geçecektir ” dedi.

Galeride yer alan “Bir sanatçı insanlar satın almıyorlar diye sanat yapmayı bırakmaz” cümlesini “Bir sanatçı hayvanlar sesini çıkaramıyor diye onları öldürmez”e çeviren hayvan özgürlükçüleri, hayvanların sömürü zincirinde en alt sırada olduğunu hatırlatarak açılıştan ayrıldı.

Sergi katılımcılarına sorulan sorular arasında:

1. Damien Hirst'ün içlerinde zebra, köpekbalığı, koyun gibi hayvanların ölü bedenlerini özel bir sıvı içerisinde sergilediğini biliyor musunuz?

2. Peki İngiltere'deki en son sergisinde 9000 kelebeği öldürmüş olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

3. Sizce sanat günümüzde öldürmeyi meşrulaştırabilecek bir duruma geldi mi? Hayvan öldürülerek sanat yapılabilir mi?

İletişim için:
http://hayvanozgurlugu.blogspot.com/2013/01/damien-hirst-sergisine-ziyaret.html

12 Ocak 2013 Cumartesi

KKTC Cumhurbaşkanlığı Protesto Edildi!

Soykırım Yüzyılın Utancı

TBMM'nin tepkiler üzerine beklemeye aldığı 'Hayvanları Koruma Kanunu'yla benzer içerikteki 'Hayvan Refahı Yasası' KKTC Meclisi'nden geçti. Buna göre, KKTC'de sokak hayvanları bir sahip bulunmazsa ya öldürülecek ya da deneylerde kullanılacak. Hayvan hakları savunucuları ayakta!

TBMM'nin gelen tepkiler üzerine beklemeye aldığı "Hayvanları Koruma Kanunu"ndaki değişikliklerin benzerini içeren yasa KKTC Cumhuriyet Meclisi'nden geçti. Ölüm yasasına karşı hayvanseverler ayakta. KKTC Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfasından tepki mesajları yağdırılan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu yasayı veto etmezse, KKTC'de sokak hayvanlarının sonu yuva bulunamadığı takdirde ya ölüm ya da laboratuvar olacak. İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Hülya Yalçın, direkt hayvanların yok edilmesini düzenleyen yasalar hem KKTC, hem benzeri ülkeler, hem de bizim için yüzyılın utancıdır diyerek, "Bir başka canlının hayatı üzerinde ahkam kesmek insanın doymaz cüretinin bir sonucudur. Türkiye KKTC olmamalı, olmadığı gibi KKTC'ye bu konuda örnek olacak bir karara imza atmalı. Doğal ortamları yaşadıkları yer, yani mecburen sokaklar olan hayvanların toplanarak utanç dolu bir kıyımla yok edilmesini yasalaştıran KKTC Meclisi'ni şiddetle protesto ediyor, aynı utanca TBMM'nin imza atmaması için var gücümüzle çalışmaya, insanları bilinçlendirmeye devam ediyoruz" dedi. Efsanevi aktris Brigitte Bardot’un Abdullah Gül’e mektup yazarak kanun tasarısının gözden geçirilmesini istemişti.

KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nda Çarşamba günü "oybirliğiyle" onaylanan "Hayvan Refahı Yasası" kimsesiz hayvanlarının toplatılması, yuva bulunamazsa öldürülmesi ve canlı hayvanlar üzerinde deney yapılmasının önünü açması nedeniyle KKTC’de ve Türkiye’de hayvanseverlerin büyük tepkisine neden oldu. Türkiye’deki hayvanseverlerin kaygıyla takip ettiği düzenlemelerin yasalaşması sokak hayvanlarına uygulanacak soykırımın önünü açması nedeniyle büyük önem taşıyor. 5199 sayılı kanunda yapılacak değişiklikle ‘güçten düşmüş’ sokak hayvanlarının zehirli iğne yapılarak 'uyutululması', 'doğal yaşam parklarına' götürülmesi, evlerdeki evcil hayvan sayısına dahi bir düzenleme getirilmesi gibi ‘yenilikler’ Eylül-Ekim aylarında yapılan gösterilerle protesto edilmişti. Türkiye’nin birçok ilinde on binlerce kişinin eşzamanlı yaptığı eylemler yurtdışında da yankı bulunca AK Parti yasa tasarını yeniden inceleme kararı almıştı. KKTC’deki Hayvan Refahı Yasası’nın kabul edilmesi ise internette büyük tartışma yarattı ve hayvanseveri ayağa kaldırdı. İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Hülya Yalçın, KKTC’de gelişmeleri Türkiye’de yapılacak olan değişikliklerle karşılaştırarak AKŞAM’a yorumladı:

Sahip bulunamazsa öldürülecekler

"KKTC’de onaylanan "Hayvan Refahı Yasası" Türkiye’de yapılmaya çalışılan düzenlemenin neredeyse aynısı. KKTC’de kabul edilen yasa maalesef refah adı altında düzenlenmiş, sokak hayvanlarına soykırım yapma yasasıdır. Uygulamaya yönelik ucu açık tedbirlerin iyimser açıklamalarla dolanılmaya çalışılması bile yasanın yaratacağı vahşi sürek avlarının gelişini gizlemeye yetmez. Henüz koruyan bir yasa varken bile Türkiye'de her gün yaşanan sayısız yaşam hakkı ihlaline karşı sürdürdüğümüz mücadelede yeterli bir noktaya gelemediğimiz ortadadır. KKTC Hayvan Refahı Yasası ana metni ve başlangıcı itibariyle "sahipsiz, başıboş hayvanlar" tanımlaması yapıp, ardından toplama kriterlerini ve en iyimser süre ile iki hafta arasında sahiplenilmeyenlerin öldürülmesini açıkça hükme bağlamıştır. Bu toplamadan muaf tutulanlar ise "av yaparken, bekçilik yaparken bağlı olmayan -bir anlamda başıboş- köpekler"dir metne göre. Burada hayvan refahından ya da yaşam hakkından söz etmek mümkün değildir. Tamamen sokaktaki cansız bir çöpü ortadan kaldırmakla eş bakış açısına sahip bu düzenleme daha ilk cümleleriyle kendini ele vermiştir. Ne gerekçeyle olursa olsun " bir canlının hayatına son verilmesi" kararını kanunla düzenleyen hiçbir uygulama hayvan korumak ya da insani, ya da medeni olarak adlandırılamaz. Kanun yapıcıların niyeti ne yazık ki burada da KKTC’de de aynı şekilde işliyor.

Hayvanlar üzerinde korkunç deneyler yapılacak

Hayvanların deneysel amaçlarla kullanılması dünyada "etik" bulunmayarak tartışılırken, bunu direkt yasa maddesinde kalıplaştıran uygulama Türkiye’deki mevcut ve yeni önerinin aynısıdır. Hayvanları çalıştırmaya, kullanmaya, öldürmeye, her türlü iş için materyal olarak kullanmaya dair düzenlemeleri sanki hayvanlar için harika bir hayat şekli seçmişler gibi servis etmelerini anlamak mümkün değil. Artık bu bir bilinçlenme ve can savunma aşamasına giren sürecin başıdır. Yıllardır yaşanan birbirinden hunharca hayvan zulümlerine karşı yasal bir düzenleme yapılmadan, popülasyonu yavaşlatmak için önlemler alınmadan; direkt hayvanların yok edilmesini düzenleyen yasalar hem KKTC, hem benzeri ülkeler hem de bizim için yüzyılın utancıdır. Bir başka canlının hayatı üzerinde ahkam kesmek insanın doymaz cüretinin bir sonucudur. Mesela örnek bir cümle; " onaylanmış deneysel gerekçeler haricinde canlı hayvanları yem olarak kullanmak" nedir? Onaylanmış dediği anda tanım bitmiştir. Hani korumak? Nasıl korumak? Tüm cümleleri baştan sona aldatıcı, asla koruma içermeyen, sırf yasaya ölüm koşullarını bağlayarak ileride çıkacak kurtarma reflekslerinin önünü kesmek amacıyla oluşturulmuş bir metindir. Oy birliğiyle onaylanması ise endişe vericidir. Bir örnek cümle daha; "Tıbbi nedenler ve onaylanmış deneysel gerekçeler dışındaki herhangi bir gerekçeyle hayvanların tırnaklarını çekmek, dişlerini sökmek, ses tellerini almak, zehir bezlerini almak, sağır veya kör etmek," ne demek mesela? Biz hangi aşamada ve nasıl karşı durup, nasıl aksi durum kanıtlayarak bir hayvanı koruyabileceğiz? "Tıbbi nedenler, onaylanmış deneysel gerekçeler" gibi kapalı fakat sonsuz ihlale açık maddeler tamamen hayvan yaşam hakkına saldırıdır.

Türkiye KKTC’ye örnek olmalı

Bu uygulama sonunda ciddi bir ihlaller aşaması olacağı aşikardır. Araya serpiştirilen hayvan polisi, ihbar, cezalar gibi kavramlar ise uygulamada yıllardır birebir yaşadığımız tecrübeler nedeniyle bizlere fazla bir şey ifade etmiyor. Yeni yeni hayvan haklarına ilgi duyanların "aman ne güzel, bakın işte ceza da var" diyebileceği türden içi boş, uygulamada zayıf ve en çabuk terk edilecek maddelerdir. Ülkemizde endişeyle izlediğimiz Meclis sürecinde böyle hain ve ihlalden başka bir şey içermeyen bir yasanın çıkmamasını sağlamaya çalışıyoruz. Aylardır herkes kendi bölge vekillerine sürekli bu konuda bilgilendirme yapıyor, sürekli telefonlarla görüşmeler yapıyor ve basını durmadan alarmda tutabilmek için inanılmaz bir mücadele veriyoruz. Türkiye KKTC olmamalı, olmadığı gibi KKTC’ye bu konuda örnek olacak bir karara imza atmalı. Doğal ortamları yaşadıkları yer, yani mecburen sokaklar olan hayvanların toplanarak utanç dolu bir kıyımla yok edilmesini yasalaştıran KKTC Meclisi’ni şiddetle protesto ediyor, aynı utanca TBMM’nin imza atmaması için var gücümüzle çalışmaya, insanları bilinçlendirmeye devam ediyoruz. Yasa maddelerini maddesel bazda bile değerlendirmek gerçekten içimden gelmiyor. Kelime oyunları, incelikler veya yorum farkları hiçbir şeyi değiştirmez. En özet şekliyle bütün sokaklar hayvanlardan en kanlı, en sinsi ve en insanlık dışı şekilde arındırılacak. Masumiyet öldürülecek."

Kaynak: Akşam

Şanslı Sayfa" olarak, KKTC Cumhurbaşkanlığı da Hayvan "hakları" yasasıyla öldürmeyi onaylamaktan dolayı protestoya konu oldu...


KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANLIĞI
www.kktcb.org
Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu, Kıbrıs müzakere sürecinin yeniden
başlayabilmesi için yeni bir yöntem ve yol haritasının şart olduğuna
işaret ederek, Türk tarafının yol haritasının “bir zaman takvimi, bir
al-ver egzersizi ve bunun sonunda yer alacak ve garantörlerin de
katılacağı çok taraflı bir to...
  • xxxxxx Hayvan katili olmayın !
    Perşembe, 21:58 · Beğen · 10
  • xxxxxxxxx 5199 kere hayır!!
    Perşembe, 21:59 · Beğen · 12
  • xxxxxxxxxxxHayvanlarin insan tiranligindan uzak ozgurce yasamaya haklari var,aynen sizin gibi.Bu cizgiyi gecen artik bir hak degildir,bir yetenektir;tolere edilmemesi sanki gecerli birseymis gibi korunmamasi gerekir.Iste bir hayvanin her ne sekilde olursa olsun yasama ve savunulma hakkinin bir ticaret girisiminin bu hayvanlarin somurulmesi ya da olumunden para kazanilmasindan once gelmelidir.
    Perşembe, 22:00 · Beğen · 11
  • xxxxxxxxx Hayvan Refahı adı altında masum hayvanların ölmesine izin vermeyin
    Perşembe, 22:00 · Beğen · 11
  • xxxxxxxxxx Bir canlının yaşamını elinden almak kimsenin hakkı değildir. Bu yasaya onay verenleri kınıyorum.
    Perşembe, 22:02 · Beğen · 10
  • xxxxxxxx Bu vebale girmeyin; lütfen durdurun bu katliam yasasını. Masum canlıların katliamına onay vermeyin.
    Perşembe, 22:03 · Beğen · 10
  • xxxxxxxx secilen politikacilarin isi halki temsil etmek adina olum yasasi cikartmak degil, temsil ettiklerinin farkliliklarina saygi duyup yasami savunan ve daha iyi bir hale getirerecek yasalar cikartmaktir. oldurulenlerin sahipsiz hayvanlar olmasi hic birseyi degistirmez- kimseye zarari olmayan bir canliya bu kadar kaddar olan bir devlet, isyanindan korktugu halkina kim bilir neler yapar? KKTC meclisi katliami ve soykirimi savunuyor!!!
    Perşembe, 22:09 · Düzenlendi · Beğen · 11
  • xxxxxxxx Hayvan dostlarımızı öldürmek nasıl oluyor da "hayvan refahı" adını alıyor?
    Perşembe, 22:06 · Beğen · 11
  • xxxxxxxx bu yasa onaylanır ve uygulanırsa nazilerden bir farkınız kalmayacaktır
    Perşembe, 22:07 · Beğen · 9
  • xxxxxxxx tasari onaylanmis;her yerde kan var!
    Perşembe, 22:11 · Beğen · 8
  • xxxxxxxx sizden bu kanlı yasayı veto etmenizi bekliyorum
    Perşembe, 22:11 · Beğen · 8
  • xxxxxxxxxxxxxxxx Hayvan katili olmayın !
    Perşembe, 22:11 · Beğen · 9

10 Ocak 2013 Perşembe

7. Kürk ve Deri Fuarı Protestosu 17 Ocak’da Tüyap’ta


Ekoloji ve Hayvan Katliamına Hayır! 

Kürk ve Deri Endüstrisinde Bilmedikleriniz

Bu yıl 7. düzenlenen Uluslararası Deri ve Kürk Fuarı, Yeryüzüne Özgürlük Derneği, Kürke Hayır Platformu, Ergene İnisiyatifi, Bağımsız Hayvan Özgürlükçüleri ve bu zulme karşı çıkan tüm hak savunucuları tarafından 17 Ocak Perşembe günü saat 12:00’de Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde protesto edilecek. Protestolar 18-19 Ocak günleri de devam edecek.

Kürk denilince akla ilk olarak kürkün avlanılarak elde edildiği ve kürkün çok pahalı olduğu fikri geliyor, derinin ise sağlıklı ve ekolojik olduğu oysa artık ne kürk bir lüks tüketim ürünü ne de deri ekolojik. Ergene İnisiyatifi ve Hayvan Hakları Savunucuları yaptıkları açıklamada; “Deri ve kürk sanayiinde kullanılan kimyasallar yüzünden dereler, nehirler kirlenmekte ve bölgede yaşayan halkta ciddi kanser artışları görülmektedir. İnsanlar deri alırken kendi sağlıklarını düşünürken ekolojinin sağlığını da düşünmeli. Bugün kürk hayvanlarının çok az kısmı avlanılarak ve tuzak kurma yöntemiyle elde ediliyor. Her alanda olduğu gibi kürk hayvanları da endüstriyel üretim çiftliklerinde eşya gibi seri üretilip seri katlediliyorlar. Çin ve Doğu Asya’da ise her yıl 2 milyonun üzerinde kedi ve köpek sokaktan toplatılarak canlı canlı derileri yüzülüyor ve farklı etiket isimleri ile tüm dünyaya pazarlanıyorlar.” dedi.

AB parlamentosu ve Amerika kedi, köpek ve fok kürkünün ithalatını yasaklarken, İngiltere, Avusturya, Hırvatistan ve İsviçre kürk çiftliklerini tamamen yasakladı. Buna rağmen Türkiye dünya kürk ihracatının %40’ını karşılıyor ve her geçen gün kürk çiftliklerinin sayısı artıyor.



Kedi, Köpek ve Tavşan Kürküne Dikkat!

Kürke Hayır Platformu kedi, köpek ve tavşan kürklerine dikkat çekerek “Dünyada yaklaşık 500 milyon insan bilinçli veya bilinçsiz 5-10 TL’ye satılan kürklü atkıları, eldivenleri, hediyelik eşyaları satın almaktadır. Hayvan hakları savunucularının lobi çalışmaları, aktivist ünlülerin imza kampanyaları ve de Avrupa Birliği Parlamento üyelerinin zorlu mücadelesi sonucunda kedi-köpek kürkleri hem AB ülkelerinde hem de Amerika’da yasaklandı. Ne var ki, etiketlerde yapılan sahtekarlıklar sayesinde Çin‘deki kedi-köpek katliamı devam etmektedir. Sokaklardan toplanan hayvanlar kürkleri daha dayanıklı olsun diye inanılmaz soğuk odalarda aç susuz günlerce bekletilip, canlı canlı derileri yüzülmektedir. Derisi yüzülürken gözlerinden yaşlar akan hayvanların, derisi yüzüldükten sonra 10-15 dakika can çekişip ölen hayvanların tüyler ürperten video çekimlerini kurkehayir.org’dan izleyebilirsiniz. Bu konuda insanları, hükümeti ve millet vekillerini göreve çağırıyoruz.” dedi.

Kürk Üretim Çiftliklerinde Yaşanan Vahşeti Biliyor musunuz?

Yeryüzüne Özgürlük Derneği kürkün giyimden, hediyelik eşyaya kadar her alanda karşımıza çıktığını söyleyerek “Geçmişte doğayla bütünleşik yaşayan insanın ısınma aracı olarak kullandığı kürk, modern zamanlarda burjuvanın elinde zenginlik ve görgüsüzlük timsali simgeleşmiştir. Bugün burjuvanın elinden de çıkan kürk, sokaktaki herkesin kullandığı bir aksesuar haline gelmiştir. Dünyada her yıl 50 milyonun üzerinde hayvan moda uğruna kürkleri için katlediliyor! Daracık pis kafeslerde hasta, aç ve stres içinde yaşamaya mecbur bırakılan hayvanlar ya da doğada korkunç acılı yöntemlerle yakalanan hayvanlar;  boyun ve belkemiği kırma, asma, kesme, vajinadan-anüsten elektrik verme, tel ile boğma, kaynatma ve kimyasallarla zehirleme gibi zalim süreçlerden geçirilerek canlı canlı katlediliyorlar.” dedi.

Kürk ve Deri Endüstrisi Ekolojik Felakettir!

Bu endüstrinin yıkımı sadece hayvanlarla da sınırlı değil. Pek çok insan deri ve kürkün ekolojik olduğunu sanıyor. Oysa satın alınan deri ve kürkler yerelde köylülerin kullandığı deri ve kürkle aynı değil. Deri ve kürk sanayiinde harcanan enerji, kullanılan kimyasallar ve oluşan atıklar yoluyla dereler, nehirler ve doğa onarılamaz zararlar görmektedir.  Bu konuda sadece  Çorlu bölgesinde yaşanan kirlilik ve kanser oranlarındaki artış ekolojik felaket olarak gösterilebilir.

Bağımsız Hayvan Özgürlükçüleri “İnsanları zulmü görüntülemeye çağırıyoruz. Türkiye’deki mezbahaları, tavuk çitliklerini, kürk çiftliklerini, deney merkezlerini, hayvanat bahçelerini, sirkleri kısacası tüm hayvan zulümlerini video aktivizminin gücü ile insanlara göstermeli ve nasıl bir dünya da yaşadıklarını duyurmalıyız.” dedi.

Çorlu Ergene İnisiyatifi: http://www.facebook.com/corlu.inisiyatifi

Kürkün Muazzam Hikayesi: http://www.youtube.com/watch?v=McpKvG9SvBc

Stella McCartney – Kürk Karşıtı: http://www.youtube.com/watch?v=LmgPAGS0QAQ

Tarih: 17 Ocak 2013, Perşembe (18-19 Ocak, saat: 12:00-18:00 protestolar devam edecektir)
Saat: 12:00 - 18:00
Yer: Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi
Adres: E5 Karayolu Gürpınar Kavşağı, 34522, Beylikdüzü, Büyükçekmece