31 Mart 2012 Cumartesi

Aleviler: Davamız mahşere kalmayacak

Sivas katliamı davasının zaman aşımından düşürülmesine karşı İstanbul Kadıköy'de buluşan on binlerce Alevi, adalet istedi. Zaman aşımı kararını tanımadıklarını belirten Aleviler, AKP'ye "Davamız mahşere kalmayacak" diye seslendi.



Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Derneği ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu'nun da aralarında olduğu Alevi örgütleri, Sivas katliamı davasının zaman aşımından düşürülmesini protesto etmek için Kadıköy'de miting düzenledi. Miting için Tepe Nautilus, Haydarpaşa Numune Hastanesi, Altıyol ve EBK olmak üzere dört ayrı noktada toplanıldı.

Mitinge, ABF'ye bağlı 34 örgütün yanı sıra yöre dernekleri, "Baskıya, zulme, sömürüye karşı birleşiyoruz" yazılı HDK pankartı ve bayraklarının arkasından BDP, EMEP, ESP, SGD, LÖB, SODAP ile birlikte ÖDP, Demokratik Haklar Federasyonu, Partizan, CHP, TKP, Halkevleri'nin de aralarında olduğu çok sayıda siyasi parti ve örgüt ile Eşber Yağmurdereli, eski bakan Ziya Halis, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve Hüseyin Aygün katıldı. Avcılar'da belediye tarafından yıkılan Yeşilkent Cemevi de pankart ve dövizleriyle mitingde yer aldı.

CAFERİLER DE KATILDI

Alevilerin mitinginde ilk kez Caferiler de yer alırken, aynı zamanda muhalif taraftar grupları Devrimci Trabzonsporlular, Açık Sol Fenerbahche ve Çarşı da alanda pankartlarıyla yer aldı.

Kortejin en önünde "Sivas katliamı insanlık suçudur. Zaman aşımına hayır" ve Sivas katliamında yaşamını yitirenlerin fotoğrafları ile "Unutmadık, unutturmayacağız" yazısı olan pankartlar taşındı. Son günlerde çeşitli illerde gündeme gelen Alevilerin evlerinin işaretlenmesine de tepki gösterildi, "Buradayız, Aleviyiz. Bizi de işaretleyin" yazılı dövizler taşındı.

Yürüyüş boyunca, "Davamız mahşere kalmayacak", "Zaman aşımını tanımıyoruz", "Sivas'ı yakanlar AKP'yi kuranlar", "Sivas'ın hesabı sorulacak", "Dur de zaman aşımına dur de", "Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek", "Dersim, Sivas, Koçgiri; unutulmaz hiçbiri", "Roboski'den Sivas'a adalet istiyoruz", "Pir Sultanlar ölmez, direniş sürüyor", "Sivas'ın ışığı sönmeyecek" sloganları atıldı.

Miting programı, Sivas katliamında yaşamını yitirenlerin tek tek isimlerinin okunmasıyla başladı. Kürsüden yapılan konuşmalarda, Uludere ve Kızıldere katliamlarında yaşamını yitirenler de anıldı.

Semah gösteriminin yapıldığı mitingde, Sivas katliamında yaşamını yitirenlerin aileleri kürsüden halkı selamladı. Ailelerden, Metin Altıok'un kızı Zeynep Altıok, Handan Metin'in ablası Şehriban Metin, Gülsüm Karababa'nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Yeşim Özkan'ın babası Hikmet Özkan, Nesimi Çimen'in kızı Saniye Çimen, Asuman ve Yasemin Sivri'nin ağabeyi Yalçın Sivri katıldı.

'MERHAMET DİLENMİYORUZ, ADALET İSTİYORUZ'

Aileler adına bir konuşma yapan Zeynep Altıok, "19 yıldır süren bir acıyı yaşıyoruz. 19 yıl boyunca adaleti bulmak için her şeyi yaptık. 19 yıl bizimle alay ettiler" dedi. Sivas katliamının yanı sıra Uludere, Maraş, Gazi için de adalet istediklerini dile getiren Altıok, ekledi: "Biz kimseden merhamet dilenmiyoruz, adalet istiyoruz."

'ADALET TERAZİSİNİN DENGESİ BOZULMUŞ'

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, konuşmasına iki gün önce Ankara'da 4+4+4 eğitim yasasına karşı direnen emekçileri selamlayarak başladı. "33 canımızı Sivas'ta yakan canileri akladılar" diyen Güzelgül, zaman aşımı kararını kabul etmediklerini, insanlık suçlarında zaman aşımı olamayacağını söyledi. İnsanlığa karşı en büyük kötülüğün insan onurunun ayaklar altına alınması olduğunu kaydeden Güzelgül, "Onurumuz için mücadele ediyoruz" dedi.

Güzelgül, "Adalet terazisinin dengesi bozulmuştur. Biz bu dengeyi sağlamak adına buradayız. Mücadele yeni başlıyor" diye konuştu. Güzelgül, zaman aşımı kararı için "hayırlı olsun" diyen Başbakan Erdoğan'ın nefret suçu işlediğini dile getirdi. Erdoğan'ın Mübarek'e "Tahrir'in sesine kulak ver" dediğini hatırlatan Hüseyin Güzelgül, "Başbakan Kadıköy Meydanı'na kulak versin" diye seslendi. Güzelgül, halk ile bir sorunları olmadığını vurguladı, Alevileri yok etmeye çalışan, nefret suçu işleyen bir iktidar ile karşı karşıya olduklarını anlattı.



SÜNNİLERE ÇAĞRI

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, "Bu dava yarıda kalmayacak, mahşere kalmayacak. Katillere zaman aşımı uygulayanlar bilsin ki onlar insanlığın vicdanında katil olarak kalacaklar" dedi. Sünnilere seslenen Geçmez, "Siz özgür olursanız biz de özgür oluruz. Bizim davamızı sahiplenirseniz kardeşlik değerli olur" diye konuştu. Geçmez, Uludere katliamına da değindi, Sivas katliamının yanı sıra, Gazi, Maraş, Çorum katliamlarını, Denizleri, Mahirleri unutturmayacaklarını kaydetti. Geçmez, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı istediklerini dile getirdi.

Avrupa Alevi Dernekleri Başkanı Turgut Eker, "Madımak'ı yakanlar bugün iktidardaysa, onun karşısında bu ülkenin yiğit insanları hepimiz bir araya gelerek gazlara rağmen mücadeleye devam edebiliriz. KESK emekçileri gibi hayatın her alanında direnmeliyiz. Direnirsek kazanacağız. Bu ülkeyi Tayyip Erdoğan'a teslim etmeyeceğiz" diye konuştu.

'SEN ALEVİLERİN BAŞBAKANI DEĞİLSİN'

Alevi Kültür Dernekleri Başkan Yardımcısı Engin Gündük, Erdoğan'a "Sen Alevilerin Başbakanı değilsin. Bundan sonra senin anladığın dilde konuşacağız" diye seslendi.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel, Başbağlar, Uludere, Maraş'ı hatırlattı, "Tarihimiz katliamlarla dolu" dedi. Alevi-Sünni çatışması yaratılmak istendiğini kaydeden Özel, Alevilerin hiçbir zaman kimse ile çatışmadığını, kimsenin köyünü basmadığını, kimseyi öldürmediğini, duvarlarına yazı yazmadığını söyledi. Özel, Başbakan Erdoğan'ın bölücülük yaptığını, seçim meydanlarında Alevileri yuhalattığını hatırlattı.

'ÖNCE İNSAN OLMAK GEREKİR'

Özel, 4+4+4 yasasını da eleştirdi, bu yasa ile Alevilerin asimile edileceğine işaret etti. Başbakan Erdoğan'ın sık sık Hz. Ali'yi sevdiğini söylediğini dile getiren Özel, "Ali'yi sevmekle Alevi olunmaz. Önce insan olmak gerekir" dedi.

Konuşmalardan sonra Pınar Sağ, Onur Akın, Selda Bağcan, Gülcan Koç, Ferhat Tunç sahne aldı.

Kaynak: ETHA

* Video: Bianet

Hamile köpeği döverek öldürdüler

Konya'da hamile bir sokak köpeği sopa ve hortumlarla dövülerek öldürüldü, aynı bölgede dövüldüğü belirlenen 5 yavru köpek ise barınağa götürüldü.


Konya'nın Meram ilçesi Havzan Mahallesi’nde çocuklar tarafından yavru köpeklerin sopa ve hortumlarla dövüldüğü, bir köpeğin de dövülerek öldürüldüğü ihbarı üzerine Konya Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği yetkilileri bölgeye gitti.

Belirtilen alanda yapılan kontrollerde dövülerek öldürüldüğü iddia edilen köpeğin hamile, karnındaki yavruların da cansız olduğu belirlendi.

Gözyaşlarına hakim olamayan Konya Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Ümit Sürmeli, kendisini telefonla arayan bir vatandaşın bir köpeğin dövülerek öldürüldüğünü, yavru köpeklerin de sopa ve hortumlarla dövüldüğünü ihbar ettiğini söyledi.

Olay yerine geldiklerinde öldürülen köpeğin hamile olduğunu fark ettiklerini ifade eden Sürmeli, şunları kaydetti:

"Köpeği ve karnındaki yavrularını tekmeleye tekmeleye öldürmüşler. Aynı bölgedeki yavru köpekler de dövülmüş. Onları barınağa götürüp götürmeme konusunda ikilem içinde kaldım. Yavruları götürsem ’anne gelip arayacak mı’ diye düşündük ama bırakamıyorum. Çünkü çocuklar gelip dövüyorlarmış. Mecburen barınağa alıp götürüyoruz. Çok üzücü bir olay. Öldürülen köpek çok sağlıklı bir köpekmiş, karnında yavruları vardı. Hatta bize karnındaki yavrular kımıldıyor gibi geldi. Hemen veterinere götürüp aldıracaktık fakat bir süre sonra kıpırtı olmadığını, yavruların da cansız olduğunu fark ettik. Döve döve yavruları da öldürmüşler. O tekmeleri, darbeleri yiyince anne de ölmüş."

Anne babalara merhamet ve sevgiyi öğretme çağrısında bulunan Sürmeli, bu olayda yaşananların bazı anne ve babaların çocuklarını iyi yetiştiremediğini gösterdiğini savundu.

Bu hayvanlara bu eziyeti yapanların ilerleyen yaşlarda her türlü suçu işleyebileceğini dile getiren Sürmeli, "Bu çocuklar hem ülkenin başına bela olur hem de anne ve babanın, ailenin başına bela olur. Sevgisiz ve merhametsiz yetişen bir çocuktan bir şey beklenmez. O nedenle anne-babalardan isteğimiz çocuklarına merhamet ve sevgi aşılasınlar" diye konuştu.

Köpeklerin dövüldüğüne şahit olduklarını iddia eden çocuklardan 11 yaşındaki Sude Kurban, tanımadıkları çocukların, köpekleri sopa ve hortumlarla dövdüklerini ileri sürdü.

Çocuklar gözyaşlarına boğuldu


Yavru köpeklerin bağırtılarına daha fazla dayanamayarak, çocukların üzerine doğru koştuklarını ifade eden Kurban, "Biz gelince köpekleri döven çocuklar kaçtı. Yavru köpekler, sürekli dövüldüğü için çok saldırgan, çok acı çekmişler. Biz gördüklerimizi büyüklerimize anlattık. Onlar da derneğe haber etmişler" dedi.

Ölü köpek, toprağa gömülmek üzere dernek aracına alındı. Köpeklerin dövüldüğünü ihbar eden küçük çocuklar da yavru köpekleri götürülmeden son kez kucaklarına alıp sevdi.

Küçük çocukların, "Bunlar daha kendilerini koruyamıyorlar, ne istediniz bu hayvanlardan" diyerek gözyaşı dökmesi duygusal anların yaşanmasına neden oldu. Daha sonra yavru köpekler de barınağa götürüldü.

Sokak köpekleri hedef oldu

Konya Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Ümit Sürmeli, "Ankara’da köpeklerin saldırısı sonucu bir kişinin öldüğü" haberlerinin, köpek katliamı için fırsat kollayan belediyeleri harekete geçirebileceği uyarısında bulundu.

Sürmeli, "Ankara Eryaman’da bir kişinin sokak köpeklerinin saldırısına uğraması sonucu öldüğü" yönündeki haberleri internet siteleri ve gazetelerden üzüntüyle okuduklarını belirtti.

Her şeyden önce bir kişinin ölmesinin son derece üzüntü verici olduğunu, ölen kişiye Allah’tan rahmet dilediğini ifade eden Sürmeli, ancak haberdeki bazı unsurların kendilerini olaya şüpheyle bakmaya sevk ettiğini, ölüm nedeninin köpeklerin saldırısı mı yoksa kalp krizi gibi başka bir unsur mu olduğunun henüz kesin olarak bilinmediğini vurguladı.

Bu olayın haberleştirilme ve kamuoyuna yansıtılma biçiminde yanlışlıklar ve eksiklikler olduğunu savunan Ümit Sürmeli, "Her zaman horlanan, belediyelerin yeterince sahip çıkmadığı, taşlanan hatta kurşunlanan sokak köpekleri burada yine hedef haline getirildi" dedi.

Sürmeli, o bölgede önceden köpeklere eziyet edilmesi, köpeklerin korkarak savunmaya geçmeleri ya da kişinin aşırı şekilde köpeklerinden korkup paniklemesi gibi durumlar dışında sokak hayvanlarının durduk yere insana saldırmadığını söyledi.

"Katliam için fırsat olmasın"

"Bu haber, köpek katliamı için fırsat kollayan belediyeleri harekete geçirebilir" diyerek endişesini dile getiren Sürmeli, şunları kaydetti:

"İlgili kanun, sokak hayvanlarının korunması, kısırlaştırılması, karınlarının doyurulması ve bakımlarının yapılması sorumluluğunu belediyelere vermektedir. Pek çok belediye bu sorumluluktan maalesef kaçıyor ve kendi sorumluluğunu yerine getirmek şöyle dursun, bu köpeklerden bir şekilde kurtulmaya çalışıyor. Çok üzücü ancak yakın tarihlerde belediyelerin sokak hayvanı katliamlarına ya da katliam girişimlerine tanık olduk. Geçtiğimiz günlerde Ankara’da yaşanan olayın da bu tür belediyelere hayvan katliamları için cesaret vermesinden endişe ediyoruz. Çünkü bir tinerci bir kişiyi bıçakladığında bölgedeki tüm tinerciler öldürülüyor mu? Onlar da can taşıyor, onların da tıpkı insanlar gibi bu dünyada bizimle birlikte yaşamaya hakları var."

Sürmeli, bu tür hayvan itlaflarına hevesli belediyelere, hayvan hakları kuruluşlarının asla müsaade etmeyeceklerini sözlerine ekledi.

Kaynak: Posta

Yalovalılar termik santral istemiyor

Yalova'da termik santral ve kimyasal depolama terminaline karşı çıkan dernekler oturma eylemi yaptı.

Yalova'nın Taşköprü beldesine kurulmak istenen kimyasal depolama terminali ile termik santrale karşı çıkan 38 kitle örgütünün oluşturduğu platform oturma eylemi düzenledi.

Yaklaşık 300 kişi ellerindeki pankartlarla Yalova'da kimyasal depolama ve termik santral istemediklerini dile getirdi.

Kitle adına açıklama yapan Yalova Barosu Çevre Komisyonu Üyesi Safiye Yüksel Baykara, "Biz şehrimizde kömür yakıtlı termik santraller ve kimyasal depolama terminallerine yer olmaması yönündeki halk iradesini destekliyoruz. Yalova'nın yerel meclisleri, büyük çabalarla Yalova'nın kendi iradesiyle yaptığı 1/25 binlik çevre düzeni planını korumalı, ilin deprem riskini ve halkın sağlıklı çevrede yaşama hakkını gözetmelidir. 2011 Ocak ayında termik santral ve yeni kimyasal depolamaları sınırlayan plan notları kararlarını alan yerel meclislerimiz, Yalova halkının iradesini göstererek bu anlamda şehir tarihine önemli bir not düşmüşken, alınan bu kararlardan geri dönüş yapılması asla kabul edilemeyecek bir durumdur" dedi.

Yalovalıların 1999 depremini kimyevi sızıntı felaketiyle birlikte yaşadığını hatırlatan Baykara, "Yalovalıların daha fazla kapasite artışına ve daha fazla riske tahammülleri yoktur. Termik santral ve kimyasal depolama dayatmasına hayır diyecek irade Yalova siyasetçilerinde vardır ve olmalıdır. Söz konusu tesislerin yerleşim alanlarına yakınlığını, sağlık koruma bantlarının olmadığını, taşıdığı riskleri görmezden gelerek çocuklarımızın geleceğini riske atanlar, bu davranışlarının vicdani ve hukuki sonuçlarına da katlanmak durumunda kalacaklardır. Yerel meclislerimizin hiçbir baskıya boyun eğmeden ilimizin menfaatlerini savunma noktasındaki çizgilerini devam ettireceklerine inanıyoruz" diye konuştu.

Platform üyeleri açıklamanın ardından Uğur Mumcu Kültür Merkezi önündeki oturma eylemini bir süre daha devam ettirerek eylemi sona erdi.

Kaynak: ETHA

F oturmaları 12. haftasında

Hasta tutuklular için Kadıköy'de bir araya gelen insan hakları savunucuları, "Hapishanelerde yaşamak, tedavi olmak şans, insaf işi olmaktan çıkmalıdır" dedi.



İHD İstanbul Şubesi, F tipi hapishanelere karşı yaptığı F oturmalarının 12.'sini Kadıköy'de gerçekleştirdi.

Siyahlar giyinip oturarak F çizen İHD üyeleri, yere hasta tutukluların isimlerinin olduğu dövizler bıraktı.

İHD adına açıklama yapan Burhan Öztürk, hapishanelerin yasakların, olanaksızların en yoğun biçimde yaşandığı yerler olduğunu söyledi. Öztürk, "Hasta mahpusların durumu yaşanan baskıların misli ile fazla olması, eziyetin işkencenin katmerleşmesi anlamına geliyor" dedi.

Hasta tutukluların sağlığa ulaşmada bin bir türlü zorlukla karşılaştığını söyleyen Öztürk, sevklerin yapılmadığını, sevk olsa bile yetersiz muayene, mahpus koğuşunun bulunmaması, görevli jandarmanın güçlük çıkarması, kelepçeli muayene dayatılması gibi bir çok zorlukla karşılaştıklarını, bu nedenle muayene olmadan ya da gerekli bakımı görmeden hapishaneye geri gönderildiklerini söyledi.

Ağır kalp hastası Fatma Tonak ve hastalık nedeniyle bilincini yitiren Necmi Aksoy'un hala hapishanede tutulduğunu ifade eden Öztürk, "Hapishanelerde yaşamak, tedavi olmak şans, insaf işi olmaktan çıkmalıdır. Bunlar mahpusların temel haklarıdır" dedi. Burhan Öztürk, hasta tutukluların derhal serbest bırakılmasını istedi.

Eylem, "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek", "Tecrit işkencesine son" sloganları ile sona erdi.

Kaynak: ETHA

Direnişteki Elta işçilerinden dayanışma çağrısı

İşten atılan Elta Gemi Elektrik işçileri, direnişlerinin 17'nci gününde bir mektup yayınladı. "Evimize ekmek götürmekten başka bir derdi olmayan, yıllarını tersanelerin paslı demirlerine bırakmış işçileriz…" diyen işçiler, dayanışma çağrısında bulundu.

Tuzla tersaneler bölgesindeki RMK tersanesinde, Koç grubuna bağlı çalışan taşeron Elta Gemi Elektrik şirketi bünyesindeki işçiler, ücretlerine zam istediği için işten atıldı.

17 gündür direnişte olan işçiler bugün bir mektup yayınladı. işçiler dayanışma çağrısında bulundu. Direnişteki Elta işçileri yayınladıkları mektupları şunları söyledi:

"Bizler maaşlarımıza zam istediğimiz için suçlu olduk. İş akitlerimiz feshedilmediği halde işe giriş kartlarımız keyfi bir şekilde iptal edildi.

Evimize ekmek götürmek, biriken kiralarımızı, faturalarımızı, kredilerimizi ödeyebilmek için, geriye dönük haklarımızı, tazminatlarımızı alabilmek için boyun eğmedik ve direnişe geçtik. Bizler yılmadan, direnişimize devam ediyoruz. RMK Tersanesi önündeki direnişimize 15. gününde polisler saldırdı. Bizleri zorla gözaltına aldı. Bunu da RMK yönetimi yaptırdı.

Çalışma koşullarını ağırlaştırarak dayattıkları kölelik yetmiyormuş gibi, en insani ve kanuni olan taleplerimizi de zorbalıkla ve baskıyla sindirmeye çalışıyorlar. Bu zorbalıkları ve hak gasplarını da ancak dayanışma ile aşılabiliriz. Siz duyarlı kamuoyunu bizlerin yükselttiği bu sese kulak vermeye, sesimize ses katmaya çağırıyoruz."

Kaynak: ETHA

'Tarım ilaçları öldürüyor'

Endüstriyel tarımda kullanılan ilaçların insanlar dahil doğadaki bütün canlılara zarar verdiğine dikkat çekildi.


Çiftçi-Sen ile Ziraat Mühendisleri Odası ayrı ayrı yaptıkları açıklamada, tarımda kullanılan ilaçların zehir olduğuna dikkat çekti.

Çiftçi-Sen Genel Merkezi, “kimyasal tarım ilacı kullanımı” tartışmasıyla ilgili yazılı açıklama yaptı. Tarımsal üretimde kullanılan kimyasal ilaçların, insanlar dahil, tüm canlılar, doğa ve ekosistem için zararlı ve öldürücü olduğuna vurgu yapılan açıklamada, bu ilaçların zehirli olduklarının altı çizildi.

Endüstriyel tarım tarzında kullanılan böcek, ot ve mantar öldürücü ilaçların dünyada her yıl 2 milyon ton, Türkiye’de ise 32 bin tonun üzerinde kullanıldığı belirtilen açıklamada, “İlaç kullanımı ile yok edilen canlıların, birçoğu yararlı ve ekosistemi dengede tutmak için, yaşaması gereken canlılar olduğunu düşündüğümüzde; kimyasal ilaçların ekosistemdeki yıkıcılığı, yok ediciliği kolayca anlaşılacaktır” denildi.

Birçok böcek öldürücü ilacın, böceğin sinir sistemi üzerine etki yaparak, solunum kaslarında felce yol açarak ölümüne neden olduğu ifade edilen açıklamada, bu ilaçların insan ve diğer hayvanlar üzerinde de aynı zararlı etkiyi gösterdiği belirtildi. Buna göre, kimyasal ilaçların akut veya kronik zehirlenmeyle oluşturdukları başlıca riskler şöyle:

“Kanser, düşük, ölü doğum, düşük doğum tartısı, doğumsal sakatlıklar ve yeni doğan döneminde ölümler gibi doğumla ilgili riskler, zeka özrü ve davranış bozuklukları gibi sinir sistemi hasarları; kısırlık, sperm sayısında azalma ve üreme organlarında kanser gibi endokrin sistem bozuklukları. Kimyasal ilaç uygulayıcı çiftçilerin, kalp hastalığı, inme ve kanser gibi nedenlerden dolayı ölme risklerinin yanında; çocuklarının da kansere yakalanma riskinin arttığı uzmanlarca da belirtiliyor.”

Tarım alanında bu konuyla ilgili Türkiye’de çiftçilere bilgiyi ulaştıracak yapının dağıtıldığı ifade edilen açıklamada, “Bütün bu gerçekleri görmezden gelen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı, Greenpeace’in hazırladığı raporda Türkiye’de üretilen biber, armut ve üzümün en tehlikeli ürünler arasında yer almasına tepki göstermektedir. İddiaları Türkiye’nin hak ve menfaatlerine zarar verdiğini söyleyen Tarım Bakanı böylesi bir durumun ortaya çıkmasının nedeninin ülkede uygulanan tarımsal politikaların sonucu olduğunu ve bu politikaların değişmesi gerektiğinin üstünü örtmektedir" denildi.

Çiftçi-Sen, endüstriyel tarım yerine bilgiye, bilgi paylaşımına dayalı küçük çiftçi üretimine geçilmesi gerektiğini ifade ettiği açıklamada, bu amaçla ekosisteme uygun, canlıların sağlığı için risk oluşturmayacak, sağlıklı ürünlerin üretilebilmesine devletin destek olması gerektiği kaydedildi.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık da yaptığı açıklamada, gıda güvenliğinin sağlanabilmesi için tarımın gerçek anlamda desteklenmesi, çiftçinin mühendislik hizmeti alabilecek seviyeye yükseltilmesi, gıda denetimleri ve denetimci sayılarının artırılması, gıda işletmelerinde ziraat, gıda, kimya mühendislerinin istihdamının zorunlu hale getirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Kaynak: ETHA

Cumartesi Anneleri, Bakan'dan hesap sordu

366 haftadır gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları, Bakan Ergin'e tepki göstererek, "Göreviniz yurttaşlara ayrımsız adalet sunmak değil mi" diye sordu.



Cumartesi Anneleri ve kayıp yakınları, 366. kez Galatasaray Meydanı'nda bir araya gelerek, kayıpların mezar yerlerinin açıklanmasını ve faillerin yargılanmasını istedi.

Kayıp yakınları, bu hafta kaybın hikayesini anlatmak yerine Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e seslendi. Cumartesi Anneleri, görüşme taleplerini, "Mühim işlerim var, vaktim yok" diyerek reddeden Bakan'a tepki gösterdi.

'ANNELER DİNLENMEDEN YARGI REFORMU YAPILAMAZ'

İHD Gözaltında Kayıplar Komisyonu adına yapılan açıklamada, yeni yargı paketinin gündemde olduğu hatırlatılarak, "Evlatları devletin güvenlik güçlerince gözaltında kaybedilen, failleri cezasızlık zırhıyla korunan bu annelerin taleplerini dinlemeden yapılacak yargı paketi göz boyamadan ibaret olacaktır" denildi.

İnsan hakları savunucuları, Bakan Ergin'e şöyle seslendi: "Sizin göreviniz yurttaşlara ayrımsız adalet sunmak değil mi? Biz adalet hizmeti alma hakkı olan yurttaşlar değil miyiz?"

Açıklamanın ardından, Cumartesi Anneleri'nden Berfo Kırbayır, Hediye Coşkun, Emine Ocak, Zeycan Yedigöl'ün yazdığı mektuplar okundu.

RAPOR VAR, MEZAR YOK

Cemil Kırbayır'ın annesi 104 yaşındaki Berfo Ana, oğlunun akıbetini araştırmak için Meclis Araştırma Komisyonu kurulduğunu, komisyonun raporunda "Cemir Kırbayır gözaltında işkence sonucu öldürülmüş ve işkenceciler tarafından bedeni kaybedilmiştir" denildiğini hatırlattı.

'DAVAMIZ MAHŞERDE DE SÜRECEK'

1 yıldır oğlunun mezarının bulunması ve faillerinin yargılanması için adım atılmadığını belirten Berfo Ana, "Son nefesimize kadar çocuklarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Bu dünyada bize cehennemi yaşatanlar bilsinler ki, davamız mahşerde de sürecek" diyerek mektubunu noktaladı.

'BEKLİYORUM, SABIRSIZIM'

Dargeçit kayıplarından Abdurrahman Coşkun'un annesi Hediye Coşkun, Dargeçit'te yapılan kazılarda insan kemikleri bulunduğunu, kemiklerin DNA testi için Adli Tıp Kurumu'na götürüldüğünü belirtti.

DNA testi sonuçlarının hızlanması için Sadullah Ergin'le görüşmek istediğini kaydeden Hediye Coşkun, "Bekliyorum... Sabırsızım... Oğlumun kemiklerine sarılmak, filinta oğlumla dertleşeceğim bir mezarım olsun istiyorum" dedi.

Coşkun, Dargeçit kayıplarını duyuran Özgür Gündem Gazetesi'ne yönelik kapatma kararını da kınadı.

ADALET KAÇIYOR, EMİNE ANNE KOVALIYOR

Hasan Ocak'ın annesi Emine Ocak, mektubunda, mezar yerini bulduğu oğlunun katillerinin yargılanmasını talep etti. Anne Ocak, "Bu topraklarda adalet kaçıyor, ben kovalıyorum. Neden takipsizlikle sonuçlanan kayıp davaları yeniden etkin bir biçimde soruşturulmuyor" diye sordu.

'EVDE BİTMEYEN MATEM VAR'

12 Eylül darbesi döneminde kaybedilen Nurettin Yedigöl'ün annesi Zeycan Yedigöl ise darbeciler ve işkenceciler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu hatırlatarak, "31 yıldır oğlumdan bir haber bekliyorum. Sayın Bakan, 31 yıl evlat yolu gözlemek nasıl bir duygudur biliyor musunuz? Bizlerin evinde bitmeyen, azalmayan bir matem var biliyor musunuz" dedi.

Kaynak: ETHA

Köpekler linç ediliyor, yakılıyor!

Etimesgut'ta bir grup, İranlı bir kişinin köpeklerin saldırısı sonucu hayatını kaybettiği haberleri üzerine, Eryaman'da 5 köpeğin yakılarak öldürüldüğünü belirterek protesto gösterisi düzenledi.


Etimesgut Belediyesi önünde toplanan vatandaşlar, geçtiğimiz Pazartesi günü spor yapmak için yürüyüşe çıkan İran uyruklu bir kişinin Eryaman'da köpeklerin saldırısı sonucu hayatını kaybettiği iddialarının gazetelerde yer almasının ardından, bölgede yakılarak öldürülmüş 5 köpek bulduklarını ifade etti.



Grup adına konuşan Medar Çoban, "İran uyruklu kişinin ölüm nedeni Adli Tıp Kurumu'ndan çıkmamışken bu şekilde kamuoyuna sunulmasını kınıyoruz. Köpekler, kendilerine zarar verilmediği sürece insanlara saldırmaz. Konuyla ilgili emniyet ve belediye görevlilerinin acilen inceleme başlatmasını istiyoruz" dedi.

Yakılarak öldürülen bir köpeği belediyenin önündeki kaldırıma bırakan grup, olayı ıslık ve alkışlarla protesto etti.

Kaynak: Etimesgut.biz

Mültecileri NATO öldürdü

Libya'da yaşanan gerici çatışmadan kaçarak Avrupa'ya ulaşmaya çalışan bir teknede geçen sene yaşanan 63 ölümden NATO'nun sorumlu olduğu ortaya çıktı.

Libya’da geçen yıl yaşanan çatışmalardan kaçarak Avrupa’ya iltica eymeye çalışırken Akdeniz’de hayatını kaybeden 63 mülteciyle ilgili Avrupa Konseyi’nin hazırladığı raporda, ölümlerde NATO’nun ihmali olduğu ortaya konuldu.

Rapora göre, Akdeniz'de iki hafta boyunca sürüklenen teknedeki 72 kişiden 63'ünün ölümünde NATO gemilerinin ve Avrupa ülkelerinin sahil güvenlik birimlerinin ihmalleri ve hataları büyük rol oynadı.

Avrupa Konseyi müfettişlerinin dokuz aylık incelemeler sonunda hazırladığı raporda, NATO'nun insan hayatının değeri konusunda çifte standartlı davrandığı kaydedildi.

Tekneden gelen yardım çağrısının, Roma Deniz Kurtarma Koordinasyon Komitesi'nden (MRCC) NATO'ya gönderildiğine dikkat çekilen raporda, NATO'nun Napoli'deki karargahının mesajı bölgedeki gemilere iletmediği vurgulandı.

Raporu hazırlayanlardan Tineke Strik, Guardian'a yaptığı açıklamada, gemidekilerin Afrika'dan gelmeleri nedeniyle ihmal edildiğini belirtti.

O sırada bölgede bulunan İspanya'ya ait Méndez Núñez fırkateyninin ve İtalya'ya ait Borsini savaş gemisinin de yardım çağrısını aldığı, ancak yanıt vermediği kaydedildi.

Geçen yıl Mart ayında gerçekleşen olayda, tekne iki hafta kadar Akdeniz'de sürüklendikten sonra İtalya'nın Lampedusa limanına ulaşmıştı.

Kaynak: ETHA

OSMAN EVCAN "VEGAN YEMEK" MÜCADELESİNİ KAZANDI!

Menşei hayvan olan hiçbir yemeği yemeyerek ve hayvansal katkı içeren hiçbir ürünü kullanmayarak vegan yaşam tarzını benimseyen anarşist tutsak Osman  Evcan, cezaevi idaresinin bu yaşam tarzına dikkat etmemesi nedeniyle basında  geniş yer bulmuştu. 3 Aralık 2011 ve 12 Ocak 2012 tarihleri arasında 42 gün boyunca sürdürdüğü açlık grevinin sonunda, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı'nın açıklamasının ardından cezaevi yönetimi,  vegan ve vejetaryen mahkûmların yaşam biçimlerine gereken özenin artık  gösterileceğini açıklamıştı.

28 Mart 2012’de Resmî Gazetede 28247 sayı ile yayımlanan "HÜKÜMLÜ VE TUTUKLULAR İLE CEZA İNFAZ KURUMLARI PERSONELİNİN İAŞE YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK" ile "Hasta hükümlü ve tutukluya, kurum hekiminin belirleyeceği besinler verilir.'' maddesi, "Hasta hükümlü ve tutukluya, diyetisyen veya hekimlerin belirleyeceği besinler verilir. İnancı gereği veya vegan, vejetaryen türü özel bir beslenme şekline sahip hükümlü ve tutukluların talepleri, iaşe miktarı ile sınırlı kalmak üzere karşılanır.'' maddesi mevzuata eklenmiş oldu. Böylelikle vegan ve vejetaryen mahkûmların yaşam tarzlarına gösterilmesi gereken asgari saygı, Türkiye'de ilk defa hukuksal anlamda garanti altına alınmış oldu. Ayrıca "vegan" kelimesi de ilk kez T.C. mevzuatına geçmiş oldu.

Yapılan bu yeni düzenleme ile cezaevlerinde geçmişten bugüne gerekli özenin gösterilmediği defalarca sabit olan vegan/vejetaryen beslenme ile ilgili yaşanan hak ihlallerinin ciddi derecede azalması bekleniyor.

Osman Evcan’ın vegan yemek talebi nasıl başlamıştı?

Osman Evcan'ın kardeşi Asiye Evcan, yaşanılan hak ihlalleri ile ilgili Yeryüzüne Özgürlük Derneği'ne bir mektup yazarak durumu bildirmiş ve dernekten destek istemişti. Bu hak ihlalinin duyurulmasının ardından, "Osman'a Vegan Yemek" kampanyası başlatılmış ve küresel dayanışma çağrılarının sonucunda İstanbul, İzmir, Eskişehir, Bursa'da ve Çek Cumhuriyeti'nde Osman Evcan'la dayanışmak için eylemler  düzenlenmiş ve Adalet Bakanlığı ile birçok yazışma da yapılmıştı. Milletvekili Melda Onur da Kırıkkale Valiliği İnsan Hakları Kurulu'ndan bir heyetle cezaevini ziyaret etmiş ve sorunları tespit ederek hak ihlallerini gündeme taşımıştı. Ayrıca Evcan'a destek olmak amacıyla anarşistlerce bir de duvar gazetesi çıkarılmıştı.

Kampanya Adresi: http://osmanayemek.tumblr.com/

Ermeni Gazetecinin Davası AİHM'de Kabul Edildi

Batman'da engelli kimliğini almak için gittiği Valilik Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'nde "Hristiyan olduğu" gerekçesiyle geri çevrildiği ve hakarete uğradığı iddiasıyla şikayetçi olan ve ilgili memur hakkında takipsizlik kararı verilince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvuran Ermeni gazeteci Cevat Sinet'in davası kabul edildi.

Batman'da yaşayan Ermeni gazeteci Cevat Sinet, 15 Eylül 2010'da engelli kimliğini almak için Batman Valiliği Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne gitti. Ancak görevli memur, iddiaya göre Sinet'e etnik ve dinsel kimliği ile engelli olması nedeniyle ağır hakaretlerde bulundu. Bunun üzerine Sinet, memur hakkında Batman Savcılığı'na başvurup şikayetçi oldu. Savcılık olayla ilgili takipsizlik kararı verdi. Bunun üzerine başvurduğu Mardin'in Midyat ilçesindeki Ağır Ceza Mahkemesi de itirazı reddedince Sinet, AİHM'e başvurdu. AİHM tarafından Sinet'in davası kabul edildi.

Yaşadıklarını unutamadığını belirten Cevat Sinet, davanın AİHM"de değil de Türkiye'de sonuçlanmasını istediğini belirterek, "Engelli kimliğimi kaybetmiştim, yenisini çıkarmak için Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne müracaat ettim. Kimliğimin Hıristiyan olması münasebetiyle oradaki memurenin hakaretine maruz kaldım. Hem engelli olduğum için, hem gayrimüslim olduğum için hakarete maruz kaldım. Irkçılık yapıldı, hala soyumuzun tükenmediğini söyleyerek beni azarladı. Bu olay beni çok üzdü. İşin hukuki yoluna başvurdum ve memur hakkında şikayetçi oldum. Ne yazık ki Batman'daki mahkemede kovuşturma ve soruşturmaya gerek görülmedi. Mardin'in Midyat ilçesindeki mahkemeye itiraz ettim. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi'nde de jet hızıyla bir karar çıktı, bir ay gibi kısa bir sürede karar çıktı ve itirazımız reddedildi. Türkiye'deki tüm iç hukuk yollarını tükettim. 2010'nun 4'üncü ayında AİHM'e müracaat ettim ve davam kabul edildi. Türkiye'de halen bu tür olayların yaşanması korkunç bir şey. Bu ülkede dinin, ırkın, mezheplerin son süreçte açık ve belirgin bir şekilde ortaya çıkması geleceğimiz açısından bizi ürkütüyor. Sürekli bu tür olaylara maruz kalıyorduk, normal rutin yol kontrollerinde bile birçok defa şahit olduğumuz şeydir. Korkuyordum bunu dile getirmeye ama bir yere kadar susma olmuyor, artık sesini çıkarman gerekiyormuş. Gazeteci olmak çok farklı bir şey, sesinizi en azından biraz da olsa duyurabiliyorsunuz. Belki biz sesimizi bir anlamda duyurabildik ama sesini duyuramayan bir sürü böyle insanlar var" dedi.

"AİHM'DE DAVAM KABUL EDİLDİ AMA YİNE DE MUTLU DEĞİLİM"

Davanın Türkiye'de sonuçlanmasını ve cezai işlem uygulanmasını istediğini belirten Cevat Sinet, "Gönül isterdi ki bu davanın Türkiye'de sonuçlanması ve Türkiye'de cezai işlemin uygulanmasıydı. Buradaki savcı ve hakimlerin daha duyarlı olması, daha akil davranması, tarafsız bir şekilde davranmasıydı. Ama görünen bütün davalarda ve Avrupa'daki AİHM davalarına baktığınız zaman ne kadar korkunç derecede davalar olduğunu görebiliyoruz. Keşke böyle olmasa, ülkemizdeki adalet sistemine ve anlayışına güvenebilsek ve buradan sonuç alınabilse, kendi ülkemizde adaleti sağlayabilelim. Davamın burada sonuçlanmasını isterdim, keşke burada sonuçlansaydı. AİHM'in davamı kabul etmesi konusunda çokta rahat değilim. Çünkü AİHM'in verdiği birçok kararların tarafsız olduğunu sanmıyorum. Davam kabul edildi ama yine de mutlu değilim."

"HERKES GİBİ, SIRADAN İNSANLAR GİBİ YAŞAMAK İSTİYORUZ"

Her Ermeni'nin yıllardır aşağılamalara, küçük düşürülmeye maruz kaldığını belirten Sinet, "En son Sayın Devlet Bahçeli'nin bir açıklaması oldu. Ermenilerin şehit sayılmaması gibi, bu kadar bir ayırımcılığa tabi tutuluyoruz. Sayın Bahçeli'nin sözleri ülkemizdeki ırkçılık anlamındaki en son somut verilerdir. İnsan oturup düşünmesi lazım, ırkçılık hangi halka yaramış, hangi topluma yaramış, ne gibi bir huzur getirmiş, ne gibi bir getirisi olmuş? Hiçbir getirisi olmayacak. Herkes gibi sıradan insanlar gibi yaşamak istiyoruz. Osmanlı döneminden beri sıradan insanlar gibi yaşadık ama bunun acısını, hep aşağılayıcı, dışlayıcı olduk ve bunu hep içimizde hissettik" dedi.

İHA
Kaynak: Haberler.com

30 Mart 2012 Cuma

''Gizli'' İbareli Rapora Göre, Termik Santaral Ölüm Saçıyor!

Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan araştırma ürkütücü bir gerçeği ortaya çıkardı.

Sağlık Bakanlığı'nın talebi üzerine Muğla İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan araştırma, Yatağan Termik Santrali'nin insan sağlığına verdiği zararları ortaya koydu. Araştırma sonucu son 2 yılda sadece Muğla'daki hastanelerde 35 kişinin akciğer kanserinden yaşamını yitirdiği, 60 kişinin de aynı rahatsızlık nedeniyle tedavi gördüğü belirtildi. Muğla Tabib Odası Başkanı Naki Bulut, bu rakamın Yatağan için alarm verici bir durum olduğunu söylerken, Yatağan Belediye Başkanı CHP'li Haşmet Işık ise, devletin bu konuda gerekli sağlık taramalarını yapıp, gerekli önlemi almasını istedi.

Yatağan'da 30 yıl önce faaliyete geçen termik santral, 2006 yılına kadar baca gazı arıtma tesisi olmadan çalıştırıldı. Santral, çevreye ve insan sağlığına verdiği zararla yıllarca ülke gündeminde kalırken, çevreciler bir çok kez eylem yaptı. Sağlık Bakanlığı, geçen 31 Ocak'ta Muğla İl Sağlık Müdürlüğü'ne konuyla ilgili bir yazı göndererek, araştırma yapılmasını istedi. Yazıda, bakanlık bünyesindeki Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı'nca yürütülen epidemiyolojik araştırmalar kapsamında, Yatağan Termik Santrali'nin çevreye ve insan sağlığı üzerine olan etkilerine ilişkin bilgilere ihtiyaç duyulduğu belirtilerek, bu kapsamda 2011 yılı içerisinde termik santrali ile ilgili yürütülen çalışmaların (denetim, ölçüm, vb.) bilgilerinde eklenerek rapor hazırlanması istendi. Yazıda ayrıca, ilçedeki kanser vakalarının tespitine yönelik de tanı tarihi, tanıyı koyan sağlık kuruluşu bilgileri ve diğer istenen bilgilerin eksiksiz bir şekilde bildirilmesi talep edildi.

'GİZLİ' İBARELİ RAPOR

Muğla İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hazırlanıp, 'Gizli' ibaresi ile gönderilen raporda, Muğla'daki hastanelerde 2010 ve 2011 yıllarında 35 kişinin akciğer kanserinden yaşamını yitirdiği, 60 kişinin de aynı rahatsızlık nedeniyle tedavi gördüğü belirtildi. Yazıda ölen ve tedavi gören kişilerin isimleri de tek tek belirtildi. Çeşitli tarihlerdeki kükürtdioksit oranının ölçümlerine de yer verildiği yazıda, baca gazı arıtma tesisİ takıldıktan sonra yapılan ölçüm sonuçlarının normal değer olan 400 mikrogram / metreküpün altında olduğu görüldü.

'RAPORUMUZ DİKKATE ALINMADI' İDDİASI

Konuyla ilgili görüşüne başvurulan Muğla Tabip Odası Başkanı Naki Bulut, santralle ilgili tehlikelere dikkat çekmek için 2000 yılında hazırladıkları raporun dikkate alınmadığını söyledi. "Yatağan için alarm çok önceden verilmeliydi" diyen Bulut, şunları söyledi:

"Türk Tabipleri Birliği'nin, bölgedeki hava kirlliği ile ilgili 2000 yılındaki araştırma raporu var. Daha sonra Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nin araştırmasıyla, bölgedeki koyunların kanında ciddi oranda toksit maddelere rastlandı ve karaciğer enzimleri yüksek bulundu. Bu da hayvanlarda ciddi bir zehirlenmenin olduğunu göstermekte. 2004 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nin yaptığı çalışmada ise 240 çocuktan 228'inin kanında kurşun düzeylerinin yüksek olduğu tespit edildi. Bölgedeki hekimlerin klinik gözlemleri de Yatağan'da kanser hastası sıklığının yüksek olduğu yönünde. Kanser vakalarının çok erken yaşta görüldüğünü, çok ender kanser türlerinin Yatağan bölgesinde daha sık gerçekleştiğini fark etmiş durumdayız. Tüm bunlar bizi 2006 yılında da bir çalışma yapma yoluna götürdü. Ege Üniversitesi ile birlikte bir proje hazırladık, Yatağan ile çevre ilçelerdeki kanser vakalarının tespitine yönelik bir çalışmaydı. Ne yazık ki kaynak bulamadığımız için bunu hayata geçiremedik. Sağlık Bakanlığı'nın bu konuda attığı adımı çok önemli buluyorum. Elimizdeki her türlü belge ve bilgiyi, deneyimlerimizi Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlüğüyle paylaşmaya hazırız."

'TESPİTLER DOĞRU İSE ALARM VERİCİ BİR DURUM'

Yatağan'da bir sağlık felaketi olduğunu bildiklerini ifade eden Bulut açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Ancak bu felaketin boyutlarının ortaya çıkartılması gerekiyor. Ortaya çıkacak duruma göre ilçede bir Onkoloji Hastanesi kurulması, çocukların sağlık taramasından geçirilmesi gündeme gelebilecek. Buradaki vatandaşların periyodik olarak kanser ve solunum sistemi hastalıkları açısından taramaları yapılabilecek. Bu nedenle bu çalışmanın bir an evvel kamuoyuyla paylaşılması ve Muğla'nın aydınlatılması gerektiğinin önemli olduğunu düşünüyorum."

NÜFUSA ORANLA CİDDİ BOYUTTA

Muğla İl Sağlık Müdürlüğü'nün raporundaki akciğer kanserinden ölen kişi ve hasta sayısı rakamının, ilçenin nüfusu gözönüne alındığında çok ciddi olduğunu belirten Muğla Tabip Odası Başkanı Naki Bulut şunları kaydett:

"Eğer tespitler doğru yapılmış ise alarm verici bir durum. Üstelik bu rakamlar sadece Muğla'daki hastanelerden ibaret. Muğla dışındakilerin de dikkate alınması durumunda rakamın daha da artacağı kesin. Ama öncelikle bilimsel bir araştırmanın yapılarak son 5 yıllık verilerin ele alınması ve bu ölümlerin ne kadarının kansere bağlı olduğunun tespit edilmesi gerekir. Bu halk sağlığı sorununun, bu afetin sonuçlarının ortaya konulması gerekir. Ancak bu sayılar bile alarm verici bir durumun olduğunu ortaya koymakta."

KANSER VAKALARI SAKLANIYOR İDDİASI

CHP'li Yatağan Belediye Başkanı Hasan Haşmet Işık ise kendilerinin yaptığı araştırmada da aynı sonuçlara ulaştıklarına dikkati çekerek şöyle konuştu:

"Geçmişte de santralin neden olduğu kirlilik nedeniyle insanların kanser olduğunu söylemiştik. Ancak, bu hastalıklar hep saklandı. Yatağan'daki bir köyden gidip, İzmir'deki bir hastanede kanser tedavisi gören hasta öldüğünde, hastaneden çıkartılırken teşhisi kalp krizi veya kolay bir teşhis konularak gönderiliyordu. Aslında Yatağan'da gerçekten kanserin gelişmesi santralle birlikte gerçekleşti. Bu çalışma gösterecektir ki, Yatağan'da üst solunum yolu hastalıklarına yakalanan vatandaşımızın sayısı çok fazla. Özellikle astım ve bronşit. Devletimizden bu konuda gerekli sağlık taramalarını yapıp, gerekli tedbiri almasını istiyoruz."

20 bin nüfuslu Yatağan'da, baca gazı arıtma tesisi takılmadan önceki yıllarda kükürtdioksit oranı 2 bin 500 mikrogram / metrekübe kadar çıkarken, satrale Çevre İl Müdürlüğü tarafından bir çok kez para cezası kesilmişti.

Gazeteport
Kaynak: Haberlink

'Efeoğlu için 5-6 Nisan'da Çağlayan'dayız'

TAYAD'lı aileler, gözaltında kaybedilen Ayhan Efeoğlu'nun mezarının bulunması için bir kez daha Taksim'deydi. TAYAD'lı aileler, "Ayhan Efeoğlu'nun mezarı nerede? Cevap alıncaya kadar susmayacağız" talebiyle 5-6 Nisan'da Çağlayan Adliye önünde açlık grevine başlayacaklarını duyurdu.


Gözaltında kaybedilen üniversite öğrencisi Ayhan Efeoğlu'nun mezar yerinin açıklanması için her Cuma Taksim'de eylem yapan TAYAD'lı aileler, bir kez daha Efeoğlu'nun nerede olduğunu sordu.

Taksim Tramvay durağında bir araya gelen TAYAD'lı aileler, Ayfan Efeoğlu'nun bulunması için 5-6 Nisan'da Çağlayan Adliyesi önünde açlık grevine başlayacaklarını duyurdu. Eylemde, "Kaybeden, katleden devlettir hesap soracağız", "Ayhan Efeoğlu'nun mezar yeri açıklansın" sloganları atıldı.

Burada açıklama yapan Nuri Cihanyandı, kontrgerilla elemanı Ayhan Çarkın'ın itiraflarına rağmen Ayhan Efeoğlu'nun mezar yerinin bulunması için herhangi bir adım atılmadığına dikkat çekti. Efeoğlu'nun devrimci olduğu için öldürüldüğünü kaydeden Cihanyandı, Efeoğlu'nun mezarı bulununcaya kadar mücadeleyi sürdüreceklerini belirtti.

Cihanyandı, 5-6 Nisan tarihlerinde Ayhan Efeoğlu'nun bulunması ve ailesine teslim edilmesi talebiyle Çağlayan Adliyesi önünde açlık grevine başlayacaklarını duyurarak kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptı.

Kaynak: ETHA

Vicdani Retçi Muhammed'e Yine 45 Gün Hava Değişimi

45 günlük hava değişimi sona eren vicdani retçi Delice'ye tekrar 45 gün hava değişimi verildi. GATA, Delice'yle ilgili kararını bu süre dolduktan sonra verecek.

Vicdani retçi Muhammed Serdar Delice'ye bir kez daha 45 gün hava değişimi verildi.

Delice, kendisine 14 Şubat'ta verilen 45 günlük hava değişiminin sona ermesiyle birlikte 26 Mart Pazartesi günü Malatya'da bulunan askeri birliğe gittikten sonra buradan Ankara GATA'ya sevk edildi. GATA'da üç gün süreyle muayene edilen Delice'ye bir kez daha 45 günlük hava değişimi verildi.

Muhammed Serdar Delice'nin avukatı Tayfun Çakır, Muhammed'le konuştuklarını ve kendisinin neden hala "askerliğe elverişli değildir" raporu verilmediğini, neden hala hava değişimleriyle zaman kaybedildiğini anlayamadığını söyledi.

"Ya askerliğe elverişlidir denilerek Muhammed 'asker' olarak tanımlanacaktı ya da askerliğe elverişli değildir denilerek 'çürük raporu' verilecekti."

"Ancak mahkeme bu sefer net bir karar vermeyerek Muhammed'e ikinci defa hava değişimi verdi. 45 gün sonra yine sevkini isteyecek ve sonrasında GATA'daki doktorlar tekrar değerlendirecek."

Delice 27 Kasım 2011'de "asker firarisi" olduğu gerekçesiyle tutuklandıktan sonra 14 Şubat 2012'de sevk edildiği Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde (GATA) yapılan muayenenin ardından 45 gün hava değişimi almıştı.

Hava değişimi verilmesine rağmen GATA çıkışında "yol tutuklusu" olarak iki haftayı aşkın süre Ankara Mamak Askeri Cezaevi'nde tutulan Delice, ardından serbest bırakılmış ve ailesinin yanına gitmişti.

Kaynak: Bianet

Özgür Gündem'e yönelik kapatma kararı kaldırıldı

Özgür Gündem'e verilen bir aylık kapatma cezası mahkeme tarafından kaldırıldı. Gazete 25 Mart'tan beri yayın yapamıyordu; mahkemenin kapatma kararına itiraz edilmişti.


Özgür Gündem gazetesine verilen bir aylık kapatma cezası mahkeme tarafından kaldırıldı.

Özgür Gündem gazetesine 24 Mart'ta  bir ay kapatma cezası verilmiş; gazetenin basımının yapıldığı Gün Matbaası'nı baskın yapan polisler, yarınki sayılarına el koymuştu.

14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği karara itiraz edilmişti, mahkeme itirazı kabul etti; kapatma kararı kaldırıldı.

Gazete yarın bir hafta aranın ardından yayınına tekrar başlayacak.

14. Ağır Ceza Mahkemesi, gazetenin 24 Mart tarihli sayısının 1, 8, 9, 10 ve 11. sayfalarında yer alan haber, yorum ve fotoğrafların "Örgüt propagandası" yaptığı iddiasıyla, gazeteye bir ay kapatma cezası vermişti; gazetenin 24 Mart ve 25 Mart'ta çıkacak tüm sayılarına el konulmasına karar vermişti.

Kaynak: Bianet

Salam, Kaşar, Gazoza 9 Yıl Hapis

17 yaşındaki B.A. eski çalıştığı kafeye açık pencereden girip gazoz içtiği, kaşar ve salamla karnını doyurduğu gerekçesiyle hakkında dokuz yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Adana'da 17 yaşındaki B.A. üşüdüğü için girdiği bir kafeteryada salam, kaşar yediği ve gazoz içtiği için "nitelikli hırsızlık" ve "işyeri dokunulmazlığını ihlal" suçlamalarıyla dokuz yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Radikal gazetesinden Mehmet Kaymak'ın haberine göre Adana'da Reşatbey mahallesinde oturan B.A. 23 Ocak akşamı ailesiyle tartıştıktan sonra evden ayrıldı.

Gece 02.00'ye kadar sokaklarda dolaşan B.A, üşüyünce daha önce çalıştığı kafenin açık olan camından içeri girdi ve gazoz içip dolapta bulunan kaşar ve salamla karnını doyurdu.

B.A.'yı sabah kafeyi açan işyeri sahibinin oğlu 16 yaşındaki M.T. uyurken yakaladı. B.A. önceden tanıdığı M.T.'ye "Kimseye bir şey söyleme" diyerek kafeden ayrıldı.

Kafe işletmecisi 52 yaşındaki Hasan T., olayı oğlundan öğrendikten sonra işyerinde yaptığı incelemede kaşar peyniri ve salamın yendiğini fark edince 20 liralık zararı olduğu iddiasıyla B.A. hakkında polise suç duyurusunda bulundu.

"Sadece karnımı doyurdum"

Suç duyurusu üzerine polis tarafından evinde gözaltına alınan B.A., verdiği ifadesinde hırsızlık suçlamasını reddetti.

"Evden kaçmıştım. Üşüyüp karnım acıkınca, daha önceden çalıştığım ve penceresi sürekli açık bırakılan kafeye girdim. Birkaç dilim kaşar peyniri ve salam yiyip bir kutu da gazoz içtim. Hırsızlık yapmadım."

Baklava çalan çocuklar altı yıl ceza almıştı

B.A.'nın başına gelenler, 1997'de Antep'te baklavacının kapısını kırarak baklava ve fıstık çalan 18 yaşından küçük çocuklar A.K, A.A, L.H ve 18 yaşındaki Metin Subaşı'nın yaşadıklarını hatırlatıyor.

A.K, A.A, L.H ve Metin Subaşı, çete oluşturarak hırsızlık yapmak suçundan yargılanmış, 18 yaşından küçük olan A.A., A.K ve L.H., altışar yıllık cezalarını ıslahevlerinden çektikten sonra serbest kalmış, olay tarihinde reşit olan Metin Subaşı ise dokuz yıl hapse mahkum edilmişti.

Kaynak: Bianet

Kentsel Dönüşüm Anlatan Bakan Bayraktar'a Ayakkabı Fırlatıldı

Gençlik Muhalefeti üyeleri, Okan Üniversitesi'nde kentsel dönüşüm hakkında konuşan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'a "Okuluna, ülkene, mahallene sahip çık" diyerek ayakkabı fırlattı; dört öğrenci gözaltına alındı.

Gençlik Muhalefeti üyeleri, kentsel dönüşümü anlatan Bakan Erdoğan Bayraktar'a ayakkabı fırlattı.

Okan Üniversitesi'nde Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve iş insanı Ali Ağaoğlu'nun katıldığı "Kentsel Dönüşüm ve Alternatif Model Arayışları" paneli düzenlendi.

"Gençlik Muhalefeti" üyeleri Erdoğan Bayraktar'ın kentsel dönüşümün faydalarını anlattığı sırada "Bizleri kandırmazsınız, halkın yanındayız" dedi.

"Okuluna, ülkene, mahallene sahip çık" sloganı atan öğrencilerden biri Bayraktar'a ayakkabı fırlattı. Güvenlik görevlileri müdahele ederek dört öğrenciyi gözaltına aldı.

Gençlik Muhalefeti bianet'e yaptığı açıklamada, kentsel dönüşümle birlikte sermayenin çıkarları doğrultusunda halka sorulmadan şehirlerin soylulaştırıldığını belirterek bu anlayışı protesto ettiklerini söyledi.

Gençlik Muhalefeti üyeleri, daha önce de IMF Başkanı ve AKP milletvekili Burhan Kuzu'ya da ayakkabı fırlatmıştı.

Kaynak: Bianet

NKP, Nükleer ÇED tutanağına itiraz etti

Mersin Nükleer Karşıtı Platformu, Akkuyu Nükleer Santrali'ne ilişkin ÇED toplantısı yapılamadığı halde yapılmış gibi gösterilmesine tepki gösterdi. Hazırlanan tutanağın düzeltilmesini istedi.

Mersin Nükleer Karşıtı Platform, Akkuyu Nükleer Santrali Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) toplantısına ilişkin Mersin Gazeteciler Cemiyeti'nde basın açıklaması yaptı.

Mersin merkez ilçe Akdeniz Belediye Başkanı Fazıl Türk'ün de katıldığı açıklamada, NKP Dönem Sözcüsü Sabahat Aslan konuştu. Dün Büyükeceli Belediye Düğün Salonu'nda gerçekleştirilecek toplantının, nükleer karşıtlarının itirazı üzerine yapılmadığını hatırlattı.

Mersin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nün tutanağa, "Toplantı yapılmıştır fakat yoğun protestolar üzerine toplantı sonlandırılmıştır" şeklinde yazdığını aktaran Aslan, bu yazının hukuki olmadığına dikkat çekti. Çevre Müdürlüğü'nden "ÇED toplantısı yapılmamıştır" şeklinde tutanağın düzeltilmesini istediklerini belirten Aslan, dün kendilerine destek veren tüm kurum, kuruluş ve kişilere teşekkür etti.

Aslan'ın konuşmasının ardından hazırlanan açıklamayı okuyan Mersin Çevre Dostları Derneği Başkanı Suna Kılıççı, ÇED toplantısına halk yerine Akkuyu NGS AŞ'nin çalışanları ve yandaşlarının alındığını kaydetti.

Nükleer santrale karşı itirazlarını ifade etmek için toplanan yüzlerce insanın salona alınmadığını anlatan Kılıççı, antidemokratik bir tutum sergilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Salonda bulunan sivil güvenlik güçlerinin baskısı ve nükleer karşıtlarının itirazları, büyük bir kaos yaratmıştır. Konuşmalar sırasında yaşam haklarını savunan 3 gencimizin gözaltına alınmalarını ve tartaklanmalarını kınıyoruz. Yaşanan kaosa rağmen toplantının devam etmesi ÇED Yönetmeliği'ne aykırı olup, toplantı meşruiyetini yitirmiştir. Toplantı sırasında tutulmayan tutanağa, toplantı sonrasında gerçeği yansıtmayan, 'toplantı yapılmıştır, yoğun protestolar yüzünden toplantı sonlandırılmıştır' yazılması hukuki değildir. Çevre Müdürlüğü'nün derhal bu toplantının yapılmadığını açıklamasını bekliyoruz."

Kılıççı, Akkuyu Nükleer Santrali'ne karşı mücadelelerinin devam edeceğini vurgulayarak, herkesi bu mücadeleye destek vermeye çağırdı.

Kaynak: ETHA

Savcı Usta: "Mahkeme Dink Kararında Ciddi Hataya Düştü"

Dink davasının savcısı, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hikmet Usta, Dink kararını temyiz etti. Usta, 30 sayfalık itirazında Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in Trabzon merkezli olarak faaliyet gösteren örgütün yöneticisi olduklarını yazdı.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesi davasında, İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı ve davanın savcısı Hikmet Usta, mahkemenin "örgüt yoktur" kararını temyiz etti.
Hikmet Usta, 19 Eylül 2011'de verdiği mütalaadaki iddialarına uygun olarak sanıkların Ergenekon'la bağlantılı olduklarını savundu.

"Cinayet, kusursuz bir Ergenekon eylemidir"

Savcının 30 sayfalık temyiz dilekçesinde hayli sert ifadeler var.

Usta, "Hrant Dink cinayeti kusursuz bir Ergenekon eylemidir" diyen dilekçede sanıklar Erhan Tuncel ve Yasin Hayal'in Trabzon merkezli olarak faaliyet gösteren örgütün yöneticisi olduklarını belirtti.

Tuncel ve Hayal'in Trabzon'daki McDonald's'ın bombalanma eylemini gerçekleştirdiği ve Hrant Dink suikastını azmettirdikleri, katil Ogün Samast'ın da bu örgüt yöneticilerinin talimatıyla Dink'i öldürdüğü kaydedildi.

Mahkeme heyetinin tüm sanıkları örgüt üyeliği suçundan delil yetersizliği sebebiyle beraat ettirildiklerini söyleyen Savcı Usta, mahkemenin kararına karşın delillerin örgüt suçlaması için yeterli olduğunu belirtti.

Aynı DNA

Usta, "Ergenekon terör örgütü irtibatı" başlıklı bölümünde, "Sanıkların, Ergenekon davası sanıkları ile eylem ve amaç birliği için de bulundukları, ana yapı Ergenekon ile Trabzon'daki hücresel yapının aynı suç işleme DNA ve gen özelliklerine sahip oldukları anlaşılmaktadır" dedi.

Usta şu noktaları vurguladı:

* Trabzon emniyeti ve jandarmasının ihmali var.

* Trabzon hücresinin faaliyetleri ile Ergenekon'un genel eylem prensipleri arasında fark yok.

* Bu durumun tespiti için cinayet öncesinde sanıklarla ilgili Trabzon Emniyeti'nde istihbari dinlemelere başlanılmasına rağmen her nedense adli dinlemeye geçilmedi.

* Trabzon Jandarması'ndaki durumun daha da vahim.

* Jandarmanın olaydan önce takip ettiği, hatta emniyetten çok daha fazla bilgiye sahip olduğu örgüt hakkında adli ve istihbari hiçbir iletişimin tespitine ve fiziki takibe geçilmedi. Alınan bilgilerin tutanağa geçirilmesine dahi tenezzül edilmemiştir.

* Sanık Erhan Tuncel'in tahliye olduktan sonra "Cinayeti Ergenekon işledi" açıklamaları var. Tuncel, kendi rolünü soyutlayarak genel bilgiler veriyor. Somut bilgi vermekten kaçınıyor.

Usta dilekçede, "Örgüt konusunda mahkeme, tüm eylemleri bölmek ve birbirinden ayrı düşünmek suretiyle ciddi bir hataya düşmektedir. Böylece eylemler belli bir paradigma etrafında değerlendirilememekte ve basitleşmektedir. Bir kolyenin ipinin koparıldığında boncukların dağıldığı gibi örgüt ipi koparıldığında da tüm eylemler anlamını ve özelliklerini yitirmektedir" dedi.

Beraat kararlarının bozulmasını talep eden Usta, mahkemenin yargılama sürecinde olduğu gibi gerekçeli kararında da Ergenekon terör örgütü yapısına değinmemeye, adını bile anmamaya özen gösterdiğini hatırlattı.

Hangi sanıklar? Hangi suçlar?

* Sanıklar Ersin Yolcu, Ahmet İskender, Mustafa Öztürk, Zeynel Abidin Yavuz ve Tuncay Uzundal'ın örgüt üyesi oldukları ve yöneticilerin talimatı ile Dink suikastının gerçekleştirilmesine katıldıkları suçuyla suçlanıyor.

*Sanık Salih Hacısalihoğlu, örgüte üye olmamakla beraber Dink suikastında kullanılan mermileri temin etmek suretiyle örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmekle suçlanıyor.

* Sanıklar Alper Esirgemez, İrfan Özkan, Osman Alpay, Erbil Susaman, Numan Şişman, Şenol Akduman ve Veysel Toprak'ın örgüte üye olmamakla beraber Mc Donalds eyleminden sonra Hayal'i evlerinde sakladıkları ve olay sonrası İstanbul'a kaçması için maddi yardımda bulundukları ve suçu bildirmedikleri için suçlanıyor.

* Sanıklar Yaşar Cihan ve Halis Egemen'in örgüt üyesi olmamakla beraber Mc Donalds eylemi ve Dink suikastı öncesinde ve sonrasında maddi ve manevi destek vaadinde bulunmak suretiyle örgüte bilerek yardım etmekle suçlanıyor.

Savcı Usta, mahkemenin gerekçeli kararını şu şekilde eleştirdi:

"Mahkeme, kamu adına açılan davalarda kendi şüphe sebeplerini yenerken davanın taraflarının ve toplumun da dava hakkındaki şüphelerini yenmeli ve gidermelidir. Aksi takdirde verilen kararın kamunun tepkisini çekmesi ve tartışmaların çıkması anormal karşılanmamalıdır" dedi.

Ergenekon'dan sonra suikastlar bıçak gibi kesildi

Azınlıklara yönelik cinayetlerin 2006-2007 yıllarında yaşandığını ifade eden Savcı, Ergenekon soruşturmalarının 2008 yılında başlamasıyla kaos planları ve suikast eylemlerinin bıçak gibi kesildiğini ifade etti.

"Örgüt var diyorsa delil toplamaya devam etmeli"

Mahkemenin Ergenekon'a bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin örgüte dair kararını beklemesi gerektiğine değinen Savcı, "Mahkeme 'Örgütün var delilin yok' olduğunu düşünüyorsa, delil toplamaya devam etmeli ve savcılığa soruşturma yapılması konusunda yazı yazmalıydı" dedi.

Usta, eksik soruşturma ile hüküm kurulduğu belirterek beraat kararlarının yasaya aykırı olduğunu söyledi ve sanıklar hakkında verilen beraat kararlarının bozulmasını istedi.

Kaynak: Bianet

Maltepe Belediyesi işçilerine yine müdahale

Dün gözaltına alınan Maltepe Belediyesi taşeron işçileri, bugün de polislerin müdahalesine maruz kaldı.

Maltepe Belediyesi'nden atılan ve yaklaşık 4 aydır direnişte olan taşeron işçiler, dünkü polis müdahalesi ve gözaltıya rağmen direnişe devam ediyor. İşçiler, serbest bırakıldıktan sonra tekrar direniş alanına gelerek pankartlarını astı. Ancak bugün de polislerin biber gazı ile müdahalesine maruz kaldı.

Dün sabah saatlerinde Maltepe Belediyesi Başkanı CHP'li Mustafa Zengin ve zabıtalar işçilere saldırarak işçileri yaralamıştı. Ardından Maltepe belediyesi önüne tekrar gelen işçiler ile BDSP'li ve Devrimci Anarşist Faaliyet aktivistlerinin de bulunduğu 13 kişi gözaltına alınmıştı.

İşçiler, serbest bırakılmalarının ardından, bu sabah basın açıklaması yaparak direnişlerine devam etti. Maltepe Belediyesi önünde bir araya gelen taşeron işçiler, baskılar karşısında yılmayacaklarını söyledi. Açıklamaya Tüm Bel-Sen, DHF, BDSP ve Devrimci Anarşist Faaliyet destek verdi.

İşçilerin sürekli beklediği direniş alanı toprak, kaya ile doldurulmuş ve polis barikatlarıyla çevrilmiş olduğu için başka bir alana doğru yürüyüşe geçildi. Bu sırada polisler, işçilere biber gazı sıkarak müdahale etti. Gözaltı yaşanmazken, polisler işçilerin astığı pankartları yırttı. İşçilerin belediye önündeki bekleyişleri sürüyor.

Kaynak: ETHA

Bir pankarta 52 yıl hapis

AKP binasında pankart açan 4 üniversite öğrencisi hakkında toplam 52 yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı. Savcı, gençlerin siyasi yasaklı olmasını da istedi.

"Tutuklu öğrencilere özgürlük" talebiyle 30 Aralık 2011 tarihinde AKP Beşiktaş İlçe Teşkilatı'nı işgal eylemi yapan 4 SGD üyesi hakkında dava açıldı. 4 genç için toplam 52 yıl hapis cezası isteniyor. Gençlerin ilk duruşması 26 Nisan'da İstanbul 42. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülecek.

HER BİRİNE 13 YIL HAPİS

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Öz, hazırladığı iddianamede, üniversite öğrencileri Büşra Mete, Duygu Bozkurt, Şahin Yeşilırmak ve Doğuberk Zeki Dolay'ın AKP Beşiktaş İlçe Teşkilatı'nda 20 bin liralık maddi hasara yol açtıklarını iddia etti. Bu zararın nedeni; kırılan camlar, masa ve sandalyeler gösterildi. Oysa, SGD'liler içeri girip cam panelin kapısını kilitlediklerinde, camlar AKP'liler tarafından sandalyelerle kırılmış, AKP yöneticileri öğrencilere saldırmış, birisinin kafasını duvara vurmuştu. İddianamede, AKP yöneticilerinin saldırılarına ilişkin herhangi bir ifade yer almazken, gençler hakkında 4.5 ila 13'er yıl arasında hapis cezası istendi. Savcı, gençlerin belirli kamusal haklarından yoksun bırakılmasını da talep etti.

Savcı Öz, gençlerin "görevi yaptırmamak için direnme", "Siyasi partiler veya meslek kuruluşlarının kullanımında olan bina, tesis veya eşyaya zarar verme", "Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların hareketlerine katılma" suçlarını işlediğini iddia ederek cezalandırılmalarını istedi.

POLİS, YARGI MENSUBU OLDU

Savcının, gençlerin Türk Ceza Kanunu'nun "görevi yaptırmamak için direnme" suçunu düzenleyen 265. maddesinin 2. fıkrasıyla cezalandırılmalarını istemesi dikkat çekti. TCK 265/2, "yargı görevi yapan kişilere karşı görevi yaptırmamak için direnme" suçunu düzenliyor. Yine yasalara göre, yargı görevi yapan kişiler hakim, savcı ve avukatlarla sınırlıyken; polis, idare görevi yürütüyor.

SAVCI: GENÇLER SİYASET YAPMASIN

Toplam 52 yıl hapis cezası isteyen Savcı Öz, gençlerin milletvekilliği, belediye başkanlığı, valilik, kaymakamlık, muhtarlık gibi görevler üstlenememesini, siyasi yasaklı olmasını, seçme ve seçilme hakkını kullanamamasını, siyasi parti, dernek, vakıf yöneticisi olamamasını da taleplerine ekledi.

NE OLMUŞTU?

30 Aralık 2011 tarihinde, Beşiktaş AKP İlçe Teşkilatı içinde "Tutuklu öğrencilere özgürlük" pankartı açan SGD üyeleri, 600'e yakın öğrencinin tutuklu olduğuna dikkat çekerek, tutuklu öğrencilerin serbest bırakılmasını talep etmişti.

SGD üyelerinin eylemi sürerken gençlere saldıran AKP üyeleri, gençleri darp etmiş, gençlere sandalye fırlatırken bina camlarını kırmıştı. 4 SGD üyesi ve 18 yaşından küçük H.B.B. çeşitli yerlerinden yaralanmıştı.

"Tutuklu öğrencilere özgürlük" pankartı açan gençler, nöbetçi savcılık tarafından tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edilmiş, gençler nöbetçi mahkeme tarafından serbest bırakılmıştı.

Haberi takip eden ETHA muhabiri de gençlerle birlikte gözaltına alınmış, AKP üyelerinin hakaret ve tehditlerine maruz kalmıştı.

Kaynak: ETHA

Alevi köyünde ırkçı yazılamalar

Erzincan'ın Üzümlü ilçesindeki Avcılar köyünde, “Kafir Aleviler, hepinizi yakacağız” şeklinde yazılamalar yapıldı.

Son dönemde Alevileri hedef alan tehdit ve ırkçı içerikli yaklaşımlara bir yenisi daha eklendi. Erzincan'ın Üzümlü ilçesindeki Avcılar köyünde, “Kafir Aleviler, hepinizi yakacağız” şeklinde ırkçı yazılamalar yapıldı. İlçe merkezine yakın 100 haneli Alevi köyü olan Avcılar'da halk, tedirginlik içinde.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, konuyla ilgili ETHA'ya yaptığı açıklamada, köy halkının yazıların bir kısmını sildiğini, bir kısmını da yetkililerin görmesi için silmeden beklettiğini söyledi. Güzelgül, “Adıyaman'da başlayıp İzmir Çiğli Harmandalı ve ardından Antep'te Alevilerin evleri işaretlendi. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, 'Çocuk işi' diye olayın üstünü kapatmaya girişti. Artık sistemli hal alan bu durum, biz Alevilerin adalet isteğinin önünü kesmek, eşit yurttaşlık talebimizin susturulmasına yöneliktir. Meşru direnme hakkımızı sürdürecek, baskılara boyun eğmeyeceğiz” şeklinde konuştu.

Kaynak: ETHA

Karısını öldürdü, hesap soranı tehdit etti

Muhittin Özücoşkun, eski eşi Gülay Yaşar'ı intihar süsü vererek öldürdü, Gülay Yaşar için adalet talep eden kadın örgütü temsilcisini de tecavüzle tehdit etti.

İstanbul Sosyalist Kadın Meclisleri eski Sözcüsü Tuğba Gümüş'ü telefonda tecavüzle tehdit eden kişinin Gülay Yaşar'ı intihar süsü vererek öldüren Muhittin Özücoşkun olduğu tespit edildi.

Bir yıllık evli iken gördüğü şiddete dayanamayan Gülay Yaşar, Haziran 2011'de Özücoşkun'dan boşanmıştı. Gülay Yaşar, eski eşinin sürekli tehdit ve tacizlerine maruz kalırken, Özücoşkun'un çağırması üzerine 28 Ağustos 2011'de eski evlerine gitmişti. O gece camdan düşerek intihar ettiği iddia edilen Gülay Yaşar'ın babası, kızının Muhittin Özücoşkun tarafından öldürüldüğünü belirterek kadın örgütleri ile birlikte suç duyurusunda bulunmuştu.

Gülay Yaşar için eylemlerin yapıldığı günlerde özel bir numaradan aranan SKM üyesi Tuğba Gümüş, "Dilini keserim senin, yere yatırıp tecavüz edeceğim, seni cümle aleme rezil edeceğim" şeklinde tehdit edilmişti.

Gümüş'ün suç duyurusu üzerine soruşturma başlatan İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, Gümüş'ün Muhittin Özücoşkun adına kayıtlı telefon numarasından arandığını tespit etti.

Karakola çağrılan Muhittin Özücoşkun'un sesinin Tuğba Gümüş'e dinletileceği belirtildi.

'TÜM KADINLARA YÖNELİK BİR TEHDİT'

Tuğba Gümüş, Gülay Yaşar davası da dahil olmak üzere çok sayıda kadın cinayeti davasını takip eden platform içerisinde yer almış, kadın hareketi içerisinde tanınan bir isim.

Konuyla ilgili ETHA'ya konuşan Gümüş, kendisine yönelik tehdidin kadın cinayetlerine karşı mücadele eden kadınlara yönelik bir tehdit olduğunu ifade ederek, "Bu tehdit tüm kadınlara yönelik bir tehdittir" diye konuştu.

Gümüş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kadın cinayetlerine karşı mücadele eden kadınlar, hem devlet tarafından engelleniyor hem de devlet destekli katiller tarafından tehdit ediliyor. İki taraflı bir baskı söz konusu."

TEKRAR MÜDAHİL OLACAK

Tuğba Gümüş, Muhittin Özücoşkun tarafından tehdit edildiğini öğrenmesinin ardından, Gülay Yaşar'ın ölümü üzerine açılan davaya tekrar müdahillik başvurusunda bulunacağını duyurdu. Tuğba Gümüş'ün Sosyalist Kadın Meclisleri adına yaptığı müdahillik başvurusu daha önce reddedilmişti.

Kaynak: ETHA

Epilepsi hastası ring aracıyla hastaneye kaldırıldı

Diyarbakır D tipi Hapishanesi'nde tutuklu epilepsi hastası Yalçın Keskin, hastaneye ambulans yerine ring aracıyla götürüldü.

Hasta tutukluların hastaneye sevkleri sırasında yaşanan kötü muameleye bir yenisi daha eklendi. Epilepsi hastası Yalçın Keskin, hastaneye ambulans ile götürülmesi gerekirken ring aracıyla götürüldü.

Diyarbakır D tipi Hapishanesi'nde tutuklu bulunan Epilepsi hastası Yalçın Keskin, 28 Mart 2012 tarihinde saat 04.00'da rahatsızlanması üzerine revire kaldırıldı. Hapishanede bulunan ambulans doktorunun "Durum acildir ve müdahale edilmesi gerekir" demesine rağmen Keskin'in 1,5 saat boyunca hapishanede bekletildiği ve daha sonra ring aracıyla hastaneye götürüldüğü öğrenildi.

Keskin'in, olay ile ilgili ambulans doktoru ve hapishane yönetimi hakkında "Görevi kötüye kullanma" gerekçesiyle Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı'na şikayette bulunduğu öğrenildi.

Kaynak: ETHA

Adalet Bakanı'nın 'kayıplar' için zamanı yok

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, yıllardır adalet arayan kayıp yakınlarının görüşme talebini reddetti. Kayıp yakınları, 1995 yılından bu yana, 10 yıllık aranın dışında her Cumartesi Galatasaray'da eylem yapıyor.



Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Cumartesi Anneleri'nin kayıpların bulunması ve faillerinin yargılanması talebiyle yapmak istedikleri görüşme talebini kabul etmedi.

Kayıp yakınları, "gözaltında kayıplar" konusunda taleplerini Adalet Bakanı Ergin'e iletmek için 19 Mart 2012 tarihinde görüşme talep etti.

Bakan Ergin, İnsan Hakları Derneği aracılığıyla yazılı olarak iletilen bu talebi "işlerinin yoğunluğu" gerekçesiyle reddetti.

Randevu talebinde bulunan anneler arasında 32 yıldır oğlunu arayan 104 yaşındaki Berfo Kırbayır, 32 yıldır oğlunu arayan 81 yaşındaki Elmas Eren, 31 yıldır oğlunu arayan 80 yaşındaki Zeycan Yedigöl, 19 yıldır oğlunu arayan 85 yaşındaki Fatime Taşkaya, 17 yıldır oğlunun katillerini arayan Emine Ocak da bulunuyor.

Kayıp yakınları, Galatasaray Meydanı'ndaki 366. buluşmalarında, Bakan Ergin'e yazdıkları mektubu kamuoyu ile paylaşacak. Kayıp yakınları ve insan hakları sanuvucuları, yarın saat 12.00'da Galatasaray'da buluşacak.

365 HAFTADIR KAR KIŞ DEMEDEN OTURUYORLAR

Cumartesi Anneleri, 365 haftadır her Cumartesi Galatasaray'da buluşuyor ve kayıpların akıbetini ve faillerini istiyor. İlk eylem, Hasan Ocak'ın ailesi ve arkadaşlarıyla bir grup insan hakları savunucu ve kayıp yakını tarafından 27 Mayıs 1995 tarihinde yapıldı. Ellerinde kaybettiklerinin fotoğraflarını ve karanfiller taşıyan kayıp yakınları, Galatasaray'da bir süre sessiz oturma eylemi yaparak, "haftaya aynı saatte, aynı yerde" diyerek dağıldı.

Eylemleri her hafta büyüyen kayıp yakınları, pek çok kez polis saldırısına maruz kaldı, gözaltına alındı, tutuklandı, haklarında dava açıldı. 1999 yılında sonlandırılan eylemler, Ergenekon iddianamesinin gündeme gelmesi ile birlikte, 2010 yılının başlarında yeniden başladı.

Kaynak: ETHA

Dersimliler 2. kez Galatasaray'daydı

Dersimliler 4 Mayıs'a kadar her Perşembe günleri yapacakları oturma eyleminin 2.'sini gerekleştirdi. Özür bekleyen ve Seyit Rıza'nın mezar yerinin açıklanmasını isteyen Dersimliler, mumlar yakıp ağıtlar söyledi.


Dersim Gazetesi, Munzur Çevre Derneği ve Seyit Rıza İnisiyatifi, taleplerinin kabul edilmesi için 4 Mayıs'a kadar her Perşembe akşam 20.00'da Galatasaray'da oturma eylemi yaparak mum yakacak. Dersimliler, bugün 2. eylemlerini gerçekleştirdi. Açıklamaya, Alibeyköy Dersimliler Derneği, Dersim Gazetesi, Munzur Çevre Derneği, Pertekliler Derneği ve Seyit Rıza İnsiyatifi katıldı.

Dersimliler, "(Canê maê Ke bê goni bê keten şiyê Tariê mare ra u roştiê) Toprağa düşen kefensizlerimiz, toprağı aydınlatan ışığımızdır" yazılı pankart ile Seyit Rıza'nın posterini taşıdı.

Basın açıklamsını Seyit Rıza İnsiyatifi sözcüsü Gülhan Şoroğlu okudu. Şoroğlu, şöyle dedi: "Dersim katliamı ülke gündemine girerek daha fazla tartışılıyor. Dersim halkının ve kurumların ısrarla ifade ettiği ve takipçisi olduğu gerçekler bugün üstü örtülemez bir hal aldı. On binlerce insanın katledildiği, sürgün edildiği, asimilasyondan geçirildiği Dersim 37-38 gerçeği, bu ülkenin tarihinde yaşanmış onlarca utanç verici olaydan sadece biridir. Egemenlerin tek dil, din, ırk anlayışının sonucu olarak açığa çıkan katliam, gizlenemediği için bugün farklı politikalarla gerçekliğinden uzaklaşmaya çalışılıyor."

Şoroğlu, "Yaşananlar ile ilgili ortaya çıkan belgelerde katliamın vahşeti kısmen ortaya konulsa da, bu ülkede katliamcılığın bir devlet politikası ve geleneği olduğu yok sayılıyor. Bu sayede hem devlet aklanıyor hem de geleneğin bugünkü sürdürücüleri gizlenmiş oluyor. Dersim katliamı için 'literatürde varsa özür dileyebiliriz' ile, Uludere katliamı için 'TSK'ya teşekkürler' ve Sivas katliam davasındaki zamanaşımına 'devletimize, milletimize hayırlı olsun' söylemleri arasındaki çelişki böyle şifreleniyor" diye konuştu.

Türkiye'nin demokratikleşmesi için yüzleşme ve hesaplaşmanın zorunlu olduğunu söyleyen Şoroğlu, "Dersimlilerden dilenecek resmi özür ile beraber devletin kozmik odalarına saklanmış olan tüm belgeler gizlenmeden, saklanmadan araştırmacılara açılmalıdır. Bugünkü basında yer alan ve 'yeni açılımın işareti' olarak gösterilen belgeler, zaten Dersimlilerin bildiği özenle seçilmiş ve tasnif edilmiş belgelerdir" dedi. Şoroğlu, köy isimlerinin geri verilmesini de istedi.

Şoroğlu ayrıca, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerinin açıklanmasını, Dersim sürgünlerinin topraklarının iade edilmesini talep etti.

Açıklamadan sonra mumlar yakan Dersimliler, bir süre sloganlarla oturma eylemi yaptı. Zazaca ağıtların yakıldığı eyleme, Dersimli sanatçılar Soner Soyer ve Mehmet Ekici de destek verdi.

Kaynak: ETHA

29 Mart 2012 Perşembe

Yedi Konuşmaya 15 Yıl Hapis!

Eski BDP Milletvekili Halis'e, vekilliği döneminde ve seçim öncesi yaptığı yedi ayrı konuşma nedeniyle "örgüt üyeliği" ve "örgüt propagandasından" 15 yıl altı 6 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Eski Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, "örgüt üyesi olmak ve örgüt propagandası yapmak" suçlamasıyla yargılandığı Malatya Özel Yetkili 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 15 yıl 6 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı.

Cezanın gerekçesi olarak, Halis'in 12 Haziran 2011 seçimlerinden önce ve 2008, 2009, 2010 yıllarında yaptığı yedi farklı konuşma gösterildi.

Halis'in avukatı Hasan Doğan, dün yapılan son duruşmada, suça gerekçe gösterilen konuşmaların "ifade özgürlüğü" kapsamında yapıldığını belirterek, müvekkilinin beraatını istedi.

Ancak mahkeme heyeti konuşmaları "örgüt üyesi olmak ve örgüt propagandası yapmak" kapsamında değerlendirdi.

Halis'e verilen cezanın hukuki olmadığını dile getiren avukat Doğan cezayı temyiz edeceklerini söyledi.

"Ne konuşsam hakkımda dosya hazırlanmış"

Gazetelerdeki haberlere göre, hakkında verilen hapis cezasını değerlendiren Halis, artık Türkiye'de milletvekili olmanın hiçbir anlam taşımadığını ve milletvekilliğinin bile sorgulandığını söyledi.

"Milletvekilliği yaptığım dönemde seçim bölgem olan Dersim'de katıldığım toplantı ve basın açıklamalarında yaptığım konuşmalardan dolayı hakkımda davalar açılmıştı. Bu davalardan yedisi dün karara bağlandı. Artık Türkiye'de milletvekilliği bile sorgulanıyor. Nerede konuşmuşsam hakkımda dosya hazırlanmış."

"Ben seçmenimle konuşmak ve onlara bilgi vermek dışında bir şey yapmadım. Partimizin adına katıldığım toplantıların hepsi suç sayılmış, artık söylenecek bir şey yok. Hala hakkımda 20 ayrı dosya daha var. Bakalım oradan kaç yıl verilecek."

Kaynak: Bianet

Yasemin tahliye oldu ama onlarcası tecrit altında

Tutuklu Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği (TAYAD), Yasemin Karadağ'ın tahliye edilmesi ve hasta tutuklularla ilgili, Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde açıklama yaptı.

TAYAD, hasta tutuklu Yasemin Karadağ'ın tahliye edilmesi üzerine yaptığı açıklamada, "Unutmayın, daha onlarca hasta tutsak tecrit altında" dedi.

"Yasemin Karadağ'ı zulmün elinden çekip aldık. Hasta tutsaklar serbest bırakılsın" pankartının açıldığı eylemde, "Devrimci tutsaklar onurumuzdur", "Kahrolsun faşizm, yaşasın mücadelemiz" sloganları atıldı. Eylemde, "AKP iktidarının tutsakları öldürmesine izin vermeyeceğiz", "Hasta tutsaklar serbest bırakılsın" dövizleri taşındı.

'SAHİPLENME VE DAYANIŞMAYLA KAZANDIK'

TAYAD adına açıklama yapan, Yasemin Karadağ'ın kardeşi Olcay Karadağ, "Bir hasta tutsağımızı daha zulmün elinden çekip aldık. Yasemin Karadağ, sahiplenme ve dayanışmanın gücüyle özgürlüğüne kavuştu" dedi. Ayrıca onlarca hasta tutuklunun hala cezaevlerinde tecrit altında tutulduğunu belirten Karadağ, "İşte bu yüzden diyoruz ki, AKP iktidarı hasta tutsakları katletme politikası uyguluyor. Hasta tutsakları asıl olarak biz sahiplenirsek, onları yaşatabiliriz" diye konuştu.

'ONLARCA HASTA TUTSAK TECRİT ALTINDA'

Hastalığının ileri bir aşamasında serbest bırakılan Güler Zere'ye işaret eden Karadağ, "Güler Zere, Yasemin Karadağ örnekleri, bize sahiplenme ve dayanışmanın önemini gösteriyor. Hasta tutsakları sahiplenmeyi büyütmeliyiz" dedi.

Olcay Karadağ, sözlerini, "Yasemin Karadağ'ın tedavi hakkı için emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Hasta tutsakları sahiplenmeyi bu emekle yeniden örgütlemeli ve büyütmeliyiz. Unutmayın, daha onlarca hasta tutsak tecrit altında" diyerek noktaladı.

Kaynak: ETHA

Ankara'daki saldırı İstanbul'da bir kez daha protesto edildi

Ankara'da ve çeşitli illerde KESK üyelerine yapılan saldırılar, 4+4+4 kesintili eğitim yasasına karşı tepkiler sürüyor. Taksim'de binlerce kişi, protesto yürüyüşü gerçekleştirdi.


Taksim'de binlerce kişi, KESK üyelerine yapılan polis saldırılarını ve 4+4+4 kesintili eğitim yasasını protesto yürüyüşü gerçekleştirdi. Tünel'den Taksim Meydanı'na yürüyen kitle, “Çocuk gelinlere, çocuk işçilere hayır” dedi.

İstanbul Meslek Odaları Koordinasyonu ve KESK'in çağrısıyla Tünel'den başlayan yürüyüşe ESP, ÖDP, SDP, EMEP, Sosyalist Parti'nin de aralarında bulunduğu çok sayıda siyasi parti ve kuruluş destek verdi. İstanbul Barosu avukatlarının kitlesel katılımının dikkat çektiği eylemde hekimler, mühendisler, mimarlar, veterinerler, eczacılar yapılan saldırıları ve yasayı protesto etti. “Eğitimdeki 4+4+4 dayatmasına, piyasacı ve rantçı anlayışa karşı çıkıyoruz” pankartının açıldığı eylemde “4+4+4=0”, “Çocuklarımızı karanlığa teslim etmeyeceğiz”, “Sorunlu eğitime hayır”, “Çocuk gelinlere, çocuk işçilere hayır” dövizleri taşındı. Kitle sık sık, “Parasız, bilimsel, anadilde eğitim”, “Her yer Kızılay, her yer direniş”, “Emekçiler yürüyor, mücadele büyüyor” şeklinde sloganlar attı.

'ZAFER BİZİM OLACAK'

İstiklal Caddesi boyunca yapılan yürüyüşün ardından Taksim Meydanı'nda basın açıklaması yapıldı. İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Taner Gören, “Yarınlarımızı, geleceğimizi karartmalarına izin vermeyeceğiz. Çocuk gelin, çocuk işçi demek olan bu uygulamaya karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz” şeklinde konuştu. İTO Yönetim Kurulu Üyesi Ali Çerkezoğlu da, “Bu yasaları çıkaranları, bu saldırıları yapanları; emekçilere saldıran, öğrencileri gazetecileri hapse attıran, Uludere'de kendi halkına bomba yağdıranlardan biliyoruz. Asla teslim olmayacağız” dedi.

KESK İstanbul Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Arzu Erdoğan da, “Eylemlerimizin amacı, gerici, faşist, ırkçı uygulamalara karşı durmak içindi. AKP eğitimde değil, her alanda dayatmalarda bulunmaya, sindirmeye çalışıyor. İki gündür sokaklardayız ve mücadeleye devam edeceğiz. Zafer bizim olacak” şeklinde konuştu.

'RANT VE KAOSTAN OLUŞAN SORUNLU EĞİTİM'

Kurumlar adına ortak açıklamayı okuyan İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, hükümetin oldu bittiyle yasayı meclise sevk etmesinin kabul edilemeyeceğini söyledi. Söz konusu yasanın bilimsel ve pedagojik verilerden uzak bir şekilde hazırlandığını söyleyen Kocasakal, yasadan özellikle kız çocukların zarar göreceğine dikkat çekti. Milli Eğitim Bakanı'nın geçmişteki açıklamalarıyla niyetlerinin belli olduğunu belirten Kocasakal, söz konusu yasayla ilgili olarak, “Buradaki amaç, niyet okumaya gerek olmayacak kadar açıktır. 'Zorunlu eğitim' adı altında siyaset, rant ve kaostan oluşan bir 'sorunlu eğitim' getirilmektedir. Hukuk ve basından sonra, bu proje, toplumu belli amaçlarla dönüştürme hamlesinin son ve en önemli adımıdır” dedi.

Kocasakal, “Siyasi iktidarı, bu inatlaşma, ısrar ve dayatmadan vazgeçmeye, demokratik tepkilere saygılı olmaya, bilimin ve uzmanların sesine kulak vermeye, tüm toplumu duyarlı olmaya ve demokratik meşru haklarını kullanmaya davet ediyoruz” diye seslendi.

Kaynak: ETHA

Emekçinin Ankara'dan mesajı: AKP'ye teslim olmayacağız

AKP Hükümeti'nin baskı ve engeline karşı Ankara'da buluşan emekçi memurlar ve dostları, polis saldırısına saatlerce direndi, "AKP'ye teslim olmayacağız" dedi.


AKP Hükümeti'nin baskı ve engellemelerine karşı Ankara'da buluşan kamu emekçileri, bugün polis saldırısına da saatlerce direndi. Emekçiler, yoğun gaz bombası ve tazyikli suyla yapılan saldırıya rağmen "AKP faşizmine teslim olmayacağız", "Faşizme karşı omuz omuza" sloganlarıyla eylemlerini sürdürdü, polisle çatıştı. Çok sayıda emekçiyi yaralayan polis, kent meydanında bekleyen, alışveriş merkezinde dolaşan vatandaşlara da saldırdı.

AKP'nin eğitimi kesintili hale getiren 4+4+4 yasa tasarısı ile yeni sendikal yasaklar getiren 4688 sayılı yasaya karşı dün Ankara'ya ulaşan emekçi memurlar, 32 saat boyunca GMK bulvarında oturma eylemi yaparak, Kızılay'ı kilitledi.

HER YER KIZILAY

Kentlerdeki çıkış engelini aşarak, Ankara'ya ulaşan emekçi memurlar, kent girişindeki gaz bombalı saldırıların da üstesinden gelerek GMK Bulvarı'ndaki eyleme katıldı. Dün, GMK Bulvarı, Hipodrom, Mithatpaşa Köprüsü'nün altı ve İç Kale Oteli önünde yapılan eylemler, dün akşam saatlerinde tek bir noktada, GMK Bulvarı'nda toplandı.

Ankara polisinin sürekli "dağıtacağız" uyarısına rağmen emekçiler eylemlerini sürdürdü, geceyi de GMK Bulvarı'nda geçirdi. Karla karışık yağmur altında geceyi geçiren KESK üyelerine, ESP, SDP, TKP, Halkevleri, Kaldıraç, DHF'nin de aralarında olduğu kurumlar destek verdi. Emekçiler, gece boyunca ateş yakıp, halaylar çekti, sloganlar attı, marşlar söyledi.


POLİSİN SENARYOSU TUTMADI

Sabahı sloganlarla ve marşlarla karşılayan emekçilere, ilk polis uyarısı saat 10.00 sıralarında geldi. Polis, emekçilere saat 11.00'e kadar süre tanıdı, "elinde taş olan ve polise saldırmaya hazırlananlar var" diyerek KESK üyeleri ile siyasi parti üyelerini karşı karşıya getirmeye çalıştı.

Polisin saldırı tehditlerine "Yılgınlık yok, direniş var" sloganlarıyla, polisin "provokatörlür var" senaryosuna ise "Yaşasın devrimci dayanışma" sloganlarıyla karşılık verdi.

'MECLİSE YÜRÜMEK HAKKIMIZDIR'

Saat 12.30'a kadar eylemini sürdüren kitle adına açıklama yapan KESK Genel Başkanı Lami Özgen, seslerini milletvekillerine duyurmak için Meclis'e yürüyeceklerini söyledi, polisin barikatı kaldırmasını istedi. Özgen, Meclis'e yürümenin demokratik hakları olduğunu ve bu haklarını kullanmak istediklerini belirtti.

Kitle eylemini sürdürürken, İçişleri Bakanlığı ve polis ile KESK yöneticileri arasında görüşmeler sürekli devam etti.

ADIM ADIM BARİKATA

Polis, son olarak saat 15.00'da müdahale edeceğini duyurdu. Ancak Meclis'e yürümekte kararlı olan emekçiler, tehditlere rağmen adım adım polis barikatına yaklaştı. Uzunca bir süre eylemi, polis, panzer ve tomalarla burun buruna sürdürdü.

Saat 15.05 sıralarında polis saldırısı başladı. Önce yoğun bir biçimde tazyikli su sıkıldı. Emekçiler, pankartlarla suya karşı direndi. Polis tazyikli suyun ardından yoğun biçimde gaz bombaları attı. Polis panzerleri, görüntü almak için köprünün üzerine çıkan gazetecileri de hedef aldı, tazyikli su sıktı.



Polisin saldırısı nedeniyle Eğitim-Sen üyesi bir emekçi sara nöbeti geçirdi, bir kişinin el parmakları kırıldı, çok sayıda kişiye gaz bombası fişeği isabet etti, bir kadın tazyikli su nedeniyle yere düşerek başını kaldırıma çarptı ve çok sayıda kişi gaz bombası nedeniyle yaralandı. BDP Milletvekili Sebahat Tuncel'e de polis panzerinden su sıkıldı.

Polis, apartmanlara, alışveriş merkezlerine sığınanlara da gaz sıktı. Eylemle ilgisi olmayan vatandaşlar da polisin hedefindeydi.

KİTLE SAATLERCE DİRENDİ

Polisin yoğun saldırısına rağmen emekçiler, iki saate yakın direndi. GMK Bulvarı'ndan Tandoğan'a kadar olan güzergahta çatışmalar sürdü. Kitle, polis saldırısına "AKP faşizmine teslim olmayacağız" ve "Faşizme karşı omuz omuza" sloganlarıyla karşılık verdi. Cadde boyunca çevredeki halk, eylemcilere alkışlarla destek verdi, bazı esnaflar yaralı eylemcilere kapılarını açtı. Halk polisin saldırısına sürekli tepki gösterdi.

Tandoğan'a polisle çatışarak çekilen kitle, burada açıklama yaptı. Açıklamının ardından yeniden saldırı yaşanınca başlayan çatışmalar Hipodrom alanına kadar sürdü.

SAKARYA'DA DA SALDIRI

Sakarya Meydanı'nda ise başka bir grup toplandı. Polis, burada başlayan oturma eylemine müdahale etti.

Sadece eylemcilerin değil, meydandan geçen diğer vatandaşların da beklemesine izin verilmedi. Polis, kalkanlarla vatandaşları itekleyerek meydandan dışarıya çıkardı, bu sırada da gaz bombası kullanıldı.

Saat 17.00 sıralarında meydana gelen KESK Genel Başkanı Lami Özgen'in de açıklama yapmasına izin vermek istemedi. Ancak Özgen, polis ablukası altında bekleyen bir grup KESK üyesine açıklama yaptı. AKP Hükümeti'nin eylemleri karşısında aldığı tutumu protesto etti, "AKP hükümeti anayasal bir suç işlemiştir" dedi. Hükümetin çıkardığı yasaları tanımayacaklarını belirten Özgen, "Yarından itibaren illerimizde, iş yerlerimizde mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz" dedi.

Özgen'in açıklamasının ardından grup dağıldı. Polis uzun süre Kızılay Meydanı ile meydana çıkan bütün cadde ve sokakları abluka altında tutmaya devam etti.

Kaynak: ETHA

Bu kez 'haksız tahrik' yok

Filiz Akboğa'yı öldürmeye çalışan Coşkun Kara, 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, çok sayıda kadın cinayeti davasında verilen 'haksız tahrik' indirimine yer vermedi.

Eski eşi Filiz Akboğa'yı 5 yerinden tornavida darbesiyle yaralayarak öldürmeye çalışan Coşkun Kara'nın yargılanmasına Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Bugün görülen 9. duruşmada karar çıktı. Akboğa'yı öldürmeye çalışan Kara için toplam 12 yıl hapis cezası verildi.

'HAYATİ TEHLİKE VAR, EYLEM BİLİNÇLİ'

Heyet, Coşkun Kara'nın Filiz Akboğa'yı göğüs ve karın bölgesine vurup hayati tehlike geçirecek şekilde yaraladığını ve diğer mağdurların müdahalesiyle eylemine son verdiğini belirterek, Kara hakkında müebbet hapis cezası verdi.

BU KEZ 'HAKSIZ TAHRİK' YOK

Ancak, mahkeme, Kara'nın eyleminin teşebbüs halinde kalması sebebiyle, 13 yıl hapis cezası almasına hükmetti. Mahkeme, 'haksız tahrik' indirimine yer olmadığına karar verirken, 'takdir indirimi' vererek, cezayı 10 yıla düşürdü. Kara, diğer yaralama suçlarından aldığı cezalarla toplam 12 yıl hapis cezası aldı.

Sosyalist Kadın Meclisleri, duruşma öncesi Kartal Adliyesi önünde yaptığı basın açıklamasıyla Filiz Akboğa için adalet istedi. SKM adına konuşan Gonca Gül Telek, Filiz Akboğa için verilen Adli Tıp Kurumu raporunda Akboğa'nın vücudunda 5 yara izi olmasına rağmen 3 yara izi yazdığını, Akboğa'nın yaşadığı 'travma sonrası stres bozukluğu'nun rapora yansımadığını hatırlattı.

Telek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bugün erkek yargı, erkeklerden taraf olarak haksız tahrik indirimi ile erkekleri ödüllendirmekte. Biz kadın örgütleri olarak haksız tahrik indirimine karşı mücadelemizi devam ettireceğiz."

Filiz Akboğa ve yakınlarının da katıldığı eylemde, "Erkek vuruyor, devlet koruyor", "Filiz için adalet istiyoruz", "Kadın cinayetlerini durduracağız" sloganları atıldı.

Duruşma sonrası açıklama yapan SKM üyeleri, kararı olumlu karşıladıklarını, tüm kadın cinayeti davalarının takipçisi olacaklarını duyurdu.

Kaynak: ETHA

Ankara'daki saldırıya İstanbul'dan tepki

İstanbul'da AKP'ye yürüyen KESK üyeleri, 4+4+4 eğitim düzenlemesi ve iki gündür Ankara'da arkadaşlarına yönelik saldırıları protesto etti. Şişli'de uzun süre eylem yapan yüzlerce emekçi memur, "Yılmak yok mücadeleye devam" dedi.


KESK İstanbul Şubeler Platformu, 4+4+4 eğitim düzenlemesine karşı yapılan eylemlere polisin müdahalesi ve engellemelerini Şişli'de AKP'ye yaptığı yürüyüş ile protesto etti.

Şişli'deki Cevahir AVM önünde bir araya gelen KESK'liler, saat 12.00'da yapmayı planladığı yürüyüşü, Ankara'daki arkadaşlarının yürüyüşünün engellenmesi nedeniyle başlatmadı. Eylemin, Ankara ile eşgüdümlü olarak yapılacağı duyuruldu.

Eyleme DİSK Genel Başkan Yardımcısı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, TTB Merkez Konsey üyesi Hüseyin Demirdizen, Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, Tekstil Sen Genel Başkanı Engin Gül ile Emekli Sen, Dev Sağlık-İş, Halkların Demokratik Kongresi, ESP, BDSP, Tüm-İGD'nin de aralarında olduğu kişi ve kurumlar destek verdi.

İki saati aşkın süre burada eylem yapan KESK'liler, "Yaşasın bilimsel anadilde eğitim", "Gerici ırkçı eğitime hayır" sloganları ile 4+4+4 eğitim düzenlemesini protesto etti. Yapılan konuşmalarda AKP'nin iki gündür sıkıyönetimi aratmayan uygulamaları hayata geçirdiği belirtildi. Emekçiler, AKP'ye olan tepkilerini "Baskılar bizi yıldıramaz", "Hükümet yasanı al başına çal", "AKP halka hesap verecek", "Zafer direnen emekçinin olacak" sloganlarıyla dile getirdi.

'AKP FAŞİZMİNE KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ'

DİSK Genel Başkan Yardımcısı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, Ankara'da ve diğer illerde direnen emekçileri selamladı. Newroz kutlamaları ve KESK'in eylemlerine yönelik polis müdahalesini eleştiren Küçükosmanoğlu, "AKP faşizmine karşı birlikte mücadele edeceğiz" dedi.

TTB Merkez Konsey üyesi Demirdizen ise AKP'nin ustalık dönemi uygulamalarına dikkat çekti, rant projeleri, Newroz kutlamaları ve KESK eylemlerine saldırılar, hukuksuz tutuklamalar ve sendikal özgürlükleri engelleyen yasaları hatırlattı.

EMEP Genel Başkanı Gürkan ile Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol'un konuşmalarının ardından, Ankara'da yürüyüşün başladığı haberi gelmesi üzerine AKP Şişli İlçe Başkanlığı'na doğru yürüyüşe geçildi.

Yolu trafiğe kapatarak yürüyen çoğunluğu eğitim emekçisi yüzlerce kişi, sloganlar, alkışlar ve zılgıtlarla AKP'yi protesto etti. AKP önüne gelindiğinde bir süre yolun her iki şeridinde de trafik kilitlendi.

'İÇİŞLERİ BAKANLIĞI SUÇ İŞLİYOR'

AKP önünde açıklama yapan KESK İstanbul Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Arzu Erdoğan, AKP'nin hukuk dışı bir şekilde Ankara'daki eylemi yasakladığını, en temel hakların kullanımını dahi engellediğini söyledi. KESK'lilerin illerden çıkışını engelleyen İçişleri Bakanlığı genelgesi ile polis müdahalelerine tepki gösteren Erdoğan, şöyle devam etti: "Yaşanan bu gelişmeler, gerek çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren 4+4+4 kademeli eğitim düzenlemesi, gerekse sendikal alana yönelik önemli değişiklikler içeren düzenlemelerle ilgili bugüne kadar yaptığımız itirazların gücünü ve haklılığını göstermektedir. AKP'nin telaşı ve korkusunun nedeni, haklı mücadelemizin gücünden gelmektedir."

İçişleri Bakanlığı'nın açıkça suç işlediğini kaydeden Erdoğan, Başbakan Erdoğan'ın "durmak yok yola devam" sözüne atfen, "Yılmak yok mücadeleye devam" dedi. Erdoğan, ekledi: "Çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğinden kaygı duyan herkesi, AKP'nin giderek artan zulmü karşısında omuz omuza olmaya, sesimize ses katmaya çağırıyoruz."

Açıklama sırasında Ankara'daki KESK'lilere polisin müdahale ettiği, bir kişinin yaralandığı haberi geldi. Açıklama bittikten sonra KESK yöneticileri eylemin sona erdiğini duyurdu. Bazı emekçiler ise Ankara'daki saldırıyı protesto etmek için eylemin devam etmesi gerektiğini belirterek, bir süre oturma eylemi yaptı. Emekçiler daha sonra sloganlarla dağıldı.

Kaynak: ETHA

Bilgi notu furyasına cezaevi müdürü de katıldı

Gazeteci Çağdaş Ulus'un açtığı kötü muamele ile ilgili davada mahkemeye bilgi notu gönderen cezaevi müdürünün ifadesi şaşırttı.

KCK soruşturması kapsamında tutuklu gazeteci Çağdaş Ulus, hakkında henüz ne savcılığın iddianamesi ortada ne de mahkemenin vermiş olduğu bir karar var. Ancak cezaevi müdürüne göre o 'örgüt elemanı tavrı sergiliyor'.

Ulus'a 'cezaevinden gardiyanlar tarafından tuvaleti temizlemesi için baskı yapıldığı' iddiasıyla Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturmada bilgi notu gönderen cezaevi müdürü, "Adı geçen tutuklunun her ne kadar örgütten ayrıldığına dair beyanları olsa da kuruma geldiğinden bu yana 'örgüt elemanı tavrı' ile kurumumuzda kalmaktadır" dedi.

Maltepe 1 No'lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu Çağdaş Ulus'a 'cezaevinden gardiyanlar tarafından tuvaleti temizlemesi için baskı yapıldığı' iddiasıyla Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturma yürütüldü.

CEZAEVİ MÜDÜRÜNDEN SAVCILIĞA BİLGİ NOTU

Soruşturma kapsamında Maltepe 1 No'lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu müdürü Recep Güven, savcılığa bilgi notu gönderdi. Cezaevi müdürü Güven, bilgi notunda Çağdaş Ulus'un 'örgütten ayrıldığını belirterek ailesine yakın olmak amacıyla Maltepe Cezaevi'ne sevk olduğunu belirtti.

ÖRGÜT ELEMANI TAVRI SERGİLİYOR

Tutuklu Ulus, hakkında henüz savcılığın veya mahkemenin bir kararı olmamasına rağmen cezaevi müdürü Güven'in bilgi notunda şu tespit yapıldı: "Adı geçen tutuklunun her ne kadar örgütten ayrıldığına dair beyanları olsa da kuruma geldiğinden bu yana 'örgüt elemanı tavrı' ile kurumumuzda kalmaktadır."

CEZAEVİ MÜDÜRÜ: TEMİZLETMEK İSTENİLMİŞ ANCAK DARP VEYA CEBİR YOK

Konunun cezaevi yönetimi tarafından da incelendiğini belirten cezaevi müdürü Güven, Ulus'dan koridorun temizlemesinin istenildiğini ancak kabul etmemesi üzerine koğuşuna götürüldüğünü belirtti. Tutuklu Ulus'a yönelik herhangi bir darp veya cebir olmadığını belirten Güven, "Kurumumuzda bu tür konularda azami hassasiyet gösterilmektedir. Ancak tutuklular kendi kullanım alanlarını zaman zaman temizlemektedirler" dedi.

TAKİPSİZLİK KARARI VERİLDİ

Soruşturma kapsamında hem gazeteci Çağdaş Ulus'un hem de infaz koruma memuru M.B.'nin ifadesi alındı. İfadesinde infaz koruma memuru M.B.'nin kendisine tuvalet temizletmek istediğini ancak bunu kabul etmediğini belirten Çağdaş Ulus, kendisine yapılanan onur kırıcı bir davranış olduğunu belirtti. Ulus, M.B. hakkında şikayetçi olmadı. Bu ifadelerinin ardından Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı, şüpheli hakkında kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilemediği gerekçesiyle takipsizlik kararı verdi.

AVUKAT ERSÖZ İTİRAZ ETTİ

Takipsiklik kararına itiraz eden Ulus'un avukatı Hüseyin Ersöz, dilekçesinde "Müvekkilim onur kırıcı kötü muameleye maruz kalmıştır. Bu suçun oluşması için hakaret veya cebir şartı bulunmamaktadır" dedi. Öte yandan Ersöz, cezaevi müdürü Güven'in bilgi notunun iftira nitelikli bilgiler içeren bir yazı olduğunu, bu yazı ile ilgili de gerekli yasal yollara başvuracaklarını belirtti.

Kaynak: Milliyet

Pozantı mağduru intihar girişiminde bulundu

'Pozantı cezaevindeki taciz ve tecavüzü anlatan çocuk' olarak gündeme gelen T.T, tutuklu bulunduğu Kürkçüler Cezaevi'nde adli tutuklularla aynı koğuşa konulunca, intihar girişiminde bulundu.

İHD Adana şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Adana Tabip Odası ortak yaptığı açıklamada, Adana Pozantı cezaevinde tecavüz ve tacizi açıklayan T.T'nin ailesi İHD'ye başvurarak T.T'nin intihar girişiminde bulunduğunu ifade etti.

T.T'nin ailesinin İHD Adana şubesine son yaptığı başvuruya göre, ''TT, şu an tutuklu bulunduğu Kürkçüler Cezaevi'nde kendi arkadaşlarının bulunduğu koğuşta kalma talebinde bulunmuş, isteği reddedilmiş, adli tutuklularla aynı koğuşa konulmuş ardından kendini asmak sureti ile yeniden intihar girişiminde bulunmuş ve aynı koğuşta kalan tutuklular tarafından kurtarılıp, cezaevi hekimi tarafından Adana Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesine sevk edilmiştir. Burada travma sonrası stres bozukluğu tanısı konmuş ve tedavi planlanmıştır ancak hastanede kendisine refakat eden jandarmanın diğer hastalara 'bu teröristtir, buna gerekeni yapın' demesi üzerine tedirgin olan T.T, tedaviyi reddettiği gerekçesi ile tekrar cezaevine gönderilmiştir'' denildi.

Açıklamada, '' 2008-2012 yılları boyunca gözaltı ve cezaevi süreçlerinde yaşadığı işkence ve kötü muameleler yüzünden 6 kez İHD Adana şubesine başvuran T.T'nin yaşadıklarından dolayı tedirgin ve intihar eğilimli olduğu ve bir kez evinde ilaç alarak intihar girişiminde bulunduğu bilinmektedir. Bu olayın ardından ailesi tarafından götürüldüğü Adana Devlet hastanesi tarafından intihar girişimi raporlandırılmıştır. Buna rağmen Pozantı cezaevindeki dehşetin açığa çıkmasına öncülük eden T.T'ye sahip çıkıp gerekli yardımları yapması gereken resmi kurumlar harekete geçmemiş aksine adeta gerçekleri açığa çıkardığı için yeniden cezalandırılmak üzere tutuklanıp Kürkçüler cezaevine gönderilmiştir. Son tutuklanma olayından sonra çıkarıldığı mahkemeye hastaneden verilen rapor sunulmuş ve TT nin hayatından endişe edildiği belirtilmiş, tutuksuz yargılanması talep edilmiştir. Mahkemede Hakim’in bu talebe yanıtı 'cezaevinde iken tedavisi yapılır' olmuştur'' diye ifade edildi.

Şu an T.T'nin cezaevinde tutulması ciddi hayati tehlike olduğu belirtirken; ''T.T'nin derhal serbest bırakılması ve tarafsız kurumlarca İstanbul Protokolü çerçevesinde tedavisinin acilen başlatılması gerekmektedir'' denildi.

Kaynak: ETHA