31 Aralık 2011 Cumartesi

MUTLU YILLAR!

 

‎2012'nin türcülüğün, cinsiyetçiliğin, ırkçılığın, her türlü ayrımcılığın, otoritenin, hiyerarşinin, eşitsizliğin, sömürü ve tahakkümün, adaletsizliğin, ekolojik tahribatın bitmeye gebe olduğu; insan-hayvan hakları ihlallerinin, savaşların, militarizmin, kadın/trans ve nefret cinayetlerinin, devlet terörünün, süregiden gözaltı ve tutuklamaların son bulduğu, adalet arayışlarımızın yerini bulduğu, doğanın sömürülmediği, yeryüzündeki tüm canlılar için daha özgür bir yıl olması dileğiyle...

Yeryüzüne Özgürlük Derneği

Tutuklu Öğrencilere Yeni Yıl Kartı

Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi'nin düzenlediği tutuklu öğrencilere yeni yıl kartı gönderme eylemi, Taksim Postanesi'nde yapıldı. CHP milletvekilleri Hüseyin Aygün ve Melda Onur da katıldı.

Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi, Cumartesi Anneleri/İnsanları'nın 353. Buluşmasına katıldıktan sonra Galatasaray postanesinden tutuklu öğrencilere topluca kart gönderdi.

Eyleme öğretim üyeleri, öğrenciler ve Cumartesi Anneleri'nin yanı sıra Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün ve CHP İstanbul milletvekili Melda Onur da katıldı.
Eyleme destek veren milletvekillerinden Hüseyin Aygün, ülkede bir adaletsizliğin hüküm sürdüğünü, bu adaletsizliği önleyecek yegâne gücün, davaların takipçisi olmak ve adalet arayışını sürdürmeyi bırakmamak olduğunu belirtti.

Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi adına açıklamada bulunan Galatasaray Üniversitesi öğretim üyelerinden Seçil Doğuç açıklamasında; "Bugün burada tutuklu öğrencilere kendi hazırladığımız kartpostalları göndermek üzere toplandık. Şu anda Türkiye'de kimi kaynaklara göre altı yüze yakın, Adalet Bakanlığı'nın beyanlarına göreyse yüz elli civarı öğrenci cezaevlerinde tutuklu bulunuyor" dedi.

Doğuç konuşmasında şu noktalara dikkat çekti:

* Tutuklu öğrenci sayısı, her gün yapılan yeni tutuklamalarla sürekli artıyor. Öğrenciler, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında, ortada gerçek bir suç olmaksızın tutuklanmakta, yargılanma sürelerinin uzunluğu nedeniyle tutukluluk süreleri yılları buluyor.

* Puşi takmak, 8 Mart'ta gösterilere katılmak gibi demokratik haklar dâhilinde kabul edilen etkinlikler, isnat edilen suçlara delil olarak gösteriliyor.

* Tutukluluk süresinde öğrenciler sadece temel hak ve özgürlüklerinden değil, aynı zamanda üniversitelerin disiplin mevzuatı nedeniyle öğrencilik haklarından da mahrum bırakılıyor".

* Biz bugün burada hem bu öğrencilerin davalarının takipçisi olduğumuzu hem de onları yalnız bırakmayacağımızı göstermek için, isimlerine ulaşabildiğimiz tüm tutuklu öğrencilere hazırladığımız kartları göndereceğiz. Hepinizi bu etkinliğe katılmaya davet ediyoruz.

* Bu etkinlik için bugünü ve burayı seçerek, her cumartesi burada gözaltında kaybedilen yakınları için toplanan ve 353 haftadır devletten bu kayıpların hesabını vermesini talep eden "Cumartesi Anneleri"ne de destek vermek istedik.  Umudumuz, önümüzdeki yılda gözaltında kayıp ve tutuklamalar yüzünden çekilen acıların dindirilmesi, devletin artık bu yönde bir adım atmasıdır.  Biz bu umudu korumaya ve bu haklı taleplerin arkasında olmaya devam edeceğiz.

Eylem katılımcıların Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi'nin hazırladığı kartları, tutuklu öğrenciler listesinden belirledikleri isimlere göndermeleriyle son buldu.

Kaynak: Bianet

'2011'e erkekleri koruyan yargı kararları damga vurdu'

ESP Sosyalist Kadın Meclisleri, Ankara ve Eskişehir'de yaptığı basın açıklamalarıyla 2011 yılı kadına yönelik hak ihlallerinin bilançosunu açıkladı.


ESP/ Sosyalist Kadın Meclisleri, 2011 yılını eylemle kapattı.

Ankara'da Yüksel Caddesi'de toplanan SKM üyeleri adına Eda Apaydın bir açıklama yaptı. 2011'de coğrafyamızda her ay en az 15 kadının katledildiğini ifade eden Apaydın, öldürülen kadınların yüzde 88'inin en yakınındaki erkekler tarafından katledildiğini söyledi.

Apaydın, kendi hayatlarına dair karar vermek isteyen kadınların yüzde 41'inin ayrılmak veya boşanmak istedikleri için, yüzde 32'sinin kıskançlık sebebiyle, yüzde 36'sının ise erkekleri reddettikleri için öldürüldüğünü ifade etti.

Eskişehir SKM üyeleri Yediler Parkı'nda basın açıklaması yaptı. Başak Ekin, "Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek egemen sistemin tüm yapısı, kadına yönelik şiddeti her geçen gün büyütüyor. Bu konuda yargı, erkekleri koruyan kararlarıyla 2011 yılına damgasını vurdu" dedi.

Açıklama sırasında çevreden geçen bir şahıs, kadınlara sözlü tacizde bulundu, kısa süreli gerginlik yaşandı.

Kaynak: ETHA

'Bağımsız bir araştırma komisyonu kurulsun'

Cumartesi anneleri, 2011 yılının son oturma eyleminde Başbakan'a seslendi, "Gözaltında kaybedilenlerin akıbetini araştıracak özel yasayla yetkilendirilmiş, bağımsız bir araştırma komisyonu kurun" dedi. 



Cumartesi anneleri, 353. kez Galatasaray'da buluştu. Kayıp yakınları, 2011 yılının son oturma eyleminde bir kez daha Başbakan Erdoğan'a seslenerek, "Gözaltında kaybedilenlerin akıbetini araştıracak özel yasayla yetkilendirilmiş, bağımsız bir araştırma komisyonu kurun" dedi. Eyleme BDP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ile CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ve ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ da katıldı.

Oturma eyleminde ilk sözü kısa bir süre önce eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın'la görüşen Milletvekili Hüseyin Aygün aldı. Aygün, Çarkın ile yaptığı görüşmeye ilişkin bilgi verdi: "Ayhan Efeoğlu'nun işkence ile öldürüldüğünü ve kendi ekibinin onu defnettiğini belirtti. Yine Hüsamettin Yaman ve Soner Gül'ün onun da içinde yer aldığı bir ekip tarafından İstanbul'da gözaltına alındıktan birkaç sonra aynı bölgeye götürülerek kafalarına ve enselerine kurşun sıkılarak öldürüldüklerini anlattı. Bu iki ismin infazı sırasında görev başında olduğunu söyledi. Yer göstermelerde cesetlerin bulunamamasını aradan geçen uzun yıllara bağladı. Çarkın, vicdan hesaplaşması yaptığını söylüyor. Cumartesi annelerinin taşıdığı fotoğraflarda üç kişiyi görmesiyle vicdan hesaplaşmasının başladığını belirtiyor."

'HAKİKAT VE ADALET MAHKEMESİ KURULMALI'

2012 yılında Hüsamettin Yaman, Ayhan Efeoğlu ve Soner Gül'ün kaybedilmelerinin üzerinden 20 yılın geçmiş olacağını hatırlatan Aygün, şöyle konuştu: "Diğer bütün kayıplarının hepsinin devlet ve onunla bağlantılı güçler tarafından öldürüldüğünü Türkiye kamuoyu biliyor. Bu nedenle Ayhan Çarkın, 90'lı yılların karanlıklarını aydınlatmak, 1000 operasyon duvarını çökertmek için bir fırsat olarak görülmeli. Savcılar daha ciddi bir araştırma yapmalı. TBMM olaya el koymalı. 1990'lı yıllardaki olayların aydınlatılması için özel düzenleme yapmalı. O dönemle yüzleşilmesi için özel bir kanun yayınlamalı. Ankara'da Hakikat ve Adalet Mahkemesi kurulmalı."

Aygün'ün ardından söz alan Efeoğlu ailesinin avukatı ve İHD Bursa Şube Başkanı Mustafa Yağcı, son başlattıkları hukuki süreç hakkında kısaca bilgi verdi. İçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtıklarını da hatırlatan Yağcı, bakanlıktan gelen yanıtını aktardı: "Olayların, idarenin sorumluluğu altındaki eylem ve işlemlerden kaynaklandığını ikrar etti. Dilekçelerinin ilerleyen bölümlerinde kayıpların mezarlarının İstanbul'da olduğunu belirterek yetki itirazında bulundu. Gözaltında kaybetmeyi ve öldürmeyi ikrar etti."

Ayhan Çarkın'la yaptığı görüşmeyi de anlatan Avukat Yağcı, "Çarkın, cesedi kamyonet benzeri bir vasıtaya koyduğunu ancak gömüldüğü yeri bilmediğini ifade etti" dedi.


'AYNI ZİHNİYET DEVAM EDİYOR'

BDP Milletvekili Pervin Buldan, Uludere katliamı ve kitlesel tutuklamaları hatırlattı, "1990'lı yıllarda Tansu Çiller cebinde 'öldürülecekler listesi'ni taşıyordu. O günden bugüne gelen süreçte gördük ki, değişen bir şey yok. Bu kez Başbakan cebinde tutuklanacaklar listesi taşıyor. Tutuklamalar ve toplu katliamlar yaşanıyor. O dönem Tansu Çiller zihniyeti neyse, bu dönem Recep Tayyip Erdoğan zihniyeti odur" dedi.

'DEVLET KENDİ KURUCULARINI YİYOR'

Ayhan Çarkın'ın "öldürdük" dediği Hüsamettin Yaman'ın ağabeyi Feyyaz Yaman da, "Bu devlet, kendi çocuklarını, kendi kurucularını yemeyi, bitirmeyi gelenek edinmiştir" diye konuştu.

"Gerçekten yeni bir düzenin arifesindeysek o zaman ilk önce kendi tarihimizin bu kirli sayfalarıyla yüzleşmemiz gerekiyor" diyen Yaman, şöyle konuştu: "Vicdan temizliği yapmak zorundayız. Bu toplumun tüm kesiminin ihtiyacı var, barışın buna ihtiyaçı var."

'UMUT ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ'

Kayıp yakını Aysel Ocak, ağabeyi Hasan Ocak'ın gözaltına alındığı 21 Mart gününün doğum günü olduğunu hatırlattı, "Ben 17 yıldır doğum günümü kutlamıyorum" dedi. "2011 bize umut ettiklerimizi getirmedi" diyen Ocak, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Ancak biz yaşadığımız tüm zorluklara rağmen bu alandan hiç umutsuz ve yılgın türküler ile ayrılmadık. Umut etmeye devam edeceğiz. Ancak bunun başka insanlara ihtiyacımız var. Daha çok olmalıyız."

ULUDERE KATLİAMI'NA TEPKİ

Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır'ın ağabeyi Mikail Kırbayır, Kenan Bilgin'in kardeşi İrfan Bilgin ve Abdurrahman Coşkun'un yengesi Mukaddes Coşkun da yaptıkları konuşmalarda, Uludere Katliamı'na dikkat çekti. Bilgin, Erdoğan'ın "Devlet hiç kendi halkını katleder mi?" sözünü anımsatarak, "Devlet, kendi halkını katletmezse, o köylüleri kim öldürmüştür. Hangi ülkenin güvenlik güçleri, binlerce insanı gözaltına alıp kaybetmiştir" diye sordu. Coşkun ise, hükümetten gelen "kaza, yanlışlık" savunmalarına tepki, "Bir insan yanlışlıkla nasıl öldürülür" dedi.

'SİZİN DE KABUSUNUZ OLACAĞIZ'

Kayıp yakınlarının konuşmalarının ardından Hasan Ocak'ın kardeşi Maside Ocak, İHD Gözaltında Kayıplara Komisyon adına açıklamayı okudu. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'e seslenen Ocak, "Feriye ve Osman Efeoğlu'na 'süreniz doldu, oğullarınızı aramaktan vazgeçin' mesajı bizi mücadelemizden asla ve asla vazgeçirmeyecek. Gözaltında kayıplar gerçeğini 'zaman aşımı'yla gerekçelendirerek örtbas etmekten vazgeçin! Evlatladımızı kaybeden mensuplarınızı derhal açıklayın! Aksi halde sizin de kabusunuz olacağız" dedi.

Ocak, Adalet Bakanı'na da seslenerek, "Adli Tıp ve Mezarlıklar Müdürlükleri kayıtlarında kimliği belirsiz olarak gösterilen cesetlere ilişkin bilgileri kayıp yakınlarına ve insan hakları örgütlerine açıklayın" diye konuştu.

'BAĞIMSIZ BİR KOMİSYON KURUN'

Maside Ocak'ın 2011 yılının son Cumartesi eyleminde seslendiği son kişi ise Başbakan Erdoğan oldu:

"Kaybedilen kişinin akıbetiyle ilgili ailelerine gerçeği öğrenme hakkı tanıyan ve Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme'yi hiçbir çekince koymadan derhal imzalayın.

Minnesota Protokolü'nü uygulayın.

Kayıplarımızla ilişkili olan Ergenekon sanıklarını, yalnızca hükümete karşı darbe teşebbüsünden değil, 'insanlığa karşı işlenen suç'lardan da yargılanmasının yolunu açın.

Gözaltında kaybedilenlerin akıbetini araştıracak özel yasayla yetkilendirilmiş, bağımsız bir araştırma komisyonu kurulması talebimize kulak verin."

Kaynak: ETHA

Zorla tahliyelere karşı eylem

Filistinliler, İsrailli yerleşimcilerin kendilerini evlerinden zorla tahliye etmelerine karşı eylem yaptı ve Şeyh Cerrah'ta daha fazla tahliyeye izin vermeyeceklerini açıkladı.


İsrail'in onlarca Filistinli aileyi Doğu Kudüs'teki evlerinden zorla çıkaracak olan yeni yerleşim planına karşı Filistinliler eylem yaptı.

Birkaç Filistinli örgüt tarafından düzenlenen eylem Şeyh Cerrah'ta gerçekleştirildi.

İsrail'in yerleşim planlarına öfkeli olan Filistinliler, Filistin topraklarından daha fazla tahliyeye izin vermeyeceklerini bildirdiler.

Eyleme katılan Filistinli Suhair Asaad, "Bu eylem özellikle Batı Şeria ve Kudüs'te yerleşimciler tarafından yapılan son saldırılara karşıdır ve artan yerleşimlere karşı mesajımız açıktı ki Şeyh Cerrah'ta daha fazla ev tahliye etmeyeceğiz" dedi.

1948'de İsrail'in kurulmasıyla birlikte Şeyh Cerrah'taki arazilerin kendilerine ait olduğunu iddia eden yerleşimcilerin, 6 Filistinli'nin evlerini tahliye ettirdikleri ve saldırının devam ettiği ifade edildi.

Öte yandan yerleşimler konusunda uluslararası tepkilere rağmen İsrail yönetimi Gilo ve Silvan'da 100'ün üzerinde yeni yerleşim kararı aldı.

Filistinli mülştecilere yardım saylayan Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA), İsrail yönetiminin 6 ay içinde Filistinlilere ait 356 yapıyı yıktığını bildirdi.

Kaynak: ETHA

Cezaevinde görüşler işkenceye dönüştü

Cezaevlerinin dolmasıyla birlikte görüş koşulları da zorlaştı. Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi'nde görüşe giden tutuklu yakınları 5 saat havasız küçük bir odada ayakta bekletiliyor. Gardiyanların hakaretlerine maruz kalıyor.

Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi'nde idarenin siyasi tutuklulara ve görüşe giden yakınlarına yönelik baskıları sürüyor.

Geçtiğimiz aylarda "Biz devletiz" diyerek kadın devrimcilere saldıran hapishane müdürüyle gündeme gelen cezaevinde görüşler, tutuklu yakınları için "cezalandırmaya" dönüşmüş durumda.

Son olarak aylık açık görüş için 30 Aralık'ta hapishaneye giden tutuklu yakınları, idarenin ve hapishane personelinin uygulamalarına isyan etti. Bir tutuklu yakını öfkeli bir şekilde, "İnsanları türlü gerekçelerle içeri atmasını biliyorlar. Ama görüş yapmaları için şu görüş yerlerine bir dolap bile yapmıyorlar" dedi. Ablası Gülcan Taşkıran'ı ziyarete giden Beycan Taşkıran, baskıcı uygulamaları ETHA'ya anlattı. "Görüşler aileler için resmen bir işkenceye dönüşmüş durumda" diyen Taşkıran, şunları anlattı: "Tutuklama terörü sonucu içeride tutsak sayısı bir hayli fazlalaştı. Dolayısıyla görüşçü sayısı da artmış durumda. Ancak hapishane idaresi diğer hapishanelerden farklı olarak normalde tam güne yayması gereken görüş saatlerini 5 saat içine sıkıştırmış durumda.

45 DAKİKALIK GÖRÜŞ İÇİN 5 SAAT BEKLETİLİYOR

Kayıt yapmak için sabah da gidilse ancak öğleden sonra görüşçüler içeri alınıyor. 14.30'da içeri alma işlemleri başlıyor, 19.00'a kadar sürüyor. 200 kişilik bir görüşçü grubu tek bir grup olarak içeri alınıyor ve işlemler için yalnızca iki gardiyan görevlendirilmiş. Bu iki görevli ise ailelerle alay edercesine işlemleri ağırdan alıyor. 45 dakikalık görüş için 5 saat beklemek zorunda kalıyoruz.

İnsanlar boş ve havasız bir yerde saatlerce tıkış tıkış ayakta bekletiliyor. Oturacak bir sandalye bile yok. Kavga gürültü işlemleri yaptırıyoruz. Bu uygulamalara itiraz ettiğimizde de görevli gardiyanların 'terbiyesizlik yapmayın, insan olun' şeklindeki hakaretlerine maruz kalıyoruz."

'GÖRÜŞ HAKKI GASP EDİLİYOR'

Daha önce bu konuda suç duyurusunda bulunduklarını, ayrıca BDP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel'in konuyu Meclis'e taşıdığını hatırlatan Taşkıran, ancak herhangi bir düzeltme olmadığını söyledi.

Taşkıran, "İdare tutsakların ve ailelerin en doğal hakkı olan görüş hakkını gasp etmek, aileleri yıldırmak için elinden geleni yapıyor" dedi.

Kaynak: ETHA

Kız çocuklarını döverek gözaltına aldılar

Urfa'da Uludere katliamını protesto eden yüzlerce kişiye polis saldırdı. Slogan atan 9-10 yaşlarındaki 4 kız çocuğu, polisler tarafından dövülerek gözaltına alındı. 50'yi aşkın gözaltı var.


35 sivilin yaşamını yitirdiği Uludere katliamını protesto etmek isteyen Urfalılara, polis saldırdı.

BDP ve KESK üyeleri, katliamı kınamak için Alişelli Parkı'nda basın açıklaması yapmak istedi. Ancak alan polis tarafından tamamen kapatılırken, parka giden bir grup polis tarafından çembere alındı. Polisler, buradan 6 kişiyi gözaltına aldı.

Polisin engelini protesto etmek için BDP önünde bir araya gelen yaklaşık 500 kişi, oturma eylemine başladı. "Katil AKP, katil Erdoğan", "Faşizme karşı omuz omuza", "Katil devlet hesap verecek" sloganları ile eylemi sürdüren halka polisler coplarla saldırdı.

Polisler, 50'yi aşkın kişiyi tekme tokat, direkt gözlerine biber gazı sıkarak gözaltına alırken, slogan atan 9-10 yaşlarındaki 4 kız çocuğu da feci şekilde dövülerek gözaltına alındı. Polisin saldırısı üzerine bir grup BDP binasına girdi, bir grup ise polise taş atarak dağıldı.

Polis içeri girmek istedi ancak kapıları açamayınca içeri biber gazı sıktı. Kitlenin BDP içindeki bekleyişi sürerken, polisler hala kapı önünde bekliyor.

Kaynak: ETHA

'Arka bahçe' Şahin'e karşı yürüdü

LGBTT bireyleri, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in "Terörü besleyen bir arka bahçe var" açıklamasını protesto etti.


LGBTT bireyler, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, KAOS GL, Siyah Pembe Üçgen, İzmir LGBTT Dayanışma Derneği, AMARGİ, Yeryüzüne Özgürlük Derneği, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Filmmor Kadın Kooperatifi üyelerinin de içinde bulunduğu çok sayıda kişi, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'i, haksız tutuklamaları, gözaltıları ve baskıları protesto etmek amacıyla Taksim Meydanı'nda bir araya geldi.

Grup, "Hangimiz zehirli, hangimiz faydalı, gel de ayır içişleri bahçıvanı" yazılı pankart açan LGBTT bireyleri, "Arka bahçe burada katiller nerede", "Durmak yok tutuklamalara devam", "Arka bahçenin tüm otları birleşin" ve "Sıra kimde?" yazılı renkli dövizler taşıdı. LGBTT bireyleri ıslıklar, zılgıtlar, alkışlar ve çaldıkları müzikler eşliğinde sık sık, "Transfobik devlet istemiyoruz", "Şırnak'ı unutma unutturma", "Jin jiyan azadi" ve "Ne mülkiyet ne devlet uzak olsun nefret" sloganları attı. Galatasaray Meydanı'na doğru yürüyen LGBTT bireyleri, yoldan geçen yurttaşların da ilgi odağı oldu. Kafalarına taktıkları temsili otlarla ve sulama borularıyla renkli bir görüntü yaratan LGBTT bireyleri, İstiklal Caddesi'nde sık sık oturma eylemi yaptı. Galatasaray Meydanı'na gelen grup, burada kısa bir açıklama yaptı.

'Devlet Uludere'de insanları katletti'

Grup adına açıklama yapan Can Candan, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in 26 Aralık'ta Afyonkarahisar'da yaptığı konuşmasında söylediği, "Terörü besleyen bir arka bahçe var" sözleri ile tüm muhalif kesimin “terörle mücadele” adı altında sürdürülen haksız tutuklamaların hedefi haline getirildiğini belirtti. Candan, "Bakan Şahin'in 'hayatın ta kendisidir' diye tanımladığı devletin ne demek olduğunu arka bahçedekiler olarak iyi biliyoruz: 'Hayatın ta kendisi' olan devletin Şırnak Uludere'de üzerlerine F-16 savaş uçaklarıyla bomba yağdırarak katlettiği gencecik hayatların hesabını kim verecek? 'Psikolojik terör var, bilimsel terör var' diyen Sayın Bakan, peki bu terörün adını da koyabiliyor musunuz?" diye sordu.

Şahin'in “çok özür dileyerek” adını zikrettiği eşcinselliği namussuzluk, ahlaksızlık, gayrıinsani durum olarak nitelendirdiğini belirten Candan, "Devlet kim kimi yiyebilirse, kimin ağzı kimin dişleri kuvvetliyse devlet O'dur. İçişleri Bakanı Şahin'in hakaret ettiği kesimlerden derhal özür dilemesini ve koltuğunu terk etmesini istiyoruz" dedi. Candan, "Hükümet terörle mücadele adı altında yürüttüğü, Kürt halkına yönelik askeri ve siyasi imha operasyonlarını derhal durdurmalı, haksız gözaltılara ve tutuklamalara son vermeli, insanca düşüncelerinden ötürü hukuksuzca hücrelere hapsettiği siyasetçileri, gazetecileri, akademisyenleri, sanatçıları ve öğrencileri fikren ve fiziken özgür bırakmalıdır" dedi. Candan, yaşanan haksızlıklara karşı susmayacaklarının dile getirdi.

DİHA
Kaynak: Yüksekova Haber

30 Aralık 2011 Cuma

Bitkisel Üretim ve Meralar Yeter

Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu GDO'lu mısır ithaline karşı çıktı. Hayvancılığın ve bitkisel üretimin birlikteliği üzerine kurulu politikalar yönünde çağrı yaptı.

Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (Çiftçi-Sen) Türkiye'ye ithaline izin verilen 13 farklı GDO içeren mısıra dair bir açıklama yaparak GDO'lu yeme ihtiyaçlarının olmadığını söyledi.

Genel olarak Türkiye'nin tarım ve hayvancılık politikalarını eleştiren açıklamada, özel olarak çiftçilerin GDO'lu yem temin eden şirketlere muhtaç edilmemesi gerektiği vurgulandı.

Hayvanların yemini Türkiye'den sağlayacak politikaları uygulamak yerine neden yem ithal edildiğini soran Çiftçi-Sen, Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı'nın uygulamalarını da eleştirdi. Hayvan yetiştiriciliğine paralel olarak bitkisel üretimin gerçekleştirilebileceğini, ancak bu yöndeki politikaların Türkiye'de uygulanamadığına dikkat çekildi.

Yanıltıcı sözler

Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu ve Çiftçi-Sen Genel Sekreteri Ali Bülent Erdem imzasıyla yayınlanan açıklamada, GDO'lu mısırın ithaline ilişkin olarak bir yanılsama yaratıldığı iddia edildi.
Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker'in "Türkiye'de gıda güvenilirliği hakkında korkulacak bir durum olmadığı" yönündeki beyanını yanıltıcı olarak niteleyen Çiftçi-Sen, aynı şekilde GDO'lu mısırın yemlerde kullanılmasıyla ilgili olarak bakanın "Zarar verirse hayvana verir buradan besine asla geçmez" sözlerinin de doğru olmadığını savundu.

"Bakan Eker, dünyada mısır üretiminin yüzde 70'i GDO'suz yapılırken, Türkiye'yi neden GDO'ya muhtaçmış gibi gösterdiğinin, korumakla sorumlu olduğu hayvanların sağlığını nasıl bu kadar fütursuzca tehlikeye atabildiğinin hesabını hayvan yetiştiricilerine, çiftçilere ve kamuoyuna vermelidir."

Sağlıklı alternatif

Çiftçi-Sen varolan uygulamaları eleştirirken alternatifini de hatırlattı: Hayvan çıktılarını bitkisel üretimde, bitkisel üretimin çıktılarını hayvan yetiştiriciliğinde kullanmayı sağlayacak politikalar.
Meraların acilen ıslah edilmesini ve yeniden özgür hayvancılığa geçilmesinin de talep edildiği açıklamada, bu yöntem ile elde edilecek hayvansal ve bitkisel ürünlerin sağlıklı olduğu konusunda kimsenin endişe duymayacağı belirtildi.

Kurul kararı tartışılıyor

Biyogüvenlik Kurulu'nun 13 mısır çeşidinin yem amaçlı kullanımına izin vermesi üzerine konu kamuoyunda ve basında tartışılmaya başlandı. GDO'lu mısır kullanımının hayvancılık sektörünü, dolayısıyla et, süt, yoğurt, peynir gibi hayvansal ürünleri ve içeriği bu ürünlerden oluşan gıda maddelerini risk altında bıraktığı iddia edildi. GDO'ya Hayır Platfomu binlerce imza toplayarak Biyogüvenlik Kurulu'na iletti.

Kaynak: Bianet

ARKA BAHÇENİN TÜM OTLARINA ÇAĞRIMIZDIR!

İçişleri bakanı İdris Naim Şahin, 26 Aralık 2011'de Afyonkarahisar'da yaptığı konuşmasında "terörü besleyen bir arka bahçe" tasvir ederek, sözleriyle sivil toplum kuruluşlarını, dernekleri, üniversiteleri, akademisyenleri, sanatçıları, basın mensuplarını, öğrencileri, terörle mücadele adı altında sürdürülen haksız tutuklamaların hedefi haline getirmiştir.

Açıkça, Türkiye'de barıştan, kardeşlikten, özgürlükten, demokrasiden ve yaşamdan söz eden tüm muhalif kesimlere karşı tehdit içeren bu sözler aynı zamanda, çeşitli inançlara, kimliklere ve varoluş şekillerine karşı da nefret söylemi niteliği taşımaktadır.

Akıl almaz bir hızla devam eden haksız tutuklamalara, gözaltılara, baskı ve yıldırma politikalarına karşı bir diyeceği olan herkesi, yani Bakan'ın deyişiyle "arka bahçe"nin tüm maydanoz, tere ve ayrık otlarını,

30 Aralık 2011 (BUGÜN) Cuma günü, saat 19.30'da Taksim tramvay durağı önüne çağırıyoruz!

ARKA BAHÇENİN TÜM OTLARI,
BİRLEŞİN!


Lambdaİstanbul LGBTT Dayanışma Derneği
Hebun Diyarbakır LGBTT Oluşumu
İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği
Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Araştırmaları Derneği (SPoD)
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
Kaos GL
Siyah Pembe Üçgen İzmir LGBTT Dayanışma Derneği
LuBUnya     
AMARGİ
Filmmor Kadın Kooperatifi
İllet
Yeryüzüne Özgürlük Derneği

Katliamdan sağ kurtulan Hacı Encü, katliamı anlattı

Hacı Encü: Askerler önümüzü kesti, uçaklar bombaladı

Şırnak’ın Uludere İlçesi Ortasu (Roboski) Köyü’nde köylülerin savaş uçaklarıyla bombalanarak katledilmesi olayını yerinde inceleyerek, ön izleme raporu hazırlayan İHD ve MAZLUMDER heyeti, olayın bir yargısız infaz ve toplu katliam olduğunu belirtti.

Bombardımandan sağ kurtulmayı başaran Hacı Encü’nün ifadelerine yer verilen raporda, askerlerin köylülerin önünü kestiğini, uçakların da bombardıman yaptığını kaydetti.

ASKERLER ÖNÜMÜZÜ KESTİ, UÇAKLAR BOMBALADI

Raporda, olaydan sağ kurtulan ve hastanede görüşülen 19 yaşındaki Hacı Encü’nün şu beyanlarına yer verildi:

“28.12.2011 günü Saat 16.00’da 40-50 kişilik bir grupla birlikte mazot ve gıda maddesi getirmek üzere yine bu sayıda katırla beraber sınırın Irak tarafına geçtik. Karakola özellikle bir bilgilendirme yapmadık ancak gidip geldiğimizi zaten biliyorlardı. Amacımız şeker ve mazot getirmekti. Hatta giderken İnsansız Hava Aracının sesini dahi duyduk ancak sürekli gidip geldiğimiz için yolumuza devam ettik. Akşam 19.00’da katırları yükleyerek yola çıktık. Saat 21.00 gibi sınıra yaklaştık. Bizim köyün yaylasına vardık, yayla tam sınırdadır. Orada önce aydınlatma fişeği ve akabinde de top-obüs atışı yapıldı.Biz yükümüzü sınırın diğer tarafında bıraktık. Hemen ardından uçaklar geldi ve bombardıman başladı. Biz iki gruptuk, öndeki grup ile arkadaki grup arasında 300-400 metre mesafe vardı. İlk top atışından hemen sonra uçak geldi. Askerler bizim yaylayı tuttukları için, bu tarafa geçebileceğimiz başka yol yoktu. Bu nedenle gruplar sıkışarak bir araya gelmek zorunda kaldı. Sonunda iki büyük grup olduk. İlk uçak bombardımanında sınırın sıfır noktasında bulunan yaklaşık 20 kişilik grup imha oldu. Hemen geriye kaçmaya başladık. Kayalıklar arasında kalanların üzerine bomba yağmaya başladı. Benim de içinde bulunduğum grup 6 kişiydi, bu gruptan 3 kişi kurtulduk. Üzerimizde günlük sivil elbiselerimiz vardı, hiç kimsede silah yoktu. Olay 1 saat falan sürdü. Bir iki kişi 3 katırla beraber küçük bir deredeki suya girdik. Bir saat bekledikten sonra bir kayalığın altına sığındık. Arkadaşlarımızdan haber alamadık. Saat 23.00-23.30 gibi gelen ışıklardan ve seslerden köylülerin geldiğini anladık. Köylüler feryat etmeye başlayınca askerler tuttukları yerlerden çekilerek yaylayı da boşalttılar. Çok uzun zamandır bu işi yapıyoruz. İki kişi evliydi, diğerleri lise ve ilköğrenim öğrencisiydi. Henüz hiç kimse beni ifade vermem için çağırmadı. Olaydan sonra hiç asker görmedim.”

Kaynak: ANF

Evren ve Şahinkaya'ya müebbet istemi

12 Eylül darbesini gerçekleştiren Kenan Evren ve Şahinkaya hakkında iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.


12 Eylül darbesi nedeniyle Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında başlatılan soruşturma tamamlandı. Evren ve Şahinkala hakkında iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin, iddianameyi Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Hüseyin Görüşen'e imza için sundu.

12 Eylül 2010'da yapılan anayasa değişikliği sonrasında 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirenler hakkında yaklaşık 3 bin suç duyurusu yapılmıştı. İşkence gören mağdurların da ifadesine başvuran savcı Kemal Çetin'in hazırladığı iddianame 120 sayfayı buluyor. Savcı Çetin'in işkence gören ve şikayet edilen bürokratların dosyalarını ayırdığı, onlar için de ayrı bir iddianame tanzim edeceği öğrenildi. Darbenin başındaki MGK üyesi Evren ve Şahinkaya'nın TCK'nın 146/1 ve 147/1 maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarını isteyen savcı Çetin, hayatta kalan MGK üyeleri Evren ve Şahinkaya'nın "Türkiye Cumhuriyeti anayasasını ve bu kanunla teşekkül etmiş TBMM'yi iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs" suçunu işlediklerini belirtti. Evren ve Şahinkaya'nın "hükümeti ıskat etmek veya vazife görmekten cebren men etmek" suçlarını da işlediğini vurgulandı.

MARAŞ, SİVAS VE ÇORUM DARBEYE ZEMİN HAZIRLADI

İddianamede, ilk olarak darbeye zemin hazırlayan nedenleri sıralayan Savcı Kemal Çetin, Maraş, Sivas, Çorum katliamlarını bu çerçevede ele aldı. Savcı buna kanıt olarak Evren'in. "Şartların olgunlaşmasını bekledik" sözlerine de yer verdi.

SUÇ ÜÇ SENEYİ KAPSIYOR

Darbecilerin işlediği suçun "Anayasal düzeni zorla değiştirme" olarak kabul edilirken suç tarihi darbenin yapıldığı 12 Eylül 1980 ile başlayarak sivil iktidara geçildiği tarih olarak gösterildi. Yani yeni Meclisin seçilmesinin ardından hükümetin sivillere devredildiği tarihe kadar (24 Kasım 1983) olan tüm işlem ve eylemler darbe suçu olarak değerlendirildi.

Savcı Çetin tarafından hazırlanan iddianamenin Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Hüseyin Görüşen'in onayının ardından UYAP aracılığıyla Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilecek. Böylece Türkiye bir ilke tanıklık ederek askeri darbeyi yapanları yargı önüne çıkaracak.

DARBENİN BİLANÇOSU

650 bin kişi gözaltına alındı.
1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
7 bin kişi için idam cezası istendi.
517 kişiye idam cezası verildi, 50'si asıldı.
388 bin kişiye pasaport verilmedi.
30 bin kişi "sakıncalı" olduğu için işten atıldı.
14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.
30 bin kişi "siyasi mülteci" olarak yurtdışına gitti.
Çıkan olaylarda 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
171 kişinin "işkenceden öldüğü" belgelendi.
937 film "sakıncalı" bulunduğu için yasaklandı.
23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
31 gazeteci cezaevine girdi, 3 gazeteci öldürüldü.
Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
39 ton gazete ve dergi imha edildi.
Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. Bunlardan 44'ü "kuşkulu", 14'ü "açlık grevinde", 16'sı "kaçarken", 95'i "çatışmada" öldü.

Kaynak: ETHA

* Haber görseli: İç-mihrak

Saldırıya uğrayanlara soruşturma

İstanbul Üniversitesi'nde ülkücülerin saldırısına uğrayan öğrencilere, rektörlük tarafından soruşturma açıldı.


İstanbul Üniversitesi'nde Ekim ayında ülkücülerin solcu öğrencilere yönelik saldırısının ardından, saldırıya uğrayan 6 öğrenciye soruşturma açıldı. Ülkücülerden ise sadece biri hakkında soruşturma başlatıldı.

Ekim ayında Hakkari Çukurca'da yaşanan saldırı ve asker ölümlerinden sonra başlayan ülkücülerin provokasyonu İstanbul Üniversitesi'ne de sıçramış, ülkücüler 18 Ekim'de devrimci demokrat öğrencilere saldırmıştı.

İki gün boyunca süren saldırılardan sonra 21 Ekim'de yürüyüş yapan demokrat öğrenciler, saldırıları protesto etmişti. Eylem sırasında Fen Edebiyat Fakültesi önünde ülkücüler yine öğrencilere saldırırken, polis de saldırıya uğrayan öğrencilere müdahale etmişti.

Olaylardan yaklaşık iki ay sonra İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü 7 öğrenci hakkında soruşturma başlattı. Bunlardan sadece bir kişinin saldırgan ülkücü, diğerlerinin solcu öğrenciler olduğu öğrenildi.

Rektörlük, soruşturma açıldığına yönelik öğrencilere tebligat da göndermezken, bazı öğrenciler savunma için son tarihten 1-2 gün önce öğrenerek savunmalarını verdi. Ancak öğrencilere, savunma yapmak için istedikleri görüntülerin gösterilmediği öğrenildi.

Soruşturma açılan öğrencilerden birisi, ETHA'ya yaptığı açıklamada, "Olay anındaki görüntüleri Rektörlüğe polisler veriyor. Rektörlük de bu görüntülerde bulunanlara soruşturma açıyor. Eyleme katılıp katılmadığı da önemli değil, soruşturma açılması için görüntüye yakalanmak yeterli oluyor. Savunma yapmak için bu görüntüleri izlemek istedik, ancak talebimiz karşılanmadı" dedi. Öğrenci, ülkücülere saldırı emrini sivil polislerin verdiğini gösteren fotoğrafları da delil olarak gösterebileceklerini ifade etti.

Aynı olaylar nedeniyle bir polis, soda şişesi attığı iddiasıyla bir öğrenci hakkında dava açmıştı.

Kaynak: ETHA

'Dur' ihtarı yapılmadı

İHD ve Mazlum-Der heyeti, ön izleme raporunda köylülere 'dur' ihtarının bile yapılmadığını, katliam sırasında tahrip gücü yüksek, yakıcı nitelikte silah kullanıldığını belirtti.


İHD ve Mazlum-Der yöneticilerinden oluşan heyet, Uludere katliamına ilişkin ön izleme raporunu açıkladı.

Cenazelerin gelişi güzel gruplar halinde odalarda battaniyelere sarılı halde bekletildiklerini, ailelerin de cenazelerin başında beklediklerini belirten iki örgüt, "Otopsinin yapılmakta olduğu yerin hastanenin kalorifer kazanı odasının bitişiğinde bodrum katta, salonun bir kısmının çarşaflarla kapatılarak ikiye ayrıldığı ve otopsinin perde arkasında yapılmakta olduğu, otopsi işlemlerine aileleri temsilen Şırnak Barosu'ndan tek bir avukatın bulunmasına izin verildiği, iki savcının işlemleri yürüttüğü, saat 18.30 itibariyle sadece 6 cenazenin otopsi işleminin tamamlandığı tespit edilmiştir" dedi.

Katliamda ölenlerin büyük bir kısmının 12-28 yaş aralığında olduğu belirtilen raporda, katliama ilişkin şu tespitler yer aldı:

"Olayda tamamı sivil olan insanların öldürüldüğü ve yaralandığı,

Olay esnasında gruba 'Dur' ihtarı yapılmadığı ve uyarılmadıkları, hiçbir surette güvenlik güçlerine ateş açılmadığı, askerlerin de bireysel olarak ateş etmedikleri, olayda uçakların bombardıman yaptıkları ve ölümlerin bu nedenle olduğu,

Sivillerin olay yerinde bulunan güvenlik güçlerince tanınan ve bilinen insanlar oldukları, güvenlik güçlerinin sınır ticareti nedeniyle yapılan bu gidiş ve gelişlerden haberdar oldukları,

Tarafımızdan görülmemekle beraber görgü tanığının ve köylülerin anlatımından sınır ticareti için aynı güzergahın sürekli kullanıldığı ve güvenlik kuvvetleri dahil herkesçe bilindiği, kullanılan yolun patika yol olmadığı, yolun üstünde maden ocaklarının bulunduğu,

Resmi açıklamaların aksine olay yerinin Sinat- Haftanin olarak adlandırılan bölgeye uzak olduğu, saldırıya uğrayan bir grubun Türkiye tarafında olduğu bir grubun da Irak-Türkiye sınırının üstünde olduğu,

Olaydan sonra hiçbir resmi kurumun cenazeleri almak için girişimde bulunmadıkları ve askerlerin olay bölgesinden tamamen çekildikleri, cenazelerin köylüler tarafından alınarak kendi imkanları ile Gülyazı köyüne getirildikleri,

Hastane koşullarının otopsi işlemine elverişli olmadığı, cenazelerin gelişigüzel odalara bırakıldığı, cenazelerin akrabaları tarafından battaniyelere sarıldıkları, hastane personelinin yetersiz sayıda olduğu hatta gördüğümüz kadarıyla neredeyse yok denecek sayıda olduğu ve cenazelerin aileler tarafından otopsiye ve ambulanslara taşındığı,

Cenazelerden otopsi sonucunda elde edilecek delillerin mevcut koşullar nedeniyle usulüne uygun şekilde alınamayacağı, bu nedenle delillerin karartılma ihtimalinin yüksek olduğu,

Hastanede heyetimiz tarafından görülen cesetlerin yanmış, iç organlarının dışarıda olduğu, çoğunun kafatasının parçalandığı, vücut bütünlüklerinin parçalanmak suretiyle bozulduğu,

Olayda tahrip gücü çok yüksek, yakıcı nitelikte mühimmatın kullanıldığı."

Heyet, BM İnsan Hakları Komitesi'nin derhal bölgeye heyet göndermesi gerektiğini belirtti. Medyayı da eleştiren İHD ve Mazlum-Der, "Türk medyasının 'resmi kurumların yaptığı açıklamalar dışında' katliama basın etiği çerçevesinde yaklaşması ve kamuoyuna gerçekleri aktarması hususunda duyarlı olması gerektiği sonucuna varılmıştır" dedi.

Kaynak: ETHA

2011'de Madenlerde 79 Ölüm

MMO tarafından yapılan çalışma sonucunda Türkiye'de 2011 yılında ikisi maden mühendisi 79 kişinin hayatını kaybettiği, 117 kişinin de yaralandığı belirtildi.


Maden Mühendisleri Odası (MMO), 2011'de 86 maden kazası olduğunu, bu kazalarda 77 maden işçisi ve iki maden mühendisinin hayatını kaybettiğini açıkladı. 117 işçinin de yaralandığının belirtildiği açıklamada, iş kazalarının 62'sinin yer altı maden işletmelerinde, 24'ünün ise yerüstü maden işletmelerinde meydana geldiği ifade edildi.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'ne (TMMOB) bağlı Maden Mühendisleri Odası'nın (MMO) istatistiksel çalışmasını bianet'e değerlendiren MMO Başkanı Mehmet Torun, son dört yılda ortalama 80,5 kişinin maden kazalarında öldüğünü açıkladı. Bu ortalamanın daha yüksek olabileceğinin altını çizen Torun, tüm kaza sonuçlarının kendilerine ulaştırılmadığını ifade etti ve ekledi:

"Bilimsel veriler, iş kazalarının yüzde 98'inin önlenebilir olduğunu göstermektedir. Kazaların kader olmadığı, mühendislik bilim ve teknolojisinin uygulanmasıyla engellenebileceği bilinen bir gerçektir."

"Bilgi ve birikim dağıtıldı"

Mehmet Torun, 12 Eylül darbesinden itibaren uygulamaya konulan özelleştirme ve taşeronlaştırma faaliyetlerinin kamu madenciliğini küçülttüğü ve bu küçülmenin de yıllarca elde edilmiş madencilik bilgi ve birikimini dağıttığı görüşünde.

Üretimin, birikim ve deneyime sahip kurumlar yerine teknik yetersiz, deneyim ve uzmanlaşmanın olmadığı kişi ve şirketlere bırakılmasının kazaların artmasına neden olduğunu söyleyen Torun, yetersiz kişilerin uzmanlık gerektiren makamlara getirildiği ve kurumlardaki yozlaşmanın hızlandırıldığı görüşünde.

MMO'nun çözüm önerileri

Artan maden kazalarının önüne geçilebilmesi için özelleştirme ve taşeronlaşma faaliyetlerine son verilerek kar öncelikli ve ucuz işgücüne dayalı çalışmanın terk edilmesi gerektiğini söyleyen Torun, çözüm önerilerini şöyle sıraladı:

* Kazaların önlenebilmesi için bilimsel ve teknik yatırımların yanı sıra, örgütlenmenin ve sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılması, çalışma yaşamı ile birlikte çalışanların sosyal ve ekonomik yaşamlarının da iyileştirilmesi zorunludur.

* Yasal mevzuatlarda yapılacak düzenlemelerle denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekirken, çıkarılan yönetmeliklerde denetimin özelleştirildiği ve ticarileştirildiği, meslek odalarının görüşlerinin dikkate alınmadığı görülmektedir.

* Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın gerekli denetimleri yapabilmeleri için, kadrolarının maden mühendisleri ile güçlendirmesi gereklidir.

* Sektörde ulusal düzeyde acil durum planı ve risk haritaları çıkarılmalı ve saha denetimleri bu doğrultuda yapılmalıdır.

* İş sağlığı ve güvenliği yasası, TMMOB'nin görüşleri de dikkate alınarak acilen çıkarılmalıdır.

* İş kazalarının önlenmesi çalışmaları başta olmak üzere, ulusal madencilik politikalarının oluşturulması için, Enerji ve Tabii Kaynaklar  Bakanlığı'nın koordinatörlüğünde tüm sektör bileşenlerinin, meslek odalarının ve üniversitelerin katılacağı Madencilik Şurası acilen toplanmalıdır.

* Madencilik Bakanlığı kurulmalı ve sektöre hak ettiği önem verilmelidir.

Kaynak: Bianet

* Haber resmi: Namık İsmail'in "Maden İşçileri" adlı çalışması

29 Aralık 2011 Perşembe

'Devlet Uludere'nin hesabını versin'

Şırnak'ın Uludere ilçesinde 36 köylünün yaşamını yitirdiği katliama öfke yağıyor. Çok sayıda sendika ve sivil toplum örgütü, katliamın sorumlusu olarak AKP'ye işaret etti, sorumluların derhal cezalandırılmasını ve barış ortamının yaratılmasını istedi.

Uludere katliamına yönelik tepkiler devam ederken, sendika, meslek örgütü ve çeşitli sivil toplum örgütleri, katliamın sorumlusunun AKP olduğunu belirtti.

'KATLİAMIN HİÇBİR GEREKÇESİ OLAMAZ'

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, "'Kürt sorununun çözümü' adı altında atılan adımlar artık sivil ve masum insanları da içerisine çeken bir ölüm girdabına dönüşmüş durumdadır" dedi.

Sonuçları ölümü doğuran politikaların hiçbir makul gerekçesi olamayacağını belirten Soğancı, "Bugün, bilincimiz ve vicdanımız ölüm girdabının içerisine doğru çekilmeye çalışılmaktadır. Yaşanan katliamdır. TMMOB, bu katliamı yaratanların açığa çıkarılması için atılacak adımların insanlık adına takipçisi olacaktır" dedi.

KATLİAM MGK'DAN SONRA GELDİ

KESK Yürütme Kurulu, köylülerin anlatımının katliamın bilinçli bir şekilde işlendiği yönünde şüphe uyandırdığını belirtti, katliamın MGK toplantısının ardından geldiğine dikkat çekti.

İkinci bir Muğlalı faciası yaratan zihniyetin değişmediğini belirten KESK, "Saldırıların göz göre göre sivil halkı hedef alan bir noktaya gelmesinde sorumluluğu olanlar derhal araştırılarak açığa çıkarılmalı ve yargı önünde hesap vermelidir" dedi.

Kürt sorununun katliamlarla, savaşla çözülemeyeceğini belirten KESK, operasyonların durdurulmasını istedi, barış ortamının tesis edilmesi için herkesi üzerine düşen görevi yapmaya çağırdı.

'AKP GEÇMİŞTEKİ MUADİLLERİNİ ARATIYOR'

Tüm Bel Sen Merkez Yönetim Kurulu, siyasi iktidarın hiçbir gerçekçi adım atmadığı oyalama sürecinin ardından geçmişteki muadillerini bile aratır biçimde baskı, şiddet ve imha politikalarına başladığını belirtti.

İktidarın inkâr ve imha politikalarının geldiği boyutun kaygı verici olduğunu kaydeden Tüm Bel Sen, "AKP iktidarı, bir yandan her geçen gün bir başka hükümet yetkilisi tarafından yinelenen tehdit ve şantaj söylemleri üzerinden toplum genelinde düşmanlık ve şiddet havası yaymaya çalışırken; diğer yandan da kendisini eleştiren herkesi asılsız iddialarla gözaltına alarak cezaevlerine hapsettiği siyasi operasyonlarla ve sınır köylerinde sivil katliamlara varan askeri operasyonlarla ülkeyi içinden çıkılmaz bir şiddet sarmalına doğru sürüklemektedir" dedi. Operasyonların AKP'yi sona yaklaştırdığını belirten sendika, "AKP iktidarı sonunun Hitlerin faşist diktatörlüğü gibi olmasını istemiyorsa, çözümsüzlüğü acı pratiklerle kanıtlanmış askeri ve siyasi operasyonlara dayalı otoriter devlet politikalarından bir an önce vazgeçmeli, Uludere'de, aralarında çocukların da olduğu sivil vatandaşlarımızın Napalm bombalarıyla katledilmesi nedeniyle başta Milli Savunma Bakanı ve İçişleri Bakanı olmak üzere bütün sorumlular derhal görevden alınarak, en kutsal insan hakkı olan yaşam hakkını ihlal etmeleri nedeniyle haklarında yasal işlem başlatılmalıdır" dedi.

'36 CANIN HESABI VERİLMELİ'

CHP İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, "Şırnak'ta yaşamını yitiren 36 canımızın hesabı verilmeli, bu vahşetin üstü örtülmemelidir" dedi. "Hangi ileri demokrasiyi yaşıyoruz" diye soran Çelebi, "Artık yaşananların hesabı verilsin" dedi. Çelebi, yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı diledi, acılarını paylaştığını ifade etti.

İMHA POLİTİKASININ SONUCU

Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, "Bu yaşanan olay bölgede yürütülen imha politikalarına bağlı operasyonların bir sonucudur" dedi. Devletin tüm güç ve imkanlarını kendi halkını yok etmeye yönelttiğini belirten ÇHD, katliamı nefretle lanetnediğini dile getirdi.

'İMHA OPERASYONLARINI DURDURUN'

Yeryüzüne Özgürlük Derneği, "Devletin Kürtlere yönelik imha operasyonlarının bugünlük bilançosu; çoğunluğu lise öğrencisi 36 ölü" dedi.

Açıklamada, şöyle denildi: "Devlet "Kürt açılımı"nı ilan ettiğinden bu yana, kan, gözyaşı ve tutuklanmalar bitmek bir yana dursun, ölümler, baskılar ve devlet terörü katbekat daha da arttı. Demokratikleştirme ilüzyonu altında imha politikasının çeperini daha da genişleterek binlerce insanı hapse atmaya ve askeri operasyonlarının şiddetini arttırmaya devam eden devlet, dün akşam Uludere'de yaptığı katliamla artık sabrımızı taşırmaktadır." Dernek, operasyonların derhal durdurulmasını istedi.

'KATLETMEKLE BİTİREMEZSİNİZ'

Mücadele Birliği Platformu, Kürt halkının özgürlük mücadelesinde yine kitlesel katliamlara başvurulduğunu belirtti.

Kürt halkını "kaçak"çılığa sevkeden devletin, "kaçak"çılardan da rüşvetini almayı ihmal etmediğini belirten Mücadele Birliği, ekledi: "Roboski katliamında da ortaya çıktığı gibi bölgede bulunan alay komutanı 'onlar kaçakçı bilgimiz dahilinde saldırmayın' uyarısı yapmış, onlarca köylünün kim olduklarını bile bile sırf Kürt oldukları için tepelerine bombalar yağdırmıştır."

Açıklamada, "Gün, Kürt ve Türk halklarının birlikte mücadele etme, faşizme başkaldırma günüdür" denildi.

'BOMBALANAN HALKLARIMIZIN GÖNÜLLÜ BiRLİĞİDİR'

Demokrasi ve Özgürlük Hareketi Eşsözcüsü Mahmut Sürmeli, "Türkiye içinde boğulduğu, demokrasiye ve insanlık değerlerine olan mesafesinin artmasına sebep olan savaşta, yeni ölümlerle kuyunun dibine doğru hızla yol alıyor. Hükümetin baskı, imha ve askeri savaş politikaları hızlandıkça ölümler artıyor" dedi.

"Bu kanı durdurun. Siyasi soykırım operasyonlarından vazgeçin" çağrısı yapan Sürmeli, devleti Kürt siyasi hareketi ile görüşme masasına oturmaya, Abdullah Öcalan'a uygulanan tecrite son vermeye çağırdı.

Sürmeli, katliamda yaşamını yitirenlerin yakınlarına sabır diledi, "Halklarımızın başı sağolsun" dedi.

'BU KATLİAMIN HESABINI VERİN'

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) Genel Başkanı Doğan Tarkan, Roboski köyünde savaş suçu işlendiğini belirtti. Tarkan, şöyle dedi: "Genelkurmay bunun hesabını vermelidir. Herkesi 'terörist' ilan ederek sivil katliamlarına siyasi zemin hazırlayan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin derhal istifa etmelidir. Hava Kuvvetleri Komutanı derhal görevinden alınmalı ve hakkında soruşturma açılmalıdır. Şırnak katliamı hakkında sivil yargı derhal soruşturma başlatmalı ve sorumlular yargılanmalıdır."

Barış ortamı sağlanmadıkça, hükümet muhataplarıyla çözüm masasına oturmadıkça, devlet Kürtlerin özgürlüğünü tanımadıkça daha çok sivilin hayatını kaybedeceğini söyleyen Tarkan, "Akan kanı durdurmak, sivillerin yaşamını savunmak için barış isteyen herkes devleti, orduyu ve hükümeti kınamalıdır" dedi.

'SORUMLULAR KOLTUKLARINDA OTURAMAZ'

Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, "Barış taleplerini görmezden gelip on binlerce insanın ölümüne yol açan savaşı sürdürmekte ısrar edenler, kendi topraklarına bomba yağdıranlar, barış isteyen Kürt siyasetçiyi, aydını, gazeteciyi sanatçıyı cezaevlerine dolduranlar, Meclis'ten kendi halklarına karşı savaş kararı çıkaranlar bugün Uludere'de 36 insanımızın ölümünden sorumludur" dedi.

Genelkurmay'ın açıklamasının insan yaşamının "ihtimallere" kurban edildiğini, bir halkın toptan düşman edildiğini gösterdiğini belirten Birol, AKP'nin katliamın sorumluluğunu üzerine alması gerektiğini söyledi. Birol, "AKP şimdi bu katliam hakkında yalanlara sarılmamalıdır, sarılamaz. Katliamın sorumluları hesap vermeli, koltuklarında oturmamalıdır" dedi.

Yaşamını yitirenlerin acısını paylaştıklarını belirten Birol, bu acının hesabının sorulması gerektiğini söyledi.

GÖÇMENLERDEN TEPKİ

Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu, "Libya'da Kaddafi rejimine, Suriye'de Esad rejiminin katliamlarına karşı olduğunu açıklayan ve Esad'ı tehdit ederek katliamları durdurma çağrısı yapan AKP hükümeti kendi ülkesinde ve bizzat kendi sorumluluğunda yaşanan bu katliam konusunda ne uyduracağını dikkatle bekleyeceğiz" dedi.

Katliamı kınayan ATİK, öldürülen insanların ailelerine başsağlığı diledi. ATİK, "Türk devletinin bu insanlık suçunu ve vahşetini en geniş şekilde teşhir ederek, katliamın üstünün örtülmesine izin vermeyeceğimizi, bu vahşete karşı tepkimizi bütün alanlarda sokağa çıkarak göstereceğimizi ilan ediyoruz" dedi.

Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon), "Sömürgeci faşist rejimin dün Uludere'de gerçekleştirdiği sivil halka yönelik katliamı, Kürt ulusuna dönük topyekün savaşın, inkar, imha ve yok etme politikasını tüm hızı ile devam ettiğinin açık göstergesidir" dedi. KCK operasyonlarını hatırlatan AvEG-Kon, "Uludere katliamı ile Kürt halkına yönelik toplu katliamların ve sivillerin hedefte olduğu ilan edilmiştir. AKP devletinin, kirli savaşta, ısrar edeceğinin açık göstergesidir" dedi. AvEG-Kon, Gülen cemaatinin "Kürtleri yok edin" çağrısının uygulanacağı mesajı verildiğini belirterek, "Sömürgeci faşist Türk devletinin, Kürt halkının haklı ve onurlu mücadelesini boğmaya çalışmasına müsaade etmeyelim" dedi, halka inkar ve imha politikalarına karış durma, devletten hesap sorma çağrısı yaptı.

Kaynak: ETHA

Katliam protestosuna gazlı saldırı

Uludere Katliamı'nı Taksim'de protesto eden yüzlerce kişiye polis gaz bombaları ve tazyikli su ile müdahale etti.


Uludere Katliamı'nı protesto etmek amacıyla yüzlerce kişi Taksim'de toplandı, Başbakan, İçişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın istifasını istedi. Açıklamanın ardından sloganlarla Tarlabaşı Bulvarı'na doğru yürüyen kitleye, polis gaz bombaları ve tazyikli su ile saldırdı. Çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Barış ve Demokrasi Partisi ile Halkların Demokratik Kongresi'nin çağrısıyla yüzlerce kişi Taksim Meydanı'nda toplandı. Tarlabaşı Bulvarı, İstiklal Caddesi ve Taksim Meydanı'nı abluka altına alan polis, kimlik kontrolleri yaptı, Taksim Anıtı'nın çevresini de yayalara kapattı. Ancak kitle polisin engellemesine rağmen Taksim tramvay durağında toplandı. Zaman zaman polis müdahalesine rağmen eylemini sürdüren kitle, Uludere halkının yalnız olmadığını duyurdu, hükümetin ve Genelkurmay Başkanı'nın istifasını istedi.

'BİRLİKTE YAŞAMANIN KOŞULLARI ORTADAN KALKIYOR'

Burada açıklama yapan BDP İl Eş Başkanı Asiye Kolçak, "Bir kez daha insanlığın katledildiğine irkilerek tanık olduk. Uludere Katliamı Türkiye'nin geldiği noktayı ve nasıl bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Bu vahşetler bu ülkede birlikte yaşamanın koşullarını hergün biraz daha olanaksız hale getiriyor" dedi.

"Kazan Vadisi ile başlayan vahşet dozajını artırarak devam ediyor" diyen Kolçak, şöyle konuştu: "Kime ait oldukları belirlenemeyen kömürleşmiş onlarca insan bedeni hala Malatya ve İstanbul'da bir insanlık ayıbı olarak bekletilmektedir. İnsanlığını kaybetmiş olanlar yoksul Türkiye halklarının emeğini, en gelişmiş silahlara harcayarak insanları katletmekte, bizim de insanlığımızı yitirmemizi sağlamaktadır. Buradan tüm insanlığa sesleniyoruz, öldürülen aslında bütün insanlıktır. Birlikte yaşama koşullarımız tümden bitirilmeden hep birlikte bu vahşete dur diyelim."


'ÖZGÜRLÜK İSTEMİMİZİ BİTİREMEZSİNİZ'

Başbakan'a da seslenen Kolçak, "Katliamcı uygulama ve ezme konseplerinizle özgürlük istemlerimizi bitiremeyecek, yok edemeyeceksiniz. Geçmişte katliamlar yapanlar bugün nasıl lanetle anılıyorsa, sizler de gelecekte başta kendi çocuklarınız olmak üzere tarih önünde lanetle anılacaktır. Türkiye Cumhuriyeti'nin katliamlar tarihine, cemaat fetvalı AKP eliyle yeni bir halka eklenmiştir. Unutulmamalıdır ki, yalan ve zulüm üzerine kurulu bir düzen eninde sonunda yıkılmaya mahkumdur. Biz Kürtler, bu coğrafyadaki vicdanını kaybetmemiş diğer halklar ile birlikte bu vahşete dur diyeceğiz. Bizler ölümleri, katliamları durdurmak için gerekirse ölmeye hazırız" diye konuştu.

BDP İl El Başkanı Asiye Kolçak, medyayı da eleştirerek, "1990'lardaki vahşet karşısında silik bir tavırla sessiz kaldınız. Şimdi de benzer bir sınavdan geçiyorsunuz. Artık buna sessiz kalmayın, kalemlerinizi barış, özgürlük ve adalet için kullanın" dedi.

Blok Milletvekili Ertuğrul Kürkçü de yaptığı açıklamada, "Hepimiz gözlerimizle gördük, kulaklarımızla duyduk, 38 günahsız insan, avcı uçakları tarafından bombalanarak öldürüldüler. Şimdi hükümete soruyoruz. Dünyanın başka ülkelerindeki vahşete karşı meydan okuyan hükümetimiz, kendi halkının kendi askerleri tarafından bombalanması karşısında kimi çağıracaktır?" diye sordu.

'ASIL TERÖRİST DEVLET'

"Masum insanların bu şekilde öldürülmesi asla kabul edilemez" diyen Kürkçü, "Bu olayı kaza olarak görmüyoruz. 38 insanı kaza ile öldürmenin açıklaması var mıdır? Genelkurmay Başkanı, İçişleri Bakanı ve Başbakan bütün olanlardan sorumludur. Çünkü savaşın kapısını açan ölümün kapısını açar" diye konuştu. Kürkçü, "Bence bu olayda bir tek terörist var. O da devlettir" dedi.

Blok Milletvekili Levent Tüzel de, "Bu açık bir insanlık suçudur, gözgöre yapılmıştır. Bize şunu göstermiştir, hükümetin Kürt sorununu yaklaşımı yanlıştır, çözümsüzdür, insanların canına mal olmaktadır. Bu katliamın birinci dereceden sorumlusu olan İçişleri Bakanı'nın 'terörle mücadele' diye söyledikleri herkesi tehdit etmektedir" diye konuştu.

YÜZLERCE KİŞİ TARLABAŞI'NA YÜRÜDÜ

Açıklamaların ardından yüzlerce kişi Tarlabaşı Bulvarı'na doğru yürüyüşe geçerek, protestosunu sürdürdü. Çevik kuvvet ise kitleye arkadan gaz bombaları ve tazyikli su ise saldırdı. Tarlabaşı tarafındaki ara sokaklara çok sayıda gaz bombası atıldı. En az 30 kişi gözaltına alınırken, çok sayıda kişi de yaralandı.

Kaynak: ETHA

Ciddi, Planlı, Hesaplı Bir "Gaf"

Sanatçılar, “Şiirle ve resimle de teröre destek olunabilir” diyen İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’i kınadı; “İktidar sahiplerini akıl tutulmasından kurtulmaya davet ediyoruz” dedi.



Sanatçılar, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in "terör" tanımını "Resim yaparak, tuvale yansıtmaya" kadar genişleten konuşmasına tepki gösterdi.

Barış İçin Sanat Girişimi'nin çağrısıyla çeşitli alanlardan sanatçılar bugün Maya Sahnesi'nde buluştu.

Kardeş Türküler'den Fehmiye Çelik, sanatçıların ortak imza attığı metni okumaya geçmeden önce, bugün 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan Şırnak/Uludere'deki saldırı hakkında konuşuldu. Duyulan üzüntü dile getirildi.

Deliller: Sahne, perde, boya, fırça

Çelik konuşmasına, Şahin'in sözlerini "gaf" olarak nitelendirmenin yanlış olduğunu ifade ederek başladı.

"Bu yaklaşımın ciddi, planlı ve hesaplı olduğunu düşünüyoruz. Sanatçılara yönelik tehdit, baskı ve hedef gösterme girişimi olarak okunması gereken bu yaklaşım, 'devlet'ten farklı düşünen herkesi 'terörist' olarak yaftalamaktadır" diyen Çelik şöyle devam etti:

"Devletten beklentimiz bulundukları her yerde kendi ifadeleriyle "İstanbul, İzmir, Bursa, Viyana, Londra, Washington"da terörist düşünür ve terörist sanatçı arayacaklarına, savaş politikalarını gözden geçirmeleri ve barış isteyen kesimleri tehdit etmeyi bırakmalarıdır"

Jülide Kural, Koray Çalışkan, Şebnem Sönmez, Derya Alabora, Jülide Kural, Mustafa Avkıran, Beral Madra, Sezai Sarıoğlu, Pınar Sağ,  Yusuf Çetin, Kardeş Türküler, Tülin Özen gibi isimlerin imzasıyla sunulan metinde üç yıldır devam eden Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonlarına değinildi.

"Bizler bahçe değiliz"

Çetin şöyle devam etti: "Son dalgada haberciler ve muhalif basın hedef alınmış; kâğıtları, kalemleri, bilgisayar çıktıları 'suç' unsuru olarak kaydedilmişti. Sanatçılara yönelik yapılacak operasyonlarda 'ele geçecek' sahne, perde, bendir, gitar, tuval, fırça, boya, kalem gibi 'suç aletlerini' toparlamak için çok çalışmaları gerekecek."

"Bizler bahçe değiliz" diyen sanatçılar, "Arka bahçe hiç değiliz. Çatışmaları sona erdirmek, çocukların ölmesini, daha fazla kan akmasını engellemek isteyenleriz. Savaşla, savaş politikası ve savaş diliyle tüm toplumun çok önemli şeyler kaybedeceğini bilenleriz" diye konuştu.

Sanatçılar, İçişleri Bakanı'nı kınadı ve iktidar sahiplerini akıl tutulmasından kurtulmaya davet etti.

"Ortaçağ karanlıklarından itibaren, sanatçı ve düşünürleri suçlu sayıp, suçlu ilan eden anlayışların bugünkü tezahürü olan İçişleri Bakanı'nın açıklamalarını kınıyor ve iktidar sahiplerini akıl tutulmasından kurtulmaya davet ediyoruz."

Toplantıdan sonra Beral Madra söz alarak, İçişleri Bakanı'nın sözleriyle Nazi iktidarının sanata dair söylemlerinin benzeştiğini ifade ederek, yaşananların uluslararası arenaya taşınması gerektiğini belirtti.

Pınar Sağ, sosyalist basın ve Kürt basının baskı altında olduğunu ve sıranın sanatçılara geldiğini söylerken, Yusuf Çetin, "Sadece sanatçıya dokununca sanatçı ayağa kalkmamalı. Ortada bir hak ihlali var; ayağa kalkmak zorunluluktur. Bu baskıyı durdurmanın tek yolu örgütlü olmaktır" dedi.

Şahin'in istifaya çağrılmasının gerekli olduğu konusunda fikir birliğine varan katılımcılar, önümüzdeki günlerde istifa çağrısı yapma konusunda çalışma yapılacağını söylediler.

Destek veren bazı isimler

Metin Üstündağ, Fehat Tunç, Ahmet Telli, Orhan Aydın, Cüneyt Ceneboyan, Ali Akay, Babazula, Bajar, Kemal Kahraman, Metin Kahraman, Murat Meriç, Kenan Çimen, Canan Şahin, Züleyha Orhan, Pınar Sağ, Kazım Öz, Görkem Yeltan, Şebnem Sönmez, Derya Alabora, Özcan Alper, Yusuf Çetin, Babazula, Celal Çimen, Erbatur Çavuşoğlu, Tiyatro Boğaziçi, Koray Çalışkan İlkay Akkaya, Yasemin Göksu, Mercan Erzincan, Tolga Sağ, Türkiye Yazarlar Sendikası, Önder Kızılkaya, Nur Sürer, Harun Tekin, Tülin Özen, Derviş Zaimoğlu ve Grup Yorum.

Kaynak: Bianet

Erkekler Kasımda 19 Kadın Öldürdü

bianet'in çetelesine göre erkekler Kasımda 19 kadın, üç erkek ve iki çocuk öldürdü. 20 kadını yaraladı, 10 kadına tecavüz etti, 12 kadını taciz etti, altı çocuğu istismar etti.

bianet'in yerel ve ulusal gazetelerden ve ajanslardan derlediği haberlere göre erkekler Kasımda 19 kadın, üç erkek ve iki çocuk öldürdü. Fail erkeklerden ikisi cinayetten sonra intihar etti, biri polise teslim oldu.

Kasımda erkekler 20 kadını yaraladı, 10 kadına tecavüz etti, 12 kadını taciz etti, altı çocuğu istismar etti.

2011'in ilk 11 ayında 245 kadın öldürdü, 103 kadına tecavüz etti.

Cinayet

Erkekler Kasım ayında 15 ilde 19 kadın, üç erkek ve iki çocuk öldürdü, bir erkek karısını öldürmeye teşebbüs etti. İki erkek cinayetten sonra intihar etti, biri polise teslim oldu.

Kadınları en çok kocaları öldürdü. Yedi erkek karısını, üç erkek çocuğunu, bir erkek imam nikahlı karısını, bir erkek eski karısını, bir erkek kardeşini, bir erkek gelinini, bir erkek eski sevgilisini, bir erkek sevgilisini, bir erkek annesini, bir erkek komşusunu, bir erkek kuzenini öldürdü.

10 kadın ateşli silahlarla (altısı av tüfeği, üçü tabanca, biri pompalı tüfek), yedi kadın bıçakla, bir kadın odun kesme makinesiyle öldürüldü. Sevgilisi tarafından bıçakla öldürülen kadının koruma talebinde bulunduğu ancak evli olmadığı için korunmadığı ortaya çıktı.

En çok kadın katli Antalya'da yaşandı. Cinayetlerin olduğu şehirler Adana (2), Ankara, Antalya (3), Antep, Balıkesir, Bursa, Denizli (2), Diyarbakır, İstanbul, İzmir (2) , Konya, Kütahya, Maraş, Mersin ve Tekirdağ.

Katillerin yaşları 17-76, öldürülen kadınların yaşları18-62 arasında değişiyor.

Ayrıca aile içi şiddete maruz kalan bir kadın kayınvalidesini, iki kız çocuğu babasını, öldürdü. Bir kadın kendisine tecavüz eden kocasını öldürdü. Bir kadın kocasının şiddetinden kurtulmak için intihara teşebbüs etti.

Şiddet - Yaralama

Kasımda erkekler 12 ilde 20 kadını yaraladı. En çok şiddet İzmir'de yaşandı. Erkek şiddetinin yaşandığı şehirler Adana (2), Bartın, Bursa (2), İstanbul (3), İzmir (4), Kayseri, Konya, Manisa, Muğla, Samsun (2), Van ve Zonguldak.

Kadınlar en çok kocalarından şiddet gördü. 11 kadın kocasından, üç kadın eski kocasından, biri babasından, biri damadından, biri kayınpederinden, biri sevgilisinden, ikisi tanımadıkları erkeklerden şiddet gördü.

Erkekler Kasımda 12 kadını dövdü, altı kadını kesici aletlerle, iki kadını ateşli silahlarla yaraladı. 10 kadın hastaneye kaldırıldı, beş kadın kocasından şikayetçi oldu, bir kadın sığınmaevine yerleştirildi. Kocasının şiddetine uğrayan bir kadın felç oldu, bir kadın kör oldu.

Tecavüz

Kasımda erkekler sekiz ilde 10 kadına tecavüz etti. Beş kadın tanımadığı erkeklerin, ikisi eski kocasının, ikisi sevgilisinin, biri boşanma davası süren kocasının tecavüzüne uğradı. Tecavüze uğrayan kadınlardan biri intihar etti.

En çok tecavüz Samsun'da yaşandı. Tecavüzün gerçekleştiği iller, Samsun (3),  Adana, Bursa, Çanakkale, Erzurum, İstanbul, Kocaeli ve Tunceli.

Taciz- Cinsel şiddet

Kasımda erkekler dört ilde 12 kadını taciz etti. En çok taciz İstanbul'da yaşandı. Vakaların yaşandığı iller Aydın (2), Bursa(2), İstanbul (4) ve Samsun.

Dört kadın evlerine satış bahanesiyle ya da zorla giren erkeklerin taciz ve şiddetine maruz kaldı. Kadınlar hastanede, sokakta, otobüs durağında, otoparkta ve saunada tacize uğradı.

Tacizcilerin yaşları 22 ile 53 arasında değişiyor.

Çocuk istismarı

Kasımda beş ilde altı çocuk istismara uğradı. Çocuk istismarı vakaları Adana (2), Ankara, Denizli, Samsun ve Tokat'ta yaşandı.

Çocukları istismar edenlerin yaşları 25 ile 71, çocukların yaşları 11 ve 20 arasında değişiyor.

Bölgelere göre

Kasımda 28 ilde 65 kadına yönelik şiddet, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, tecavüz, yaralama ve çocuk istismarı vakası yaşandı. En çok şiddet Marmara bölgesinde gerçekleşti.

65 vakadan 19'u Marmara, 14'ü Ege, 12'si Akdeniz, 10'u Karadeniz, beşi İç Anadolu, üçü Doğu anadolu ve ikisi Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşandı.

En çok vakanın yaşandığı şehirler ise İstanbul (9), Adana (7), Samsun (7), İzmir (6) ve Bursa (6).

Kaynak: Bianet

Erkek şiddetine dair çetelenin tam metnine ulaşmak için tıklayın .

Kasım'daki kadın mücadelesi ile ilgili habere ulaşmak için tıklayın.

Sirk ayıları yanarak öldü

Ankara'da sirk hayvanlarının tutulduğu belediyeye ait barınakta çıkan yangında dumandan zehirlenen 9 ayı öldü.


Gece saatlerinde Yenimahalle'deki ASKİ Spor Salonu'nda ''Büyük Ankara Sirki" hayvanlarının tutulduğu barınakta yangın çıktı. İtfaiye ekiplerinin müdahale ettiği yangında, 9 ayı dumandan zehirlenerek öldü.

Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı yetkilileri, olay yerinde incelemelerde bulundu. Ankara Büyükşehir Belediyesi BELYA Genel Müdürü Avni Kavlak, yangının neden kaynaklandığını henüz bilmediklerini ve itfaiye raporunun çıkmasını beklediklerini söyledi.

'BİZ YER VERDİK, SORUMLULUK SAHİPLERİNDE'

Kavlak, "Sirk hayvanları Ankara'ya ilk geldiğinde barınmaları için yer tahsis ettik. Bundan sonraki bakım, yeme-içme içmelerine ilişkin sorumluluk hayvanların sahiplerine aittir. Yangın elektrik kontağından mı, sigara izmaritinden mi neden çıkmış henüz bilmiyoruz. Ayıların kaldığı bölümdeki suntalar alev almış, içerdeki hayvanlar da dumandan etkilenmiş. Biz de çok üzüldük'' diye konuştu. Kavlak, ''Büyük Ankara Sirki''nin hafta sonu yapılacak gösterilerinin devam edeceğini, bir sorun olmadığını sözlerine ekledi.

AA
Kaynak: Radikal

Vicdani Retçi Delice İçin Hastane Karar Verecek

Muhammet Serdar Delice'nin tutukluluk halinin devamına karar verilirken, üç haftayı geçmemek şartıyla askerliğe elverişli olup olmadığının belirlenmesi için askeri hastane tarafından adli gözlem yapılması istendi.


29 Kasım'da "firar suçu" işlediği gerekçesiyle tutuklanarak Kasımpaşa Askeri Cezaevi'ne gönderilen, 24 Aralık'ta da Malatya Askeri Cezaevi'ne sevk edilen vicdani retçi Muhammet Serdar Delice'nin yargılanmasına bugün başlandı.

Malatya Askeri Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkan Delice'nin tutukluluk halinin devamına karar verilirken, üç haftayı geçmemek kaydıyla adli gözlem altında tutulması ve bir sonraki duruşmanın 20 Ocak 2012'ye ertelenmesi kararlaştırıldı.

"Hastane karar verecek"

Avukat Tayfun Çakır, Muhammet Serdar Delice'nin bu karar uyarınca üç haftayı geçmemek şartıyla askeri hastaneye sevk edilerek, burada psikiyatri uzmanı eşliğinde cezai ehliyetinin olup olmadığına ve askerliğe elverişli olup olmadığına karar verileceğini söyledi.

Muhammet Serdar Delice 24 Şubat 2010'da askerlik yaparken götürüldüğü Malatya Askeri Hastanesi'nden firar ederek İstanbul'a gitmiş ve İnsan Hakları Derneği'nde (İHD) süzenlediği basın toplantısında vicdani reddini açıklamıştı.

27 Kasım 2011'de yakalanarak Kasımpaşa Askeri Cezaevi'ne götürülen Delice, burada işkence gördüğünü ifade ederek açlık grevi eylemi başlatmış, 24 Aralık cumartesi sabahı, firar etmesiyle ilgili yargılamanın yapıldığı Malatya'ya sevk edilmişti.

Avukat Tayfun Çakır, Delice'nin askerden firar ettiği 24 Şubat 2010 ile 27 Kasım 2011 tarihleri arasında askerliğe elverişli olup olmadığının araştırılacağını ve buna göre kendisine "çürük raporu" verilip verilmeyeceğinin kararlaştırılacağını söyledi.

"'Çürük' ara formülü"

"Vicdani retçiler 'firar' ettikleri gerekçesiyle tutuklanıp cezalandırıldıktan sonra kışlaya götürülüyorlar. Burada da üniforma giymeyince bu sefer 'emre itaatsizlik' gerekçesiyle tekrar cezalandırılıp cezaevine gönderiliyorlar ve bu kısır döngü bu şekilde sürüyor" diyen Avukat Çakır, bunun önüne geçilmesi için "askerliğe elverişli değildir" raporu verilerek bir "ara formül" uygulandığını ifade etti.

Çakır, bu kişilerin "askerliğe elverişli değildir" denilen dönem öncesinde işlediği suçlar varsa, o suçlardan ceza aldığını sözlerine ekledi.

Kaynak: Bianet

'İstanbul'u ve yaşamı savunmak için'

3. Köprü Yerine Yaşam Platformu, 3. köprü projesi ihalesinin yapılacağı 10 Ocak 2012 tarihinde “İstanbul'u ve yaşamı savunmak için” Ankara'da olacak.


İstanbul halkının ve bilim insanlarının yıllardır “hayır” dediği ve 3. rant köprü projesi olarak adlandırdıkları 3. köprü için 10 Ocak 2012 tarihinde ihaleye gidiliyor. 3. Köprü Yerine Yaşam Platformu, ihalenin yapılacağı 10 Ocak günü, "İnsanca bir yaşam, yaşanabilir bir İstanbul' şiarıyla Ankara'ya yürüyecek.

3. Köprü Yerine Yaşam Platformu, 3. rant köprüsünü de kapsayan Kuzey Marmara Otoyolu Projesi ihalesinin 10 Ocak 2012 tarihinde yapılacağını açıklayan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'a, "Yaşam ihaleye çıkartılamaz. AKP'nin 'İstanbul cinayetine tam teşebbüs' suçunu işlenmesine engel olmak için, 10 Ocak 2012 Salı günü suç mahallinde olacağız" dedi.

'İNSANCA BİR YAŞAM İÇİN'

"Bizim teklifimiz çok açık: İnsanca bir yaşam, yaşanabilir bir İstanbul için köprü değil orman, köprü değil su, köprü değil toplu ulaşım istiyoruz" diyen platform sekretaryası, tüm yaşam savunucularını, 10 Ocak 2012 Salı günü Ankara'da Karayolları Genel Müdürlüğü önünde yapacakları eyleme çağırdı.

1992 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Erdoğan'ın 'İstanbul’a karşı cinayet' olarak nitelendirdiği 3. köprü projesi, 19 yıl sonra Başbakan Erdoğan tarafından büyük bir ustalıkla gerçekleştirilmek istenildiği belirtilen açıklamada, AKP'nin tek bir kıblesinin rant ve yağmacılık olduğunu söyledi.

Erdoğan'ın 'çevreci' olduğunu iddia etmesini de eleştiren platform sekreteryası, Erdoğan zihniyetinin çevreciliği HES’lerle, köprü projeleriyle, termik ve nükleer santral projeleriyle tüm su kaynaklarını, tarım alanlarını ve ormanlık alanları şirketlerin yağmasına açmakla nasıl bir 'çevreci' olduğunu belli ettiğini dile getirdi.

'3. KÖPRÜ YIKIM PROJESİDİR'

İstanbul’un trafik sorununu çözeceği yalanıyla gündeme getirildiğini söyleyen platform, '3. Köprü projesi için belirlenmiş olan yerlerin İstanbul’un son doğal varlıklarını, ormanlık alanlarını, tarım alanlarını ve su havzalarını sermayenin işgaline açtığını vurguladı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İBB tarafından, 'Yeni İstanbul' ve 'Kanal İstanbul' projeleriyle kentleşmeyi daha da kuzeye kaydırarak, yoksul mahallelere dönük yıkım saldırılarının hızlandıracağını belirtildi.

'3. KÖPRÜ HUKUK DIŞIDIR'

AKP'nin tüm hukuksal engelleri yok sayarak cinayeti işlemeye çalıştığını söyleyen platform sekretaryası, 1/100 binlik İl Çevre Düzeni Planı’nda, şehrin böyle bir projeye ihtiyacı olmadığı ve yapıldığı takdirde kente ve doğaya telafisi mümkün olmayacak zararlar vereceği yönündeki raporları dikkate almadan plan tadilatı yaptığını belirtti. Yapılan bu projeyle AKP’nin “ileri demokrasi” söyleminin, demokrasi ve hukuk açısından ne anlama geldiğini bir kez daha kanıtladığını söyledi.

"Ormanlarımızı, mahallelerimizi, su havzalarımızı ve yaban hayatını, kısacası yaşamı savunmak ve AKP’nin 'İstanbul cinayetine tam teşebbüs' suçunu işlenmesine engel olmak için, 10 Ocak 2012 Salı günü suç mahallinde olacağız" denilen açıklamada, 10 Ocak günü Ankara'da yapılacak eyleme, insanı ve yaşamı savunan herkes davet edildi.

Kaynak: ETHA

Gazetecilerin tutuklanmasına itiraz edildi

Savunma Avukatları, gazetecilerin tutuklanmasına itiraz etti, "Bizler bu haksız ve hukuksuz uygulamanın derhal son bulmasını, esaret altındaki özgür basın emekçilerinin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" dedi.


"KCK Operasyonu" adı altında yapılan siyasi operasyonlar kapsamında gözaltına alınarak tutuklanarak gazetecilerin avukatları, tutuklamaya itiraz etti.

İtiraz öncesinde adliye önünde açıklama yapan avukatlar ve gazeteciler, tutuklu gazetecilerin bir an önce serbest bırakılmasını istedi. Savunma Avukatları adına açıklama yapan Emine Şeker, gazetecilerin yaptıkları iş nedeniyle sorgulandığını belirtti, "Basın emekçileri, Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu milletvekili adaylarının çalışmalarını takip ettikleri için, birbirlerine haber aktarımı yaptıkları için, haber amaçlı yurtdışına çıktıkları için özcesi gazetecilik görevlerini yaparak, ötekilerin ve ezilenlerin gerçeklerini bu ülkenin gerçeklerini yansıttıkları için tutuklanmışlardır" dedi.

Operasyonların hükümet talimatıyla gerçekleştiğini söyleyen Avukat Şeker, "İktidara geldiği günden beri basın üzerindeki tahakküm oluşturan, gazetecilere ve köşe yazarlarına hakaret eden Başbakan, yandaş medyasının kirli propagandarıyla tüm basını susturmuş, susmayanları ise emri altındaki özel yetkili savcılara talimat vererek susturmaya çalıştırmıştır" diye konuştu.

'SIRA KİMDE?'

"Acaba sıra kimde?" diye soran Şeker, şöyle konuştu: "İçişleri Bakanı'nın vahim açıklamalarına bakılırsa, sıra artık sanatçılara, edebiyatçılara, üniversitelere gelmiş durumda. Yani resmi ideolojiden bağımsız davranan herkes bu hedefte gözüküyor. Daha dün Kürt siyasetçilerini katledenler, Özgür Ülke Gazetesi'ni bombalayanlar, gazetecileri fail meçhul cinayetlerle katledenler, bugün aynı gelenekten gelen özgür basın emekçilerini şafak operasyonlarıyla esaret altına alarak adeta toplama kampına görütürür gibi toplu tutuklamalar yapmaktadır. Siyasi iktidarın demokratik muhalefete ve özgür basına tahammülsüzlüğü özel yetkili mahkemeler eliyle bir intikam algısı içerisinde sisteme ve iktidara muhalif basın yayın organlarını susturmaya yönelik tutuklamalarla kendini göstermiştir."

Avukat Şeker, dosyadaki gizlilik kararına da dikkat çekti, "Esasen hiçbir suç delili içermeyen dosyaların bu yetersizliği gizlenmek istendiğinden gizlilik kararı koyularak, uydurma girli deliller ve siyasi saiklerle soruşturmalar yürütülmekte, basın faaliyetleri dışında başka bir şey yapmayan insanlar, AKP iktidarının kafasındaki KCK şablonunu tamamlamak için tutuklanmaktadır" dedi.

Avukat Şeker, son olarak şöyle konuştu: "Bizler bu haksız ve hukuksuz uygulamanın derhal son bulmasını, esaret altındaki özgür basın emekçilerinin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz."

'SİYASİ SOYKIRIM OPERASYONU'

Eyleme BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, Mardin Milletvekili Erol Dora ve Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu da katıldı. Milletvekilleri adına açıklama yapan Tuncel, gazetecilerin tutuklanmasını "siyasi soykırım operasyonları"nın bir parçası olarak değerlendirdi. Tuncel şöyle konuştu: "Bütün bunların nedeni, Türkiye'de yaşanan Kürt sorunudur. Kürt sorunu çözülmediği sürece de ne yazık ki hem askeri operasyonlar, hem de siyasi operasyonlar devam edece benziyor. Bu sabah yine bir katliam haberiyle uyandık. Bu katliamı da kınıyorum."

Genelkurmay'ın Uludere katliamı ile ilgili açıklamasını hatırlatan Tuncel, "Genelkurmay, dağlarda gezerseniz, öldürülürsünüz, demek istiyor" dedi.

Tuncel, "AKP hükümeti yıllardır denenmiş zor, baskı ve asimilasyon politikamarını güncelleştirerek devam ediyor" diye konuştu. Son olarak da tutuklu gazetecilerin derhal özgürlüklerine kavuşturulmasını istedi.

Kaynak: ETHA

İmha operasyonlarını durdurun!

Devletin Kürtlere yönelik imha operasyonlarının bugünlük bilançosu; çoğunluğu lise öğrencisi 36 ölü.

Türk Silahlı Kuvvetleri F-16 savaş uçakları, dün akşam saatlerinde Şırnak'ın Uludere İlçesi'ne bağlı Ortasu Köyü'nde Federal Kürdistan Bölgesi sınırı yakınlarında kaçakçılık yapan 50 kişinin köye geri dönüşü sırasında bölgeyi bombardımana tuttu. Saldırı sırasında çoğunluğu 17-20 yaşları arasında lise öğrencisi 35'in üzerinde köylü feci şekilde yanarak can verdi.

Devlet "Kürt açılımı"nı ilan ettiğinden bu yana, kan, gözyaşı ve tutuklanmalar bitmek bir yana dursun, ölümler, baskılar ve devlet terörü katbekat daha da arttı. Demokratikleştirme ilüzyonu altında imha politikasının çeperini daha da genişleterek binlerce insanı hapse atmaya ve askerî operasyonlarının şiddetini arttırmaya devam eden devlet, dün akşam Uludere'de yaptığı katliamla artık sabrımızı taşırmaktadır.

Bu katliama sessiz kalan ve ordunun suç ortaklığını yapan medyayı, yaptığı pişkince açıklamayla saldırıyı üstlenen Genelkurmay Başkanlığı'nı ve askerî-siyasî imha operasyonlarında inat eden devlet erkanını kınıyoruz.

Yeter Artık! Operasyonlar Durdurulsun!

Kürt halkı yalnız değildir!

Yeryüzüne Özgürlük Derneği

DUYURU: BDP İl Örgütü'nün bugün saat 16.00'da Taksim tramvay durağında yapacağı protestoya Yeryüzüne Özgürlük Derneği olarak bizler de katılacağız ve Kürt halkını bu zulüm çemberinde yalnızlığa terk etmeyeceğiz.

T.C.'nin kendi vatandaşına uyguladığı katliam, İstanbul'da protesto edilecek

Şırnak'ın Uludere ilçesinde hava saldırısıyla gerçekleştirilen katliam, İstanbul'da protesto edilecek.

BDP İl Örgütü, bugün saat 16.00'da Taksim tramvay durağında açıklama yapacak.

Kaynak: ANF

Uludere katliamındaki gelişmeler

Türk ordusu bugün bir kez daha Kürtleri katletti. Uludere'nin Ortasu (Roboski) köyü sınır noktasında savaş uçaklarının bombardımanı sonucu çoğu lise öğrencisi 35 kişinin cenazesine ulaşıldı. 17 kişinin ise kayıp olduğu haberleri geliyor.

F-16 savaş uçaklarının Şırnak'ın Uludere İlçesi'ne bağlı Ortasu (Roboski) Köyü'nde köylüleri bombardımana tutmasının ardından yetkililer halen sessizliğini korurken, son dönemlerde basında sıkça yer alan "devlet HPG'lilere merhametli davrandı" sözlerinin nasıl da gerçeği yansıtmadığını, köylülerin bile nasıl bombardıman sonucu katledildiği bir kez daha ortaya çıktı.

24 Aralık günü Şırnak Valiliği'nin Cudi Dağı’nda HPG'lilere yönelik başlattığı operasyonun ardından yaptığı açıklamada, "Halkın sağladığı bilgiler doğrultusunda operasyonun gerçekleştirildiğini belirtmesi ve halkın devletin yanında yer aldığını söylemesinden" hemen sonra devletin uçaklarının 17-20 yaş arasında onlarca gencin üzerine bombalar yağdırması dikkat çekti. Özellikle Kazan Vadisi'nde meydana gelen ve 36 HPG'linin yaşamını yitirdiği olaydan sonra ortaya çıkan kimyasal silah kullanıldığı yönündeki iddiaların ardından her operasyon sonrası, "İnsani temelde ordunun HPG'lileri öldürmeye değil yaşatmaya dönük bir çaba sergilediği" gibi açıklamalarda bulunan devlet yetkilileri ve bu tür haberlere geniş yer veren basının, Şırnak'ın Uludere İlçesi Robosko köyü'nde gece saatlerinde meydana gelen olaya ilişkin hiçbir açıklama yapmaması dikkat çekiyor.

Özellikle Fethullah Gülen'in basına yansıyan "Onların altlarını üstlerine getir, birliklerini boz, evlerine ateş sal, köklerini kurut ve işlerini bitir" sözlerinin ardından Kazan Vadisi'ndeki olayın gerçekleşmesi yine Ruboski'de kaçakçılık yapan çocukların bedenlerinin paramparça edilmesi, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın "mücadele koordineli yürütülüyor" demeçleri ve basının "görmedim, duymadım, bilmiyorum, bunlar PKK'li mi köylü mü belli değil" gibi haberleri bir kez daha vahim tabloyu gözler önüne serdi.

Her operasyon ve HPG'li kaybının ardından hemen basına açıklamalarda bulunan Şırnak Valisi Vahdettin Özkan'ın şu ana kadar sadece, "olayda 20'den fazla kişinin öldüğü" sözleri dışında açıklama yapmadı.

Katliamdan sadece 3 genç kurtuldu

Ortasu yakınlarında Diyarbakır'dan kalkan 4 savaş uçağı tarafından bombalanan grubun içinden sadece 3 kişinin kurtulduğu öğrenildi.

Ortasu'da savaş uçaklarının bombalaması sonucu aralarında korucu ve ölen korucu çocukları ile öğrencilerin de bulunduğu 35 kişinin hayatını kaybettiği ortaya çıkarken, saldırıda 3 gencin kurtulduğu öğrenildi. Kurtulan 3 kişi can güvenlikleri nedeniyle gizlendikleri bildirildi.

Kaynak: ANF

Dicle Haber Ajansı, katliamdan ilk görüntüleri yayınladı. Ulaşmak için tıklayın.

Türk Savaş Uçakları Sivilleri Bombaladı

MGK toplantısı ardından Uludere'ye bağlı Ortasu (Roboski) Köyünde Türk ordusu savaş uçakları ile katliam gerçekleştirdi. 35 kişinin parçalanmış cenazesine ulaşıldı, ölü sayısının artmasından endişe ediliyor.

Şırnak'ın Uludere (Qılaban) İlçesi'ne bağlı Ortasu (Roboski) Köyü'nde, F-16 savaş uçakları köylüleri vurdu. Federal Kürdistan Bölgesi sınırına yakın bölgede kaçakçılık yapan yaklaşık 50 köylünün saat 21.20 sıralarında köye geri dönüşü sırasında F-16 tipi savaş uçaklarının bombardımanına tutuldu.

Bombardımandan yaralı kurtulan Servet Encü adlı yurttaşın köye gelerek olayı anlattığı ve köylülerin olay yerine gittiği belirtildi. Encü'nün köylülere, "Geri döndüğümüz sırada jetler bizi bombardımana tuttu. Bombardıman sırasında acı bir koku etrafı sardı. Birden insanlar yanarak can verdi. 5-6 kişi bombardımandan kaçarak kayalıkların arasına saklandı. Uçaklar orayı da bombaladı. Hepsi kayalıkların altında can verdi" dedi.

35 KİŞİNİN CESEDİNE ULAŞILDI

Bombardımanda yaşamını yitiren 28 kişinin parçalanmış ve yanmış cenazesine ulaşılırken, çok sayıda köylüden ise haber alınamıyor. Ulaşılan cenazelerin yandığı ve parçalandığı gelen bilgiler arasında.

Zifiri karanlık ve kar nedeniyle köylülerin cenazelere ve yaralılara ulaşmakta zorluk çektiği belirtiliyor.

Köye 15 ambulansın geldiği ve bombardımanda ağır yaralanan M. Ali Tosun ve Serhat Ürek adlı köylülerin Şırnak Devlet Hastanesi'ne kaldırıldığı bildirildi.

CENAZELERE ULAŞILMIYOR

Olayın duyulmasının ardından BDP Şırnak İl Başkanı Baki Sondak ile yöneticileri ve belediye ile il genel meclis üyelerinin köye gitti. Köye gidenler arasında yer alan Şırnak İl Genel Meclis Başkan Vekili Erşet Ediş, köylülerin 30'u aşkın ölüden söz ettiğinisöyledi.

Çok sayıda köylüye de ulaşılamadığını ifade eden Ediş şunları anlattı: "Cenazeler kömürleşmiş. 15 ambulans şuan köye gelmiş. Kardan dolayı arabalar çıkamıyor, köylüler olay yerine yayan gidiyor. Telefonlar çekmiyor. Yaralının anlattığına göre savaş uçakları önce bombalamış. Acı bir koku geldiğini, her tarafı alevlerin sardığını ve cenazelerin yandığını söyledi"

Şu an köyde bulunan BDP Şırnak İl Başkanı Baki Sondak da, "Köylüler, sınırda erzak alıyorlar sınırı geçiyorlar. Sonra bombardımana tutuluyorlar. Napalm bombaları kullanılmış olabilir. Kayalıklar arasında kalan cenazeler var. Cenazelere ve yaralılara ulaşamıyoruz" dedi.

Olayın meydana geldiği bölgede sınır karakolunun bulunduğunu belirten Sondak, askerlerin hiçbir şey olmamış gibi davrandığını ve olaya müdahale etmediğini söyledi. Sondak, köylülerin kendi çabaları ile ölü ve yaralılara ulaşmaya çalıştığını belirtti.

19 KİŞİNİN KİMLERİ BELLİ OLDU

Katliamda cenazesine ulaşılan 19 kişinin isimleri belli oldu. Buna göre yaşamını yitiren köylülerin isimleri şöyle: Özcan Uysal, Nevzat Encü, Salih Encü, Ferhat Encü, Şervan Encü, Osman Kaplan, M. Ali Tosun, Nadir Almak, Yüksel Ürek, Salih Ürek, , Adem And, Hamza Encü, Cemal Encü, Sivan Encü, Bedran Encü, Hüseyin Encü, Selam Encü, Aslan Encü, Celal Encü

TÜRK BASINI GÖRMEDİ

Uludere'deki katliamın üzerinden saatler geçmesine rağmen Türk medyası altyazı olarak bile görmemesi dikkat çekti.

Kaynak: ANF

Bakanlık önünde işçilere saldırı

"İnsanca yaşanacak bir asgari ücret" talebiyle Çalışma Bakanlığı önünde açıklama yapmak isteyen Dev Sağlık-İş üyeleri gözaltına alındı.


Asgari Ücreti Tespit Komisyonu'nun, asgari ücret görüşmelerinin sonu gününde Çalışma Bakanlığı'na yürümek isteyen Dev Sağlık İş üyelerine polis saldırdı, 50 işçi gözaltına alındı.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarının son gününde, hükümetin 19 liralık zam önerisine karşı insanca yaşamaya yetecek bir asgari ücret talep eden işçiler, Bakanlık önünde eylem yapmak istedi. Bakanlığa yürüyen Dev Sağlık- İş Sendikası üyesi işçiler, Bakanlık binası önünde polis barikatıyla karşılaştı.

İşçilere gaz bombalarıyla müdahale eden polis, 50 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında Dev Sağlık-İş Sendikası'nın Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da bulunuyor. Yaralı bir işçi ise hastaneye kaldırıldı.

Kaynak: ETHA

Dünyada bir milyar insan aç

Bağımsız araştırmalar yapan Dünya İzleme Enstitüsü’ne göre Dünya'da yaklaşık 1 milyon insan aç.


Dünya İzleme Enstitüsü, dünyada yaklaşık 1 milyar insanın aç olduğunu bildirdi. Aç insanların çoğunluğunu ise çocuklar oluşturuyor. Enstitü yetkililerinden Danielle Nierenberg, "Yaklaşık 1 milyar insan her gece yatağa aç gidiyor, bu rakam oldukça yüksek" dedi.

Enstütiye göre çoğunluğu çocuk olan yaklaşık 1 milyar insan yetersiz beslenme nedeniyle hayatlarını sürdüremeyecek durumda.

Verilen bilgilere göre her yıl 250 milyon ile 500 milyon arasında çocuk A vitamini yetersizliği nedeniyle kör oluyor ve yarısı 12 ay içerisinde ölüyor.

Beslenememe nedeniyle ise her yıl 5 yaşın altındaki 500 milyon çocuk ölüyor ve Afrika’da her altı saniyede bir çocuk ölüyor.

Sadece ABD’de bir yılda israf edilen 40 milyon ton gıda ise açlıktan ölen 1 milyar insana yetecek miktarda.

Kaynak: ETHA

Devlet hangi tarafta?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, kadına yönelik şiddet davalarına müdahil olma talebinde bulundu. Bakanlık, kadına yönelik şiddetin bir tarafı olduğunu beyan ediyor. Ancak, tek bir günde yaşanan gelişmeler, "Devlet hangi tarafta?" sorusunu sorduruyor: Kadınların mı, şiddet uygulayanların mı?


Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, kadın cinayeti davalarına müdahil olma kararı aldı. Kararın ilk uygulaması ise İzmir'de yaşandı.

Boşanma davası açtığı eşi Hüseyin Civek tarafından 22 yerinden bıçaklanarak öldürülen Selma Civek'in davasına, Bakanlık Hukuk Müşaviri Birsel Kurt bakanlık adına müdahillik talebinde bulundu. Savcı, bakanlığın olaydan mağdur olmadığı gerekçesiyle müdahillik talebinin reddi yönünde görüş beyan etti. Heyet, talebi bir sonraki duruşmada değerlendirecek.

EVLİ DEĞİLSEN KORUMA YOK

Bakanlık müdahillik talebinde bulunadursun, kadına yönelik şiddeti engellemek için bakanlık tarafından hazırlanan yasa tasarısında yer alan, resmi nikah olmadan ilişki yaşayan kadınlara verilen koruma, tasarıdan çıkarıldı.

Ayşe Paşalı, eski eşi tarafından tehdit edildiği için koruma talebinde bulunmuş, ancak "Evli değilsiniz" diye koruma talebi reddedilmiş; Paşalı, İsmail Yetkin tarafından öldürümüştü. Yine geçtiğimiz günlerde, Sema Nur Döndü isimli kadın, sevgilisi tarafından tehdit edilmiş, koruma talebi aynı gerekçeyle reddedilmişti.

POLİSİN GÖZÜ ÖNÜNDE İNFAZ

Öte yandan, kadın cinayetleri devam ediyor. Adıyaman'ın Kahta ilçesinde Hacer A. adlı genç kadın, polisin gözü önünde kardeşleri tarafından öldürüldü. Daha önce evden kaçan ve polis tarafından ailesine teslim edilen genç kadın, dün tekrar Kahta Emniyet Müdürlüğü'ne başvurdu, ailesinin yanındaki eşyalarını almak istediğini beyan etti.

Genç kadın, kendisine refakat eden 3 polis memuruyla birlikte ailesinin yaşadığı eve gitti. Genç kadın erkek kardeşleri Üzeyir A. ve 17 yaşındaki M.A. tarafından öldürüldü. Polisler için henüz bir soruşturma açılmadı.

TECAVÜZCÜSÜYLE EVLENDİRİLDİ

İzmir'de 15 yaşındaki S.F.; İ.B. ve kimlikleri henüz tespit edilemeyen 3 kişinin tecavüzüne uğradı. S.F.'nin hamile olduğunu fark edip durumu ailesine anlatması üzerine, aile S.F.'yi tecavüzcü İ.B.'yle evlendirdi.

Mağdurun yaşadıkları, hamileyken İ.B.'nin fiziksel şiddet uygulamasıyla ortaya çıktı. Karşıyaka Devlet Hastanesi'ne kaldırılan S.F.'nin İ.B.'den şikayetçi olduğu ancak İ.B.'nin emniyet ifadesinin ardından serbest bırakıldığı öğrenildi.

'İKTİDARIN İKİ YÜZÜ VAR'

Sosyalist Kadın Meclisleri Sözcüsü Birsen Kaya, ETHA'ya konuştu, söz konusu gelişmeleri değerlendirdi.

Kadına yönelik şiddetin artarak sürdüğüne dikkat çeken Kaya, bakanlığın yeni bir yasa tasarısı hazırladığını ve kadın örgütleriyle yaptığı görüşmeleri hatırlattı. Kaya, şunları kaydetti: "Devlet, doğrudan, sadece bakanlık eliyle değil, bütünlüklü olarak sorunu ele almalıdır ama almıyor. Bu iktidarın iki yüzü var. Bir kamuoyuna göstermek istediği yüz, bir de gerçek yüzü, gerçekten sorumluluk almayan, muhatap olmayan yüzü var."

'BAKANLIK GÖZ BOYUYOR'

Kaya, Bakanlık'ı eleştirdi, Bakanlık'ın kamuoyunun gözünü boyamaya çalıştığını söyledi: "Bakanlık iyi şeyler yapıyormuş gibi gösteriliyor ama somuta bakmak lazım. Bunun en güzel örneği yasa tasarısıdır. Biz kadın örgütlerinin önerisiyle eklenen 'yakın ilişkide bulunan' ifadesi taslaktan çıkarıldı. Geçtiğimiz günlerde bakanlıkta yapılan görüşmeye Bakan Fatma Şahin katılmadı, yardımcısını gönderdi. Zaten meclise gönderilmiş bir yasa tasarısıyla ilgili görüşerek kamuoyunun gözünü boyamaya amacıyla bir görüşme yapıldı. Bizim sunduğumuz talepler, görüldüğü üzere reddedildi."

'YARGI-DEVLET-ERKEK KOALİSYONU'

Yanında 3 polis varken bir kadının öldürülmesine tepki gösteren Kaya, şunları ifade etti: "Bakanlık müdahillik talebinde bulunuyor ama yargıdaki cinsiyetçi yaklaşım devam ediyor. Kahta'daki olayda da, bir kadın yanında 3 polis varken öldürülüyor. Bununla ilgili soruşturma açılması lazım. Polisin bu ülkede çok fazla yetkisinin olduğunu da göz önünde bulundurursak, kadının öldürülmesi bir soru işaretidir. Yargı-devlet-erkek koalisyonunun ifadesidir."

Kaynak: ETHA

Yine cezasızlıkla kapatıldı

İstanbul 12. Asliye Ceza Mahkemesi, İlkay Taşdemir'in ölümünden sorumlu olan 2 polisi beraat ettirdi. Yargıtay da zaman aşımından davayı düşürdü. Böylece bir gözaltında ölüm davası daha cezasızlıkla sonuçlandı.

Bir gözaltında ölüm davası daha cezasızlıkla sonuçlandı. İlkay Taşdemir adlı gencin Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü'nde ölümü davasında 2 polis beraat ettirildi. Yargıtay da "zaman aşımı dolmuştur" diyerek dosyayı ortadan kaldırdı.

İlkay Taşdemir adlı 20 yaşındaki genç, 6 Ağustos 2002 tarihinde saat 04.50 sıralarında "basit hırsızlık" suçlamasıyla gözaltına alındı. İlk olarak Kadıköy Emniyet Müdürlüğü'ne götürülen Taşdemir, daha sonra Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü Hırsızlık Büro Amirliği'ne götürüldü. Taşdemir'in aynı günün akşamı 5. kattan atlayarak intihar ettiği öne sürüldü.

ELLERİ ARKADAN KELEPÇELİYDİ

Taşdemir'in yanında bulunan polislerin hazırladığı Olay Tutanağı'nda, Taşdemir'in ellerinin arkadan kelepçeli olduğu belirtildi. Tutanakta, şu ifadeler yer aldı: "Şahıs elleri arkadan kelepçeli ve polis memuru İsmail Ağırtan tarafından kolundan tutulmuş vaziyette bulunmakta iken parmak izi uzmanının şahısla ilgili bilgileri içeren evrakları tarafımıza verdiği esnada şahsın aniden elleri arkadan kelepçeli olduğu halde koşmaya başlayarak koridora doğru yöneldiğini fark eder etmez biz görevliler de şahsı yakalamak için koşarken, şahıs koridorda bulunan iki kanadı da açık olan bel seviyesi yüksekliğindeki pencereye yönelmiş, bu yer önüne geldiğinde, şahıs elleri arkadan kelepçeli vaziyette iki ayağı üzerinde pencerenin açık olan yerinden aşağıya sarkmış, ayakları havaya gelmiş, şahıs aşağıya düşerken polis memuru İsmail Ağırtan tarafından şahıs pantolon paçasından tutulmak istendiğinde ağırlığı nedeniyle düşmesine engel olunamamış..."

Olayın ardından aile adına İlknur Taşdemir, 27 Ağustos 2002 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunarak, polislerin "ölüme sebebiyet vermek" ve "işkence sonucu adam öldürmek" suçlarından yargılanmalarını istedi. Ancak Başsavcılık, işkence sonucu ölüm iddiasıyla yapılan başvuruda takipsizlik kararı verdi. Bu karara yapılan itiraz ise kabul edilmedi. "İşkence sonucu ölüme sebebiyet vermek" suçuyla ilgili ise herhangi bir karar verilmedi.

'ADLİ GÖREVİ İHMAL'DEN DAVA AÇILDI

İşkence sonucu ölüm iddiası ile ilgili olarak takipsizlik kararını veren savcı Orhan Erbay tarafından hazırlanan iddianamede ise polisler İsmail Ağırtan ve Murat Demir hakkında "adli görevi ihmal" suçlamasıyla dava açıldı.18 Haziran 2003 tarihinde İstanbul 12. Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılan dava, 25 Nisan 2005 tarihinde iki polis hakkında verilen beraat kararıyla sonuçlandı.

YARGITAY DA 'ZAMAN AŞIMI' DEDİ

Karar, Taşdemir ailesinin avukatları Gülizar Tuncer ve Kadriye Doğru tarafından temyiz edildi. Ancak Yargıtay, "zaman aşımı" gerekçesiyle dosyayı ortadan kaldırdı.

AİHM'E BAŞVURDULAR

Taşdemir ailesinin avukatları Gülizar Tuncer ve Kadriye Doğru, konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşıdı. Avukatlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "yaşam hakkı"nı güvence altına alan 2. maddesi, "adil yargılanma hakkı"nı güvence altına alan 6. maddesi ve "etkili başvuru hakkı"nı güvence altına alan 13. maddesinin ihlal edildiğini belirtti.

Polis nezaretinde kadın cinayeti

Adıyaman'da genç bir kadın, kendisini korumaya gelen polis nezaretinde kardeşleri tarafından öldürüldü.

Adıyaman'da polis nezaretinde kadın cinayeti işlendi.

Adıyaman'ın Kahta ilçesinde, evden kaçtıktan sonra polis tarafından bulunarak ailesine teslim edilen genç kadın, darp ve tehdit edildiği gerekçesiyle, polis nezaretinde ayrılmak üzere geldiği evde, kardeşleri tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

Mustafa Kemal Caddesi üzerinde bulunan iş yerinde, Hacer A. tartıştığı kardeşleri A.K. ve M.K. tarafından bıçaklandı. Ağır yaralanan ve olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından Kahta Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Hacer A., yapılan müdahaleye karşın kurtarılamadı.

Hacer A.'yı koruyamayan polis ekipleri, olayla ilgili olarak Hacer A'nın kardeşleri A.K., M.K., annesi M.K. ile babası O.A'yı gözaltına aldı.

Bir süre önce evden kaçan Hacer A'nın ailesi, kızlarının bulunması için polise başvurdu. Ailenin ihbarı üzerine harekete geçen polis ekipleri, Hacer A'yı, Urfa'da bularak ailesine teslim etti. Hacer A, ailesine teslim edildikten sonra, karakola gelerek, ailesi tarafından darp ve tehdit edildiğini söyleyip şikayetçi oldu.

Polis ekiplerinin nezaretinde eşyalarını almak üzere ailesinin evine gelen Hacer A, babası ve kardeşleri ile tartıştı. Tartışma üzerine evlerinin alt katında bulunan iş yerlerine kaçan Hacer A, buraya gelen kardeşleri M.K. ile A.K. tarafından bıçaklandı.

Sir süre önce evden kaçan Hacer A'nın ailesi, kızlarının bulunması için polise başvurdu. Ailenin ihbarı üzerine harekete geçen polis ekipleri, Hacer A'yı, Şanlıurfa'da bularak ailesine teslim etti. Hacer A, ailesine teslim edildikten sonra, karakola gelerek, ailesi tarafından darp ve tehdit edildiğini söyleyip şikayetçi oldu.

Polis ekiplerinin nezaretinde eşyalarını almak üzere ailesinin evine gelen Hacer A, babası ve kardeşleri ile tartıştı. Tartışma üzerine evlerinin alt katında bulunan iş yerlerine kaçan Hacer A, buraya gelen kardeşleri M.K. ile A.K. tarafından bıçaklandı.

Kaynak: ETHA